72. bölüm / 89
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️70. Bölüm
Bölümler 89Şu an: 70. Bölüm
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime · Okuduğun bölüm
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
24 Eylül Cumartesi... Zaman su gibi akıp geçmiş, nihayet o sabırsızlıkla beklediğim gün gelip çatmıştı. Bugün Harun'la nikahımız vardı.
Aynanın karşısına geçip kendime baktım. Düğünümüz iki ay sonra olacağı için abartıdan uzak, sade ama zarif beyaz bir elbise seçmiştim. Kumaşı hafif kabarık olduğu için kendimi adeta bir prenses gibi hissettiriyordu. Kızıl saçlarımı özenle tarayıp şık bir topuz yaptıktan sonra, elbisenin tonuna uygun beyaz şalımı zarafetle bağladım.
Bizimkiler de içeride süslenme telaşındaydı. Alt tarafı bir imza atılacaktı ama evdeki hava sanki saray düğünü var gibiydi. İçimi hafif bir burukluk kapladı. Nikah kıyılsa da iki ay daha baba evindeydim ama yine de kopuşun ilk adımıydı bu. Kaç gündür babamın üzerindeki o durgunluğu düşündüm. Annem zil takıp oynayacak raddeye gelmişken, babam her göz göze gelişimizde gözlerini kaçırıyordu. Harun'un o fotoğraftaki kadını sorması üzerine Meryem teyzenin "eski komşu" deyip geçiştirmesini, cezaevi mektubunun üzerinin örtülmesini de rafa kaldırmıştım. Bugün sadece Harun’uma, okyanus gözlü adama kavuşmaya odaklanacaktım.
Yatak odasının açık kapısından annemi gördüm. Yatağın kenarına oturmuş, derin düşüncelere dalmıştı. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Geldiğimi fark etmeyince, "Anne, iyi misin? Neden tek başına oturuyorsun burada?" diye sordum.
İrkilerek bana döndü. Kahverengi gözlerinde çözemediğim bir soğukluk vardı. "Bir şey yok kızım, içimden dua okuyordum. Senin ne işin var burada?"
Yanına oturdum, gözlerinin içine baktım. "Anne, benim bugün nikahım var. Baba ocağından yavaş yavaş ayrılıyorum... Hiç mi üzülmüyorsun?"
Sesi her zamanki gibi mesafeliydi: "Neden üzüleyim kızım? Hayırlısıyla yuvan olacak, evleneceksin. Artık kocan senin ailen olacak."
"Neden böyle duygusuzsun anne?" dedim, sesimdeki kırgınlığı gizleyemeyerek. "Bana resmen 'git, Harun’la evlen, onu ailen bil' diyorsun. 'Burada sana her zaman yer var' demiyorsun. Üzülüyorum ben, görmüyor musun?"
Annem soğuk elini elimin üzerine koydu. "Yıllarca uğraştım kızım. Senin iyiliğinden başka bir şey istemedim. Güzel yerlere gel istedim. Şimdi güzel bir yuvan olacak, bu beni ancak mutlu eder."
O sırada sokaktan yükselen güm güm davul zurna sesi odanın içinde yankılandı. Annemin elini bırakıp hemen pencereye koştum. Annemle duygusal bir bağ kurmaya çalışmanın faydasızlığını bir kez daha anlamıştım.
Pencereden baktığımda gözlerime inanamadım. Harun, simsiyah şık takımıyla bir kuğu gibi duruyordu. Yanında Bilal abi, Züleyha abla, Neriman yenge, Süleyman baba ve Meryem teyze... Harun öyle yakışıklı olmuştu ki nutkum tutuldu. Ama alt tarafı bir nikah kıyacaktık, bu davul zurna da neyin nesiydi? Kesin Bilal abinin başının altından çıkmıştı!
Hemen aşağı indim. Kapının yanında duran babam beni görünce duraksadı. Gözünden bir damla yaş süzülürken, "Canım kızım... Çok güzel olmuşsun," dedi.
Annemin soğukluğuna inat, babamın bu şefkati içimi titretti. Boynuna sarıldım. "Canım babam..."
Babam acı bir tebessümle beni hafifçe geriye çekti. "Hadi ama Zeynep’im... Daha düğüne var, hâlâ bizim evin kızısın. Evlensen bile sen hep bu evin neşesisin, bunu sakın unutma."
Ağlayıp makyajımı bozmamak için başımı yukarı kaldırıp derin bir nefes aldım. "Teşekkür ederim baba."
