5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos

Vaveyla Yazarı: Hanife Y.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 94Şu an: 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos
  1. 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime · Okuduğun bölüm
  7. 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
  8. 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
  9. 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
  10. 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
  11. 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
  12. 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
  13. 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
  14. 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
  15. 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
  16. 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
  17. 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
  18. 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
  19. 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
  24. 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
  26. 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
  28. 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
  30. 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
  31. 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
  32. 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
  33. 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
  34. 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
  35. 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
  36. 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
  37. 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
  38. 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
  39. 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
  40. 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
  41. 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
  42. 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
  43. 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
  44. 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
  45. 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
  46. 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
  47. 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
  48. 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
  49. 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
  50. 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
  51. 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
  52. 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
  53. 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
  54. 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
  55. 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
  56. 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
  57. 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
  58. 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
  59. 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
  60. 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
  61. 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
  62. 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
  63. 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
  64. 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
  65. 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
  66. 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
  67. 67 65. Bölüm1.958 kelime
  68. 68 66. Bölüm1.911 kelime
  69. 69 67. Bölüm1.921 kelime
  70. 70 68. Bölüm2.072 kelime
  71. 71 69. Bölüm1.382 kelime
  72. 72 70. Bölüm1.348 kelime
  73. 73 71. Bölüm1.882 kelime
  74. 74 72. Bölüm1.811 kelime
  75. 75 73. Bölüm1.783 kelime
  76. 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
  77. 77 75. Bölüm1.868 kelime
  78. 78 76. Bölüm1.759 kelime
  79. 79 77. Bölüm1.682 kelime
  80. 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
  81. 81 79. Bölüm1.786 kelime
  82. 82 80. Bölüm1.939 kelime
  83. 83 81. Bölüm2.073 kelime
  84. 84 82. Bölüm1.867 kelime
  85. 85 83. Bölüm1.805 kelime
  86. 86 84. Bölüm2.110 kelime
  87. 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
  88. 88 86. Bölüm1.472 kelime
  89. 89 87. Bölüm2.189 kelime
  90. 90 88. Bölüm1.643 kelime
  91. 91 89. Bölüm1.890 kelime
  92. 92 90. Bölüm1.379 kelime
  93. 93 91. Bölüm: Kaderin Acı Döngüsü2.155 kelime
  94. 94 91. Bölüm2.055 kelime

"Hey Zeynep, kendine gel!" diye fısıldadım kendi iç sesimin sert yankısına tutunarak. Yıllar ne çabuk geçmiş, ne çok şey değiştirmişti... Karşımda duran adamı tanıyamıyordum bile. Ama bunun hiçbir önemi yoktu; ben bu evliliği istemiyordum, hepsi bu kadar. Birazdan onunla baş başa kalacak, gardını düşürecek ve onu bu sevdadan pes ettirecektim. Kararım kesindi.
Zihnimin labirentlerinde kendimle amansız bir mücadeleye girişmişken, derinlerden gelen bir ses beni daldığım kuyudan çekip çıkardı:
"Zeynep... Zeynep..."
Sanki soğuk bir su dökülmüşçesine irkilip gerçek dünyaya döndüm. Harun hemen yanı başımda durmuş, meraklı gözlerle bana bakıyordu.
"Zeynep, burada böyle bekleyecek miyiz?"
Yüzüme anında profesyonel bir nezaket maskesi geçirdim. Kibarlık oyunumu sonuna kadar sürdürmeye kararlıydım. Dudaklarıma sahte ama tatlı bir gülümseme yerleştirip hafifçe kenara çekildim.
"Çok pardon, tabii... Buyurun salona geçin beyefendi."
Harun önümden salona doğru adım atarken, dudaklarının kenarında hınzır bir kıvrılma belirdi. "Beyefendi" hitabım onu belli ki epey eğlendirmişti. Tam o sırada genzimi yakan amansız bir kaşıntı belirdi.
"Ha... Hapşu!"
