30. bölüm / 92
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç
Bölümler 92Şu an: 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
- 90 88. Bölüm1.643 kelime
- 91 89. Bölüm1.890 kelime
- 92 90. Bölüm1.379 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dükkandan dışarı çıktığımda adımlarım kontrolden çıkmış gibi bocalıyordu. Kendimi kaybetmemeliydim... Ne yapmıştım ben öyle, nasıl bir hırsla öfkeme yenik düşmüştüm?!
Harun devrilen sandalyeleri doğrultup derin gözlerini doğrudan gözlerime dikerek sormuştu: "Zeynep... O kız sana ne dedi de bu hale geldin sen?"
Ne diyebilirdim ki Harun’a? "Çocukken senin hakkında yalanlar söylemiş, ben de salak gibi inanıp yıllarca sana nefret kusmuşum" diyebilir miydim? Hayır, asla diyemezdim...
"Kendisi üniversiteli ya," demiştim dikleşerek. "Aklınca bana hava atıyor işte..."
Harun o sırada elime, boş kalan parmağıma bakmıştı. "Yüzüğün nerede Zeynep?"
Yalancıya dönmüştüm resmen! Habire yalan uydurup duruyordum adama. "Lavaboya gidecektim, o yüzden çıkarmıştım. Çantama atmıştım, dur bakayım..." Çantamın dip köşesinden gümüş yüzüğü çıkarıp parmağıma geçirdim. "Hayırdır Harun? Ne o hesap sormalar? Sana verecek hesabım mı var, ben mi bilmiyorum? Ayrıca dükkanda 'sözlüm' dediysem, o kız ayağını denk alsın diye dedim."
Harun hafifçe tebessüm edip başını sallamıştı. "Tamam Zeynep... Namaz vakti de geçiyor, işimin başına dönüp hemen kılmam lazım."
"Tamam, ben de gidiyordum zaten."
"Nereye gidiyorsun Zeynep? Bekle, birazdan rahatlar buralar, beraber çıkarız."
"Harun işim var benim, gitmem gerekiyor. Bekleyemem, sen işine bak hadi."
Harun’un içinden "Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun Zeynep? Benim burada ödüm kopuyor sana bir şey olacak diye... Üzerine gelirsem hep uzaklaşıyorsun benden..." diye geçirdiğini hisseder gibiydim.
"Tamam Zeynep, Allah’a emanet ol. Eve gidince ev telefonundan ara beni..."
İçim bir hoş olmuştu. Beni gerçekten düşünüyordu... Çocukken hakkımda kötü konuşmamıştı aslında; her şey Melda’nın o sinsi yalanından ibaretti. Şimdi ne düşünüyordu çok merak ediyordum ama beni düşünüyordu işte, bu açık ve netti.
"Tamam, hadi kolay gelsin, görüşürüz," demiştim.
Ben dükkandan çıkıp adımlarken Harun’un arkamdan fısıltıyla "Benim tatlı ama hırçın çileğim..." dediğini duyar gibi olmuştum.
Çıkış kapısına kadar peşimden gelmiş, gözünü benden ayırmamıştı. Ben de evin yoluna doğru dönüş yaptım ki mecbur eve gittiğimi sansın. Ama köşeyi döner dönmez arka sokaklara sapıp eski ilkokuluma doğru yürümeye başladım.
Okulun önüne geldiğimde içim cız etti. Eskiden ilkokul ve ortaokulun bir arada olduğu o emektar bina yıkılmış, yerine gıcır gıcır yeni bir ilkokul yapılmıştı. Yaz ayı olduğu için bahçe tamamen boş ve sessizdi. Bahçe kapısından içeri süzülüp arka tarafa doğru yürüdüm.
O devasa çam ağacı hâlâ oradaydı! Neyse ki dokunmamışlar, zarar vermemişlerdi yaşlı gövdesine.
Hemen ağacın yanına diz çöktüm. O zamanlar 9 yaşında bir çocuktum; boyumun yetiştiği o alt seviyedeki gövdeye kazımıştım o ismi. Yıllar geçtiği için ağaç kabuk bağlamış, yeşillenmişti. Parmaklarımla kabukları kazıdım, aradım... Ve sonunda buldum! Çam reçinesi elime bulaşmış, yapış yapış olmuştu ama oradaydı işte.
