34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı

Vaveyla Yazarı: Hanife Y.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 94Şu an: 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı
  1. 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
  7. 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
  8. 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
  9. 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
  10. 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
  11. 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
  12. 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
  13. 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
  14. 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
  15. 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
  16. 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
  17. 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
  18. 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
  19. 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
  24. 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
  26. 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
  28. 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
  30. 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
  31. 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
  32. 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
  33. 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
  34. 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
  35. 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime · Okuduğun bölüm
  36. 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
  37. 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
  38. 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
  39. 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
  40. 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
  41. 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
  42. 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
  43. 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
  44. 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
  45. 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
  46. 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
  47. 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
  48. 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
  49. 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
  50. 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
  51. 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
  52. 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
  53. 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
  54. 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
  55. 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
  56. 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
  57. 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
  58. 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
  59. 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
  60. 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
  61. 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
  62. 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
  63. 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
  64. 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
  65. 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
  66. 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
  67. 67 65. Bölüm1.958 kelime
  68. 68 66. Bölüm1.911 kelime
  69. 69 67. Bölüm1.921 kelime
  70. 70 68. Bölüm2.072 kelime
  71. 71 69. Bölüm1.382 kelime
  72. 72 70. Bölüm1.348 kelime
  73. 73 71. Bölüm1.882 kelime
  74. 74 72. Bölüm1.811 kelime
  75. 75 73. Bölüm1.783 kelime
  76. 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
  77. 77 75. Bölüm1.868 kelime
  78. 78 76. Bölüm1.759 kelime
  79. 79 77. Bölüm1.682 kelime
  80. 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
  81. 81 79. Bölüm1.786 kelime
  82. 82 80. Bölüm1.939 kelime
  83. 83 81. Bölüm2.073 kelime
  84. 84 82. Bölüm1.867 kelime
  85. 85 83. Bölüm1.805 kelime
  86. 86 84. Bölüm2.110 kelime
  87. 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
  88. 88 86. Bölüm1.472 kelime
  89. 89 87. Bölüm2.189 kelime
  90. 90 88. Bölüm1.643 kelime
  91. 91 89. Bölüm1.890 kelime
  92. 92 90. Bölüm1.379 kelime
  93. 93 91. Bölüm: Kaderin Acı Döngüsü2.155 kelime
  94. 94 91. Bölüm2.055 kelime

Mutfaktaki veya salondaki o gergin havayı dağıtmak istercesine omuzlarımı dikleştirdim. Madem lokantayı kıran yıkan bendim, toparlayacak olan da ben olacaktım. Görsün bakayım Bilal abi, 'ayaklı tehlike' dediği kız nasıl hırsla, nasıl fırtına gibi çalışıyordu orada...
Oturduğum sandalyeden ayağa kalktım. Bakışlarımı doğrudan Süleyman amcaya dikerek: "Tamam Süleyman Ba... Baba... Anlaştık mı şimdi?" dedim.
Süleyman amcanın gözlerinin içi parıldadı. Sevecen bir tebessümle: "Anlaştık kızım," diyerek elini uzattı. Ben de hürmeten öpüp alnıma koydum.
Onun gözünün içine baka baka 'Baba' demem Harun’un da aşırı hoşuna gitmişti; yüzündeki o bıyık altı gülüş derinleşti, gözlerinin mavisi iyice ışıltı kazandı.
Süleyman baba elini dizine vurup devam etti: "Kızım pazartesi sabah 8'de gel başla..."
Nee?! Saat 8 mi?!
Gözlerim yuvalarından fırlayacaktı az kalsın. Şok içinde içimden "Olamaz ya, ben saat 8'de uykunun en tatlı rüyasındayım!" diye çığlık attım.
Yutkunup toparlanmaya çalışarak: "Süleyman amca... Yani Baba... Şey, 12'de gelsem daha iyi olmaz mı? Akşam 5'e kadar dururdum," dedim pazarlık yapmaya çalışarak.
Bizimkiler bu halime bıyık altından gülerken Harun da karşımda bön bön sırıtıyordu.
