76. bölüm / 89
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı
Bölümler 89Şu an: 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime · Okuduğun bölüm
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1993 yılının ilkbaharı, Nazmiye için umut dolu bir sabaha uyandığı son yıldı. Henüz 21 yaşındaydı; gözlerinin içi gülen, cıvıl cıvıl, şarkı söylemeye sevdalı genç bir kızdı. Üç kardeşin ortancasıydı. Ailenin en büyüğü olan ablası Hatice ise ibadetine düşkün, sakin bir hayatı seçip 18 yaşında Mustafa Karaca ile evlenmişti. Hatice'nin ilk oğlu Ömer doğmuş, küçük oğlu Yusuf ise henüz dünyaya gelmemişti. Hatice ile Nazmiye zıt karakterlerde oldukları için pek anlaşamaz, aralarındaki fırtınaları dindirmeye ise 15 yaşındaki küçük kardeşleri Hakan çalışırdı.
Nazmiye’nin hayatı, bir arkadaşının aklına girmesiyle yön değiştirdi. Erol adında, pırıltılı sözler söyleyen bir adamla tanıştırıldı. Adam ona sesinin güzelliğinden bahsediyor, kaset çıkarıp onu ünlü yapacağını vaat ediyordu. Stüdyoya gittiler, şarkılar söylendi; hatta Erol ona harçlık niyetine para bile verdi. Nazmiye bir şeyleri başardığını, hayallerine kavuştuğunu sanıyordu. Ailesinden her şeyi gizledi; biliyordu ki söylese babası fırtınalar koparır, onu asla dinlemezdi.
Bir gün Erol ile tekrar buluştu. Adamın evine gittiler. Erol’un tatlı sözlerine, sahte ilgisine kandı. Adamın ikram ettiği ilk kadeh viskiyi içti, ardından bir kadeh daha... Bilinci kayboldu. Uyandığında kendini o adamın yanında, aynı yatakta buldu. Gençliğin ve saflığın verdiği o acı pişmanlıkla hemen banyoya koştu, üzerini toparladı.
Ağlayarak pantolonunu giyen adama baktı. "Benimle evleneceksin değil mi Erol?" dedi sesi titreyerek.
Erol aşağılayıcı bir gülüşle yüzüne baktı. "Ne evlenmesi kadın... Ben zaten evliyim."
"O zaman beni neden kullandın Erol?" dedi gözyaşlarına boğularak.
"Ben seni kullanmadım kadın, sen kendi ayaklarınla geldin yanıma..."
"Adi herif! Kandırdın beni. Bir daha sakın çıkma karşıma!"
Erol yataktan doğrulup tehditkar bir edayla yaklaştı. "O kadar kolay değil bu işler kadın. İmzaladığın senetlerin borcunu nasıl ödeyeceksin?"
Nazmiye donakaldı. "Ne senedi? Ben senet falan imzalamadım pislik herif!"
"Sözleşmeleri imzalarken boş senetlere de imza attın."
"Kaset çıkaracaktın bana! Öyle demiştin!"
"Ne kaseti aptal kadın? Pavyonum var benim, orada baş sanatçım olacaksın."
"Olamam... Hayır, yapamam!"
"Yapacaksın! Müşterilerim seni bekliyor..."
"Adi pezevenk! Allah'tan dilerim bunun hesabını sorsun sana!" diye haykırdı Nazmiye.
Karşı çıkmaya çalıştı ama Erol’un adamları içeri girip genç kadını ölesiye dövdü. Borcu çok yüksekti; ödemeden bu bataktan kurtulmasına imkan yoktu. Çaresizlik boğazını sıkıyordu. Son bir umutla tek güvenli limanına, ailesine sığınmak istedi.
Kan revan içinde baba evine döndü. Annesine ve babasına gözyaşları içinde her şeyi anlattı. Fakat aradığı merhameti bulamadı; babasından bir posta dayak da orada yedi.
"Senin gibi bir orospu bu evin içine adım atamaz!" diye kükredi babası. "Bizi ezip geçtin kaset sevdası uğruna! Bir daha bu eşikten içeri girmeyeceksin, adını kimse anmayacak bu evde!" diyerek Nazmiye’yi gecenin soğuğuna, kapının önüne fırlattı.
Ablası Hatice’nin olan bitenden hiç haberi yoktu. Nazmiye ahşap kapıyı yumrukladı. "Baba ne olur hata yaptım... Çok çaresizim baba, ne olur kurtar beni, yalvarırım!" diye bağırdı.
Mahallede çınlayan çığlıklar karşısında komşular tek tek camlarını kapatıp perdelerini çekti. Sokakta kimse kalmamıştı. Nazmiye, ayaklarında ayakkabısı bile olmadan, yalınayak ve çaresizce iki sokak ötedeki ablası Hatice'nin evine koştu.