Kabuğun altına kazıdığım o yazı silinmemişti: "ZEYNEBİ-HARUN"
Hayallerimi süsleyen Harun...
Ne kadar aptalmışım dedim kendi kendime. Yıllarca benimle alay ettiğini,güldüğünü sanmıştım. Ağacın koyu gölgesine çöktüm. Gözlerimden pıtır pıtır yaşlar dökülmeye başladı. Sırf çekemez bir kızın yalanı yüzünden çocukluk hayallerimi harcamıştım... Oysa o zamanlar gizli kahramanım olan o çocukla ne kadar mutluydum. Ondan sonra ben ben olmaktan çıkmış, kalbime aşılmaz kilitler vurmuştum.
Eğer bugün dükkanda Melda ile karşılaşmasaydım, ben ömrümün sonuna kadar Harun’dan nefret etmeye devam edecektim. O da çocuktu o zaman ama işte... En derin travmalar, çocuklukta alınan o sessiz yaralardı.
Şimdi ise zoraki bir şekilde, ailelerin baskısıyla evliliğe mahkum edilmiş gibiydik. Kafamda hep o kemirici soru duracaktı: Aileler bizi bir araya getirmeseydi, Harun benimle yine de evlenmek ister miydi? Ne düşünüyor, ne hissediyor anlayamıyorum. Herkese karşı merhametli, hoşgörülü bir adam... Beni gerçekten herkesten ayırıyor mu? Gerçi bugün abisine karşı beni aslanlar gibi korudu ama...
Off! Kafam allak bullak olmuştu. Acıyor mu bana, yoksa gerçekten seviyor mu? Belli değildi. Ellerim çam sakızından yapış yupuş olmuştu ama içimdeki o küçük Zeynep bir türlü ayrılamıyordu o ağacın altından.
Ben ağacın gölgesinde geçmişimle hesaplaşırken, Harun dükkanda abisiyle dönüşümlü olarak mescide inip namazını kılmıştı. Öğle yoğunluğu hafiflemiş ama Harun’un gözü sürekli duvardaki saatteydi. İçinden "Zeynep eve varınca arayacaktı, neden hâlâ aramadı Allah Allah?" diye geçirip duruyordu.
O sırada çırakları Batuhan dışarıdaki işlerini halledip dükkana döndü. Harun hemen önlüğünü çözüp abisine döndü:
"Abi, Zeynep eve varınca arayacaktı ama aramadı. Ben gidip bir bakayım. Batuhan’la halledersiniz değil mi kalan işleri? Zaten yoğunluk bitti."
Bilal abi takıldı: "Tamam kardeşim git... Valla ben bu iş olmaz diyordum ama sen bayağı abayı yakmışsın baldıza!"
Harun bir şey diyemedi, hafifçe kızardı. Önlüğünü bir kenara fırlatıp ayağındaki terlikleri çıkardı, ayakkabılarını giydi. Bilal abi arkasından "İstese evden arayabilirdi, illa gidip gözüyle görecek!" diye söyleniyordu.
Harun hızlı ve devasa adımlarla iki sokak aşağıya, bizim evin önüne koştu. Zile bastı. Annem kapıyı açtı.
"Hayırdır Harun oğlum, ne oldu? Yoksa Zeynep’e bir şey mi oldu?!"
Harun’un içinden "Ah Zeynep... Yine nereye kayboldun, eve girmedin mi sen?!" diye bir fırtına koptu. Ama anneme belli etmemeye çalışarak: "Yok Hatice anne," dedi. "Zeynep dükkandan çıkarken markete uğrayacağını söylemişti de daha gelmedi herhalde. Telefonu kırıldı bugün, ben de eve geldi mi diye bakayım dedim. Gidip market taraflarına baksam iyi olacak."
"Telefonu mu kırıldı?! Banada haber ver oğlum eve gelirse, ben de sana söylerim. Ah bu kız yine ne arıyor markette acaba, bitmedi şu abur cubur sevdası!"
"Tamam Hatice anne, ben bakıp haber veririm sana."
Harun sokak sokak, köşe bucak beni aramaya başladı. Arkadaşım Yunus’un tarif ettiği yerlere gitti, sokaktakilere sordu ama yoktum...
