21. bölüm · 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️

20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes

Hanife *****

Bölümler
1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️ 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğsteki Fırtına 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete, 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler 45 44. Bölüm: Mum Işığı 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe 52 51. Bölüm:Kabukların Ardındaki Zeynep 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu): 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler

Harun arkamdan öylece bakakalmıştı. Ben bahçeden eve doğru soluk soluğa koşarken, o yol kenarında durmuş beni, zihnimdeki o karmaşık labirentleri anlamaya çalışıyordu.
Neden benden kaçıyorsun Zeynep? ben sana ne yaptım? Neden sana ulaşmama izin vermiyorsun... Ağlamamak için kendini o kadar tutmuşsun ki, şimdi kasların bile sana dur diyor. Neden bu kadar acı çekiyorsun...
Arkamdan bir şeyler fısıldıyordu belki ama ben hiçbirini duymuyordum. Tek bildiğim, çocukken bir rüya gördüğüm ve o çocuksu hülyadan çoktan uyandığımdı.
Harun bana yaklaştıkça Ben daha çok acı çekiyordum. Kalbim ritmini şaşırıyor, göğsümün ortasında tehlikeli çanlar çalıyordu. Bir umuda sarılmak benim için dünyanın en zor işiydi. Yıllardır kimse bana "İyi ki varsın Zeynep" dememişken, bu adamın karşıma geçip "Senin yanındayım, seni hiç bırakmayacağım" demesi bünyeme fazla geliyor, beni ürkütüyordu. Şimdi kalbim bir kuş gibi çırpınıyordu ve bu his beni kendime daha da öfkelendiriyordu.
Yukarıdaki odaya kapanıp kafamın içindeki seslerle boğuşurken, Harun eve gelip bahçedeki çeşmede abdest almıştı. Öğlen ezanı okunurken babamlar ve dedemle birlikte sokağın başındaki camiye gidip başlarını secdeye koymuşlardı. Annem, Meryem Teyze ve babaannem de namazlarını kıldıktan sonra mutfağa çekilmiş, akşama Boşnak mantısı yapmak için tezgahın başına geçmişlerdi.
Odamda divana uzanmış, gözlerimi ahşap tavana dikmiş öylece yatıyordum.
Derken kapı açıldı, Elif içeri süzüldü. Annem kesin benimle ilgilenmesini, moralimi düzeltmesini söylemişti; yoksa kendisi gelse incileri dökülürdü!
"Ne var Elif?" dedim, ters bir sesle.
"Abla," dedi neşeyle. "Yusuf abim aşağıda televizyonu ayarladı. Ateriyi bağladı, hadi gel Bomberman oynayacağız!"
Ateri... En sevdiğim şeydi! O labirentlerde kutuları patlatmaya, bomba kurup kaçmaya bayılırdım. Bayramın son gününde eve kapanmaktansa oyun oynamak fikri bir an zihnime parlak geldi; hiç değilse kafamı dağıtır, o adını bile anmak istemediğim heriften uzaklaşırdım.
"Yenilince ağlamak yok ama!" dedim gözlerimi devirerek.
"Yok abla ya, ağlamam. Sen yeniyorsun hep, alıştık zaten," dedi gülerek.
Beraber aşağı indik. Dedemle babaannem gürültüden rahatsız oldukları için ateri sistemi küçük odaya kurulmuştu. Masanın üzerinde o eski, arkası kambur, tüplü siyah televizyon duruyordu. Küçük bir ekrandı ama çocukluğumuzda dünyayı o camdan izlerdik. Anteniyle uğraşmak tam bir işkenceydi ama aterinin renkli dünyası her şeye değerdi.
Yusuf abim tekli koltuğa kurulmuş, televizyonun karşısına geçmişti bile. Ahşap sehpanın üzerinde mis gibi kokan taze patates kızartması ve ketçap duruyordu.
"Abi!" dedim gözlerim açılarak. "Patates mi kızarttın bana?"
"Evet kardeşim," dedi kumandayla uğraşırken.
"Eee, sen namaza gitmedin mi?"
"Yok ya, ben evde kıldım bugün. Sen de kılsan ne güzel olacak da..."
"Yine başlama abi, bak giderim!"