Kapıyı hırsla vurdu. Hatice kapının arkasında durmuş, gözyaşları içinde çaresizce bekliyordu. Babası tembihlemişti; "O eve alınmayacak!" demişti.
"Ablaaa... Sizden başka kimsem yok! Aç kapıyı, beni dışarıda koyma abla... Ne olur al beni yanına. Babam gibi sen de beni atma abla... Ben bir şey yapmadım, yalvarırım!"
Nazmiye kapıda feryat ederken Erol’un adamları çoktan izini bulmuştu. Siyah bir minibüsten inen adamlar Nazmiye’yi yaka paça araca bindirip pavyona götürdüler. Yüzündeki morlukları, dayak izlerini ağır bir makyajla kapattılar. Zorla, mermer soğukluğundaki sahneye çıkardılar.
Nazmiye, içindeki yangını mikrofona dökerek şarkısını söylemeye başladı:
"Kaderim kader olsaydı / Ben bu derde düşer miydim vay...
Gönül yarini bulsaydı / Ben hayata küser miydim...
Aman felek zalım felek / Gel bu derdi ortak bölek..."
Şarkı söylerken gözlerinden süzülen yaşlar makyajına karışıyordu.
Aradan koskoca bir yıl geçti. 1994 yılının sıcak bir Haziran ayıydı. Nazmiye, pavyondaki kader arkadaşlarıyla aynı sıkışık evde kalıyordu. Bir gece, çığlıkları duyulmasın diye ağzına bastırdığı bir bez parçasıyla, tek başına bir kız bebek dünyaya getirdi. Bu bebek, Erol denen o adamın öz kızıydı; meze yapıldığı diğer adamlardan olmadığını çok iyi biliyordu.
Bebeği kundağa sardı. Onu sadece bir kez, göğsüne bastırıp emzirdi. Biliyordu ki bu bebek yanında kalırsa kaderi kendisininkine benzeyecekti. Kızı da bu karanlık yolun kurbanı olacaktı.
Şafak vakti, kimseden iz kalmamışken kimsesiz sokaklardan geçip bir cami avlusuna gitti. Gözyaşları içinde öpüp kokladığı minik yavrusunu mermer avluya bıraktı ve arkasına bakmadan uzaklaştı. Sonraki her gece vicdan azabıyla kavrulsa da evlat acısına dayandı. Tek tesellisi, kızının bu lağım çukurundan uzakta, daha iyi bir kader yaşayacağı umuduydu.
İki sene daha devrildi; zaman 1996 yılının dondurucu Aralık ayına geldiğinde pavyonun kapısından içeri kızıl saçlı, yeşil gözlü, heybetli bir adam girdi. Nazmiye ile göz göze geldikleri an, zaman durdu. Sahne adı "Nazenin" olan Nazmiye, artık tüm şarkılarını sadece onun gözlerine bakarak söylüyordu. Adamın adı Cesur’du. Varlıklı ve nüfuzlu bir adamdı; masayı paraya boğduğu için Erol da bu duruma ses çıkaramıyordu.
Nazmiye, Cesur’a körkütük aşık oldu. Cesur ona ayrı bir ev tuttu, birlikte yaşamaya başladılar. Hatta Cesur, Nazmiye’nin tüm borcunu ödeyip onunla evleneceğine söz veriyordu. Ancak Cesur’un gizlediği devasa bir sır vardı: Zaten evliydi. Babası, aile serveti ve iş ortaklığı uğruna onu Rus cemiyetinden biriyle evlenmeye zorlamıştı. Şimdiyse o kadından boşanıp pavyonda çalışan bir kadınla evleneceğini söylese, babası onu bir kalemde siler, servetinden men ederdi. Cesur çaresizdi; Nazmiye’nin pavyondaki borçlarını kapatabilmek için o evliliği sürdürmek zorundaydı.
Bu sırada Nazmiye hamile kaldı. Erol ise Cesur ile Nazmiye’nin bu yakınlaşmasından giderek rahatsız olmaya başlamıştı.
1997 yılının Nisan ayında kucaklarına nur topu gibi bir kız bebek doğdu. Cesur kızını kucağına aldığında dünyalar onun oldu. Resmi eşinden çocuğu olmuyordu. "Güzel Kızıl Goncam..." diyerek kokladı minik bebeğini. Nazmiye ise hiçbir şeyden habersiz, kızını kucağına alıp Cesur’un tuttuğu eve geldi; hülyalı evlilik hayalleri kuruyordu.
Kızı doğduktan sonra Cesur’un gözü karardı. Babası, serveti, geleceği umurunda değildi artık; tek istediği Nazmiye ve kızıyla huzurlu bir yuva kurmaktı. Adamlarını toplayıp Erol’un pavyonunu bastı. Masanın üzerine ağzına kadar dolu bir para çantası fırlattı.