Ben ise ağacın gölgesinde dalıp gitmiş, farkında olmadan uyuya kalmışım. Yüzüme tıpır tıpır damlayan ilk yağmur taneleriyle irkilerek uyandım! Bir anda ayağa fırlayıp üzerimdeki tozu toprağı silkeledim. Gökyüzü kararmış, saat akşamüstüne gelmişti. Telefonum veya saatim yoktu ama havanın renginden anlamıştım geç olduğunu.
"Eyvah! Uyuya kalmışım! Çok merak etmişlerdir!"
Hemen okul bahçesinden çıkıp eve doğru koşturmaya başladım. Yağmur hafifçe çiselemeye devam ediyordu. Mahallenin küçük parkından geçerken gözüm bankta oturan birine takıldı. Harun’du bu! Sırılsıklam olmuş halde bankta oturuyordu.
Kafasını bana doğru çevirdiği an gözleri büyüdü ve bir ok gibi yerinden fırlayıp bana doğru koşmaya başladı. Korktum... Onu ilk defa böyle kontrolünü kaybetmiş, gözlerinde dehşet ve endişeyle görüyordum.
Bana ulaşıp birdenbire beni kendine doğru çekerek sımsıkı sarıldı!
Kollarım panikle havada kaldı. Kalbinin güm güm atışını göğsümde hissettim. Sonra aniden beni omuzlarımdan tutup geri çekti.
"Zeynep! Sen neredesin?! Meraktan deliye döndüm!"
"Buralardaydım... Geldim işte. Niye bu kadar endişelendin ki?"
"Sana eve gidince haber ver dedim değil mi Zeynep?!" diye bağırdı. "Eve gideceğim dedin bana! Bu kadar nasıl düşüncesiz olursun?! Sana ulaşamıyoruz, Mustafa babamlar evde deliye döndü! Nasıl bu kadar sorumsuz olabiliyorsun?!"
"Ne bağırıyorsun be! Geldik işte!"
"Sana bir şey oldu diye aklım çıktı benim! Bu kadar umursamaz nasıl olursun Zeynep?!"
Şoktaydım. "Harun... Neden bana bir şey olsun ki? Çocuk değilim ben!"
"Kız başına sokaklardasın bu saatte! İti var, kopuğu var! Tabii ki endişelenirim!"
Çok korkmuştu... Gerçekten benim için, sadece benim için aklını kaçıracak gibi olmuştu.
"Tamam..." dedim sesimi alçaltarak. "Bir dahakine telefonsuz bir yere gitmeyeceğim. İyiyim, bir şeyim yok. Bu kadar merak edildiğimi bilmiyordum..."
Doğruydu; Harun gelip anneme beni sormasa, evdekilerin ruhu bile duymayacaktı nerede olduğumu.
Harun’un o boncuk mavi gözleri hâlâ titriyor, korkuyla bakıyordu. "Tamam Zeynep... Sana hemen bir telefon alacağız. İtiraz istemiyorum. Hatta dükkan kapanmadan şimdi gidip alıyoruz."
"Harun saçmalama! Ne telefonu? Durduk yere bunun için mi borçlanacaksın bir de?"
"Ne borcu Zeynep? Benim borcum yok ki."
"Nasıl ya? Babam ev borcu ödediğini söylemişti senin için?"
"İki sene önce ödedim ben onu, çoktan bitti o borç."
İçimden "Ah babam ah, beni kandırdın mı sen yine?!" diye geçirdim.
"Tamam... Bakma şöyle boncuk boncuk," dedim gözlerimi kaçırarak.
Harun ayna gibi parlayan gözleriyle yüzüme derin derin baktı. "Zeynep... Bana ilkokulda demiştin 'boncuk göz' diye... Unutmadın mı?"
Eyvah! Ne diyordum ben ya, yine kaptırmıştım kendimi!
"Ne bileyim, hatırlamadım! Gözlerin mavi ya, ona hitaben söyledim işte... Ya babamlar beni öldürecek kesin, ne yapacağım ben?!"
Harun bir nefes verdi: "Kızacakları kesin Zeynep... Sokak sokak seni aradım, yoksun. Sahi, neredeydin bu kadar saat?"
"Maltepe sahiline indim, geldim işte..."
"Eh be Zeynep! Tee oraya mı gittin?! Peki niye yukarı taraftan geliyorsun o zaman? Deniz aşağı tarafta kalıyor Zeynep, sen ne işler çeviriyorsun?"
