Bölümler 95Şu an: 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
- 90 88. Bölüm1.643 kelime
- 91 89. Bölüm1.890 kelime
- 92 90. Bölüm1.379 kelime
- 93 91. Bölüm: Kaderin Acı Döngüsü2.155 kelime
- 94 92. Bölüm2.055 kelime
- 95 Özel Bölüm1.528 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Arkamdan yükselen o tok sesle adımlarım bir anda kilitlendi. Yine kaçışım yoktu. Hışımla arkamı dönüp kaşlarımı çatarak Harun’a baktım.
"Ne var Zeynep, ne?!" dedim, nefesim daralarak.
Harun karşımda bütün ciddiyetiyle duruyordu. Gölgeli adımlarla bana doğru bir adım attı. "Zeynep, nereye gidiyorsun?"
"Sana ne Harun?!" dedim öfkeyle. "Hiç mi kurtuluş yok senden ya?"
Mavi gözleri alev alev yanıyordu, bakışlarıyla adeta insanı delip geçebilirdi. "Hiçbir yere gidemezsin. Bir şeyler yemen lazım. Daha dün akşam bayıldın sen, dinlenmen gerekiyor. Vücudunda taşıdığın o enfeksiyonun ne kadar riskli olduğundan haberin var mı senin?"
"Ya ben sadece biraz dolaşmak istedim!" diye çıkıştım. "Hem sen dün yüzüğü avucuma bırakıp gitmemiş miydin? Sözü atmamış mıydın? Ne diye hemen evlendin benimle bugün?"
Harun’un dudaklarında hafif, çapkın bir tebessüm belirdi. "Dün akşam benden özür diledin ya... O yüzden taktım yüzüğü tekrar küçük hanım."
Gözlerim şaşkınlıkla aralandı. "Kim, ben mi?! Ben senden özür dileyeceğim, öyle mi? Pehh! Ancak gülerim buna! Hayal görüyorsun sen Harun, ben kimseden özür falan dilemem!"
Bana doğru birkaç adım daha yaklaştı. Dini nikah kıyıldı ya, kocam oldu ya artık, rahatça süzülüyordu alanıma!
" 'Canın çok yandı mı?' diye sordun ya..." dedi sesi alçalarak. "Ben onu özür olarak kabul ettim minik prenses."
O an kalbim ritmini kaçırdı. Göğsümün içinde bir şey deli gibi çarpmaya, damarlarımı zorlamaya başladı. Nefesimi tuttum. Ne oluyordu bana böyle? Hızlanan nefesimi dışarı üfleyerek hırsla savurdum:
"Aman! Ne olarak algılarsan algıla! Bana ne ya... İster o yüzüğü tak, ister çıkar at! Umurumda bile değilsin 'İyilik Meleği' Harun!"
Hırsımı alamayıp ayağımdaki ayakkabıları fırlatır gibi ayağımdan çıkarıp eve doğru geri adımladım. Off! Eve gitmek istiyordum ben. Burada, bu adama mahkum bir halde bir hafta boyunca ne yapacaktım? Kurtulmak için acilen bir plan yapmam gerekiyordu.
Annemin yanına vardım. Harun da arkamdan gelip kahvaltı masasına oturdu.
"Anne," dedim sızlanarak. "Üzerimdekiler kirlendi, yıkanacak. Giyecek tek bir düzgün şeyim kalmadı."
Annem çay bardağını koyarken, "Kızım merdaneli makineye atacağım kirlileri birazdan, seninkileri de koydum yıkarım. Hadi otur da Harun damadımla karşılıklı kahvaltınızı edin."
Yalandan, buz gibi bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. Harun’un tam karşısındaki sandalyeyi çekip oturdum.
"Anne..." dedim, gayet neşeli bir ses tonu takınarak. "Biz de yarın Harun’la Bursa’ya gitmeye karar verdik. 'Gözlüğünü ben alırım' dedi bana. Hem Harun Bursa’yı çok merak ediyormuş, ona buraları biraz gezdireceğim."
Harun tam çayını yudumlarken lafımı duyunca boğazına kaçtı! Şiddetle öksürmeye başladı. Bana bakıp kaş göz işaretleriyle "Sen ne diyorsun ya?" der gibi kilitlendi.
Meryem Teyze masanın diğer ucundan neşeyle araya girdi: "Harun oğlum, çok iyi düşünmüşsünüz vallahi! Hem sizin için de değişiklik olur, ne de olsa artık birbirinize helalsiniz."
Hatırlatmasan bilmeyecektim sanki! diye geçirdim içimden.
Harun attığım bu pası mecburiyetten topladı, yalanımı bozmadı. "Evet..." dedi çayından bir yudum daha alarak. "Zeynep’le şöyle iki sözlü kol kola gezelim dedik, değil mi canım?"
