56. bölüm / 92
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri
Bölümler 92Şu an: 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime · Okuduğun bölüm
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
- 90 88. Bölüm1.643 kelime
- 91 89. Bölüm1.890 kelime
- 92 90. Bölüm1.379 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kapıyı dangalak bir şekilde açan tabii ki de Elif’ten başkası olamazdı!
Elif kapıyı hışımla açtığında, ikimiz de öyle bir panikledik ki kafalarımızı aynı anda sağa sola çevirdik. Elif, kapının eşiğinde gözlerini kocaman açmış, muzip bir sırıtışla bize bakıyordu.
"Abla... Öpüşüyor muydunuz? Yanlış bir zamanda mı geldim?"
Yüzüm bir anda pancar gibi kıpkırmızı oldu; kan kulaklarıma kadar hücum etti. İçimdeki o heyecanlı karmaşayla yine panikle saçmalamaya başladım.
"Ne diyorsun Elif! Harun abiyle niye... Tövbe tövbe!"
Harun gözlerini kırpıştırarak, şaşkınlık ve sitem dolu bir bakışla bana döndü. "Abi mi?" dedi, kaşlarını kaldırarak.
Elif kıkır kıkır gülüyordu. Ben ise batışımı toparlamaya çalışarak kendimi daha da batırıyordum. "Ya... Abinle demek istemiştim! Off Elif, niye geldin ki sen?!"
"Biliyorum abla, en önemli anınızı böldüm," dedi Elif halime acıyarak. "Çay getireyim mi diye soracaktım sadece."
"Ne önemli anı?!" diye sesimi yükselttim, utancımı öfkeyle örtmeye çalışarak. "Dedikodu grubuna bakıyorduk sadece! Hem çay istesem Harun bana getirir zaten!"
Harun, bıyık altından gülmekle meşguldü. Yanaklarımın alev alev yanması ve rezil oluşum onun pek bir hoşuna gitmişti.
"Abla tamam kızma ya," dedi Elif geri adımlayarak. "Dedikodu grubunun yüzünüzde olduğunu ben nereden bileyim?"
"Bak hâlâ konuşuyor! Elif, saçını başını yolmadan çık dışarı!" diye bağırdım.
Utançtan yerin dibine girmek üzereydim. Elif gülerek kapıyı kapatıp kaçarken hışımla Harun’a döndüm. "Harun hadi, saat geç oldu, sen de git artık evine!"
Harun yerinden kıpırdamadı. Bakışlarındaki o muzip ton derinleşti. "Zeynep, ben senin Allah katında kocanım. Benden utandığını şu an çok iyi anladım da... Sen şu an kocanı mı kovuyorsun?"
"Burası bizim evimiz değil Harun!" dedim ellerimi iki yana açarak. "Babamın evi! Bir de milletin diline düşüp, yanlış anlaşılıp alelacele resmi nikah masasına oturmak istemiyorum."
Harun tutamadığı bir kahkaha attı. "Güzel olurdu işte... Seni öpmek için bol bol fırsatım olurdu."
"Höst ulan! Beni öpmen için..."
"Evet Zeynep, devam et..." dedi Harun, adımlarını bana doğru atarak.
"Aşamaları geçmen gerekir!"
"Yine mi aşama Zeynep?"
"Evet!" dedim dikleşerek. "Mesajlaşma işini pas geçtim diye aşamaları unuttum sanma! Daha sinemaya gitmedik mesela... Sahilde el ele yürümedik. Tamam, lunaparka gittik, onu geçelim. Beraber Üsküdar’dan Eminönü’ne geçip teknede balık yemedik. Ortaköy’de kumpir yemedik. Kapalıçarşı’nın o tarihi atmosferinde kaybolmadık. Galata Kulesi’nin tepesine çıkıp şehre bakmadık. Kız Kulesi’ne geçip denizin tam ortasında birbirimizin gözlerine bakmadık! Florya’daki akvaryuma gidip birlikte balıklara şahit olmadık!"
Harun gülerek dinledi saydığım uzun listeyi. "Valla Zeynep, bu kadar şeyi tek tek saymana gerek yoktu. Direkt bir tura yazılalım biz! Ne kadar tarihi mekan, ne kadar atmosfer varsa İstanbul’da yaşamış oluruz. Hatta İstanbul haritasını alalım elimize, gözden kaçırdığımız tek bir sokak bile kalmasın!"
"Sen geç dalganı Harun!" dedim kaşlarımı çatarak. "Dua et sana dünya turu yaptırmıyorum!"
