53. bölüm / 89
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası
Bölümler 89Şu an: 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime · Okuduğun bölüm
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Zeynep derin bir nefes aldı; omuzlarındaki o yılların ağır yükü nihayet hafifçe gevşemişti. Odadaki o yoğun ve şifalı sessizliği bozan, psikoloğun yumuşacık sesi oldu. Özlem Hanım, seansın sonuna geldiklerini hissettirmek için ses tonunu daha da sakinleştirerek toparlayıcı bir geçiş yaptı.
"Bugün çok büyük ve cesur bir adım attın Zeynep. Yıllardır korunduğun o ağır zırhı sadece birkaç dakikalığına da olsa bir kenara bırakmak hiç kolay değildi. Kendinle gurur duymalısın."
Zeynep, sağ elinin tersiyle yanağındaki son gözyaşı izlerini sildi. Yüzüne yayılan hafif, içten bir tebessümle yanıt verdi: "Kendimi garip bir şekilde hem çok yorgun hem de inanılmaz hafiflemiş hissediyorum."
"Bu çok normal," dedi Özlem Hanım şefkatle gülümserken. "Yıllardır zihninde ve ruhunda sürdürdüğün o amansız savaşı bugün burada durdurdun. Zamanımız bugünlük bu kadar ama bu sadece bir başlangıç. Bir sonraki seansımızda bu yükleri tamamen nasıl hafifleteceğimizi konuşmaya devam edeceğiz."
Psikolog masasındaki saatine hafifçe göz attıktan sonra bakışlarını yeniden Zeynep’e çevirdi. "Çıkmadan önce Harun Bey’i içeri çağırmamı ister misin? Bugün buradan çıkarken yanında onun da durması sana iyi gelir mi?"
Zeynep hiç tereddüt etmeden başını salladı. "Evet... Lütfen."
Özlem Hanım kapıyı açıp bekleme salonunda sabırsızlıkla volta atan Harun’u içeri davet etti. Harun endişeli ama bir o kadar da derin bir şefkat taşıyan gözlerle odaya girdi. Zeynep’in gözlerindeki o büyük değişimi, ağlamaktan kızarmış ama ferahlamış bakışlarını görür görmez içindeki o ağır kaygı bulutu dağıldı.
Adımlarını Zeynep’e doğru atarken fısıldadı: "Zeynep... İyi misin?"
Özlem Hanım araya girerek, "Harun Bey, Zeynep bugün çok önemli ve güçlü paylaşımlarda bulundu. Çok yorucu ama bir o kadar da kıymetli bir seanstı. Şimdi ona biraz zaman tanımak, dinlenmesine izin vermek çok iyi gelecektir. Yanında olduğunuz için tekrar teşekkür ederim," dedi.
Harun hemen Zeynep’in sağ elini sımsıkı kavradı, gözlerinin içine büyük bir sadakatle baktı. "Ben teşekkür ederim doktor hanım. Her zaman yanındayım."
"Haftaya aynı gün ve saatte görüşmek üzere Zeynep Hanım," dedi psikolog kapıya doğru uğurlarken. "Kendinize ve içindeki o küçük kıza çok iyi bakın."
Zeynep ve Harun klinikten çıktıklarında seans resmi olarak tamamlanmıştı.
Odadan çıktığımda ruhumu saran o daralmanın yerini tatlı bir ferahlığa bıraktığını hissettim. Belki de hayattaki en zor şey, insanın kendi içindeki o karanlıkla yüzleşmeyi gerçekten istemesiydi ve ben bugün ilk adımı atmıştım.
Güneşli Kadıköy sokaklarında arabaya doğru yürürken bakışlarım ilerideki mavi sulara, Kadıköy sahiline takıldı. Harun benden taraf dönerek adımlarını yavaşlattı.
"Biraz sahilde oturalım ister misin?" diye sordu gözlerindeki okyanus tonuyla.
"Olur," dedim gülümsüyerek. Maviyi, denizi seyretmeyi öteden beri çok seviyordum. Denizi izlemek ruhuma iyi geliyordu; elbette bir Okyanus’umun gözlerine bakmak kadar derin olmasa da...
Sol kolum alçının içinde askıdaydı, sağ elim ise Harun’un avucundaydı. Birlikte sahil yolundan karşıya geçtik. Deniz kenarındaki ahşap banklardan birine yan yana oturduk. Martıların çığlıkları, vapur düdükleri ve dalga sesleri harika bir melodi gibi birbirine karışıyordu. Hiç konuşmadan, sessizce başımı onun geniş omzuna koydum. Belki de bu anı, bu katıksız huzuru yıllarca düşlemiştim. Gölyazı'daki o göl kenarını saymazsak, denizin kıyısında baş başa oturmak bizim için yepyeni bir ilkti.