Babam, dedem ve Süleyman Amca erkenden zeytinliklere bakmaya gitmişlerdi.
İçimden feryat ettim: "Yuh! Höst ulan! Ne canımı be?!"
Dişlerimin arasından sahte bir tebessümle baktım ona. "Evet..." (Benden 'canım' lafını nah duyardı artık!)
Annem bu plana bayılmıştı. "Ne güzel kızım, çok sevindim. Babana söylerim, sana biraz harçlık verir, istediğin bir şey olursa alırsın."
Annemin bu beklenmedik bonkörlüğü beni şaşırtmıştı. İçimden, "Keşke gerçekten istediğim zamanlarda da verseydiniz o harçlığı..." diye geçirdim.
Harun hemen anneme döndü, sesi kendinden emindi: "Olur mu hiç öyle şey Hatice Anne? Benim olan her şey Zeynep’indir zaten."
Dişlerimi sıkarak yine gülümsedim. İçimden, "Her şey derken? Sanki arkasında devasa bir serveti vardı da bana adıyordu Aşçı Efendi!" diyordum.
İntikam hamlemi geciktirmedim: "Evet, Harun sağ olsun... Bu sene tekrar üniversite sınavına gireceğimi duyunca 'Seni en iyi dershaneye göndereceğim' dedi..."
Harun yine çayından bir yudum alırken aniden öksürük krizine girdi. Annem ise bana kaşlarını çattı.
Meryem Teyze araya girdi: "Harun varken dershaneye ne gerek var kızım? Harun okul birincisiydi! Matematiği zehir gibidir onun!"
İçimdeki hırçın ses hemen yükseldi: Madem o kadar zekiydin, niye aşçı oldun be adam?!
Annem her zamanki gibi tam o anda vurucu darbesini indirdi: "Yok Zeynep, ne okuması? Otur oturduğun yerde! Evlenecek kız ne okuyacakmış? Harun evladım bakar sana. İki senedir bir halt ettiğin yok zaten, çocuğu niye maddi olarak zorluyorsun? Sende yetenek falan yok ki..."
Annemin beni Harun’un yanında yerin dibine sokma çabası içimi yaktı. Sanki Harun onun öz evladıydı da ben üvey kızıydım. Bir insan öz anasından daha ne kadar soğuyabilirdi?
Harun hemen lafa girdi, yüzünde rahatsız bir ifade vardı: "Bence Zeynep çok zeki ve yetenekli Hatice Anne, siz bilmiyorsunuz..."
Cümlesini tamamlamasına izin vermedim. Hışımla sandalyeden ayağa kalktım.
"Harun, anneme açıklama yapmana gerek yok!" diye bağırdım. "O kadar haklı ki! Evet, ben yeteneksizin, hatta beceriksizin tekiyim!"
Meryem Teyze şaşkınlıkla bana bakarken ben hırsla devam ettim: "Meryem Teyze! Sen de gör gelinin olacak kızı! Beni pırlanta gibi oğluna istedin ama bil..."
Annem "Zeynep!" diyerek beni susturmaya çalıştı ama gözüm dönmüştü artık.
"Meryem Teyze! Mutfak becerim sıfır! Temizlik becerim sıfır! Dikiş tutturmayı bilmem, el işinden nefret ederim! Tabak tutamam, sakarın tekiyim! Yol yakınken vazgeçin bu işten çünkü ben böyleyim! Hiçbir şeye becerim yok! İşe yaramaz APTALIN TEKİYİM BEN!"
Masada ki herkes şoktaydı. Harun gözlerindeki derin kederle bana bakıyordu. Sandalyeyi devirip ayağımdaki terliklerle hızla bahçe kapısından dışarı koştum.
Meryem Teyze anneme döndü, sesi titriyordu: "Ne yaptın Hatice? Kızı Harun’un yanında niye böyle kırdın?"
Ben hızlı adımlarla patikadan aşağı doğru ilerlerken arkamdan Harun’un ayak sesleri geliyordu.
"SAKIN HARUN! ARKAMDAN GELME!" diye bağırdım.
Beni dinlemiyordu tabii. Adımlarını hızlandırıp peşime takıldı. "Zeynep, hadi eve dönelim, konuşalım."
"GİT BAŞIMDAN!" diye feryat ettim. "Halime gülmek için mi geliyorsun arkamdan?!"
"Hayır!" dedi net bir sesle. "Senin nasıl biri olduğunu ben çok iyi biliyorum. Sen yeteneksiz falan değilsin!"
Acı bir kahkaha attım. Ona doğru döndüm. "Senin acımana ihtiyacım yok benim! Mükemmel Harun... Her şeyin en iyisini bilen Harun!"