Kucağımda, görkemli görünmeye çalışan ama canımı sıkan kocaman bir gül buketi vardı. Çiçekleri seviyor muydum? Kesinlikle hayır. Burnum amansızca kaşınmaya devam ederken, daha fazla dayanamayıp elimdeki çiçek buketiyle çikolata kutusunu bulduğum ilk sehpanın üzerine alelacele bıraktım. Ah, şu kapıdan giren her şeyi ve herkesi bugün geri gönderebilsem ne mutlu olacaktı bana!
Kendi kendime söylenmeden edemedim: *Ah, şu sınava girmeyen kafama tüküreyim! Kendimi düşürdüğüm şu duruma bak...* Sonra bir an duraksadım. Acaba gözlüğümün derecesi mi bozulmuştu? Az önce salona yürüyen kişi gerçekten o çocukluğumun Harun'u muydu, yoksa araya estetik cerrahisi falan mı girmişti? Bu değişim akıl kârı değildi.
Mutfaktan annemin otoriter ve telaşlı sesi yükseldi:
"Kızım neredesin? Misafirlerimize ikramlık bir şeyler hazırla bakayım!"
Zihnimden anında isyan bayrakları çekildi: *Of, size de yüz verdik, astarını istiyorsunuz! Hizmetçi miyim ben burada?* Fakat dışarıya verdiğim ses son derece itaatkârdı:
"Tamam anne, geliyorum!"
Salona adımladığımda Harun, annesi ve babasının yanında vakur bir tavırla oturuyordu. Annem bir yandan heyecanla masayı donatıyor, Harun’un annesi Meryem Teyze ise keskin gözleriyle beni tepeden tırnağa süzüyordu. Sanki geline değil de, pazardan meyve seçer gibi bakıyordu bana. Çıldırmamak için kendimi zor tutuyordum.
Mutfaktan salona taşırken ellerimdeki tabaklar tir tir titriyordu; birini bile düşürmemek için büyük bir irade savaşı veriyordum. Neyse ki kazasız belasız masaya yerleştirmeyi başardım. Sırtımdaki dar elbisenin içinde nefes almak bile bir lükstü, hele o ayaklarımı vuran topuklu ayakkabılar... Bence insanoğlunun kendine icat ettiği en manasız işkence yöntemiydi. Normal ayakkabılar dururken neden insanlar kendilerine böyle zulmederdi ki? "İsyan ediyorum!" diye bağırmama ramak kalmıştı. Olmuyordu işte, zorlamanın âlemi yoktu; ben o süslü, kibar hanımefendi olamıyorum.
Masa nihayet hazırlanmıştı ama annemin istekleri bitecek gibi değildi.
"Kızım, cam sürahiyi de al gel bakayım."
"Getiriyorum anne..."
Herkes ağır ağır masaya kurulurken Meryem Teyze’nin anneme doğru fısıldadığı gururlu sesi işittim:
"Maşallah, kızımız hiç de söyledikleri gibi değilmiş, pek hanımhanımcıkmış. Valla çok sevdim Zeynep kızımı."
İçimdeki ses anında yanıtı yapıştırdı: *Sevme ya, sanki sen sev diye yaptım!* Hem annemdeki bu cam sürahi sevdası da neydi? Plastik sürahi olunca suyun tadı mı kaçıyordu? İlla misafir geldi diye o çeyizlik, ağır kristaller ortaya dökülecekti.
Buz gibi suyla doldurduğum ağır cam sürahiyi mutfaktan çıkarıp salona doğru adımladım. Tam masaya yaklaşmışken, topukluların azizliğine uğradım; ayağım burkuldu ve dengemi kaybettim. Sürahi elimden kayıp boşluğa doğru süzülürken zaman yavaşladı sanki. O salise içinde Harun bir şimşek gibi öne atılıp güçlü koluyla beni yakaladı. Fakat refleksle elimdeki sürahiyi kurtarmaya çalışırken, içindeki buz gibi suyu tam da Harun’un yüzüne ve göğsüne boca ettim! Sürahi elinden düşmek üzereyken onu müthiş bir hamleyle havada yakalamayı da başardı.
