45. bölüm · 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️

44. Bölüm: Mum Işığı

Hanife *****

Bölümler
1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️ 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğsteki Fırtına 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete, 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler 45 44. Bölüm: Mum Işığı 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe 52 51. Bölüm:Kabukların Ardındaki Zeynep 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu): 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler

Sokaktan içeri adım attığımız anda karanlık bir kuyuya düşmüş gibiydik. Anahtarı kenara bırakıp el yordamıyla prize uzandım; parmaklarım düğmeye gitti ama tık sesine rağmen etrafta tık yoktu. Pencereden dışarı baktığımda, karşı binaların da sokağın da simsiyah bir sessizliğe büründüğünü gördüm.
"Ya olamaz, elektrikler gitti! Hay şansıma ya..."
Harun arkamdan adımlarını sakin tutarak yaklaştı. "Tamam Zeynep, gelir belki birazdan. Mum var mıdır evde?"
"Bilmiyorum ki! Zifiri karanlıkta nasıl bulayım mumu şimdi ben?"
Harun’un karanlıkta çınlayan kıkırtısını duydum. "Zeynep, sana daha yeni son model telefon aldım. Açsana şunun fenerini..."
Gözlerimi devirerek alnıma vurdum. "Aaa, doğru ya! Akıl mı bıraktın insanda?"
Karanlığın içinden sesi biraz daha yakın, biraz daha davetkar geldi: "Ne yaptım da aklını başından aldım Zeynep..."
Ne yapmadın ki... diye geçirdim içimden. Cevap vermek yerine telefonun flaşını yakıp karanlığı bir bıçak gibi bilesine böldüm. Işık hüzmesini önümüze düşürerek birlikte mutfağa geçtik. Çekmeceleri karıştırıp en nihayetinde birkaç beyaz mum buldum; altlarını hafif eritip çay tabaklarına sabitledim. Sarı, cılız bir alev mutfağı yumuşacık bir kavisle aydınlattı.
"Elimizdeki yiyecekler bozulmasa bari..." dedim dolaba bakarak.
"Bir şey olmaz," dedi Harun mumun ışığında süzülen gölgesini izlerken. "Hava serin zaten. Akşam ayazı var."
"Neyse, Allah’tan güneş enerjisi elektrikle çalışmıyor, gidip bir duş alayım."
"Ben de bütün gün çalıştım," dedi omuzlarını esneterek. "Temiz temiz kılarım namazımı."
"Valla önce ben giriyorum. Akşama kadar pestilim çıktı, buram buram soğan kokuyorum zaten!"
Harun halden anlayan bir tebessümle araya girdi: "Tamam Zeynep, önce sen gir banyoya. Ben malzemeleri yerleştiririm."
"Olmaz! Beraber gideceğiz banyoya."
Harun duraksadı. Mum ışığının altında parıldayan derin mavi gözlerini doğrudan gözlerime dikti. "Beraber gideceğiz derken?"
Ağzımdan çıkanın nereye çekildiğini fark edince hemen toparlamaya çalıştım: "Yani... Ben mumu alacağım ama senin kapıda beklemen gerekiyor! Ya mum ışığında bir şeylere karışırsam gece gece?"
Harun dayanamayıp bir kahkaha patlattı.
"Gülmesene be adam, çok mu komik?"
"Evet komik, Zeynep. Ben kapıda bekleyince cinler kaçıyor mu?"
İçime bir ürperti oturdu. "Ya Harun, üç harfli desene şunlara! Sen hafız adamsın, iki okur üflersin diye diyorum. Dışarıda katille uğraştık, burada da ruhumu mahlukata teslim etmeyeyim..."
Harun’un yüzündeki alaycı ifade yerini ciddiyete bıraktı. "Zeynep, namaz kılarsan hiçbir şey sana musallat olamaz. Allah’tan kork, onlardan değil..."
Korkunun verdiği refleksle bir adım atıp koluna yapıştım. "Tamam ya, kılacağım! Hatta yatsıyla başlıyorum hemen. Zaten yarına çıkacağımız belli değil, bari Allah’a borçlu gitmeyeyim."
Gözlerimin içine doğru bakıp içtenlikle gülümsedi. "Zeynep, ölecekmiş gibi konuşma. Allah sana sağlıklı, uzun ömürler versin... Birlikte yaşlanacağız inşallah."
Gözlerimi kaçırdım. "Amin amine de... Seninle yaşlanmak konusunda pek emin değilim."
"Hadi Zeynep, şu torbaları yerleştirelim önce."
Mutfağa dönüp poşetleri boşaltmaya başladık. Bir yandan dolaba paketleri dizerken bir yandan da tezgahtan kaptığım uzun çikolatayı ısıra ısıra yiyordum. Ağzımda çikolatayla Harun’a döndüm: "Yiyorum ama... Sen de ister misin Harun Bey?"
Sözüm biter bitmez Harun aniden bana doğru eğildi. Ne olduğunu anlayamadan ağzımdaki uzun çikolatanın açıkta kalan ucunu ısırıverdi. Dudakları dudaklarıma o kadar yakındı ki nefesi tenimi yaktı geçti. Çikolata milim daha kısa olsa resmen öpüşecektik. Kalbim bir anda göğüs kafesimi dövmeye başladı.