"Sordun, cevap verdim işte Harun! Sana ne hem? Ne bu sorgu sual şimdiden?!"
"Ne demek sana ne Zeynep?! Sen benim karımsın!"
"Formalite icabı o Harun! Henüz gerçek anlamda olmadım."
"Bunun formalitesi mi olur Zeynep? Nasıl gerçek olmasını bekliyorsun?"
Yağmur durmuştu ama ikimiz de sırılsıklam olmuştuk. Yanaklarım utançtan al al olmuştu. Ne diyordum ben öyle, yanlış anlayacaktı adam beni!
"Yani... Daha nişan, düğün falan olmadı ya, o yüzden öyle söyledim..."
"Tamam," dedi cebinden telefonunu çıkararak. "Dur babamları arayayım da haber vereyim, daha fazla merak etmesinler."
Babamı arayıp geldiğimi haber verdi. O sırada akşam ezanı okunmaya başlamıştı.
Beraber, Harun’un da yakından tanıdığı mahalleden esnaf olan telefoncu Taner abinin dükkanına girdik.
"Selamünaleyküm Taner abi... Bize şöyle güzel, dokunmatik, makul fiyatlı telefonlarından gösterir misin?"
"Aleykümselam kardeşim, gösteririm tabii."
Harun’un koluna hafifçe dokunarak fısıldadım: "Harun, tuşlu bir şey olsun işte. Dokunmatiğe ne gerek var, ne yapıyorsun sen?"
"Zeynep... Bir yere gittiğinde bana konum atabileceğin bir telefonun olmasını istiyorum."
Taner abi tezgahın altından bir kutu çıkardı: "Kardeşim, bu en çok satan modelimiz; Samsung Galaxy S7 Edge. Bu senenin yeni çıkan en tepe modellerinden."
Harun fiyatını sordu: "Ne kadar bu kardeşim?"
"Kardeşim, normalde 3500 ama sana 3000 olur."
Fiyatı duyunca dudağım uçukladı! 3000 lira ne demekti?! Harun’a doğru iyice yaklaştım.
"Harun bu çok pahalı! Bu kadar pahalı telefona hiç gerek yok!"
"Olur mu Zeynep?" dedi gözlerimin içine bakarak. "Sen mehir bile istemedin benden, az bile... Nikahı kıyan hocayı duymuştun, 'Gelin hanıma hediye verirsin' demişti. Bu sana hediyem Zeynep..."
Gözlerim doldu bir anda... Daha önce bana kimse böyle pahalı, böyle özenli bir hediye almamıştı.
Harun Taner abiye döndü: "Tamam abi, bu olsun, alıyorum. Sen bana 6 aylık senet yap, öderim ben hemen."
"Tabii kardeşim. Ben hemen kırılmaz camını falan takarım, yengeme gıcır gıcır teslim ederim."
Harun bana döndü: "Zeynep, eski telefonunu ver de içindeki hattı çıkarsın abi."
Eski emektar, parçalanmış telefonumu çıkarıp Taner abiye uzattım. İlk kez dokunmatik bir telefonum olacaktı!
Harun tekrar sordu: "Zeynep, hattın faturasız mıydı senin?"
"Evet... Neden sordun?"
"Şimdi internet falan da gerekiyor bu telefon için. Gelmişken faturalı hatta geçelim."
Taner abi atıldı: "Tabii kardeşim, çok güzel paketlerimiz var faturalıya geçiş için..."
Harun’u yine dirseğimle dürtükledim: "Harun! Kim ödeyecek faturalıyı, ne yapıyorsun sen?!"
"Ben ödeyeceğim Zeynep, merak etme sen."
"İyi, tamam..." dedim sessizce.
(İçimden "Ben de Harun’a fakir diyordum! Lokanta büyük, müşterisi bol, bayağı kazanıyorlar demek ki... Şimdiden bana çalışmaya başladı adam!" diyerek kendi kendime gülümsedim.)
Harun kıkırdadığımı görünce yüzü aydınlandı, o da gülümsedi. "Bakıyorum da sevindin Zeynep?"
"Tabii sevineceğim!" dedim başımı dikleştirerek. "Sözlü parası yiyorum şurada!"
Bölüm etkileşimi