O sırada Elif koşup belime sarıldı. "Ablacım... Sen gidersen oda bana kalır diye seviniyordum ama... Sana öyle alışmışım ki, sen yokken ben kiminle kavga edeceğim?"
Gülümseyerek saçını okşadım. "Merak etme Elif, sürekli bize gelirsin. Kavga edecek bir bahane mutlaka bulursun."
Yusuf abim de yanımıza geldi, kollarını etrafıma doladı. "Canım kardeşim... Ciddi ciddi gelin oluyorsun. Şimdi ben kiminle dertleşeceğim? İkinizi ayırmak için kime yastık fırlatacağım? Ben kime patates kızartacağım?"
"Aaa abi, gurbete gitmiyorum ya! Alt tarafı iki sokak ötesi. Ayrıca iki ay daha buradayım, her gün patates kızartması isterim, haberin olsun!"
Ömer abim yaklaştı. Her zamanki ciddi duruşunun aksine gözlerinde yumuşak bir ifade vardı. "Biliyorum Zeynep, sana karşı hep sert oldum, otoriter davrandım. Sen de beni az çıldırtmadın ama... Yine de kardeşimsin sen benim. Hep mutlu ol." Eğilip alnımdan öptü. Yengem de sarılıp gözyaşları içinde, "Tatsız olaylarımız oldu ama seni kardeşim gibi sevdim Zeynep. Doktora gitmediğinde az mı baktım sana..." dedi.
İçimden, Meğer ne çok seviliyormuşum bu evde diye düşündüm.
Kapıdan dışarı adımımı attığımda, Bilal abinin Harun’u kolundan tutup zorla oynatmaya çalıştığını gördüm. Harun ise "Ben beceremem abi," diyerek geri çekilmeye çalışıyordu.
Tam o anda Harun'un okyanus gözleri benimkilerle buluştu. Benim yeşil harelim, onun okyanusunda bir ada gibi kaldı. Beni o beyaz elbisenin içinde görünce adeta nutku tutuldu, bakışları üzerimde kilitlendi. Ömer ve Yusuf abim de ritme uyup Bilal abiyle karşılıklı oynamaya başlayınca, mahalleli de tempoya katıldı. Sokak bir anda düğün salonuna dönmüştü.
Harun yanıma doğru yaklaştı. Eğilip kulağıma, "Çok... Çok güzel olmuşsun Zeynep’im," diye fısıldadı.
"Sen de... Çok yakışıklı olmuşsun," dedim utanarak.
Bilal abi araya girdi: "Hadi bakalım, davulcu benim için gelmedi! Oynayın şöyle karşılıklı!"
Harun’la bahçenin ortasında çaresizce oynamaya başladık. İkimiz de gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk; ritim tutturmakta o kadar acemiydik ki... Harun kollarını iki yana açmış ne yapacağını bilemez hâlde dönüyor, ben de ellerimi şıkırdatarak oyun havasını adeta pop dansına çeviriyordum.
Harun’a biraz daha yaklaşıp fısıldadım: "Harun, bu davul zurna ne? Bugün iki işi de aradan çıkaralım mı dediniz?"
"Zeynep, inan ben de bilmiyorum. Abimin sürprizi işte... Nikahımız unutulmaz olsun istemiş."
"Unutulmaz olduğu kesin de... Bir an önce gidelim yoksa kulağımın dibinde 'güm güm' çalan şu davulcuya dalacağım!"
Harun güldü. "Aman Zeynep’im, hele şu nikahı kıyalım da sonra karakolluk oluruz." Elimden tutup beni arabaya doğru yönlendirdi. "Hadi abi bu kadar yeter, nikaha geç kalacağız!"
Ömer abimin süslediği arabaya binip Maltepe Belediyesi Nikah Sarayı’na geçtik. Harun’un yanında çok kısa kalmamak için giydiğim beyaz topuklu ayakkabılarla bekleme odasına doğru yürüdük. Annemler, Süleyman babalar ve bizi yalnız bırakmayan komşular salondaki yerlerini aldılar. Fotoğrafçının bitmek bilmeyen poz isteklerinden içim şişse de sabrettim.
Nihayet nikah memurunun hazır olduğu haberi geldi.
Harun’la ayağa kalkıp salona doğru yürürken kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. "Harun, çok heyecanlıyım..."
"Ben de Zeynep’im. Sana 'evet' demek hayatımın en büyük mutluluğu olacak."
