57. bölüm · 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️
55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler
Söylediğim son cümlenin ağırlığı koridordaki sessizlikte yankılanırken, Harun gözlerini kocaman açıp şaşkınlıkla yüzüme baktı. Bakışlarındaki o fırtınalı deniz, yerini meraklı ve endişeli bir durgunluğa bırakmıştı.
"Harun..." dedim fısıltıyla, sesimdeki titremeyi gizleyemeyerek. "Bu gece yanında kalabilir miyim?"
"Yanımda derken?" dedi kaşlarını hafifçe çatıp gözlerini üzerime dikerek.
"Yani... Beni size götürür müsün? Bu gece bu evden uzaklaşmazsam sinirlerime hakim olamayacağım, patlayacağım."
Harun’un yüzündeki sert ifade anında yumuşadı; bakışlarına şefkat dolu bir sıcaklık yayıldı. "Orası senin de evin Zeynep. Sormana bile gerek yok."
"Çok teşekkür ederim," dedim, üzerimdeki tonlarca yükün biraz olsun hafiflediğini hissederek.
Tam o sırada kapının yanından beliren Elif yanıma koştu. Gözleri dolmuş, dudaklarını bükmüştü. "Abla... Ne olur üzülme. Ben seni çok seviyorum, evi tamamen terk mi edeceksin?"
"Hayır, sadece bir günlüğüne kardeşim," dedim saçlarını hafifçe okşayarak. "Bana odamdan çantamı getirir misin? Bir de giyecek pijama, elbise... Bir şeyler koy işte."
Elif’in gözleri bir anda muzipçe parıldadı. Sesini alçaltıp sinsice fısıldadı: "Şey abla... İstersen nişanda gelen şu beyaz dantelli geceliği koyayım mı, ister misin?"
Yüzüm anında alev aldı, kan yine kulaklarıma kadar hücum etti. Harun tam kapıya doğru yönelmişken bu sözleri duyunca duraksar gibi oldu.
"Sen kafayı mı üşüttün gerizekalı?!" diye bağırdım kısık ama hırçın bir sesle. "Ben Harun’un... Yani ben oraya misafir olarak gidiyorum! Aklına neler geliyor senin bu yaşta, tövbe tövbe!"
Elif omuz silkti. "Abla Harun abiyle siz evlisiniz, ne var ki? Orada da mı ayrı odalarda kalacaksınız sanki?"
"Bak zaten sinirlerim tepemde! Elif, küfür etmeyeyim, günaha girmeyeyim diyorum ama sabrımı zorluyorsun! Hiçbir şey getirme bana, istemiyorum!" dedim hışımla. Telefonum cebimdeydi, bu bana yeterdi.
Hemen kapıyı açtım ve dışarıya adım attım. "Hadi Harun, gidelim," diyerek elini tuttum.
Harun adımlarını durdurup bakışlarını aşağıya, bacağıma kaydırdı. Kaşları çatıldı. "Zeynep... Dizini kesmişsin. Niye böyle kendine zarar veriyorsun?"
Gözlerimi bacağıma çevirdim; alçılı kolumla vitrine vururken kırılan seramikler bacağımı çizmişti. "Küçük bir kesik... İnan hiç acımıyor."
"Tamam, eve gidince ben sana pansuman yaparım," dedi Harun, kolumdan hafifçe tutarak. "Ama seni dışarı böyle çıkaramam."
"Ya nedenmiş Harun? Ne var halimde?" deyip üzerime baktığımda acı gerçekle yüzleştim. Üzerimde hâlâ ev pijamalarım vardı. Aa, benim üzerimde pijamalar varmış! Elif ondan öyle konuşuyordu demek ki... Off ya! "Gidip üzerime gecelik giyeyim bari."
Harun’un kaşları hafifçe havalandı. "Gecelik mi?"
"Ya off, hayır! Elbise giyeceğim, bekle!" dedim. İyice kafamı karıştırmış, beni şaşırtmayı başarmışlardı.
Hızla merdivenleri tırmanıp odama çıktım. Aceleyle üzerimdeki pijamaları çıkarıp krem rengi, dökümlü elbisemi giydim. Çantamı alıp şarj aletimi içine attım, çıkardığım pijamaları da küçük bir torbaya tıkıştırıp aşağı indim. Ayağıma ayakkabılarımı giyerken babam salonun kapısından çıkıp arkamdan seslendi.
"Kızım... Nereye gidiyorsun?"