Süleyman baba kıkırdadı: "Nerede görülmüş kızım bir çırağın patrondan sonra işe geldiği? Sabah 8, akşam 6... Ona göre! Sen ne dersin Mustafa, kızına iznin var mıdır?"
Babam son derece ciddi bir tavırla: "Eti senin, kemiği benim Süleyman! Biraz çalışsın da para kazanmak, ekmek aslanın ağzında nasılmış öğrensin..." dedi.
Harun’a oyun oynayacağım, aklınca intikam alacağım diye kendimi resmen bile bile ateşe attım! Ben kim, sabahın köründe kalkmak kim... Off Zeynep, off!
Babamlar kendi aralarında çaylarını yudumlarken Süleyman baba boğazını temizleyip masaya bir açıklama daha yaptı: "Harun, Zeynep... Biz Mustafa ve annenizle konuştuk, düşündük. Nişanı Pazar günü yapacağız. Biliyorsunuz cenazemiz oldu, öyle davullu zurnalı eğlence falan yapamayız. Yakın eş dostumuza haber verdik, bu Pazar lokantada nişanı kıyacağız. Bohçayı da yarın getiririz. Kendi aramızda tatlıya bağlarız, olur mu sizin için de? Yarın da gidin, takılacak yüzükleri alın."
Ben hiç vakit kaybetmeden yine hamlemi yaptım, Harun’u şaşırtmak için atıldım: "Çok güzel düşünmüşsünüz Süleyman baba! Bence de nişan hemen yapılmalı, hiç beklemeyelim."
Harun gözlerini dıkızlatarak bana bakıyordu; bu hevesli halime büsbütün şaşırmıştı. "Aynen baba, doğrusunu siz bilirsiniz," diye mırıldandı.
"O zaman Pazar’a nişanımız var, hadi hayırlısı!" dedi Süleyman baba.
İçimden, "Zaten resmiyette imam nikahıyla evlendik, nişan çabuk olsa ne olur olmasa ne olur..." diye geçirdim. Neyse, pazartesi işe başlayana kadar şu iki gün mışıl mışıl uyuyayım bari de uykumu alayım dedim.
Annemler sohbeti derinleştirirken Harun hafifçe yanıma yaklaştı, sesi fısıltı gibiydi: "Zeynep... Gelsene, bahçeye çıkalım mı biraz?"
Genişçe, sahte ve yapmacık bir gülümsemeyle yüzüne baktım: "Olur Harun’cum... Çıkalım!" dedim.
İçinden "Harun’cum mu?! Bu kız kesin havale geçirdi!" dediğini duyar gibiydim.
Birlikte verandadan geçip bahçedeki ahşap masaya oturduk. Gece serindi ama içimdeki hırs alev alev yanıyordu. Harun dirseklerini masaya dayayıp bana doğru eğildi:
"Hayırdır Zeynep? Neden birdenbire çalışmak için bu kadar ısrarcı oldun?"
O Mavi gözlerine baktım; karanlıkta bile ay ışığını toplayan bir ayna gibi parıldıyordu. Bakışlarımı kaçırmadan yanıtladım: "Şimdiden koca parası yemek istemiyorum... Kendimi kötü hissettim, çalışmak istedim. Hem benim için de değişik bir deneyim olacak."
O da benim zümrüt yeşili gözlerime kilitlendi, bakışları yumuşadı: "Zeynep... Ben sana ne dedim? Benim param senin hakkın, sonuna kadar. Sen benim helalimsin..."
İçimden bir ses bağırdı: Helalinim öyle mi?! Görürsün sen Harun, dibinde olup sana ne hayat krizleri yaşatacağım!
Tiz ve neşeli bir ses tonu takınarak: "Ya bir düşünsene Harun’cum... Seninle beraberiz akşama kadar, seni özlemek zorunda da kalmam!" dedim.
Bir anda adamın gözleri şaşkınlıkla açıldı! "Sen... Beni görmeyince özlüyor musun?"
İçimden "Ne demek, hasretinden ölüyorum sanki!" diye dalga geçiyordum kendimle.
Dışımdan ise: "Evet, özlüyorum Harun’cum... Aklımın sende kalacağına, yanında dururum daha iyi!" dedim.
