11. bölüm / 92
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır
Bölümler 92Şu an: 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
- 90 88. Bölüm1.643 kelime
- 91 89. Bölüm1.890 kelime
- 92 90. Bölüm1.379 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir an afalladım. Zaman sanki geriye doğru büküldü ve beni o küçük kızın masum dünyasına, dokuz yaşımdaki halime geri fırlattı. Ben henüz ilkokul önlüğünün içinde minicik bir kızdım, Harun ise sekizinci sınıftaydı.
Okulda geniş kapsamlı bir resim yarışması düzenlenmişti ama ben bu durumu annemgillere hiç açmamıştım. Çünkü bizim evde bana sıra gelmezdi; ne isteklerime ne de heveslerime... Ben de çizimlerimi sınıfta, sıramın altında gizlice yapmaya karar vermiştim. Hatta o zamanlar sınıftaki arkadaşlarıma bir nevi "ticaret" yapıyordum; isimlerini süslü püslü harflerle defterlerine çizer, karşılığında elli kuruş falan alırdım. O zamanın parasıyla büyük servetti benim için.
Yarışmaya katılmayı deli gibi istiyordum ama annem öğrenip kızar diye cesaret edememiştim. Tam o günlerde sınıfın en havalı, en zengin kızı Melda yanıma geldi. Yarışma için onun adına bir resim çizmemi teklif etti. Eğer yaparsam bana tam 10 lira verecekti! Durumları çok iyiydi, 10 lira ise benim için reddedilemeyecek kadar devasa bir teklifti. Tabii çocuk aklı işte... O resmin birinci olacağını bilsem dünyaları isterdim ya, neyse.
"Yarışmanın konusu ne?" diye sormuştum.
"Gülen Yüzler başlıklı bir portre çalışması," demişti Melda.
"Peki Melda, nasıl bir şey hayal ediyorsun? Kimin portresini çizeceğim?"
"Hani üst katta, sekizinci sınıfların olduğu koridorda 8-E sınıfı var ya..."
"Eee? Ne olmuş 8-E’ye?"
Melda gözlerini parlatarak fısıldadı: "İşte orada Harun diye bir çocuk var. Abimle aynı sınıfta. Onun portresini çizmeni istiyorum. Bu okulda onun kadar güzel gülümseyen başka kimse yok! Aşırı zeki, tam hayalimdeki çocuk!"
Harun mu? Bizim mahalledeki o 'mayın tarlası' lakaplı çocuk mu?
İçimden *"Kızım sen kafayı mı yedin?"* diye geçirdim. Şaşkınlıkla Melda’ya baktım: "Kızım sen iyi misin? O çocuk mu yakışıklı? Mayın tarlası gibi yüzü var be onun!"
Melda bana fena kızdı, kaşlarını çattı: "Kızım senin gözlükler buhar yapmış herhalde! Yüzündeki üç beş sivilceye mi takıldın? Gözleri masmavi, boyu desen daha bu yaşta 1.70! Basketbol oynarken gör bir de onu... Hem duydum ki yüzmeye de gidiyormuş!"
"Bana ne kızım bunlardan?" dedim umursamaz görünmeye çalışarak. "Her şeyini araştırmışsın mübarek. Sen benden yarışma resmi mi istiyorsun, yoksa çocuğun posterini yapıp odandaki duvara asmak mı?"
"Kızım işte parasını vereceğim, sen çiz portresini! Altına da 'Melda Güzel' yazarsın. Soyadımdan bile güzellik akıyor zaten..."
Melda gerçekten de sarışın, kahverengi gözlü, çok güzel bir kızdı ama havasından geçilmiyordu. İşin içinde o 10 lira olmasa yüzüne bile bakmazdım ya, mecbur.
"Tamam süslü şey, yapacağım," dedim. "Ama önce parayı peşin alırım, yalnız."
Melda ellerini beline koyup şüpheyle yüzüme baktı: "Nereden bileceğim parayı alıp kaçmayacağını?"
"Süslü, bunun için eskiz kağıdı alacağım, karakalem alacağım. Param olmadığına göre Malzemesiz nasıl çizeyim?"
Melda çantasından çıkarıp parayı uzattı: "Tamam al. İki güne isterim ama!"
"Tamam. Fakat o 'mayın tarlasını' biraz izlemem gerekiyor çizim için."
Melda sevinçle ellerini çırptı: "Tamam çilek kız! Birinci olayım da, iller arasında o altın madalyayı gururla takayım göğsüme!"
"Tamam, tak," dedim. "Ama bir de boyama seti hediye edeceklermiş birinciye, onu bana verir misin? Madalya senin olsun, ben boyaları istiyorum."
"Veririm tabii, resimle işim olmaz benim, ne yapayım boyayı?"
Bu söz beni inanılmaz mutlu etmişti. Ah, keşke annem 12 yaşıma geldiğimde sakladığım o canım boya kalemlerimi hiç düşünmeden çöpe atmasaydı...