Ancak bu romantik anın ömrü, yanımıza yaklaşan çingene bir ablanın sesiyle fazla uzun sürmedi.
"Abe alasın ablama bir çiçek be..." dedi neşeli, cıvıl cıvıl bir edayla.
"Yok, gerek yok abla, sağ ol," dedi Harun kibarca kestirip atmaya çalışarak.
Ama kadın pes edecek gibi değildi. Daha tedavimin ilk dakikalarında sabrımı sınayacak bir testle karşı karşıyaydım. Kadın elindeki kırmızı gülleri tam burnumun dibine kadar soktu.
"Abe çok güzel ablam, bendendir alasın bir çiçek... Bir de falına bakayım, nazar var valla sizde!"
Harun’da peygamber sabrı vardı belki ama benim tahammül seviyem şu an tam anlamıyla sıfırdı! Üstelik alerjim olan o baskın çiçek kokusunu tam burnuma sokması bardağı taşıran son damla oldu. İçimdeki hırçın Zeynep anında hortladı.
"Al gülünü, çek git abla!" diye çıkıştım birden. "Sen kimi kandırıyorsun ya? Parktan bahçeden topladığın çiçekleri gelip bize satmaya çalışıyorsun! Ayrıca madem o kadar marifetlisin, git önce kendi falına bak; 'Çiçekleri alacak enayi nasıl bulurum?' diye! Hadi naş şimdi, ikile!"
Kadın benim gözlerimden saçılan şimşekleri görünce neye uğradığını şaşırdı ve hızlı adımlarla yanımızdan uzaklaştı. Harun şaşkınlık ve biraz da ayıplayan bakışlarla bana döndü.
"Zeynep ne yapıyorsun? Niye bağırıyorsun kadına durup dururken?"
"İstemiyoruz dedik ya Harun!" diye parladım. "Niye uzatıyor o çiçeği burnuma burnuma sokarak? Ben burada erkek arkadaşımla huzur içinde manzara seyrediyorum, Haydarpaşa Garı'na bakıyorum! Ona ne oluyor da bizim anımızı bölüyor?!"
Harun kaşlarını hafifçe çatarak, "Kadın sadece çiçek vermek istedi Zeynep," dedi ve ardından takıldı: "'Erkek arkadaşım' derken nişanlım demek istedin herhalde?"
Öfkeyle kaşlarımı çattım, doğrudan gözlerinin içine baktım. "Erkek arkadaşımsın Harun! O evlilik kararı da nişan da ailelerin zoruyla, emrivakisiyle oldu. Ben her şeye sil baştan başlama kararı aldım. Sen ailemin kriterlerine uygunsun, tamam; ama bakalım benim kriterlerime uyuyor musun? Evlilik öyle aceleyle, aşamaları atlayarak kurulacak bir şey değil!"
Harun mavi gözlerini dumanlandırarak yüzüme baktı. "Az önce terapiden pamuk gibi çıktın Zeynep, şimdi yine ayarların bozuldu!"
"Ben gayet ciddiyim Harun!" dedim dikleşerek. "Eğer sana doğru sağlıklı bir adım atmak istiyorsam, her şeyden yüzde yüz emin olmam gerekiyor. İleride pişman olmamak için bu şart. Bu yüzden sürece en baştan başlayacağız; önce usulünce buluşacağız, flört edeceğiz!"
Harun tutamadığı kahkahasını bastırmaya çalışarak, "Zeynep, biz seninle aynı yatakta uyuduk, hastanelerde sabahladık. Her gün zaten buluşuyoruz!" dedi.
Derin bir nefes alarak sinirle kaşlarımı çattım. "İstersen önce doğrudan balayına gidelim, sonra resmi nikah yaparız? Ne dersin?!"
Harun bir anda ciddileşti, bakışları muzip bir renge büründü. "Olmaz öyle şey... Sana gelinlik giydirmeden gerdeğe girmem!"
Kulaklarıma kadar kızardığımı hissettim. "Yuh! Harun, odun Harun! Hatta öküz Harun!" diyerek sağ elimle omzuna hafifçe vurdum. Yüzüm utançtan alev alev yanıyordu.
Harun gülerek, "Ne? Sen balayı diyince daha mı edepli oluyor sanki?" dedi yüzüme doğru eğilerek.