"Bu gece evde kalmayacağım baba," dedim başımı bile tam çevirmeden. "Harunlara gidiyorum."
Babamın yüzü endişeyle gölgelendi. "Olur mu öyle şey kızım? Harun’a kaçmış gibi..."
"Baba," dedim dönüp gözlerinin içine bakarak. "Birincisi Harun benim nişanlım, ikincisi de dini nikahlı kocam. Kaçsam ne fark eder ki? Hem Harun tek başına yaşamıyor, ailesiyle oturuyor. Geri döneceğim baba."
İçimden de ince bir sitem geçmeden edemedi: Sanki Gölyazı’da baş başa kalan biz değildik...
Babam derin bir iç çekti, çaresizce başını salladı. "Tamam kızım... Üzülme sen, dikkat et kendine."
"Tamam baba..." dedim ve kapıdan çıktım.
Harun o büyük, sıcak eliyle benim küçücük elimi kavradı. Kalbim onun avucunun içinde atıyordu sanki. Sokakta sessiz adımlarla yürürken yan gözle bana baktı.
"Demek bana da kırgınsın Zeynep..." dedi. Sesindeki o belirgin üzüntü içimi cız ettirdi.
"Bunu şimdi konuşmasak olur mu Harun?" dedim başımı öne eğerek.
"Bana güvenmiyorsun Zeynep..." dedi adımlarını yavaşlatıp. "Bugün bana kırgın olduğunu itiraf ettin. Yanımdasın ama beni uzak tutuyorsun kendinden."
"Öyle bir şey yapmıyorum Harun."
"Hissediyorum Zeynep," dedi durarak. Yüzünü bana döndü. "Bana beni sevdiğini bile söyleyemedin. İçin rahat değil çünkü. Bugün tereddüt etmeden o yüzüğü çıkardın... Şimdi de bana karşı tereddüt ediyorsun."
Gözlerim hızla onun gözleriyle buluştu. "Hayır Harun... Sana karşı hiçbir tereddüdüm yok. Sen benim kaçmak istediğim tek adamsın. Sığındığım tek limansın. Eğer seni sevmeseydim, izimi bile bulamazdın! Sakın bir daha beni sorgulama... Benim sana olan sevgimi Zeynebi-Harun’dan öğren. O zaman seni ne kadar çok sevdiğimi anlarsın."
Harun’un gözlerindeki fırtına bir anda duruldu. Bu sözler ruhuna dokunmuştu. İçimdeki o büyük hissi dışarı vurmak isteyerek devam ettim: "Bu iki kelimeyi benden duymak istiyorsan söyleyeyim... Ben seni..." dedim, sesimi iyice alçaltarak.
Harun benden duymak istediği şeyin eşiğinde olmanın verdiği o eşsiz mutlulukla gülümsedi. "Devam et Zeynep..." dedi, nefesini tutarak.
Etrafıma baktım, mahallenin pencerelerindeki perdelerin arkasında kıpırtılar vardı. Sessizce fısıldadım: "Nasıl devam edeyim Harun? Mahallenin meraklıları camda!"
Harun bıyık altından gülerek gözleriyle "Tamam" işareti yaptı.
Evlerinin önüne geldiğimizde cebinden anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. İçeri girerken birden zihnimde bir ürperti belirdi: Sahi ben ne yapıyordum? Yabancı bir evde kalacaktım ilk kez...
Kapı açılır açılmaz koridordan küçük adımların sesi geldi. Zehra bize doğru koşarak, "Aa! Dayım gelmiş!" diye bağırdı. Harun hemen eğilip yeğenini kucağına aldı.
"Ne yapıyormuş bakalım dayısının prensesi?"
Zehra kollarını Harun’un boynuna doladı. "Ben de tam uyuyacaktım dayı, iyi ki geldin. Bana masal anlatır mısın?"
Tam o sırada Zehra arkada duran beni fark etti ve parmağıyla beni işaret ederek neşeyle bağırdı: "Aa! Yengemin popişi kanamış!"
"Ne yengesi Zehra, Zeynep abla de bana..." derken Harun’un gözleri fal taşı gibi açılmış halde bana baktığını gördüm. "Ayrıca popiş ne Zehra, ne kanaması?!"
Cümlem biter bitmez kafamda jeton büyük bir gürültüyle düştü. Elimi refleksle arkama götürdüm. "Ne?! Arkamda kan mı var benim?!"