"Tamam tamam, hadi ye patatesini. Annem 'Kız hiçbir şey yemedi' dedi, sana kızarttı. Poğaça da var, çay da getirdim. Sen yiyene kadar ben Ördek Avı oynayayım."
Karnım açlıktan kazınıyordu. Hemen sehpanın yanına çöktüm, küçük tepsiyi kucağıma aldım. Büyük bir iştahla patatesleri ketçapa batırıp ağzıma atmaya başladım. Ama tam o sırada zihnim bana yine oyun oynadı... Aklıma Harun’un dün sabah özenle kesip önüme koyduğu o patatesler geldi.
Yemek yerken bile insanın aklına düşer miydi bir adam?!
"Offf!" dedim içimden, tepsi bir anda gözümden düştü. Tabağı sehpanın üzerine bırakıp ayağa kalktım.
Abim şaşkınlıkla baktı: "Eee Zeynep? Silip süpürmemişsin tabağı?"
"Yedim ya abi, yeter, doydum..."
O sırada 13 yaşındaki Elif, sanki altmış yaşında bir kocakarıymış gibi bilmiş bilmiş lafa atıldı: "Ablam şimdi gelinlik giyecek ya... Formunu koruyor!"
O öyle deyince içimdeki o hırçın kız anında şaha kalktı. Tabağı hışımla geri kaptım. "Hiç de bile! Doyamadım ben, daha yiyeceğim!"
Patatesleri hırsla ağzıma tıkıştırmaya başladım. Poğaçadan da devasa bir ısırık alıp ağzımı tepeleme doldurdum.
Elif bana endişeyle baktı. "Yavaş ye abla, boğulacaksın valla!"
Zaten yutamamıştım! Kuru hamur ve patates boğazıma dizildi, nefesim kesildi. Elif’e su getirmesi için çaresizce el kol hareketleri yapmaya başladım.
Elif abime dönüp şaşkın şaşkın baktı: "Abi, ablam nece konuşuyor? Anlamadım ki..."
İçimden, "Zıkkımca konuşuyorum salak, su getir!" diye haykırıyordum.
Midem öyle bir bulandı ki kusacak gibi oldum. Bana yemek getirmişlerdi ama yanına bir yudum su koymayı akıl edememişlerdi! Elimi ağzıma siper ederek doğrudan banyoya doğru koştum.
O sırada camiden dönen babamlar eve girmişti. Harun da arkalarından içeri adım atıyordu. Beni elim ağzımda banyoya doğru koşarken görünce yüzündeki o dingin ifade bir anda yerini derin bir endişeye bıraktı.
Alaturka tuvaletin taşına eğilip öğürerek yediklerimin hepsini çıkardım. Midem bomboş kalmıştı.
Harun banyo kapısına vurup dışarıdan seslendi, sesi titriyordu: "Zeynep! Ne oldu, iyi misin?"
Geldi yine başımın belası! diye sövdüm içimden.
"İyiyim! Bir şeyim yok, sen git bekleme!" diye bağırdım içeriden.
"Tamam..." dedi alçak bir sesle. Gittiğini söylüyordu ama banyonun kapısında nöbet tuttuğuna adı gibi emindim.
Tuvalete koca bir maşraba su döküp üzerine bolca çamaşır suyu gezdirdim. Ellerimi sabunla üç kere ovalaya ovalaya yıkadım. Ağzımı defalarca çalkalayıp kapıyı açtım.
Biliyordum; gitmemişti. Kapının hemen kenarında, gözlerinde o koyu kaygıyla beni bekliyordu.
"Zeynep... Çok merak ettim," dedi yüzüme bakarak.
"İyiyim dedim ya," dedim kestirip atarak.
O sırada Elif koşarak yanımıza geldi. Yüzünde muzır bir tebessümle Harun’a baktı: "Enişte! Ablam hamile gibi kusuyor valla!"
Mal bu kız harbiden maldı Allah’ım! Bir de sırıta sırıta "Enişte" diyordu!
Dişlerimin arasından Elif’e kenetlenerek fısıldadım: "Ne saçmalıyorsun sen be?! Ne hamilesi? Ağzını kırıp eline vermeyeyim senin!"