Geri sıçrayarak bağırdım: "Ne yapıyorsun sen öküz! Sana elimdeki çikolatadan dedim, gel ağzıma yumul demedim tövbe tövbe!"
Dudaklarında muzip bir gülümsemeyle, "O kadar tatlı yiyorsun ki dayanamadım," dedi. "Ayrıca argo kelimeler hiç yakışmıyor sana..."
"Off Allah’ım off! Kime diyorum ki ben... Sapık amellerini kendine sakla Harun Efendi, dışarıda kocam dedim diye hemen havalara girme!"
Harun başını sallayarak kıkırdadı. "Hadi Zeynep, gece oldu. Yıkansan mı artık?"
"Tamam, gidelim hadi."
Eşyaları hızlıca yerleştirip mum ışığının rehberliğinde gardırobun olduğu odaya geçtik. Harun’a abimden kalan mavi çizgili pijamaları uzattım. Kendime de biraz dar gelen, eski ayıcıklı pijamalarımı çıkardım. Bereket versin ki Harun bu sefer bana ferahlatıcı mentollü bir şampuan almıştı; sonunda güzelce temizlenebilecektim.
Banyonun kapısına geldiğimde durup arkama döndüm. "Harun, burada bekle tamam mı? Bak arada bir sesleneceğim, cevap ver."
"Tamam Zeynep, dikkatli ol. Al mumu, gir hadi."
"Bak kapıyı kilitlemeyeceğim, içeri dalmak yok ona göre! Yoksa bağırırım deli gibi..."
"Tamam Zeynep dedim ya, hadi..."
İçeri girip kapıyı arkamdan çektim. Suyu açtım; buharı tüten sıcak suyu kovada ılıttıktan sonra küçük sekmenin üzerine oturdum. Mentollü şampuanı saçlarıma bocalayıp derimi ferahlatarak köpürttüm.
"Harun, orada mısın?"
Dışarıdan tok sesi geldi: "Buradayım Çileğim, merak etme..."
O sırada kapının diğer tarafındaki Harun’un içinden "Buraya diktin beni, resmen işkence çektiriyorsun..." diye söylendiğinden habersizdim.
Ayağa kalkıp vücudumu keseledim. Maşrapayla baştan aşağı su dökünce, havaya sıçrayan damlalardan biri tam mumun fitiline denk geldi. Cızzz eden bir sesle birlikte etraf zifiri karanlığa büründü.
"AAAA!"
Korkuyla bir adım atmamla ayağımın kayması bir oldu. Dengemi kaybedip büyük bir gürültüyle fayansların üzerine kapaklandım.
"Zeynep! Ne oldu?" Harun’un sesi panik içinde kapıya dayandı.
"Erinin körü oldu, mum söndü Harun! Karanlıkta kaldım..."
"Geleyim mi? Elimde mum var!"
"Sakın gelme Harun! Üstümde bir şey yok, vallahi kafanı kırarım!"
"Zeynep, bir yapmadığın o kalmıştı zaten..."
"Tamam, mumu kapının önüne bırak, uzaklaş oradan! Alırım ben."
"Tamam Zeynep... Telefonun flaşını yaksaydın keşke, mum sönmezdi."
"Biliyoruz herhalde Harun! Şarjım biterse ne olacak?"
"Tamam tamam... Hadi benim de ibadetim gecikti."
Kapının dışına mumu bırakıp telefonunun ışığıyla koridora doğru uzaklaştı. Kapıyı aralayıp zemindeki mumu kaptım. Hemen bornoza sarınıp dışarı fırladım ve kendimi dedemlerin odasına atıp kapıyı kilitledim. Benim çıktığımı duyan Harun da vakit kaybetmeden banyoya geçti.
Zar zor da olsa o daracık ayıcıklı pijamalarımın içine girdim. Banyodan çıkan Harun da üstünü giyinip salona geçmişti. Başımda havlu sarılı bir şekilde yanına gittim, nemini almak için saçlarımı hırsla çitiliyordum. Harun’un ıslak saçları alnına düşmüştü; mum ışığında adeta bir dergi kapağından fırlamış gibi karizmatik görünüyordu.
"Zeynep, yardım edeyim mi?" dedi.
"Gerek yok, saçlarıma dokunulmasından hoşlanmam..."
Dudaklarını kıvırarak hafifçe eğildi. "Benden de mi hoşlanmıyorsun?"
"Hayır, senden hoşlanıyorum, saçlarıma..."
Jeton sonradan düştü. Gözlerim yuvalarından fırladı. "Harun! Abuk subuk konuşma ya, off!"
"Tamam Zeynep, iyice kurula. Başın ağrır sonra."
"Tamam, kuruladım işte."
Harun'un saç uçlarından hâlâ su damladığını görünce içim el vermedi. Yanına yaklaşıp elimdeki havluyu kafasına bıraktım. "Dur, sen de kurulayamamışsın. Kurulayalım şunları güzelce..."