Harun bir anlık şaşkınlık ve büyük bir utançla fısıldadı: "Zeynep... Yoksa şey misin?"
"Off Harun, ne şeyinden bahsediyorsun?!"
"Zeynep, bana odun diyorsun ama sen benden daha odunsun! Ay başı mı oldun diyorum?"
"Ne?!"
Olduğum yerde bir kez daha pancar gibi kızardım. Denizin dibine gömün beni, kimse bulamasın off!
"Ya Harun, iyi misin sen?!" diye çıkıştım utançtan patlamak üzereyken. "Takvimimdeki güne daha çok var! Off... Elbiseyi giyerken dizimdeki kanı bulaştırmış olmalıyım! Asıl odun sensin, hatta neyse... Çocuğun yanında konuşturma beni! Ne yapacağım şimdi ben?!"
Harun durumu toparlamak için Zehra’yı yavaşça yere indirdi. Askılıkta duran kendi kapüşonlu hırkasını alıp belime doladı ve önden sıkıca bağladı.
Zehra ise durur mu? Koşarak salona girdi ve neşeyle bağırdı: "Anneanne! Anneanne! Zeynep yengem ay başı olmuş!"
Salondan Süleyman babanın derinden gelen "Tövbe tövbe..." nidası yükseldi. Züleyha abla hemen araya girdi: "Kızım gel buraya bakayım, öyle şeyler denmez! Zeynep’i nerede gördün sen hem?"
"Harun dayımla gelmiş anne, arkasını kırmızı yapmış!"
"Tamam kızım, ayıp, sen doğru yatağa..."
Meryem teyze ayağa kalkarak salondan koridora doğru yürüdü. "Hayırdır inşallah..." diyerek yanımıza geldi. "Zeynep kızım, hoş geldin. Hayırdır, bir şey yok inşallah?"
Harun hemen annesine dönüp durumu özetledi: "Zeynep bu gece bizde kalacak anne."
"Tamam oğlum. Abinin odasında kalır Zeynep, orası boş, rahat eder."
"Ben yatarım anne abimin odasında," dedi Harun araya girerek. "Zeynep benim yatağımda yatar, daha geniş."
İçim cız etti. İlk defa onun odasına girecektim; onun kokusuyla uyuyacak olmak benim için taranmaz bir mutluluk kaynağıydı.
"Tamam oğlum, çarşafları değiştireyim o zaman," dedi Meryem teyze.
"Hayır Meryem Teyze, değiştirmeyin. Benim için hiçbir sakıncası yok," dedim hemen. Harun son derece temiz biriydi zaten, biliyordum.
Meryem teyze bana sevgiyle bakarken birden yüzü hafifçe düştü. "Kızım... Sen Süleyman’a baba dedin de bana niye anne demiyorsun?"
Gözlerim anında doldu. Boğazıma büyük bir yumru oturdu. "Çünkü... Her 'anne' dediğimde kelimeler boğazıma diziliyor. Boğuluyor gibi hissediyorum. Yanlış anlamayın lütfen, bunun sizinle hiçbir ilgisi yok..."
Meryem teyze gözlerindeki o sonsuz şefkatle bana yaklaştı ve kollarını etrafıma dolayarak bana sarıldı. "Merak etme kızım... Sen bana anne desen de demesen de sen artık benim kızımsın."
Meryem teyze bana sarıldığında içimde daha önce hiç hissetmediğim, tarif edemediğim ılık bir his belirdi ama ne olduğunu tam anlayamadım.
Kısa bir süre salona geçip Süleyman babamın elini öptüm, görümcemle yanak yanağa selamlaştım. Ardından Harun’un odasına geçtik.
Çok geçmeden Harun elinde ilk yardım kitiyle odaya girdi. Beni yatağın kenarına oturttu. Gözlerim istemsizce odanın etrafında gezindi; duvara dizilmiş kitaplık, okuduğu onlarca kitap, odadaki o kusursuz düzen... Sonra bakışlarımı Harun’a çevirdim. Elbisemin eteğini yavaşça yukarı sıyırdı, uzun çorabımı bileğime doğru indirdi.
"Çok acıtma Harun, bağırırım bak!" dedim gözlerimi devirerek.
"Hani acımıyordu Zeynep?" dedi muzipçe.
"Ya sen bana ne bakıyorsun? Çabuk yap pansumanı hadi boncuk gözlüm."
"Tamam çileğim," dedi yumuşacık bir sesle.