Harun’un kaşları bir anda çatıldı, şüpheci bakışlarla yüzümü inceledi: "Zeynep... Sen iyi misin? Yine ateşin falan mı çıktı senin? 'Harun’cum' ne demek, sen böyle şeyler söylemezsin ki? Beni özlediğini mi söylüyorsun gerçekten?"
Adam zeki tabii... Beni ciyak ciyak bağırmamdan, hırçınlığımdan tanıyor. Böyle davranınca iğrenip soğuyor sanırım. Olsun, yavaş yavaş soğusun da kurtulalım ikimiz de!
"Aa! Ne alakası var Harun’cum? Bak telefonuma, seni 'Harun’cum' diye kaydettim bile," dedim pişkin pişkin.
Harun bu halimden hiç ama hiç hoşlanmamıştı. Kaşları iyice çatıldı, gözlerindeki o yumuşak ifade kayboldu: "Zeynep, sen bir şey mi içtin? Hem sen beni..." dedi ve duraksadı, devamını getirmedi.
"Hayır Harun, ne içeceğim? Alkolik miyim ben?! Arada bir duble, o kadar..." dedim gayet rahat bir tavırla.
Harun gözlerini devirerek içinden "Zeynep, yine ne işler çeviriyorsun sen?" diye geçirdi, yüzünden okuyordum.
"Ne var yani?!" dedim sesimi yapmacık bir incelikle yumuşatarak. "Değişmemi istemiyor muydunuz? Ben de kibar olmaya çalışıyorum artık. Saygılı, hoşgörülü, hanım hanımcık biriyim Harun’cum..."
"Zeynep, ben sana 'değiş' demedim ki!" dedi sesi hafifçe yükselerek. "Hem böyle kibar haller hiç yakışmıyor sana! Gerçekten... Beni özledin mi sen?"
Bir anda onun mavi gözlerinin derinliğinde saplanıp kaldım. Ses tonundaki o gizli kırgınlık mıydı beni vuran, yoksa gözlerindeki o sorgulayan bakış mı?
Kalbim kırılmıştı... Onu tamir etmeye başlamışken, telefonda Bilal abiye dediklerini duyunca yeniden darmadağın olmuştu. Beni sevmediğini, babasının zorlamasıyla 'kusurumu örtmek' için kabul ettiğini biliyordum. Şimdi söylesem ona... 'Sen benim en büyük hayal kırıklığımsın' desem? Yıllarca çizip defterde sakladığım, sonra yırtıp attığım o yüzünün yarısı olan resmi gürültüyle suratına çarpsam... Oysa ben bugün o resmi tamamlamayı düşünmüştüm...
Daldığımı görünce Harun bana doğru fısıldadı: "Zeynep... Dondun kaldın. Cevap versene?"
O sırada annemlerin içeriden helalleşme sesleri yükseldi. Ayaklanmış, çıkıyorlardı.
Hemen toparlanıp masadan fırladım: "Neyse Harun’cum, annemler gidiyor galiba. Yarın görüşürüz, bay bay!"
Giderken bir de uzaktan, sosyete tikileri gibi dudaklarımı uzatıp abartılı bir öpücük salladım ona. Harun arkamdan adeta bir uzaylı görmüş gibi şaşkınlıkla bakakaldı.
Kendi hareketimden kendim bile tiksinmiştim! O derece garip, o derece eğreti durmuştu üzerimde.
Kapıda el öpüşüldü, vedalaşıldı. Onlar bizim getirdiğimiz bohçayı çoktan açıp bakmışlardı bile. Harun’un yüzünün şeklini merak etmeden duramadım. Annemin gidip babama aldığı gibi bol, çizgili dede donlarından almıştı. Ne gülerdim ama Harun onları görünce!
Biz bizim evin kapısına doğru yürürken Harun arkamdan bıyık altından gülerek seslendi: "Zeynep ya... Gerçekten tiyatro yeteneğine hayranım! Hem çizim kabiliyetin var hem de harika rol yapıyorsun, harcanıyorsun valla!"
