7. bölüm / 94
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde
Bölümler 94Şu an: 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
- 90 88. Bölüm1.643 kelime
- 91 89. Bölüm1.890 kelime
- 92 90. Bölüm1.379 kelime
- 93 91. Bölüm: Kaderin Acı Döngüsü2.155 kelime
- 94 91. Bölüm2.055 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İşte bunu yapmayacaktın Harun... Sana az önce söyledim, "İstemiyorum," dedim. Ama sen, sanki kendi hayatının kararını değil de başkasının senaryosunu okur gibi, "İstiyorum," dedin. Kalbimin ortasına oturan o ağır taşla, kendi hayatımın ellerimin arasından bir kum tanesi gibi kayıp gittiğini hissediyordum. Salondakilerin gözlerindeki o bencil mutluluk, benim zifiri karanlığımdı.
*Ah Zeynep,* dedim kendi kendime, *neden oynadın ki bu iyilik rolünü? İstemiyorum deseydi, belki arkadaşım olabilirdi. Ama şimdi... Şimdi senden nefret ediyorum Harun.*
Karşımdaki koltukta oturmuş, hınzır bir tebessümle bana bakıyordu. O sırıtışı, kilitlenen zindan kapımın sesi gibiydi. Köşeye sıkışmış durumdaydım. Eğer şimdi çıkıp "Ben bu adamı istemiyorum!" diye bağırırsam, babam yerin dibine geçer, mahallede başı öne eğilirdi. Şimdilik sabredecektim. Sadece bir yüzük takılacaktı nasıl olsa. Evliliğe kadar geçecek o sürede, Harun’a hayatının en büyük pişmanlığını yaşatacaktım. Görsün bakalım, "İstiyorum" demek ne demekmiş...
Düşüncelerimin hırsıyla kavrulurken annemin sert dürtüklemesiyle sarsıldım:
"Hadi kızım, adettendir, kalk da kahveleri yap getir."
Gözlerim irice açıldı. *Kim, ben mi yapacağım?*
"Tamam anne," dedim dişlerimi sıkarak.
Mutfak koridoruna adım attığımda yengem de peşimden geldi. Beceriksizliğimi ve isteksizliğimi çok iyi biliyor olacak ki telaşla söze girdi:
"Kız sen şimdi heyecanlanırsın, yapamazsın. İlk günden rezil olmayalım dur, ben yapayım. Sen kendin yapmış gibi götürürsün."
Yüzüme zoraki ve eğreti bir gülümseme yerleştirdim:
"Sağ ol yengeciğim, eline sağlık o zaman."
İçimden bir hırs fırtınası kopuyordu. *Allah'ım deli olacağım ya, çok sıkıldım!* Aklıma birden mutfaktaki en eski intikam yöntemi geldi:
"Yenge, damadın kahvesine tuz koyalım mı?"
Yengem hemen başını iki yana salladı: "Yok kız, tuz eskiden 'Ben bu izdivacı nazikçe istemiyorum' demekmiş. Artık o adetler değişti, yapmayalım öyle şeyler."
İçimdeki ses acı acı güldü: *E ben de istemiyorum zaten ya!*
Yengem kahveyi büyük bakır cezvede pişirip o nostaljik, turuncu porselen fincanlara özenle paylaştırdı. "Tamam yenge, sen su bardaklarını götür önceden, ben tepsiyi getiririm," dedim. Yengem salona geçer geçmez tezgâha fırladım. Harun’un fincanını gözüme kestirip içine bir kaşık tuz, bir miktar sirke ve bulabildiğim en acı pul biberi döküp hızla karıştırdım. Aklı başına gelsin, bu kahveyle beraber benim acımı da yudumlasın istedim.
Gümüş tepsiyi iki kenarından kavradım. İnanılmaz bir titreme vardı ellerimde; zira bu süslü hizmet rolleri bana göre değildi. Mutfaktan çıkıp salona adım attığımda, annem gözleriyle Süleyman Amcaların olduğu tarafı işaret etti. Tam onlara doğru birkaç adım atmıştım ki, topuklularım halının kenarına takıldı.