Resmen adamı sırılsıklam etmiştim. İçimden bir ses *"Oh olsun!"* diye tezahürat yapmadı değil.
Harun başından süzülen suların ardından bana öyle bir baktı ki... Ömrümde bana hiç kimse öyle derin, öyle karmaşık bakmamıştı.
"İyi misin Zeynep?" diye sordu, sesi şaşırtıcı derecede sakindi.
Masadaki herkes donakalmış, sinema salonunda gerilim filmi izler gibi bizi seyrediyordu.
"İyiyim..." dedim, bocalayarak. Sürahiyi hâlâ tutmakta olduğu elinden çekip aldım. "Gidip bir daha doldurayım."
O sırada yengem hemen yanımızda belirdi ve sürahiyi elimden kavradı. "Ben doldururum Zeynepciğim, sen git Harun kardeşime bir havlu ver de kurulansın." Sonra eğilip kulağıma muzipçe fısıldadı: "Sırılsıklam ettin şimdiden çocuğu!"
İçimden *Siz geçin bakalım dalganızı* diye geçirdim. Annemler ise durumu toparlamak için salonda üst üste "Nazar, nazar çıktı!" nidası patlatıyorlardı.
Harun’a dönüp ciddiyetimi takındım:
"Size banyoyu göstereyim, beni takip edin."
Harun dudaklarında beliren o sinir bozucu, muzip gülümsemeyle:
"Hay hay Çilek Hanım, takip ediyorum hemen," dedi.
Yine başlamıştı şu 'Çilek' muhabbeti. Karşısında ilkokul çocuğu vardı sanki! Banyoya ulaştığımızda, raflardan en şık misafir havlusunu çekip hışımla ona uzattım.
"Al, kurulan sonra içeri gelirsin! Ayrıca çilek değil, adım Zeynep. Hey, duydun mu beni?"
Harun havluyla yüzünü ve saçlarını kurularken hafifçe güldü. *Ay, o gülüşe bak... Ne estetiği be, adamın genetiği olay!* diye geçirdim zihnimden, kızgınlığıma engel olamayarak.
"Benim de bir adım var küçük hanım," dedi havluyu boynuna asarken. "Az önce içeride son derece kibar bir hanımefendiydin, ne oldu da bir anda mahalle ağzına döndün?"
Tam ağzımı açıp ağır bir laf saydıracaktım ki annemin sesi koridorda yankılandı:
"Kızım, hadi gelin!"
"Neyse," dedim kestirip atarak. "Annem çağırıyor, seninle vakit kaybedemem."
Ben salona doğru hızlı adımlarla yürürken, Harun’un arkamdan kısık sesle söylendiğini duydum:
"İnsan bir özür diler ya da teşekkür eder... Herkese oynuyor, bana gelince kibarlıktan eser yok."
Salona döndüğümüzde kuzenim Elif’in yanına oturdum. Harun ise tam karşımdaki koltuğa yerleşti. Ailesini süzmeye başladım. Ablası Züleyha tesettürlüydü; son derece naif, yumuşak bir yüz hattına sahipti ama 'görümce' sıfatıyla potansiyel olarak uğraşmak istemeyeceğim tiplerdendi. Abisi Bilal ise daha olgun ve sert hatlara sahipti. Harun’la pek benzedikleri söylenemezdi; Harun kumral saçlı ve mavi gözlüyken, abisi simsiyah saçlarıyla daha esmer bir tipti.
kendi kendime söylenip duruyordum: *İnanmıyorum, resmen lokantacı ailesine gelin gideceğim. Bunlar beni restoranda kesin bulaşıkçı yaparlar!*
Aklımdaki felaket senaryolarına rağmen bir yandan da sürekli kalkıp çay ve yemek servisi yapmaya devam ediyordum. Pes etmeyecektim. Bu kadar hizmetin ve eziyetin sonunda bu evliliği engelleyemezsem, bütün emeğim boşa gidecekti.