Havluyu saçlarında gezdirirken Harun halinden son derece memnun bir ifadeyle başını kaldırıp gözlerime baktı. Burnunu hafifçe hareket ettirerek açık kızıl saçlarımın kokusunu derin bir nefesle içine çekti. Büyülenmiş gibi anın büyüsüne kapılıyordum ki panikle kendimi geri çekmeye çalıştım.
Tam o sırada salonda devasa bir ses çınladı: CARTTT!
İçgüdüsel olarak elim arkama gitti. Harun şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "O ses neydi?"
Rezil olmuştum. O daracık pijama tam popumun ortasından ikiye yırtılmıştı. Ah! Zeynep, giyersen o dar şeyi olacağı buydu!
Elimle arkamı kapatıp arkamı dönmeden geri geri adımladım. "Bir şey olmadı Harun, geliyorum hemen!"
"Zeynep, mumu almadan nereye gidiyorsun? Karanlık her yer..."
Daha lafını bitiremeden cızırdayan ampuller birden yandı; elektrikler gelmişti. Harun, arkası dönük ve eli kalçasında çakılı kalmış beni görerek kıkırdamaya başladı. Sessizce gülüşünü gizlemeye çalışıyordu.
Utançtan kıpkırmızı bir halde odaya koşup babaannemin o bol, pazen basma pijamalarından birini giydim. Üstümdeki ayıcıklı tişörtü de hırsla fırlatıp babaannemin koca karı işi yeşil penyesini sırtıma geçirdim.
Salona döndüğümde Harun namaza durmuştu. Ben de vakit kaybetmeden babaannemin uzun eteğini, hırkasını ve başörtüsünü kapıp odaya geçtim. Yatsı namazını eda edip sağa sola selam verdim. Üstümdekileri alelacele çıkarıp mutfağa koştum. Saat gece biri geçiyordu ama karnım zil çalıyordu.
Namazı biten Harun da mutfağa geldi.
"Ekmek arası yapalım mı Harun?"
"Olur Zeynep..."
"Bana domates doğrar mısın?"
"Doğrarım tabii. Roka da vardı, güzel olur. Ben hazırlarım sana."
Gözlerim parladı. "Gerçekten mi? Çok sağ ol! Beraber balkonda yeriz. Döşeği sereyim, örtü de atarım... Yıldızların altında güzel olur."
Harun gülümseyerek içinden "Tamam, tatlı çileğim benim..." diye geçirdi.
Hemen yukarı koşup balkona döşeği serdim. Banyoda belimin üstüne öyle bir düşmüştüm ki canım feci acıyordu ama Harun’a belli etmemeye çalışıyordum. Bir süre sonra Harun elinde tepsiyle geldi; hazırladığı sandviçlerin yanına vişneli Link içeceklerini koymuştu. Tepsiyi döşeğin üzerine bıraktı.
Ekmeğimden kocaman bir ısırık aldım. Bir yandan da telefonumu döşeğe dayamış, Kemal Sunal’ın Sakar Şakir filmini açmış izliyordum.
Harun şaşkınlıkla bana baktı. "Zeynep? Hani yıldızları izleyecektik? Açmışsın telefonu film izliyorsun..."
"Ya Harun, seni kekledim! Burada internet çok güzel çekiyor, o yüzden yani... Yoksa yıldız kayacak diye heyecanla bekleyip sabahı eden kerizlerden değilim."
Harun başını sallayarak güldü. "İlahi Zeynep, Allah iyiliğini versin. Ben de seni baya romantik bir kız sanmıştım."
"Hahaha! Harun, yoksa benimle romantik anlar yaşamanın hayalini mi kuruyordun?"
Harun ekmeğinden bir ısırık alıp beni süzdü. "Hayır da... Senin neyin var Zeynep? Gaz sıkışması yaşayanlar gibi bir halin var, sürekli sağa sola sallanıp duruyorsun."
"Ne diyorsun sen Harun? Bebek miyim ben, ne gazı! Belim çok acıyor sadece..."
Harun’un yüzündeki alaycı ifade anında silindi, yerini endişeli bir bakış aldı. "Düştükten sonra mı oldu?"
"Evet ya, çok sert düştüm..." derken bir anlık boşluğuma geldi. Arkamı Harun’a dönüp hırkamı kaldırarak belimi gösterdim.
Harun belimdeki izi görünce elindeki ekmeği tepsiye bıraktı. "Zeynep... Belin mosmor olmuş. Şişlik de var. Bir dokunabilir miyim?"
Sıcaklığı sırtımda hissedince bir an kıpkırmızı oldum. Ben ne yapıyordum?!
Hemen belimi kapatıp geriye çekildim. "Hayır ya! Ne dokunması? Morarmış sadece, yarına geçer."
Harun ayağa kalktı. "Tamam Zeynep, bari buz getireyim. Ağrını hafifletir."
"Tamam, getir doktorum..." dedim arkasından.
Harun merdivenlerden aşağı inerken arkasından bakakaldım. Böyle yakışıklı doktor mu olur? Kalbim yerinden çıkacak resmen... Beni komple baştan aşağı muayene etse kalp krizinden giderim herhalde. Sen benim ecelimsin
Zey-Okya'm...