"Ben o şeyden mi bahsediyorum?!" diye çıkıştım patlamaya hazır bir bombaya dönerek. "Benimle çıkar mısın diyorum! Liseli aşıklar gibi adım adım gidelim diyorum!"
Tam o sırada, tam bizim bankın iki metre ötesinde 20'li yaşlarda bir genç belirdi. Yanında getirdiği plastik tabureyi yere koydu, üzerine orgunu yerleştirdi, ayaklarını kurdu, mikrofonu taktı ve tam ses ayarı yapmadan bağıra bağıra şarkıya başladı:
"Ah, ada sahillerinde bekliyorum...
Her zaman yollarını gözlüyorum...
Seni senden güzelim istiyorum...
Beni şad et Şadiye başın için..."
Şarkının o detone melodisini ve adamın kulak tırmalayan sesini duyduğum an zihnimdeki şalterler tek tek atmaya başladı. İçimden "Sabır Zeynep, sabır..." diye mırıldandım ama nafileydi.
Harun’a dönüp sakin kalmaya çalışarak nefeslendim. Harun ise halime bakıp hafifçe gülümsüyordu. "Zeynep, farkındaysan lisede değiliz. İkimiz de kazık kadar birer yetişkiniz."
"Sen yetişkinsin!" diye karşılık verdim hemen. "Ben daha 19 yaşında bir ergen sayılırım!"
Harun kahkahasını tutamayarak, "Bak onu doğru dedin Zeynep," dedi.
Öfkem yine mantığımın önüne geçmeye başlamıştı. "Tamam o zaman! Sen git kendine yetişkin birini bul! Hiç nişanla, süreçle uğraşma; direkt nikahı kıyın olsun bitsin!"
Ayağa kalktım, hışımla org çalan adamın yanına yürüdüm.
"Yeter abi, yeter be ya!" diye bağırdım adamın tepesinde biterek. "Şarkıyı söyleyemiyorsan insanlara böyle işkence etmeye hakkın yok! Git kendine başka bir iş bul! Üç beş kuruş kazanacaksın diye milletin kulağını sağır edemezsin! Pavyon değil burası, sahil kenarı! İnsanda ne romantizm bıraktın ne huzur!"
Harun arkamdan fırlayıp sağ kolumdan beni hafifçe çekmeye, sakinleştirmeye çalıştı. O sırada yan bankta oturan orta yaşlı bir kadın aniden ayağa kalktı.
"Helal olsun sana bacım!" diye bağırdı bana destek vererek. "Doğru söyledin, sesi borazan gibi çıkıyor, kafamız şişti sabahtan beri!"
Çevredeki birkaç kişi de alkışlamaya başlayınca kadınlara ve alkışlayanlara doğru kaşlarımı çattım. "Pardon da siz neyi alkışlıyorsunuz acaba?!" diye onlara da çıkıştım. "Kuzu kuzu oturdunuz sabahtan beri! Ben sesimi çıkarınca mı aklınıza geldi rahatsız olduğunuz?! Fırsatçılar sizi!"
Millet neye uğradığını şaşırıp susarken Harun kolumu tutup beni yürütmeye çalıştı. "Zeynep ne yapıyorsun, sakin olur musun? Gelene geçene atar yapıyorsun, terapiyi düşün biraz!"
Harun’a dönüp hırçın hırçın baktım. "Zaten terapi yüzünden bu öfke patlamasını yaşıyorum! İçimdekileri tutmamak için ne varsa dışarı haykırıyorum işte!"
Zavallı müzisyen genç eşyalarını toparlarken bana korkuyla baktı. "Abla senden korkulur valla... Ben gidip başka yere kurulayım en iyisi," diyerek taburesini yüklenip kaçtı.
Arkasından mırıldandım: "Salak adam... Gidip başka yerde insanların kafasını ütüleyecek şimdi."
Harun derin bir iç çekerek omuzlarımdan tuttu. "Tamam, sakin ol Zeynep. Ne istersen onu yapalım. Söyle bakalım, bu lise flörtünün ilk aşaması nedir?"
Gözlerimi devirdim. "İlk aşama: Kıvılcım ve bakışmalar."
Harun güldü. "Zeynep, seni istemeye geldiğimiz ilk günden beri bakışıyoruz zaten biz."
"İyi tamam, burayı geçelim o zaman... İkinci aşama: Benden numaramı isteyeceksin."
"Zeynep, numaran var ya zaten bende?" dedi Harun saf saf.
"Off Harun! Odun Harun!" diye sitem ettim. "Flörtleşmek için önce sanki yeni tanışmışız gibi mesajlaşmamız gerekiyor ya!"