Sonra da kendi kendine düşündü: "Bunları sırf beni kendinden soğutmak için mi yapıyor acaba?"
Eve gittiğimizde ben hışımla odama çıktım. O sırada Bilal abi, Süleyman babaya benim hakkımdaki şüphelerini döküyordu:
"Baba, neden izin verdin Zeynep’in çalışmasına? O kız sakar, dükkânı yıkar valla başımıza!"
Süleyman baba sevecen ama kararlı bir sesle cevap verdi: "Yetişecek oğlum, yetiştireceğim ben gelinimi... Çalışınca düzelir, merak etme. Hem kız pişman olmuş, hatalarını telafi etmek istiyor. Gitsin başka yerde elin adamının yanında mı çalışsın? Gözümüzün önünde olur, fena mı?"
Bilal abi çaresizce başını salladı: "Tamam baba, sen ne dersen haklısın..."
Cumartesi sabahına uyandığımda saat 10’du. Annem aşağıdan cır cır seslenip duruyordu. Kahvaltıyı alelacele yaptıktan sonra annem, Elif ve ben nişan alışverişi için kapının önüne çıktık.
Harun ve Meryem Teyze arabayla gelip kapıda durdular. Araba Süleyman babamın emektar otomobiliydi. Biz kızlar arkaya doluştuk, Harun direksiyona geçti.
Annem arabaya biner binmez "Selamünaleyküm," dedi. Meryem Teyze ve Harun içtenlikle "Aleykümselam," diye karşılık verdiler.
Üzerimde bu sefer pembe bir tişört, kot ceket ve altında bileklerime kadar inen uzun bir kot etek vardı. Annem kollarımın açık gezmesine hayatta izin vermezdi zaten.
Nişan elbisesi seçmek için büyük bir abiye mağazasına geldik. Harun "Ben dışarıda bekliyorum," diyerek kapıda kaldı. Meryem teyze,annem, Elif ve ben içeri daldık.
Şu hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri, üst üste rüküş abiyeler denemekti. Hani Harun bir ara sormuştu ya, "Senin sevdiğin bir şey var mı bu hayatta?" diye... Kesinlikle abiye denemek değildi!
Mağazada dolanırken gözüme kapalı, uzun kollu, dantelli, parlak balık modeli koyu mavi bir elbise takıldı. Annem "Yok kızım, bu çok koyu, şu var bak!" diye söylenip durdu ama benim inadımı bildiğinden üsteleyemedi.
Annemin bana seçtiği elbise ise neydi biliyor musunuz? Düz, fıstık yeşili bir elbiseydi! O ne ya öyle?! Duvar boyası gibi! Annemin zevki beni bir gün öldürecekti gerçekten.
Neyse, benim seçtiğim koyu mavi abiyeyi kiraladık. Ama kasada 3500 TL lafını duyunca içim cız etti! Valla o parayı bana nakit verseler, ben nişanda Miki Mouse’lu pijamalarımla arz-ı endam etmeye razıydım!
Elbiseyi halledip hep beraber kuyumcu dükkânına geçtik. Harun da bu sefer yanımızdaydı. Yüzünde tatlı, heyecanlı bir hal vardı; sürekli gülümsüyordu. Eğer arkamdan çevirdiği o lafları duymamış olsaydım, belki ben de onun bu gülüşüne karşılık verir, heyecanlanırdım...
Meryem teyze kuyumcuya doğru eğilip: "Hadi oğlum, seçin yüzüklerinizi bakayım," dedi.
Tezgâhtar adam kadife kutularda parıl parıl parlayan yüzükleri çıkardı. Tektaşları gördüm... Pek tarzım değildi öyle gösterişli, taşlı şeyler. Ama insan şöyle romantik, güzel bir evlilik teklifi almak istemez miydi yani?
Bir an hayal kurdum... Harun’un önümde diz çöküp: "Zeynep, benimle evlenir misin? Beni yıllarca, hiç bıkmadan yeniden çizebilir misin?" dediğini düşündüm...
Tövbe tövbe! Neyi hayal ediyorum ki ben?! Yanımdaki dalyan gibi çocuk işte, bir tek duyguları ve dürüstlüğü eksik! dedim kendi kendime.