"Al lan bu parayı! Şimdi ver senetleri!" dedi gür sesiyle.
Erol hırsla paraya baktı. "Yeter de artar bile Adanalı Cesur..." diyerek Nazmiye’ye ait tüm senetleri masaya bıraktı.
Cesur senetleri alıp oradan ayrıldı. Nazmiye artık özgürdü.
Cesur vakit kaybetmeden babasının karşısına dikildi. "Baba ben Alina’dan ayrılacağım... Onu sevmiyorum," dedi kararlılıkla.
Babası çekmecesinden çıkardığı silahı Cesur’un şakaklarına dayadı. "Sıkıysa ayrıl bakalım! Alina, Rusya’nın en önde gelen ailelerinden birinin kızı. Bize akan parayı biliyor musun sen? Pavyon karısıyla gönül mü eğlendiriyorsun ne yapıyorsan yap, ama bu evliliği bozamazsın!"
"Baba... Sen nereden biliyorsun?" dedi Cesur şaşkınlıkla.
"Ben senin yediğin her haltı bilirim!"
Cesur çaresizce boyun eğmek zorunda kaldı.
Bir gün Cesur evde yokken kapı ısrarla çaldı. Nazmiye kucağında bebeğiyle kapıyı açtı. Karşısında soğuk bakışlı, sarışın, şık giyimli Rus bir kadın duruyordu.
"Ben Alina... Kocamın kapatmasına bakmaya geldim," dedi yarım yamalak Türkçesiyle.
Nazmiye donakaldı. Alina içeri süzüldü, evi küçümseyen gözlerle süzdü. "Oo... Kocamın evi böyle demek. Mutlu yuvanızda bir de bebek var... Bizim olmuyor biliyorsun. Cesur çocukları çok sever. Kızını ben büyüteceğim."
Nazmiye gözyaşları içinde kadını geriye doğru itti, bebeğine sımsıkı sarıldı. "Hayır! Kızımı kimseye vermem, o benim! Cesur evli falan değil, yalan söylüyorsun!"
Alina çantasından deri kaplı evlilik cüzdanını çıkarıp Nazmiye’nin yüzüne doğru salladı. "Bak işte burada! Cesur benim kocam, sen hiçsin! Yuvamı yıkmana izin vermeyeceğim fahişe kadın!"
Nazmiye’nin başından aşağı kaynar sular döküldü. "Ben bilmiyordum... Yemin ederim söylemedi bana. Bilsem yapar mıydım? Tamam, çekileceğim aranızdan söz veriyorum. Ama kızımı asla göremeyeceksiniz!"
Nazmiye, kucağında henüz bir aylık olan bebeğiyle evi terk etti. Yine sokaklarda, yine tek başınaydı.
Gözyaşları içinde Maltepe sahiline kadar yürüdü. Denizden esen sert rüzgar yüzüne vuruyordu. Yaşamaktan bıkmıştı, ölmek istiyordu ama kucağındaki o minik cana kıyamıyordu.
"Zeynep'im..." dedi bebeğin minik yüzüne bakarak. "Sen benim en değerli taşımısın. Adın gibi yaşa, benim gibi olma... Adın Zeynep olsun. Baban bizi kandırdı kızım, ama ben de çok çaresizim..."
O sırada şans eseri oradan geçen eniştesi Mustafa, sahil kenarında perişan halde duran Nazmiye’yi fark etti. Yanına koştu. "Nazmiye bacım... Ne yapıyorsun burada?"
Nazmiye eniştesini görünce dizlerinin bağı çözüldü. "Enişte... Çok çaresizim. Bebeğimin kimsesi yok enişte... Onu denize atmaya kıyamıyorum. Ama elimden alıp koparacaklar benden. Lütfen sen sahip çık kızıma. Onu kurda kuşa yem etme... Allah’ın merhametine sığındım, benden esirgeme enişte. Benim gibi olmasın ne olur... Söz veriyorum bir daha kızımı görmeyeceğim, kimse bilmeyecek. Öldü diyeceğim... Ama sen enişte, yalvarırım kızıma sahip çık. Zeynep'im kadersiz olmasın... Senden ve ablamdan başka güvenecek kimsem yok. Babam da öldü kahrından..."
Mustafa Bey’in gözleri doldu. Henüz 25 yaşında hayatı kararmış bu kadının ve kucağındaki masum yavrunun çaresizliği yüreğini dağladı.
"Tamam bacım... Sen de gel. Size bakarım, hatta köye götürürüm sizi, orada yaşar gidersiniz. Sen de sefil olma buralarda," dedi Mustafa Bey.
Nazmiye başını salladı. "Yok enişte, sen kızıma bak yeter benim için. Ben gelirsem peşimi bırakmazlar..."