"Zeynep, bana 'odun' deyip durma; sensin kıvılcım saçan!" dedi Harun hafifçe kaşlarını çatarak. "Biz zaten her gün mesajlaşıyoruz, niye en başa dönüyoruz, gerçekten anlamıyorum."
"Öküzsün çünkü!" dedim hırsla. "Mesajlaşmak flörtün en tatlı parçasıdır! Ben seninle daha önce etkilemek istediğim bir erkekmişsin gibi mesajlaşmadım ki!"
Harun pes edercesine başını salladı. "Ben öküzsem sen de... Neyse."
Aniden durdum, ona döndüm. "Harun, sen ne dedin az önce? 'Ben öküzsem sen de...' ne?!"
"Sen 'öküz' kelimesinin gerçekte ne anlama geldiğini biliyor musun Zeynep?" dedi bana imalı ve muzip bir bakış atarak.
"Evet, bildiğimiz öküz işte! İnatçı, anlayışsız!"
"Zeynep, beni burada konuşturacaksın..." dedi Harun sesi kısalarak. "Kısır mıyım ben? İki de bir beni öküze benzetiyorsun! Sabır da bir yere kadar yani."
Sözlerinin ne anlama geldiği zihnime sonradan dank edince kulaklarıma kadar kıpkırmızı oldum. "Öküz... o anlama mı geliyordu?" diye kekeledim tutularak. "Bilmeyerek söyledim... Ne bileyim, ben canlısını görmedim ki!"
Ne diyordum ben Allah aşkına?!
Harun’un okyanus gözleri muzip bir ışıkla çakmak çakmak oldu. "Bir de görseydin Zeynep..." dedi alçak bir sesle.
Girdiğim bu utanç çukurundan kaçmak ve içimdeki o sıkışmışlığı örtmek için sağ elimi aniden karnıma, ameliyat yarama doğru götürdüm. Harun’un yüzündeki o muzip ifade bir anda silindi, yerini derin bir endişe kapladı.
"Zeynep! Çok yordun kendini bugün, bu kadar stres yeter. Hadi eve gidiyoruz, dinlenmen gerekiyor. Yürüyebilecek misin, kucağıma alayım mı seni?"
"Hayır, yürürüm... İyiyim ben, hafifçe sızladı sadece," dedim mahcubiyetle.
Sağ elimle onun güçlü koluna girdim. Yavaş adımlarla arabaya yürüdük. Koltuğa oturduğumda emniyet kemerimi takmama yardım etti, sonra kendi tarafına geçip gaza bastı. Kadıköy’ün kalabalığından sıyrılıp Maltepe’ye, bizim mahalleye doğru ilerledik.
Harun arabayı bizim evin önüne yanaştırdı. Durduğumuzda bana dönüp, "Zeynep, yarın görüşürüz. Dikkat et kendine," dedi şefkatle.
Arabanın kapısını açarken ona dönüp sırıttım. "Görüşürüz Harun arkadaşım! Sen de dikkat et kendine!"
Harun gülümseyerek başını salladı. "Sen de dikkat et çilek kız..."
Aşk gerçekten çok güzel bir şeydi. Her şeyi unutup en başa sarmak, o ilk heyecanları sil baştan yaşamak ruhuma ilaç gibi gelmişti. İçimdeki tatlı bir neşeyle eve girdim.
Odama çıkıp çantamı yatağın üzerine bıraktığım an cebimdeki telefonum titreşti. Ekranı açtığımda gizli bir numaradan gelen uzun bir mesaj gördüm:
> "Merhaba, ben bugün sizi sahilde bankta gördüm. Işıldayan kızıl saçlarınız ve zümrüt yeşili gözleriniz beni derinden etkiledi. Numaranızı verdiğiniz için teşekkür ederim, yoksa sizin gibi güzel bir hanımefendiyle tanışmaktan mahrum kalacaktım. O güzel isminizi bana bahşeder misiniz?"
>
Harun’un gönderdiği bu mesajı okuduğum an odada tek başıma kocaman bir kahkaha attım. 90’ların yeşilçam filmlerinde miydik acaba?! Adama "flört edelim" dedik, adam resmiyetin dozunu kaçırıp edebiyat paralıyordu!
Telefonumu göğsüme bastırıp yüzümde kocaman bir tebessümle yatağa uzandım.
Bölüm hakkında yorumlarınızı bekliyorum.
Oy vermeyi unutmayınız...
♥️♥️♥️♥️
Bölüm etkileşimi
