27. bölüm / 92
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge
Bölümler 92Şu an: 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime · Okuduğun bölüm
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
- 90 88. Bölüm1.643 kelime
- 91 89. Bölüm1.890 kelime
- 92 90. Bölüm1.379 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çocuk gözlerimin içine şaşkınlıkla baktı. "Abi... Sen ablamı tanıyorsun!"
Sadece tanımak değildi bu... Gerçekten anlatılan kişi Zeynep’ti. Yüreğindeki o kocaman, saklı cenneti kimse görememişti. Hakkında çıkan dedikoduları, ailesinin onu her fırsatta acımasızca yargılamasını umursamadan, kimseye el açmadan hayata direniyordu. O, kimsesiz bir evladı çaresiz bir anneye yeniden kavuşturmuş, fırtınanın ortasındaki bir yuvaya umut olmuştu. Ailesi onun beceriksiz, hırçın olduğunu düşünürken; Zeynep herkesten daha cesur, herkesten daha yetenekliydi... Benden bile.
Çocuğun omuzlarını yavaşça tuttum. "Adım Harun benim Yunus... Ben Zeynep’in sözlüsüyüm."
Yunus’un gözleri kocaman açıldı. "Zeynep ablam bana çok kızacak söylediğimi duyunca..."
"Merak etme ufaklık. Sen de, ben de bunu bir sır olarak saklayacağız. Tamam mı?"
"Tamam Harun abi... Demek Zeynep ablam seninle evleniyor. Ablam çok iyidir ama çok da kızar abi! Bana okuma yazma öğretirken kalemi düzgün tutamıyorum diye azarlar savurdu durdu."
Dudaklarım hafifçe kıvrıldı. Klasik Zeynep... Her zamanki gibi atarlı, her zamanki gibi hırçın. Şuan ne yapıyordu acaba? Peki alkol alıyor muydu gerçekten? Annesi Hatice teyzenin mutfakta söylediği o kırıcı sözler zihnimde yankılandı bir an.
"Yunus... Peki Zeynep ablan başka neler yapıyordu?" diye sordum, çocuğun ağzını biraz daha aramak isteyerek.
Yunus bakışlarını çay bardağına indirdi. "Yeşim abla var... Zeynep ablamın eski arkadaşıydı. Ablam bizim yanımıza gelmek için sürekli ailesine 'Yeşim’e gidiyorum' diyordu, dershanesi olmadığı zamanlar."
"Evet Yunus, devam et..."
"Yeşim ablayla kafeye girmişler bir gün. Çok ısrar etmiş Yeşim abla... Hava sıcak olduğu için meyve kokteyli söylemişler. Yeşim abla kendininkini alkollü almış, Zeynep ablamınkini alkolsüz."
Kaşlarımı çattım, boğazıma bir yumru oturdu. "Ee?"
"Yeşim abla gizlice bardakları değiştirmiş abi! Zeynep ablam başı dönmeye başlayınca anlamış durumu. Sonra Yeşim 'Seni eve götüreyim' demiş. Kafeden çıkıp yolda yürürken karanlıkta bir adam çıkmış karşılarına. Yeşim abla adama, 'Al sana fıstık gibi kız getirdim, paramı ver' demiş..."
Parmak boğumlarım beyazlayana kadar hırsla yumruğumu sıktım. Masadaki çay tabağı zangırdadı. Zeynep... Neler yaşamıştı böyle tek başına?!
Yunus nefeslenip devam etti: "Adam ablamın kolundan çekiştirmeye başlamış. Zeynep ablam da o kafayla dizini adamın bacak arasına bir geçirmiş!"
İçimden "İyi yapmışsın, ellerine sağlık akıllı Çileğim benim!" diye geçirdim.
"Sonra Zeynep abla daha da sinirlenmiş, yerden kocaman bir taş alıp adama atmaya başlamış. Etraftan insanlar bakınca adam kaçmış. Ablam hırsını alamayıp Yeşim ablanın saçını başını yolmuş orada! 'Sakın bir daha bana yaklaşma fahişe karı seni!' diye bağırmış."
Göğsüm daraldı. O gece ne kadar çok korktuğuna adı gibi emindim. Demek Hatice anne sırf bu kalleş tuzak yüzünden kızının alkol aldığını sanıyor, onu eve kapatıyordu! Ah be Zeynep’im... Neler çekmişsin de kimseden merhamet dilenmemişsin. Dünyayı omuzlarına sırtlamışsın da, kimselere çaktırmamışsın. Yaptığın o koca iyiliği bile saklayacak kadar cömertmişsin meğer.
Yunus’a döndüm. "Tamam kardeşim. Sen artık okuyup daha çok çalışacaksın. Zeynep ablan çok haklı; geleceğini eline alırsan ona verdiğin sözü tutmuş olursun. Hem seni böyle sokaklarda görürlerse sosyal hizmetler annene kızar."
"Evet abi, çok haklısın. Derslerime çok iyi çalışacağım."