Bebeğini son kez kokladı, süt kokusunu ciğerlerine çekti. İki ay da olsa ona anne sütü verebilmişti. İlk kızının nerede olduğunu bilmiyordu ama Zeynep’in emin ellerde olacağını bilmek içini biraz olsun rahatlattı. Mustafa Bey gözyaşları içinde Zeynep’i kucağına aldı. Nazmiye arkasını dönüp hızla oradan uzaklaştı.
Mustafa Bey kucağındaki bebeğin yüzüne baktı acıyla. "Ah benim kadersiz kızım..."
Mustafa Bey, Zeynep’i bir sepetin içine koyup kimseye fark ettirmeden eve getirdi. O sırada oğulları Yusuf 3, Ömer ise 8 yaşındaydı. Hatice bebeği görünce önce büyük bir öfke kustu. Ancak Mustafa Bey yaşanan tüm acı gerçeği anlattı. Hatice bebeği yetimhaneye vermeyi teklif ettiyse de Mustafa Bey vicdanına sığdıramadı, kabul etmedi.
Hemen köye gittiler. Zeynep’in kimliğine yaşını 5 ay büyük yazdırıp doğum tarihini Eylül olarak kaydettirdiler. Aylar sonra mahalleye kucaklarında bebekle döndüklerinde, herkese Hatice’nin köyde doğum yaptığını söyleyerek durumu kapattılar. Hatice kardeşini çok özlüyor ama onun yaptıkları yüzünden içindeki öfkeyi bastıramıyordu. Zeynep’in yüzüne her baktığında kardeşinin acı kaderini görüyor, daha da kahroluyordu.
Nazmiye tam 5 ay boyunca kızının hasretiyle yandı tutuştu. Cesur’a kızını korumak için güvenli bir yere bıraktığını söyledi. Cesur duyduklarıyla kahroldu; Nazmiye’nin söylediği her yeri aradı ama kızından tek bir iz bile bulamadı.
"Aptal! Bunu nasıl yapabildin kızımıza?" diye bağırdı Cesur.
"Sen bana bunu nasıl yaptın Cesur?" diye haykırdı Nazmiye. "Beni nasıl kandırdın bunca zaman? Evli olduğunu benden ne kadar saklayacaktın?"
"Evet sana yalan söyledim! Ama seni sevdim ben sadece Nazmiye... O kadın sadece bir anlaşmaydı bizim için. Nasıl kızımıza kıyarsın?"
"Ne olursa olsun bana dürüst olmadın Cesur! Defol... Allah’ın cezası, çıkma karşıma! Git karına git!"
Nazmiye bir anlık cinnetle Cesur’un masadaki silahına sarıldı. Bir otel odasındaydılar ve kapı hafifçe aralık kalmıştı. Nazmiye namluyu kendi kalbine doğrulttu.
"Dayanamıyorum Cesur, anlıyor musun? Bu hayat beni çok yordu, ezip geçti! Seni sevdim, sen daha beter ezdin beni! Allah belanızı versin!"
Tam tetiği çekeceği sırada Cesur ileri atılıp silaha sarıldı. Aralarındaki arbedede namlu kapıya doğru döndü ve silah patladı.
Kapıdan giren kişi Alina’ydı. Mermi tam kalbine isabet etti ve kadın olduğu yere yığıldı. Tam o anda, aralık kapının arkasından beliren Erol, elindeki silahla Nazmiye’ye ateş etti. Mermi Nazmiye’nin boynunu delip geçti.
Cesur acıyla bir çığlık attı: "Aaaaa!.."
Elinde kalan silahla Erol’a dönüp gözünü kırpmadan alnının ortasından vurdu. Erol cansız bir şekilde yere serildi.
O otel odasında artık cehennemi yaşayan tek bir adam kalmıştı. Cesur, kanlar içindeki Nazmiye’yi dizlerine alıp deli gibi haykırdı: "Nazmiyem... Ben ölseydim de sen yaşasaydın... Beni bu hayatta bir başıma nasıl bırakırsın?"
Ağlarken, Nazmiye’nin göğüs dekoltesinden dışarı kaymış bir fotoğraf parçası gördü. Nazmiye, Zeynep ile ikisinin birlikte çekildiği o tek fotoğrafı kalbinin üzerinde saklamıştı.
"Hayırrrr! Nazmiyem hayır!" diye feryat etti Cesur. Kanlı fotoğrafı avucunun içinde sıktı, göğsüne bastırdı.
Aksayan siren seslerinin ardından odaya doluşan kolluk kuvvetleri, Cesur’u kelepçeleyerek götürdü. Nazmiye’nin acı ve hüzün dolu hikayesi, arkasında kanlı bir geçmiş ve sırlarla dolu bir bebek bırakarak son buldu.
Bölüm etkileşimi