Adam taşlı, pırlantalı yüzükleri uzatınca başımı salladım: "Zeynep, hangisini beğendin?" diye sordu Harun.
"Bunlar çok parlak, fazla taşlı... Bakın, 'Ben evlendim!' diye insanların gözüne sokulacak derecede havalı. Ben klasik, sade bir alyans istiyorum," dedim.
Tezgâhtar adam hemen sade altın alyansları çıkardı. İçlerinden ince, zarif bir modeli gösterdim: "A bak, bu çok güzel ve kibar..."
Harun o an gözlerimin içine bakıp içinden "İşte sırf bu sadeliğin, bu doğallığın yüzünden sevilmeye değersin Zeynep..." diye geçirdi.
Harun seçtiğim yüzüğü alıp parmağıma takmak istedi. Elimi yavaşça uzattım. Parmaklarımız birbirine değdiği an sanki elektrik çarptı! Gözlerimiz kenetlendi. Yüzük parmağıma tam oturmuştu.
Harun kuyumcuya dönerek: "Abi, bu yüzüğün gümüş olanı var mı? Bende de aynısından olsun," dedi. Dinimize göre erkeklerin altın takması uygun değildi çünkü.
Adam kutuları karıştırıp aynı modelin gümüşünü buldu: "İçine ne yazalım bakalım çifte kumrular?" diye sordu sevecenlikle.
Harun hiç tereddüt etmeden cevap verdi: "ZEYNEBİ-HARUN yazın ikisine de..."
Gözlerim şokla açıldı! Kalbim göğüs kafesimi dövmeye başladı. "ZEYNEBİ-HARUN mu?! Nasıl yani?!" dedim şaşkınlıkla.
Harun bana dönüp gülümsedi: "Güzel değil mi Zeynep? Kafiyeli oldu adlarımız... Sen seversin böyle ahenkli isimleri."
Kafam bir anda çorba oldu! Şimşekler çaktı zihnimde... Şimdi bu adam bunu öylesine, kafasından mı uydurdu... Yoksa Okulda ki o ağaçtaki yazıyı gördü mü?!
"Ne oldu Zeynep? Beğenmedin mi?" dedi bana doğru bakarak.
Paniğimi gizlemek için hemen maskemi taktım: "Aman, ne yazdırıyorsan yazdır! Sonuçta yüzük dediğin sadece bir simge..."
Harun hafifçe kulağıma doğru eğildi, sıcak nefesi tenimi yaktı: "Evet... Senin bana ait olduğunun simgesi."
"HIÇK!"
Al işte! Bu adam beni öldürecekti valla! Yine hıçkırık tuttu beni! Oyun oynayayım, adama intikam çektireyim derken ben bu adama çok fena tutulmasam bari diye dualar etmeye başladım.
Adam 15 dakika sonra içleri kazınmış yüzükleri getirdi. Meryem teyze de bana gösterişli bir gerdanlık seti aldı.
Kuyumcudan çıktık ama ben hâlâ "HIÇK... HIÇK..." diye hıçkırıyordum! Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Vücudum bu kadar heyecanı ve karmaşayı kaldırmayacaktı yakında!
Aklım hâlâ o yazıda takılı kalmıştı. Bu imkânsızdı... ZEYNEBİ-HARUN birleşimi öyle bir anda akla gelecek bir şey değildi. Ben o ismi türetmek için günlerce, gecelerce düşünmüştüm zamanında!
Nişan için tüm eksikler tamamlanmıştı. Mahallenin Necla ablası olan kuaför de ayarlanmıştı. Artık resmen, belgeli ve yüzüklü şekilde nişanlı olacaktık... Fotoğraf işi de mahallenin emektarı Foto Cemil abideydi.
Yarın benim için çok yorucu, çok çalkantılı olacaktı, bu kesindi. İçimden söylenmeden edemedim: Evlenmek neden bu kadar meşakkatli iş ya?! Git nikah masasına, at imzayı, bitsin gitsin işte!..

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

261okunma 14beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18