Zaman sanki durdu. Tepsi elimden kaydı, içindeki kahveler ve fincanlar büyük bir gürültüyle parkeye saçıldı. Ben de kendimi dizlerimin üzerinde, dökülen sıcak kahvelerin ortasında buldum.
Planım elimde patlamıştı. Sakarlığımla annemin yüzünü kara çıkarmıştım ama umurumda bile değildi. Hatta bu durum işime gelmişti; "beceriksiz gelin" imajı harika bir kaçış planı olabilirdi. *Hadi, vazgeçin benden!* demek istedim.
Meryem Teyze hemen Harun’a döndü:
"Oğlum, kaldırsana Zeynep’i! Heyecandan olmuştur, olsun varsın... Biz zaten çay içtik, kahve olmasın."
Annemin yüzündeki o dehşet ifadesinden, içinden *"Gitti canım tarihi fincanlarım!"* diye ağıt yaktığına emindim; çünkü fincanların birkaçı tuzla buz olmuştu.
Harun hızla yanıma gelip elini bana doğru uzattı. Fakat o eli tutmak yerine, hırsla geri çekildim.
"Ben kalkarım, sorun değil," dedim soğuk bir sesle.
Üzerimdeki elbise kahve lekesi içinde kalmıştı. Harun, sanki beni gerçekten düşünüyormuş gibi eğilip fısıldadı:
"Yandın mı Zeynep?"
Gözlerinin içine bakarak, sadece onun duyabileceği bir kısıklıkta sitemimi kustum:
"Hayır yanmadım... Sen beni yaktın, diri diri yaktın."
Arkamı dönüp salondakilere eğdim başımı: "İzninizle ben gidip üstümü değiştireyim."
Harun’un yüzü bir anda düştü. Söylediğim lafın ağırlığı mavi gözlerindeki o muzip ışığı söndürmüştü. *O da beni tanımıyor ki,* diye düşündüm merdivenleri tırmanırken. *Beni sevmiyor bile, peki neden razı oluyor bu dayatmaya?*
Odama kapanıp üzerimdeki o ağır elbiseyi çıkarmaya çalışırken, gözlerimden tek bir damla yaş bile akmıyordu. Çünkü ben ağlamayı küçücük bir çocukken bırakmıştım.
Elbiseyi çekip çıkarırken, zihnim beni yıllar öncesine, o kırgın çocukluğuma geri fırlattı.
*12 yaşındaydım...*
*"Anne, ben okul gezisine katılmak istiyorum..."*
*"Kızım paramız yok, abinler kursa gidiyor biliyorsun."*
*Birkaç ay sonra yine aynı umutla koşmuştum anneme:*
*"Anne, 19 Mayıs bando etkinliğine girmek istiyorum. Sadece kıyafet alacağız..."*
*"Olmaz kızım, kıyafet parası veremeyiz, çok pahalı. Abinler geziye gidecekmiş, baban parayı onlara verdi."*
Hep böyle olmuştu. Ben hep arka plandaydım. Hani şimdi akrabalar, komşular diyordu ya, *"Bu kız neden böyle asi, neden bu kadar hırçın?"* diye... Sebebini kimse merak etmiyordu.
*"Anne, ayakkabım eskidi... Arkadaşım kırmızı bir ayakkabı almış, ben de istiyorum, bana da alır mısınız?"*
*"Alamayız kızım. Abin futbol kulübüne yazıldı, ona krampon aldık. Taksitler var, biliyorsun..."*
Neden benim isteklerim hiç gerçekleşmiyordu? O kırmızı ayakkabıları gecelerce rüyamda görecek kadar hayal etmiştim. Ama ben hep ağabeylerimin eskileriyle, teğelli kıyafetlerle idare etmek zorundaydım.