Batigonu sürerken canım yanmasın diye yaraya hafifçe üfledi. "Neyse ki çok derin bir kesik değil. Bir daha bedenine zarar verme çileğim... Yoksa ben de kendimi keserim."
Bu haline dayanamayıp bir kahkaha attım. "Tamam, bir şey yapmayacağım kendime."
Batigon kuruyunca yara bandını özenle yapıştırdı. Ardından hiç beklemediğim bir şey yaptı; eğilip dizimin biraz altındaki o yaralı bacağımı hafifçe öptü.
"Geçti mi Zeneb’im?" dedi gözlerimin içine bakarak.
Bakışlarımız birbirine kenetlendi. Okyanus gözleri, benim zümrüt yeşillerime karışıyordu sanki. Zaman durdu.
"Seni seviyorum," dedim birden. Kalbim ruhumun önüne geçmiş, kelimeler dudaklarımdan istemsizce dökülmüştü.
Harun’un yüzünde dünyalara değer bir tebessüm açtı. Aynı derinlikle karşılık verdi: "Seni seviyorum..."
Bu iki kelime içimi eritiyordu; nefesim kalbimin ritmine karışıyordu. Yavaşça ikimiz de ayağa kalktık.
"İyi geceler çileğim," dedi fısıltıyla.
"İyi geceler Okyanus’um," dedim.
Ardından içimden gelen o büyük cesaretle parmak uçlarımda yükseldim. Yüzüne doğru yaklaşıp ilk defa kendi isteğimle, bir adım atarak yanağına yumuşacık bir öpücük kondurdum.
Harun’un şaşkınlıkla ve heyecanla nefesinin kesildiğini hissettim.
"Ben sana kırgın değilim Harun," dedim gözlerinin içine bakarak. "Her ne yaparsan yap kalbim senden vazgeçmez, bunu bil."
"Biliyorum Zeynep..." dedi elimi tutarak. "Bana karşı uzak olmanın içinde kırıntı kadar da olsa bir güvensizlik ihtimali olması yüreğimi acıtıyordu. Beni sevdiğini söylemen ne kadar hoşuma gitti bir bilsen..."
"Hadi tamam," dedim utanarak gözlerimi kaçırıp. "Meryem Teyze gözlüyordur şimdi, yanlış anlaşılma olmasın."
"Tamam çileğim. Ben de yatsıyı kılıp yatacağım."
"Tamam, ben de kılacağım ama elbisem battı. Çantama koyduğum yedeklerden giyerim."
"Duş almak istersen annem sana yardımcı olur."
"Yok, iyiyim böyle. Görüşürüz hadi..."
Harun kapıyı kapatıp çıktıktan sonra çantamdaki Bugs Bunny baskılı sevimli pijamalarımı çıkardım ve üzerimi değiştirdim. Banyoya geçip abdest aldıktan sonra yanımda getirdiğim etek ve hırkayı üzerime geçirdim. Başörtümü bağlayıp huzurla yatsı namazını eda ettim. Sol kolum alçıda olduğu için namazımı oturarak kılıyor, alçılı kolumu hafifçe mesh ederek idare ediyordum.
Namaz bitip ellerimi semaya açarak dualarımı ettikten sonra üzerimdeki namaz kıyafetlerini çıkardım. Kendimi Harun’un geniş, yumuşak yatağına bıraktım. Yastığına sinen o kokuyu derin bir nefesle içime çektim... Buram buram gül kokuyordu. Yastığını koklayarak, onun varlığının verdiği o güvenle uykuya daldım.
Fakat gece, huzurum uzun sürdürmedi.
Yine aynı zifiri kabusun içine düştüm. Görünmez bir katil boğazımı sıkıyor, beni nefessiz bırakıyordu. Göğsüm daralıyor, rüyamda o karanlıkla cebelleşiyordum. Dehşet içinde kabustan sıçrayarak uyandığımda nefes nefese kalmış, kan ter içinde kalmışım.
Oda üzerime üzerime geliyordu; bu dört duvar arasına sığamaz olmuştum. Bana Harun lazımdı; ona sığınmam, kokusunu canlı canlı hissetmem gerekiyordu.
Sessizce yatakta doğrulup odadan çıktım. Evin içi zifiri karanlıktı. Harun’un hangi odada yattığına yatarken dikkat etmemiştim. Karanlık koridorda sessiz adımlarla ilerledim ve el yordamıyla bulduğum ilk odanın kapısını yavaşça araladım...