"Onu da yaptırırsın sen, adım kadar eminim," dedi Harun.
"Sonra 'öküz' deyince kızıyorsun! Sen beni gıcık etmekte dünyadaki bir numaralı erkeksin! Sen bu aşamaları yapmazsan, ben de aşamaları benimle geçecek başka talipler bakarım kendime!"
Ben o cümleyi kurduğum an Harun’un yüzündeki eğlenen ifade bir anda silindi. Gözlerindeki mavilik bir fırtına öncesi sessizliğine büründü. Hızlı iki adımla üzerime yürüdü ve beni misafir salonunun duvarıyla kendi gövdesi arasına sıkıştırdı. İki elini de boynumun iki yanından duvara dayayarak kaçış yolumu tamamen kapattı.
"Ne... Ne yapıyorsun Harun?" dedim sesim titreyerek.
O boncuk gözlerini, alev alev yanan bakışlarını gözlerime kenetledi.
"Geç kaldın Zeynep," dedi pürüzsüz, derin bir sesle. "Ben senin kocanım. Benden başka talibin yok. Olamaz da."
Göğüs kafesimin içinde çırpınan kalbim heyecandan kaburgalarımı delecek gibi vuruyordu. Nefesim boğazımda tıkandı. Dişlerimin arasından, olabildiğince nazik görünmeye çalışarak konuştum: "Haruncum... Ne yapıyorsun? Biraz geri çekilir misin lütfen?"
Bakışlarındaki o yoğun, baskın ifade beni hafifçe korkutmaya başlamıştı.
"Çekilmiyorum Zeynep..." dedi, aramızdaki mesafeyi milimlere indirerek. "Sen benim damarıma bastıkça ben sana daha yakın olacağım. Mehrin hakkını vermeye çalışıyorum şu an."
"Ne mehri Harun?!"
"Sabrımı istemiştin ya..." dedi dudakları dudağıma neredeyse değecek kadar yaklaşırken. "Sabırlı oluyorum. Bunu da sana tutunarak yapıyorum."
Nefesim kesiliyordu, irademin ellerimden kayıp gittiğini hissediyordum. Sol kolum alçıda olduğu için sağ elimle göğsünden itmeye çalıştım. "Eee... Çekil be adam!" dedim ama sesim bile cılız çıkmıştı.
Harun milim kıpırdamadı. Bakışlarımı kaçırmaya, duvardaki desenlere bakmaya çalıştım; adeta kapana kısılmıştım. Eğer gözlerine bakarsam o denizlerde kaybolacaktım ve bu savaşı o kazanmış olacaktı.
"Gözlerime bak çileğim..." dedi fısıltıyla.
Yapma işte bana bunu... diye geçirdim içimden. Tutamadım kendimi, bakışlarımı yeniden onun okyanuslarına çevirdim. Heyecandan karnıma sancılar girdi, tüm bedenimi bir sıcaklık basmaya başladı.
"Yanıyorum Harun... Çekil!"
Dudaklarımdan dökülen kelimeleri duyunca zihnimde şalterler koptu. Ay ben ne diyorum ya?! Of rezillik diz boyu! Yer yarılsa da dibine girsem keşke!
Harun’un dudaklarının kenarında muzip bir tebessüm kıvrıldı. "Bu kaçıncı yanışın Zeynep? İzin vermiyorsun ki itfaiyecin olayım..."
Utançtan alev alev yanıyordum artık. "Bir itfaiyeciliğin eksikti zaten!" diye söze sarıldım, lafı çevirmekte üzerime yoktu. "Aşçılık desen var, hemşirelik mi doktorluk mu desen var... Ha bir de hakkını yemeyeyim, tamircilik de var! Daha kim bilir ne hünerlerin var, süper kahraman gibisin Harun!"
Tam Harun gözlerimin içine bakıp bana bir şeyler söyleyecekti ki salon kapısının gıcırtısını duyduk.
İkimiz de büyük bir panikle sağa sola kaçıştık. Aramıza bir metre mesafe koyarken ne yapacağımı bilemeyip arkamdaki vitrine doğru döndüm. Vitrinin rafında duran, annemin seramik el boyaması, özenle sakladığı o geniş oval tabağı tuttum. Elim panikten zangır zangır titriyordu.
"Zeynep kızım?.." diyerek içeri girdi annem.
Benim elimdeki tabak titremekten parmaklarımın arasından kayıverdi. Harun panikle "Hayır!" diyerek ileri atıldı ama çok geçti. Tabak büyük bir gürültüyle parkeye düşüp paramparça oldu.