"Bak, aramızda kalacak. Zeynep hiçbir şey bilmeyecek. Beni de hiç görmedin."
"Tamam abi, seni görmedim," dedi Yunus gülerek. "Zeynep ablam çok şanslı, sen çok iyi bir abisin."
"Asıl şanslı olan benim Yunus... Böyle güzel yürekli bir kızla ömrümü birleştireceğim için."
Çocuktaki bütün mendil paketlerini satın aldım. Cebimden lokantanın kartını çıkarıp eline tutuşturdum. Ne zaman canı çekse annesiyle gelip yiyebileceklerini, her türlü ihtiyaçlarında arayabileceğini tembihledim. Zeynep tanımadığı bir çocuğa bu kadar şefkat gösteriyorken, yarın kendi evladı olsa dünyadaki en güzel anne olurdu...
Peki ama bunları bildiğimi ona söylesem, yine acıdığımı sanıp benden fersah fersah uzaklaşacaktı. Neden bu kadar nefret ediyordu benden? Neden kendine bile itiraf edemiyordu hislerini?
Gece yağmurun altında "O yüzden mi beni hiç sevmediğin halde o ağaca adımızı..." derken tam da bunu kastetmiştim. Okuldaki o eski çınar ağacına çocukken kazıdığı isimlerimizi unutmamıştım ki...
Şimdi inattı, biliyordum. Geri adım atmayacaktı. Arasam açar mıydı ki? Ne diyecektim? İki haftadır yüzünü görmüyordum, cenazede bile kadınlar bölümünden dışarı çıkmamıştı. İki hafta sonra nişanımız vardı ama biz hâlâ birbirimizin gözlerine bakamıyorduk.
Lokantaya dönüp önlüğümü taktım. Babam evde ablamla ilgileniyordu, acımız henüz çok tazeydi. Bu yüzden nişanı çalgısız, kendi aramızda yapmaya karar vermiştik. Zaten ben çalgı çengi sevmezdim; ney sesi, tef sesi, Allah’ı zikreden ilahiler huzur verirdi ruhuma.
Dalgın dalgın sosu karıştırırken abimin sesiyle irkildim: "Kardeşim! Sos yanıyor, altını kapatsana!"
"Pardon abi, dalmışım..." dedim alelacele ocağı kısarak.
Abim takıldı: "Hayırdır Harun? Sen dalmazsın kolay kolay, eniştemi mi düşünüyorsun hâlâ?"
Yalan söylemeyi sevmezdim. "Hiç abi... Öyle dalmışım işte, boş ver."
Abim bıyık altından güldü. "Fazla dalma, boğulursun kardeşim."
İçimden "Ben değil abi, onun benim mavilerimde boğulduğu kesin..." diye geçirdim.
Zeynep:
Odadaydım. İki haftadır şu dört duvara bakmaktan ciğerim solmuştu. Nefret ediyordum o öküzden ama... Yalan yok, varlığına alışmıştım. Köyde en azından çekişiyor, vakit geçiriyorduk. Aklımdan bir saniye olsun çıkmıyordu; kafamı nereye çevirsem odanın ortasında çift deniz mavi göz beliriyordu.
Yemek yiyemiyordum, uyuyamıyordum. Bana büyü mü yapmıştı bu adam?! Sonuçta Kur'an-ı Kerim’i baştan sona ezbere biliyordu... Yapar mıydı ki?
"Offf!" Karnım ağrıyordu stresten. Cenazeleri oldu diye beni hiç aramamıştı tabii. Bana acıyordu işte, başkası değil! Ben ondan ayakkabı mı istedim sanki? Tutmuş bana kırmızı babet almış... Ben kimsenin beni düşünmesine alışkın değildim ki! Dalga geçmek için mi yapmıştı bunu? Benekli çilek kız, çocukken istediği ayakkabıyı bile alamamış eziğin tekiydi çünkü, değil mi?
"Hevesim kursağımda kalmasınmış!"
Onun üstünden yıllar geçmişti bir kere! Sahi, madem bu nişandan vazgeçmiyordu, madem ben burada kendi kendimi yiyip bitiriyordum; onun da huzurunu kaçıracaktım! Ben burada hayaliyle uğraşırken o orada rahat rahat oturamazdı. Görürdü gününü!
Fena da acıkmışımdım zaten... Mantıları da pek güzeldi hani. Lokantaya gidecektim!
Telefonu elime aldım. Şimdi bu hıyara ne yazmalıydım?
“Lokantada mısın?”
Mesajı gönder butonuna bastım. Ay ne yaptım ben ya?! Off!
İletildi raporu geldi. Eyvah! Kalbim güm güm atmaya başladı.
Harun mutfakta tezgaha eğilmişken cebindeki telefon titredi. Eldivenlerini çıkarıp ekrana baktı. Arayan ya da yazan kişinin adında "Çilek Kız" yazısını görünce kalbi sekteye uğradı.
Kaşları hafifçe çatıldı. Mesajda “Lokantada mısın?” yazıyordu.
Hemen dokunmatik ekrandan cevap yazdı: “Evet...”