Teneffüs zili çaldığında zihnimde tek bir soru vardı: Ben bu çocuğun yüzünü hafızama nasıl kazıyacaktım?
Ders biter bitmez hemen üst kata, 8-E sınıfının önüne çıktım. Kapının eşiğine yaklaşmadan, uzaktan içeriye doğru kaçamak bir bakış attım. Harun sırasına oturmuş, elindeki deftere pür dikkat bir şeyler yazıyordu. İnek öğrenci derken boşuna demiyordum! Kalemi parmaklarının arasında seri hareketlerle çeviriyor, sanki çok zor bir matematik problemini çözmeye çalışıyordu. Arada bir parmaklarını saçlarının arasına geçirip kafasını kaşıyordu.
9 yaşındaki minik bedenimle ondan tam 5 yaş küçüktüm. Harun 14 yaşındaydı.
O an, daha önce hiç fark etmediğim bir şey gördüm. Melda haklıydı. O sivilcemsi cildin altındaki o derin mavi gözleri, o bakışları hiç bu kadar yakından incelememiştim. Şimdi benim o küçük parmaklarım, onun her ayrıntısını kağıda dökecekti. Kumral saçlarının alnına düşüşünü inceledim. Burnundaki hafif kıvrımı... Bu yaşta olmasına rağmen o basketbolcu atletikliğini... Dudakları kalındı ve bu ona garip, erişilmez bir hava katıyordu.
Derken, herhalde problemi çözmüş olacak ki, yüzünde ansızın bir tebessüm belirdi.
Öyle bir güldü ki... Hiç bu kadar güzel gülen birini görmemiştim. Kendimi bir çizgi film izler gibi kaptırmışım; o gülünce ben de durduk yere gülümsedim. İçimden *"Çok tatlı..."* diye geçirdim.
Onların forması bizden farklıydı; bordo süveter, mavi gömlek, siyah pantolon ve kollarında okul arması vardı. Biz ise hâlâ o klasik mavi önlükleri giyiyorduk. Öyle dalmışım ki, farkında olmadan 8-E’nin kapısına kapaklanırcasına dayanmışım. Kapı aniden içeriden açılınca, pat diye sınıfın ortasına, yere kapaklandım!
Harun ne olduğunu anlayamayarak bir anda yerinden fırladı. Dirseğimi sertçe yere vurmuştum, canım inanılmaz yandı.
Hemen yanıma koştu: "Çilek kız! İyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu?" dedi endişeyle.
Yer yarılsa da içine girseydim! Utançtan yanaklarım alev alev yanıyordu. Onu izlediğimi anlamış mıydı acaba?
"Yok... Hayır, iyiyim Harun abi," dedim. Ne de olsa benden kocamandı, abi demek zorundaydım.
Dudaklarının kenarıyla bıyık altından gülüyordu. "Hayırdır ufaklık, sınıfları mı karıştırdın?" dedi alaycı bir sesle.
Ne diyeceğimi bilemeyerek afalladım. Elini uzattı. Küçük elimle onun o kocaman elini tuttum, beni yavaşça ayağa kaldırdı.
"Şey... Ben abime bakmıştım da..."
Harun dudaklarını kıvırarak yüzüme baktı: "Yanlış hatırlamıyorsam, Ömer abin iki sene önce mezun oldu bu okuldan. Yusuf da 6. sınıfta, 1. katta diye biliyorum ama?"
İçimden *"Aptal Zeynep! Daha mantıklı bir yalan bulamadın mı?"* diye kendimi yedim. Kıpkırmızı kesilmiştim.
"Şey... Demek ki karıştırmışım. Benim gitmem gerekiyor!"
Tam arkamı dönüp kaçacakken önüme geçti: "Nereye bakalım ufaklık? Yüzün yine çilek gibi kızardı. Neler karıştırıyorsun sen yine, söyle bakalım?"
Eyvahlar olsun! Zeynep şimdi bu işin içinden nasıl çıkacaksın? Kalbim küt küt atıyordu heyecandan.
"Beni mi izliyordun sen öyle? Birden yere kapaklandın..." dedi. Zehir gibi çocuktu, anlamıştı işte!
Gözlerim kocaman açıldı. Utancımı gizlemek için hemen o meşhur koruma kalkanımı, yani hırçınlığımı devreye soktum:
"Ne seni izleyeceğim be Mayın Tarlası! Gözüm görmüyor, kör müsün? Numaraları karıştırmışım işte!" diyerek gözlüğümü gösterdim.
Harun kaşlarını çattı ama gözlerinde hâlâ o muzip ışık vardı: "Ufaklık, saygılı ol biraz. Taktığın lakap hiç hoş değil."
"Sen de bana ufaklık deme! Ayrıca çilek de deme! Ben kızılsam, sen de boncuk gözlüsün işte!"
"Hah!" dedi Harun dudaklarını bükerek. "Boncuk göz mü?"