Annem ellerini dizlerine vurdu. "Zeynep! Kızım ne yaptın sen?! O yengenin özenle yaptığı tabaktı!"
"Bu mu güzel tabak anne?!" diye bağırdım bir anda, yerdeki kırıklara bakarak. "Üzerine iki tane kuş resmi çizmiş! Ben bundan daha güzelini çizerdim!"
Sözlerim biter bitmez duraksadım. Göğsüme bir kılıç saplandı sanki. Kalbim yine o tanıdık, amansız sızıyla burkuldu. "Çizmek" kelimesi ve karşımda duran annem, bana geçmişin o zifiri karanlık sayfalarını, kurutulan hayallerimi hatırlattı. İçimde yıllardır biriken öfke bir lav gibi dile gelmeye başladı.
"Demek bunu yengem çizdi..." dedim sesim titreyerek. "Özenle çizdi... Senin için çok önemli, öyle değil mi anne?"
Annem şaşkınlıkla, "Zeynep, ne diyorsun kızım sen?" dedi.
Harun yanımda durmuş, gözlerinde büyük bir endişe ve şaşkınlıkla bana bakıyordu.
Hırçın adımlarla vitrine yürüdüm. Kapağı açık olan vitrinden diğer seramik tabakları tek tek elime aldım. "Bunlar da çok güzel çizilmiştir herhalde, değil mi anne?!" diyerek tabakları hırsla yere attım. Seramikler büyük bir gürültüyle patlayarak etrafa saçıldı.
"Zeynep, kendine gel kızım!"
"Hiç olmadığım kadar kendimdeyim!" diye haykırdım. Öfkem gözlerimi kör etmişti; hırsımı alamayıp alçılı sol kolumu hışımla vitrinin camına vurdum. Cam zangırdadı.
Salondan gelen seslere babam, Ömer abim ve Yusuf abim koşarak içeri girdiler. Harun hemen araya girip beni göğsüne doğru çekmeye, tutmaya çalıştı. "Sakin ol Zeynep! Tamam, yapma..."
"Ne sakin olacağım Harun?!" diye kurtulmaya çalıştım onun kollarından. Gözlerimden süzülen öfkeli yaşlar yanaklarımı yakıyordu. "Yıllarca sustum! İçime attım! Ama annem beni sevmiyor! Dünyadaki herkesi sever ama bir tek beni sevmez!"
"Hayır kızım," dedi annem sesi titreyerek. "O nasıl söz?.."
"Öyle anne, öyle!" diye bağırdım, parmağımla yeri işaret ederek. "Dışarıdan gelmiş, ailemize girmiş yengemin yaptığı başarılara, isteklerine o kadar önem veriyorsun ki... Abimlerin, hatta Elif’in bile isteklerini dinliyorsun ama benim isteklerimi görmüyorsun bile! Umurunda değilim senin! Şimdi karşıma geçmiş bana cici anne rolleri oynuyorsun!"
Boğazım düğümlendi ama durmadım.
"Ya sen beni ezdin anne! Yerlere atıp ayağının altında çiğnedin beni! Hayallerime engel oldun! Beni kimse duymadı, ben size 'Beni duyun!' diye yalvardım ama duymadınız! Söyleyin... Ben sizin gerçekten evladınız mıyım?!"
Babam gözleri dolu dolu bana doğru bir adım atmak istedi. Harun’un beni tutan elleri titriyordu; benim çektiğim bu acıyı görmek onun da ruhunu katlediyordu.
"Kızım yapma..." dedi babam sesi kırılarak. "Hata ettik, affet bizi. Çok haklısın, biz seni görmedik. O iyi kalbini anlamadık... Yapma kızım."
Gözlerimden süzülen o acı yaşlarla anneme döndüm. "Anne... Sen şimdi bu vitrinin, seramiklerin gittiğine mi yanarsın, yoksa bana mı? Benim için yandığını hiç sanmıyorum!"
"Yapma kızım, öyle şey olur mu hiç?.."
"Neden peki sen de babam gibi 'Hata ettim' demiyorsun?!" diye gürledim. "Neden 'Başka şerefsizlere inandım, senin namussuz olduğunu düşündüm' demiyorsun anne?! Ben yoğun bakımda yatarken bile namusuma bir şey olduğunu düşündün sen! Kendi kulaklarımla duydum babama söylerken! Harun size gerçekleri anlatmasa hiçbiriniz bir şey bilmeyecektiniz! Şimdi bana bakıp da beni düşünüyormuş numarası yapmayın! O adamın yanıma gelişinin suçlusu bile ilan ederdiniz beni!"