"Ya abla niye kızıyorsun, şaka yaptım!" dedi Elif geriye kaçarak.
Öyle bir söylemişti ki Harun bir an gerçekten ciddiye alacak sanmıştım. Harun ise kardeşimle bu vahşi atışmama bakıp bıyık altından hafifçe güldü.
Elif Harun’un koluna dokundu: "Enişte, sen de gel! Beraber oynayalım."
"Ne oyunu oynayacaksınız ki?" dedi Harun.
"Bomberman var ateride! Onu oynayacağız, gelsene enişte."
Elif’i dirseğimle dürttüm. "Kızım daha dün bir bugün iki! Hemen ne cıvıyorsun sen?"
"Siz evlenmediniz mi abla? Eniştem oluyor işte!" dedi Elif alayla gülerek.
Evlendik değil mi biz?.. Hâlâ şaka gibi geliyordu zihnime.
"Biz oynarız Elif," dedim Harun’a bakmayarak. "Harun’un işleri vardır. Hem o bu tarz oyunlardan pek anlamaz."
Harun yine o çapkın bıyık altı tebessümünü takındı. "Bizde de ateri vardı küçük hanım. Oynamışlığım çoktur..."
"Ne bileyim ben," dedim omuz silkerek. "Sizde PS4 falan vardır diye düşünüyordum. Bütün dünyadan geri yaşayan biziz nede olsa... Bizde bilgisayara oturmak bile ödev zamanı izine bağlı."
Harun hafifçe güldü. "PS4 gereksiz, oyuna vakit harcamam ben. Ama bilgisayarım var; bizim eve geldiğinde bol bol takılırsın."
Ne diyordu yine bu adam ya? Her konuyu dönüp dolaştırıp kendi evine, birlikte yaşayacağımız o hayali geleceğe bağlamayı nasıl başarıyordu?
"Yok, böyle iyi! Oraya gelmemi daha çok beklersin!" diyerek hışımla küçük odaya geçtim.
Arkamdan gelen Elif’e sordum: "Eee, abim nereye gitti?"
"Dışarıdan Mahmut seslendi abla, tarlada maç yapmaya gittiler."
"Yuh! Hemen sattı bizi ya!"
Odaya geçtiğimizde biz bize kalmıştık. Elif ateri kasedini yuvasına oturtup kollardan birini bana, diğerini Harun’a uzattı.
"Eee abla, hangi renk olacaksınız?"
Harun ile aynı anda, tek bir ses gibi bağırdık:
"Mavi!" / "Yeşil!"
Ben "Mavi" demiştim, Harun "Yeşil".
O an gözlerimiz kilitlendi. Niye mavi demiştim ki sanki? Şimdi kesin beni yanlış anlayacak, gözlerinin tonunu seçtim sanacaktı. Peki o neden yeşil demişti? Benim zümrüt gözlerime mi rast getirmişti zihninde?
Hemen durumu toparlamaya çalıştım: "Yok! Ben yanlış söyledim. Mavi değil ya, kırmızı olayım ben."
Elif gözlerini devirdi: "Abla, en sevdiğin rengi ayarladım işte! Kırmızı benim rengim, biliyorsun."
İçimden Elif’e küfürler yağdırıyordum: "Ay dilini eşek arısı soksun senin Elif!"
Harun ise o derin deniz mavisi gözleriyle bana bakıyordu. İçinden, "Demek en sevdiğin renk mavi Zeynep... Benim de en sevdiğim renk yeşil, tıpkı senin gözlerin gibi..." dediğini okur gibiydim. Öyle romantik, öyle sarsıcı bakıyordu ki, başımı geriye salladım: "Ne bakıyorsun be?" der gibi. Adam bir kere sarıldı diye bütün erkeklik dürtüleri şaha kalkmıştı herhalde!
Elif ortaya bir iddia ortaya attı: "Madem eniştemle ilk kez oynuyorsunuz... Kaybeden, kazananın bir dileğini yerine getirecek!"
Kendimden emin bir edayla güldüm. "Ben bu oyunda hayatta kaybetmem! Kabul!" dedim özgüvenle.
Harun bıyık altından tebessüm etti.
Tam o sırada dışarıdan annemin sesi yükseldi: "Eliffff!"