Ne diyordum ben ya? İyice saçmalamıştım! Utancımdan yerin dibine geçmek üzereydim. Hemen yanından sıyrılıp koridora doğru koşmaya başladım. Arkamdan o neşeli kahkahasını duyuyordum: "Deli kız..."
O gün okul çıkışı hemen kırtasiyeye koşup resim malzemelerimi aldım, çantama sakladım. Yusuf abim beni okul çıkışında arayıp bulamayınca eve yalnız dönmüştü.
Gece olduğunda, evdeki herkes derin uykudayken gizlice yataktan kalktım. Resim çantamı alıp balkona süzüldüm. Sokak lambasının o cılız, sarı ışığı altında Harun’u hayal etmeye başladım. O problem çözerkenki düşünceli halini... Problemi bulduğunda yüzünde beliren o muazzam gülüşü... Yine bir film seyreder gibi kendimi kaptırmıştım. Hayatımda hiç resim çizmeyi bu kadar çok sevmemiştim.
Zihnimdeki hayali kağıda dökmek bir saatimi bile almadı. Her detay o kadar netti ki... Karaladıkça karaladım. İçimden, *"Bir insan böyle güzel güler mi ya?"* diye geçirmeden edemedim.
Resim bittiğinde, sağ alt köşeye Melda’nın adını yazarken içimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. İlk kez canımın böyle çocukça ama derin bir şekilde yandığını duyumsadım. Resimi çantama koyup sessizce odama döndüm.
Ertesi gün okula gittiğimde, içim sızlaya sızlaya portreyi Melda’ya uzattım: "Al Melda, bitirdim."
Melda kağıda baktığı an gözleri parladı: "Kızım... Aşık oldum resmen ya! Bu çok güzel olmuş! Ben bunu yarışmaya vermesem mi acaba, odama mı assam?"
Kaşlarımı hırsla çattım: "Melda! Yarışma için anlaştık biz, yoksa valla yırtar atarım resmi!"
"Tamam tamam, şaka yaptım!" dedi telaşla.
Sınıf öğretmenimiz yarışmaya katılacak resimleri toplarken Melda’nın uzattığı portreyi görünce adeta büyülenmiş gibi kaldı: "Melda! Sende böyle bir yetenek olduğunu hiç bilmiyordum! Bu harika bir çalışma... Başka resim toplamaya gerek yok, sınıfımızı bu portre temsil edecek!"
Öğretmenimiz resmi gururla yarışma dosyasına koydu. Bir ay sonra sonuçlar açıklandığında öğretmenimiz sınıfa nefes nefese girdi:
"Melda! Tebrik ederim kızım! Ülke genelindeki okullar arasında en iyi portre seninki seçildi! Birinci oldun! Okulumuz adına sana altın madalya takılacak!"
Haber gazetelere bile basılmıştı. Harun’un portresi, okulumuzun girişindeki o büyük gurur panosuna asıldı. O zamanlar küçük kafamla çok düşünmüştüm; *"Acaba Harun kendisini o panoda gördü mü? Bildi mi kendisi olduğunu?"* diye.
Zaten 8. sınıf olduğu için üç ay sonra okullar kapandı ve Harun mezun oldu. Onu, okul bahçesinde son kez kep atarken sınıfımızın penceresinden izlemiştim. Aynı mahallede oturan iki komşu çocuk olmamıza rağmen, bir daha onu hiç o kadar yakınımda görmedim. Bu yarışma benim dönüm noktam olmuştu; içime bir resim aşkı düşmüştü. Çizdikçe özgürleşiyor, çizdikçe mutlu oluyordum.
Şimdi... Yıllar sonra, Gölyazı’nın o serin sularının kenarında durmuş, bana bakıyordu.
Şaşkınlıktan donakalmış durumdaydım. O resmi benim çizdiğimi nereden biliyordu ki? Kendimi toparlamaya çalışarak bir adım geri çekildim, anlamamazlıktan geldim:
"Yani... Evet, bir yarışma olmuştu ilkokulda ama ben katılmadım ki. Sınıf arkadaşım Melda kazanmıştı o yarışmayı."
Harun acı ama tatlı bir tebessümle yüzüme baktı: "Zeynep... Yalan söylerken kirpiklerin titriyor senin. Ben her şeyi biliyorum."
"Ya Harun, ne saçmalıyorsun sen?" dedim sesimi yükselterek. "İlkokuldaki halimi zor hatırlıyorum ben, sen ne diyorsun?"
"Lafı kıvırma Zeynep."
"Hiçbir bildiğin yok senin! Git sen yarışmayı kazanan kızın yanına, ona anlat derdini!"
Harun bana doğru bir adım daha attı. Mavi gözlerindeki o karanlık sis dağılmış, yerini bambaşka bir derinliğe bırakmıştı:
"Nereden bildiğimi sana anlatacağım Zeynep..."
Bölüm etkileşimi