Annem başını öne eğdi. Ağzından tek bir kelime bile çıkamadı. Cevap veremedi.
Dönüp Ömer abime baktım. "Peki ya sen Ömer abi? Sen... Sen bir kere olsun bana 'prensesim' dedin mi Elif gibi? Bir kere olsun 'kardeşim' diye sarıldın mı bana?! Sen bile elin adamına inandın! Bu dünyada bir evladı kendi ailesi sevmiyorsa, onu başka kim canından çok sevebilir ki?!"
Ömer abimin gözleri doldu. Başını yere eğerek fısıldadı: "Haklısın kardeşim..."
Yengem köşede durmuş, huzursuz bakışlarla beni izliyordu. Bakışlarım ona kaydı. "Zeynep nankörlük etme," dedi yengem kendini savunur gibi. "Seni aç bırakmadılar, açıkta bırakmadılar. Haklarını yiyorsun."
"Keşke aç kalsaydım be yenge!" diye haykırdım yüzüne karşı. "Sevgisiz kalmak insanı daha çok acıktırıyor!"
Yengem yutkundu, tek kelime edemedi. Yusuf abime de Elif’e de diyecek bir şeyim yoktu; onların bir suçu yoktu.
Dizlerimin üzerine çöktüm bir anda. Harun beni tutmaya çalışsa da durduramadı. Yerdeki kırık seramik parçalarının bacaklarıma, ellerime batmasını hiç umursamadım.
"Bu cam parçaları bile acıtmıyor canımı..." dedim yerdeki kırıklara bakarak. "Sizin ruhumda açtığınız o yara kadar acıtmıyor. Keşke bana iyilik rolü yapmadan önce gerçekleri bildiğinizi söyleseydiniz de ben de umutlanmasaydım. Bu konuda Harun’a da çok kırgınım... Fakat o iyi niyetle bir şey yaptığını sanıyordu. Peki ya siz? Ailem... Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Ben neyim sizin için, söylesenize?! Bir şeytan mı?!"
Babam gözyaşları içinde yanıma eğilmeye çalıştı. "Kızım, ben seni canımdan çok sevdim... Bilmiyordum senin hayallerini. Resim arzunu bilsem yapar mıydım hiç?"
Gözlerimden yaşlar süzülürken kafamı salladım. "Baba... Siz beni hiç anlamamışsınız. Ben resim yapamadığım için mi bu haldeyim, yoksa sizin bana çizmediğiniz o mutluluk resmi olmadığı için mi?"
Salondaki herkes buz kesti. Kimse benden böyle derin, böyle ağır sözler beklemiyordu. Annem de babam da beni hiç anlayamamıştı, bunu bir kez daha çok net anlamıştım.
"Hani bana dinden, günahtan bahsediyorsunuz ya anne, baba..." dedim doğrularak. "Hangi dinde evlat ayrımcılığı yazıyor? Bunu bir düşünün önce!"
Yıllardır asıl sorunun bende olduğunu, sorunlu olanın ben olduğumu düşünürdüm. Ama hayır... Asıl hastalıklı olan, asıl psikoloğa gitmesi gereken benim ailemdi. Bu ailede her şeyimle o kadar farklıydım ki... Tek kızıl saçlı bendim, gözleri zümrüt yeşili olan tek kişi bendim. Sanki beni bu aileye leylekler getirip bırakmıştı.
Daha fazla bu odada kalamazdım. Hızla ayağa kalktım, salon kapısından çıkıp dış kapıya doğru yöneldim. Tam kapının kolunu tutmuşken Harun arkamdan yetişip kolumdan tuttu.
"Zeynep... Nereye gidiyorsun?"
Gözyaşlarımın arasından ona baktım. "Nereye olacak? Issız bir adaya giderim büyük ihtimalle! Yanıma alacağım üç şey de belli: Huzur, mutluluk, atıştırmalık..."
Harun, o hüzünlü atmosferin içinde bile hafifçe gülümsedi. "Yemeksiz olmuyor yani... Peki neden ben yokum o üç şeyin arasında?" dedi duraksayarak.
Gözlerinin içine baktım; içimdeki tüm fırtınaya rağmen Okyanus'uma sığındım.
"Ben zaten okyanusun ortasına gidiyorum..." dedim.
Bölüm etkileşimi