*"Anne, okulda tiyatro kulübü varmış. Katılabilir miyim? Ücretsizmiş hem, izin verir misin?"*
*"Olmaz kızım! Oyuncu mu olacaksın başımıza? Nakış kursu var, ben seni oraya yazdırayım da erkenden çeyizini hazırlamış olursun."*
*"İstemiyorum anne! Ben daha 12 yaşındayım, bu yaşta çeyiz mi olur?"*
O yaşlarda en büyük sığınağım resimdi. Harçlıklarımdan kesip biriktirdiğim üç beş kuruşla aldığım ucuz boyalarımla odamın duvarlarına resimler yapardım. Karalama defterlerim benim özgür dünyamdı.
Ortaokul son sınıftaydık. Karne günüydü. Ağabeylerim takdir, teşekkür belgeleriyle eve gururla dönmüşlerdi. Benim derslerim ise zayıftı; çünkü ruhum o soğuk sınıflara sığmıyor, fırsat buldukça okuldan kaçıp parka gidiyor, resim çiziyordum.
Annemle babam karneme bakınca yüzleri renkten renge girdi. Annem karneyi masaya fırlattı:
*"Bu ne kızım? Seni oyun oyna diye mi gönderiyoruz okula? Derslerin çok zayıf! Abinlere bak, takdir alıyorlar. Çaba göstereceğin yerde notlarını düşürmüşsün. Hep o resim yüzünden, başka bir şey değil!"*
Babam söze girdi, sesi gür ve kesindi:
*"Bundan sonra yasaklıyorum! Bütün yaptığı resimleri çöpe atacaksın, duydun mu beni Hatice? Gölyazı’ya gidince köy işlerinden başını kaldıramayacak, belki burnu sürter de aklı başına gelir!"*
*"Tamam Mustafa, doğru dersin. Ne o uğraştığı saçma sapan şeyler... İbadetini yapsın, geleceği için çabalasın biraz."*
O gün babamın ayaklarına kapanmış, dizlerini gözyaşlarımla ıslatmıştım:
*"Baba... Baba lütfen yapma! Onlar benim emeğim... Yarışmaya katılacağım, söz derslerimi düzelteceğim, almayın elimden ne olur!"*
Babam yüzünü çevirdi: *"Bunu önceden düşünecektin kızım. Çocukça şeylerle uğraşacağına ibadetine, geleceğine odaklan."*
Annem hışımla odama yürüdü, ben peşinden ağlayarak koştum. Annem duvara yapıştırdığım bütün resimleri tek tek, hırsla yırtarak kopardı.
*"Yapma anne, ne olur!"*
*"Şimdi kızıyorsun bize ama ileride hak vereceksin kızım!"*
*"Anne onlar benim hayallerim! Lütfen yırtma anne, yalvarırım!"*
*"Kızım, anneler babalar evlatlarının iyiliğini düşünür. Bunları yapıp ileride başımıza sanatçı mı olacaksın? Örfümüze, adetimize yakışır mı hiç?"*
Annem masamın üzerindeki o en büyük, günlerce uğraştığım manzara resmine uzandı.
*"Anne yapma! O benim yarışma resmim... Lütfen, ödül alacağım anne, yapma ne olur!"*
Annem feryatlarımı dinlemedi. Gözyaşlarım sicim gibi akarken, haftalarca verdiğim tüm emeği parça parça edip boyalarımla birlikte çöp kovasına bastı.
O gün, o yırtılan kâğıt parçalarının arasında benim çocukluğum ölmüştü. Hayallerim çöpe atılmış, benden geriye bomboş bir kabuk kalmıştı. Ağabeylerim erkek oldukları için her istediklerini yaparken, benim her hevesim kursağımda bırakılmıştı. Bir kez olsun lunaparka bile gidememiştim; "Kız çocuğunun lunaparkta ne işi var?" zihniyeti yüzünden mahalle arasına sıkışıp kalmış bir çocukluktu benimkisi.
Ve şimdi... Yıllar geçmişti ama hiçbir şey değişmemişti. Yine benim hakkımda kararlar veriliyor, yine benim hayatım bir masa etrafında pazarlanıyordu. Ben 12 yaşımdan beri gülmüyordum; kimse bunu fark etmemişti bile. Şimdi iki dakika kibar davranınca ne kadar çok sevilmiştim, değil mi? Çünkü onların istediği gibi bir kukla olmuştum.