Mesajı görünce gözlerimi devirdim. Bu kadar mıydı yani?! Sadece "Evet". Saçmalama Zeynep, ne diyecekti başka?
Hırsla tekrar yazdım: “Acıktım. Öğlen yemeği yiyeceğim.”
Harun ekrandaki mesajı okuyunca dudaklarında kontrolsüz bir tebessüm belirdi. Deli kız benden yemek mi istiyordu yani?
Harun cevap yazdı: “Yemek getirmemi mi istiyorsun?”
Mesajı görünce tepem attı. Anlamıyordu öküz ya, off!
“Hayır abi, oraya geleceğim. Süleyman amca çağırmıştı beni de ondan yani...”
Harun mesajı okuyunca sessiz bir kahkaha attı.
“Abi derken?... Babam yok, yalnız ben ve abim varız. Bir eleman yer açığımız var ama...”
Beni gıcık etmekte üstüne yoktu!
“Bana ne canım! Eleman yoksa ben oraya müşteri olarak geleceğim. Merak etme, yemek ücreti neyse öderim. Beleşçi değilim ben! Ayrıca bol bahşiş de bırakırım!”
Harun tezgaha dayanıp mesajı okurken kendi kendine gülüyordu. "Bahaneni sevsinler Zeynep..." dedi içinden. "Anladım ki bana dayanamıyorsun..."
Mutfakta tencereleri karıştıran abisi Bilal, Harun’un kendi kendine telefonla mesajlaşıp sırıtmasını görünce garip garip baktı. "Bu oğlana bir haller oldu, aşık mıdır nedir?" diye geçirdi içinden.
Harun yazmaya devam etti: “Sözlümden de para alacak kadar küçülmedim. Dükkanı yesen helal olsun.”
Offf! Ne diyordu bu adam yine ya?!
“Obur muyum ben dükkanı yiyeceğim Harun?! Ayrıca sözlün olarak gelmiyorum, müşteriyim diyorum!”
Harun bu sefer tutamayıp mutfakta sesli bir kahkaha attı.
“Böyle güzel müşteriye kapımız her zaman açık.”
Ne?! Bana güzel mi demişti o şimdi? Yoksa dükkana gelen her güzel kıza böyle mi davranıyordu? Bana ne canım, hangi kız gelirse gelsin!
“Güzel derken? Her güzele böyle kapını açar mısın?”
Ay iletildi! Ne sordum ben şimdi off!
Harun mesajı görünce keyifle gözlerini süzdü. Kıskanıyor muydu yani?
“Hayır... Sadece kırmızı güle benzeyen bir güzele açık.”
Yanaklarım anında alev aldı, al al oldum. Ne diyordu bu ya?! Yine başlamıştı yürümeye. Yavaş gelsin biraz!
“Unutma, o kırmızı gülün dikenleri battığı kadar kanatır da!”
Harun anında yanıtladı: “Batıyor, kanatıyor da... Ama iyileştiriyor da. Gülün dikenleri varsa, gülün suçu ne?”
Bu adam beni öldürecekti valla! Her lafıma verecek bir cevabı hazır duruyordu.
“Neyse vaktim yok, by! Birazdan oradayım.”
Harun tebessümle ekrana baktı. "Kaç bakalım, nereye kadar kaçacaksın Zeynep..."
“Dikkatli gel. Allah’a emanet gel.”
Telefonu yatağa fırlatıp hemen banyoya koştum. Elimi yüzümü yıkayıp saçlarımı güzelce taradım. Odaya geçip üzerime o çok sevdiğim canlı turuncu elbisemi giydim. Saçlarımı arkadan dökümlü bir şekilde bağladım, ince yuvarlak gözlüklerimi burnumun üzerine yerleştirdim. Hafif bir dudak parlatıcısı sürdüm. Siyah, yandan asmalı çantamı takıp odadan çıktım.
Annem koridorda beni görünce şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Hayırdır kızım? Nereye böyle izin almadan?"
"Anne ben çocuk muyum, ne izni alacağım?"
"Kızım artık sözlüsün, öyle kafana estiği gibi dışarıda dolaşamazsın."
"Zaten sözlümün yanına gidiyorum anne!" dedim kestirip atarak.
Annem şok oldu. "Ne? Sözlünün yanına mı? Nereye?"
"Off anne, ne sordun ya! Lokantaya işte... Soruların bittiyse gitmem lazım."
Annemin yüzünde anında güller açtı, gözlerinin içi parladı. "He... Git kızım git, aferin sana! Şimdi yardıma ihtiyaçları vardır, acı gündeler..."
İçimden "Yemek yemek için gidiyorum demedim Allah’tan!" diye şükrettim.
"Tamam anne, görüşürüz bay bay!"
Siyah spor ayakkabılarımı ayağıma geçirip evden fırladım. Sokağın sonundaki köşeyi tam dönmüştüm ki... Karşımda dikilen silüeti görünce adımlarım pat diye yere çakıldı.
Bölüm etkileşimi