Harun gözlerini üzerimden bir an olsun ayırmıyordu. Bu defa bakışları yumuşak değil, kaşları çatılmıştı. Gözlerimle ona *"İstemiyorum işte seni, anlasana!"* mesajı yolluyordum ama adamda tık yoktu.
Nihayet masa toplandı, herkes o eski püskü koltuklarımıza tekrar kuruldu. Derken babam derin bir nefes alıp sessizliği bozdu:
"Süleyman, gençler bir odada baş başa konuşup anlaşsınlar, ne dersin?"
Harun’un babası Süleyman Amca başını salladı:
"Doğru dersin Mustafa. Gençler konuşsun, bir karara varsınlar. Münasip olan budur."
İçimden bir sevinç çığlığı yükseldi. *Ne yani, bir de odada baş başa mı konuşacağız? Süper haber! İşte aradığım fırsat; yalnız kaldığımızda planımı devreye sokabilirim.*
Annem ikimize birden seslendi:
"Zeynep kızım, Harun oğlum, gelin benimle."
Annemin peşine takılıp koridorun sonundaki arka oturma odasına geçtik. Annem kapının eşiğinde durup ikimize baktı:
"Hadi kızım, burada konuşup anlaşın, bize haber edersiniz."
"Tabii anneciğim, konuşup anlaşırız," dedim, dişlerimi kenetleyip zoraki bir gülümsemeyle.
Annem kapıyı kapatıp gitti. *İnşallah kapıyı dinlemiyordur,* diye düşündüm. Dinlemezdi gerçi, öyle huyu yoktu.
Odanın iki ayrı çekyatına karşı karşıya oturduk. Bir anlık sessizlik çökünce, aniden vücudumu bir sıcaklık bastı. Harun da pek rahat görünmüyordu; eliyle ensesini kaşıyıp duruyordu. Gözlerine bakamıyordum bir türlü. *Of, söze nasıl gireceğim ben?* Kalbim birdenbire ritmini şaşırdı, göğsüm sıkıştı, sanki nefes alamıyordum. Karnıma kramplar girmeye başladı. *Ay, hâlâ bana bakıyor! Bakmasana be adam!*
Zihnim panikle çalkalanıyordu: *Yok, bu adam büyücü müdür nedir? Kış kış cinler, yallah cinler! Tövbe tövbe, ne oluyor bana böyle? Hadi konuşsana Zeynep, ne oldu sana?*
Harun bir anda derin sessizliği bölen o sesiyle konuştu:
"Ee Zeynep... Bana kendinden bahsetmeyecek misin? Yoksa ben mi bahsedeyim?"
Derin bir nefes alarak dağınık zihnimi toplamayı başardım. Dikleştim ve öfkeyle parıldayan yeşil gözlerimi doğrudan onun mavi gözlerine diktim:
"Hayır, bahsetmene gerek yok! Seni tanımaya hiç ihtiyacım yok. Sadece söyleyeceklerimi iyi dinle!"
Bir an afalladı. O kendinden emin mavi gözleri şaşkınlıkla açıldı. "Tamam, seni dinliyorum küçük hanım," dedi merakla.
İşaretparmağımı ona doğru sallayarak hışımla konuşmaya başladım:
"Bak, bana bir daha küçük hanım deme! Ayrıca, benim bu evlilikte hiçbir rızam yok. Annemle babam istedi diye bu tiyatroya mecbur kaldım. Sabahtan beri kibar olacağım diye bir yerlerim incindi! Ben... Ben seni istemiyorum! Seninle bir gelecek düşünmüyorum. Ben bu evlilikten vazgeçemiyorum, sen bu işten vazgeçeceksin! Benim tersim pistir. Senin gibi bir aşçı parçasıyla evlenecek değilim! Dünyanın en yakışıklı insanı olsan ne yazar? Ben maddiyata önem veririm. Senin o küçük dünyan, benim zenginlik hayallerimle boy ölçüşemez bile! Şimdi içeri gidip beni sevmediğini, istemediğini söyleyeceksin. Yoksa sana bu dünyayı dar ederim, anlıyor musun beni?"