Küçük kız kardeşim Elif şanslıydı. O, benim gibi kısıtlanmamıştı; başarısı hep el üstünde tutulmuş, benim eskilerimi giymek zorunda kalmamıştı. Bazen "Acaba ben üvey miyim?" diye düşünmeden edemiyordum. Keşke üvey olsaydım; belki gerçek ailem zengin olurdu da beni bu cendereden kurtarırdı...
Aynanın karşısına geçtim. Üzerime sıradan, klasik mavi uzun elbisemi geçirdim. Saçlarımdaki o süslü topuzu öfkeyle çözüp omuzlarıma serbest bıraktım. Hırsımı saçımdan çıkarırcasına taradıktan sonra, topuklu ayakkabıları bir kenara fırlatıp çoraplarımla yere bastım.
Aşağıdan Süleyman Amca’nın sesi yükseliyordu: *"E Mustafa, verdin gitti mi kızını?"*
Babamın hevesli sesi yanıtladı: *"Verdik gitti dünürüm!"*
Aşağı indiğimde yengem hazırlanmış tepsiyi tutuyordu. Yüzükler bile çoktan alınmıştı; söze dair her şey tamamlanmıştı. Süleyman Amca, ailelerin en büyüğü olarak kırmızı kurdeleyi parmaklarımıza taktı. Yüzü gülüyordu, Harun ise sessizce bana bakıyordu. O kırmızı kurdele, ikimizin zoraki bağı, benim ise boynuma geçirilen ilmekti.
Ağabeyim eski fotoğraf makinesine yeni bir film takmış, flaşları patlatarak sürekli fotoğraflarımızı çekiyordu. Süleyman Amca dualar okuyarak kurdeleyi kesti:
"Hadi bakalım, hayırlı uğurlu olsun!"
Kurdele kesilir kesilmez annem gözleriyle büyüklere "El öpün" işareti yaptı. İstemesem de büyüklerin ellerine çenemi değdirip memnuniyetsiz bir suratla hepsiyle kucaklaştım. Annem arkadan "Gül biraz!" diye kaş göz işareti yapıyordu. Ardından Harun’la kucaklaşmamı istedi.
Harun’a sert bir bakış atıp mesafe bıraktım; elini hafifçe tutup sadece yanaklarımızı birbirine değdirdim. Sonra hep birlikte yan yana gelip aile fotoğrafı çektirdik. Harun elini belime koyduğunda iliklerime kadar ürperdim; ondan nefret ediyordum. O da bu dayatmaya ortak olmuştu işte. Salondaki herkes şimdiden "dünür" muhabbetine girmişti, midem bulanıyordu.
Saat 10’u geçiyordu. Babam Süleyman Amca’ya döndü:
"Dünürüm, bayramın üçüncü günü sizleri de köyümüze bekleriz. Yerimiz geniştir, sizi ağırlamaktan şeref duyarız."
İçimden *Hayır de, ne olur hayır de!* diye yalvardım.
Süleyman Amca Meryem Teyze’ye döndü: "Ne dersin Meryem, gidelim mi?"
Meryem Teyze her zamanki uysallığıyla: "Sen ne dersen o Süleyman Efendi, ben de uyarım."
"Tamamdır dünürüm, geliriz."
Züleyha Abla ile Bilal Abi işlerinden dolayı köye gelemeyeceklerdi. Bu demektir ki Harun, annesi ve babasıyla birlikte köye gelecekti. Köyde ne kadar kalacaklardı kim bilir? Babamın, babaannemin ve dedemin dırdırı yetmezmiş gibi bir de bunlarla uğraşacaktım.
*Köyde kaçacak bir yer bulabilir miyim acaba?* diye düşündüm salondaki sahte gülüşlerin ortasında. *Kaçsam nereye giderim ki?*
Bölüm etkileşimi