Elif hemen ayağa fırladı. "Annem çağırdı abla, siz oynayın gelirim ben!"
"Off ya! Bir oyun oynayalım dedik, sattınız hepiniz!" dedim söylenerek.
Harun bana baktı, gözlerinde meydan okuyan bir pırıltı vardı. "Ne oldu küçük hanım? Korktunuz mu yoksa?"
"Ne korkacağım be? Yenmem beş dakikayı almaz!"
"Elif’i duydun... Kaybeden, kazananın dileğini yerine getirecek."
"Öyle her dileği kabul etmem ama!" dedim parmağımı sallayarak. "Bana kölelik falan yaptırmayı düşünüyorsan, sadece bir gün süreliğine kabul ederim, ona göre!"
"Tamam Zeynep, hadi oynayalım."
Ekranda mavi ve yeşil elbiseli karakterler labirentin içinde bombaları kurup kaçışmaya başladı. Tuğlaları patlatıyor, yolları açıyorduk. Oyunun sonuna doğru benim sadece tek bir canım kalmıştı; Harun’un ise hâlâ iki canı duruyordu!
Nereden 'evet' dedim ki bu iddiaya?! Şimdi kazanacağım varsa da kaybedecektim!
Karakterimle köşeye bir bomba koydum, tam kaçacakken kenarda sıkışıp kaldım!
"Hayır ya! Patladı!" diye bağırdım sinirle kolu kenara fırlatarak.
Harun neşeyle güldü. "Ben kazandım! Ben kazandım!"
"Tebrik ederim Harun, muazzam zaferinle övünebilirsin!" dedim kollarımı bağlayarak.
"Kaybettiğine göre, dileğimi yerine getirirsin artık?" dedi.
Bana doğru hafifçe eğilip çapkın bir bakış atınca refleksle elim dudaklarıma gitti. "Öpücük falan istersen suratına yumruğu yersin!" dedim tehditkar bir sesle.
Yüzü bir anda kızardı, ardından sesli bir kahkaha attı. "Ne kadar vahşisin Zeynep! Önce tırnaklarınla kolumu parçaladın, şimdi de yumruk... Çok acımasızsın."
"Temas sevmiyorum ben! Bana dokunma, ne diliyorsan dile!"
Harun derin bir nefes aldı. Yüzündeki o dalgacı ifade yerini tam bir ciddiyete bıraktı.
"Tamam Zeynep... Zor bir şey istemiyorum. Sadece bir gün... Yani 24 saat boyunca benimle normal bir arkadaş olmanı istiyorum. Beni terslemeyeceğin, bana bağırmayacağın tek bir gün..."
Eline düşmüştüm bir kere... Ve adam bana, kocama dönüşmüş olan bu adam, benden "arkadaşlık" talep ediyordu! Biz önce sözlenmiş, sonra dini nikahla evlenmiştik; normalde sıranın tam tersi olması gerekmez miydi? Önce arkadaşlık, sonra flört, sonra teklif, sonra düğün...
Öylece onun mavi harelerinde çakılı kaldım. Kaybetmiştim bir kere; verdiğim sözden dönmek bana yakışmazdı.
Harun elini uzattı, sıkışmak için: "Kabul mu?"
"Tamam kabul..." dedim bakışlarımı kaçırarak. "Ama elini sıkmam! Temas yok dedik."
"Tamam Zeynep, dokunmak yok. Yarın gece 12’ye kadar... Kabul mü?"
"Tamam kabul! Yarın Bursa’ya gitmekten vazgeçmedim ama."
"Tamam, gideceğiz küçük hanım."
"İkide bir 'küçük hanım' deyip durmasana ya! Küçük değilim ben artık!"
"Evet maşallah... Büyümüşsün, dilin pabuç kadar olmuş!"
"Harun! Ateşkesi bozarım bak, kışkırtma beni!"
Harun ellerini kaldırdı, gülümseyerek: "Tamam Zeynep... Arkadaşız o zaman."
"İyi... Arkadaşız!" dedim hırsla.
Elif’in oyununa gelmiştim işte! Şimdi ben 24 saat boyunca bu Harun’a nasıl bir arkadaş gibi davranacaktım?!