Nefes nefese kalmış, öfkeden köpürmüş halde son cümlemi bitirdiğimde, Harun’un yüzünde beklenmedik bir ifade belirdi. Derin, samimi bir kahkaha attı.
"Ne gülüyorsun be? Çok mu komik?"
Harun gülüşünü hafifçe dindirip gözlerimin içine baktı:
"Evet, gerçekten çok komik. Söyledikleri kadar varmışsın... Gerçekten bir kızıl şeytanmışsın."
"Bak, kendin de söylüyorsun!" dedim üsteleyerek. "Benim gibi bir şeytanla baş edemezsin!"
Harun oturduğu yerde biraz öne eğildi. Yüzündeki o hınzır ifade yerini sarsılmaz bir dinginliğe bıraktı.
"Sen aşk nedir bilir misin Zeynep?"
"Bana ne aşktan! Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum!"
"Yaratılanı severim, Yaradan'dan ötürü..." dedi sakince. Ardından kelimeleri birer inci gibi dizmeye devam etti: "Alnımın teriyle kazandığım hiçbir işten utanmam. Çünkü bana o işi nasip eden de, rızkımı veren de Allah’tır. Zenginlikte, şanda, şöhrette gözüm yoktur; benim en büyük zenginlik hayalim Allah’tan dilediğim cennettir. Sen beni tehdit ediyorsun ya... Benim sabrım da, sükûnetim de Allah’tandır. Yunus Emre’nin güzel bir sözü vardır, bilir misin? *'En büyük ibadet sevebilmektir.'*"
Söyledikleri odadaki havayı bir anda değiştirdi. Sanki üzerime tonlarca yük binmiş gibi bir şok etkisi yaratmıştı bende. Öylece kalakaldım. Dudaklarım aralandı ama tek bir kelime bile dökülmedi ağzımdan. Zihnim kilitlenmişti. Öyle cümleler kurmuştu ki, *Ne demek istiyor bu adam?* diye düşünmekten kendimi alamadım. Benimle evlenecek miydi, yoksa vaz mı geçecekti? Harun hakkında hiçbir şey bilmediğimi o an fark ettim. Bu adam kimdi böyle? Karşımda bir aşçı değil, sanki çağlar öncesinden kopup gelmiş bir âlim duruyordu.
Harun söyleyeceklerini bitirdikten sonra ağır adımlarla ayağa kalktı ve arkasına bile bakmadan oturma odasından çıktı.
O küf kokulu odada, iki eski çekyat ve köşe sobasıyla baş başa kaldım. Kendime geldiğimde hemen arkasından seğirttim. Salona girdi, ben de peşinden süzüldüm.
Süleyman Amca meraklı gözlerle oğluna baktı:
"Oğlum, ne karar verdiniz? Anlaştınız mı?"
Ben pürdikkat, kalbim boğazımda atarak Harun’un dudaklarından çıkacak kelimelere kilitlenmiştim. Harun salondakilere şöyle bir baktı, ardından gözleri bana kaydı ve tane tane konuştu:
"Evet baba... Ben Zeynep’le konuştum, anlaştım. İkimiz de bu izdivacı sizlerin ve Allah’ın huzurunda istiyoruz."
İçimdeki ses avazı çıktığı kadar feryat etti: *Neee?!*
İstemiyorum demiştim ona! O kadar tehdit etmiştim, o kadar ağır konuşmuştum! Olamazdı böyle bir şey, olamazdı... Göz göre göre özgürlüğüm avuçlarımın arasından kayıp gitmişti. Artık bu evden ve bu izdivaçtan kaçmaktan başka hiçbir çarem kalmamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

470okunma 49beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18