Nikah masasına yanaştık. Harun nezaketle sandalyemi çekti, ben oturduktan sonra kendisi de yanıma geçti. Benim şahidim Yusuf abim, Harun’un şahidi ise Züleyha ablaydı.
Nikah memuru masaya oturup önündeki kırmızı defteri açtı. İçimden, Ay geliyor o meşhur konuşma, iki saat dinle işin yoksa... diye geçirirken memur doğrudan bana döndü: "Anne adı, baba adı..."
Bir anda içimdeki o sabırsız damar attı, tak diye ayağa kalktım. Harun gözlerini açmış şaşkınlıkla bana bakıyordu.
"Memur bey, bırakın prosedür sorularını! Cevabım 'evet' olmasa burada ne işim var Allah aşkına? Verin şu defteri imzalayayım!"
Salonda bir kahkaha tufanı koptu. Nikah memuru bıyık altından gülerek, "Gelin hanım pek bir sabırsız çıktı, Allah damada sabır versin," dedi.
"Evet memur bey, sabrım yoktur benim!" Mikrofona doğru eğilip avazım çıktığı kadar bağırdım: "Eveeeet!" Sonra Harun’a döndüm. "Bakın, ben dedim. Harun, hadi sen de de!"
Harun şaşkınlıkla güldü. "Olur mu öyle şey Zeynep, memur beyi dinleseydik..."
Memur araya girdi: "Damat bey, anlaşıldı. Böyle bir nikah benim meslek hayatımda ilk oluyor ama Zeynep Hanım cevabını verdi. Siz de verin de daha fazla bekletmeyelim."
Harun gözlerinin içi gülerek mikrofona yaklaştı: "Evet!"
"Duyamadım Harun, bir daha söyle!" dedim hırsla.
"Eveeeet! Oldu mu Zeynep’im?"
"Oldu!" dedim gülerek.
Şahitler da gülüşerek "Şahidiz" dediler.
Memur tebessümle, "Ben de belediyenin bana verdiği yetkiyle sizleri karı-koca ilan ediyorum. Allah bir yastıkta kocatsın," dedi.
"Ver memur bey şu defteri," diyerek kalemi kapıp jet hızıyla imzayı bastım. Harun, abim ve Züleyha abla da imzalarını attılar. Memur evlilik cüzdanını uzatır uzatmaz elinden kaptım. Hızla ayağa kalkarken yanlışlıkla Harun’un ayağına bastım.
Harun acıyla karışık güldü. "Tamam, ayağıma da bastın, tam oldu şimdi."
"Aklıma gelmemişti ama iyi oldu!" dedim kıkırdayarak.
Harun alnımdan uzun bir öpücük kondurdu. Salonda alkış kıyamet koptu. Onun okyanus gözlerine baktım; artık tamamen evliydik. Harun’umun resmi karısıydım.
Fotoğrafçı, "Son bir poz alıyorum, herkes kameraya baksın!" dediği sırada, salonun ağır ahşap kapıları gürültüyle açıldı.
"DURUN!"
Ses, tüm salonda yankılandı. Herkes başını o tarafa çevirdi. Kapıda, kızıl saçlı, kalıplı, uzun boylu, iri yarı bir adam duruyordu. Yanında ise zayıf, siyah saçlı, takım elbiseli orta yaşlı bir adam vardı.
İri yarı olan adam içeri doğru sert adımlarla ilerledi: "Bu nikah olamaz! İzin vermiyorum!"
Masadan adama dik dik baktım. "Abicim sen kamera şakası falan mısın? Biz çoktan evlendik, olay çıkartacaksan daha erken gelmen gerekirdi."
Adam donup kaldı. Yanındaki adama dönüp şaşkınlıkla, "Hemen nasıl evlendiler? Kadir, geç kalmışız..." dedi.
Kadir denilen adam mahcup bir edayla fısıldadı: "Cesur Bey, cezaevinden çıkış işlemleriniz uzun sürdü, yoksa..."
Ne diyordu bu adamlar? Ne cezaevi, ne Cesur’u?
Gelen adam öfkeyle öne atıldı: "Nikahı iptal edersiniz, olur biter! Benim kızımı kimse zorla evlendiremez!"
Gözlerim annemle babama kaydı. İkisi de adama sanki bir hayalet görmüş gibi dehşet ve korku dolu gözlerle bakıyorlardı. Ben ise karşımdaki bu adamın ne tür bir deli olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Bölüm etkileşimi