"Ben sana acımıyorum Zeynep! Ben sana değer veriyorum!"
Allah’ım... İçimdeki o sert kabuk çatlayacak gibi oldu.
"Hadi oradan! Bana değer veriyormuş... Hepiniz aynısınız! Zeynep kim ki zaten?!"
Öfkeden çıldırmak üzereydim ve ben öfkelendiğimde krizlerim tutardı. Yerden yumruk büyüklüğünde ağır bir taş aldım, ona doğrulttum.
"Harun peşimden gelme! Git, vallahi bu taşı kafana yersin!"
Harun durdu, gözlerini açarak baktı: "Zeynep sen delirdin mi?! Hastasın kızım sen, taşı at elinden! Bir o kalmıştı yapmadığın... Ne istiyorsan onu yap ama kendini yine hastanede bulma!"
"AAAAA!" diye avazım çıktığı kadar bağırıp taşı kenara fırlattım.
Aniden yere çöküp kafamı dizlerimin arasına gömdüm. Sinir krizinin etkisiyle vücudum kilitlenmeye, kaslarım bir çelik gibi sertleşmeye başlamıştı. Ağlama krizim yüzümün kasılmasına sebep oluyordu. Görmesin, bu halimi fark etmesin diye kafamı iyice bacaklarıma gömdüm. Sakinleştiğimde kaslarım gevşeyecekti, biliyordum.
Harun yanımda bitti. "Zeynep... Hadi kalk yerden, böyle durma."
Cevap veremiyordum. Çenem kilitlenmişti! İçimden, "Allah’ın cezası çene, tam zamanını buldun!" diyordum.
Harun kafamı kaldırmadığımı ve tepki vermediğimi görünce dizlerinin üstüne çöktü.
"Zeynep hadi kalk, burada böyle oturulmaz. Hayvanlar falan geçer buradan, hadi eve gidelim."
İçimden, "Kıpırdayabilsem kalkacağım öküz!" diye sövüyordum.
Ben hiç tepki vermeyince parmakları yavaşça koluma dokundu. "Zeynep... Ses ver. Hadi... Zümrüt Gözlüm..."
Bir dakika... Ben yanlış mı duymuştum? Bana ne dedi o?!
Koluma dokunduğunda vücudumun kasıldığını anlamıştı. Nasırlaşmış, büyük elleriyle kollarıma yavaşça masaj yapmaya başladı.
"Tamam Zeynep... Nefes almaya çalış. Öfke nöbeti geçiriyorsun, kasılmana sebep olmuş."
İçimden, "Doktor ya kendisi! Her şeyi çok iyi biliyor!" diyordum ama dokunuşları garip bir şekilde yakıyordu tenimi.
Yüzümü bacaklarımın arasından nazikçe kaldırdı. Mavi gözlerini doğrudan gözlerime kilitledi. Yüzü yüzüme birkaç santim uzaktaydı.
"Bana bak Zeynep..." dedi, sesi dağları eritecek kadar yumuşaktı. "Seni kimsenin üzmesine izin vermeyeceğim. Ne istiyorsan alacağım sana. Okumak mı istiyorsun? Ben senin arkanda duracağım. O güzel gözlerinin yeniden bana aydınlıkla bakması için sana en güzel lensleri alacağım... Yeter ki sen iyi ol. Ben hep senin yanında olacağım, seni hiç ama hiç bırakmayacağım."
Zihnim karmakarışıktı. Ne diyordu bu adam ya? Kafası mı güzeldi?
İçimdeki o hırçın kız anında intikam planını kurdu: Ben de seni kullanacağım Harun... Madem senden kurtuluş yok, bakalım o aşçı maaşıyla bana yetişebiliyor musun? Acıyor bana güya... Yanımda olacakmış sersem!
Tam bu düşünceler geçerken Harun aniden kollarıyla beni sarıp göğsüne bastırdı!
Şoktan donakaldım. Kalbim sanki bir kuşun kanat çırpışı gibi göğüs kafesimi dövmeye başladı. Kan damarlarıma hücum ediyor, şakaklarımı zorluyordu.
Onun kokusu, o sıcak göğsü vücudumdaki tüm o kilitlenmiş kasları bir anda gevşetti. Ellerim yanıma düştü. Kesin deli olduğumu düşünüyordur şu an...
Kaslarım tamamen gevşer gevşer gevşemez bir refleksle göğsünü sertçe ittirdim! Divandan fırlayan bir kedi gibi ayağa kalkıp eve doğru koşmaya başladım.
Yoksa kalbim orada, onun kollarında patlayacaktı! Bu adam beni öldürmeden rahat etmeyecekti!
Bölüm etkileşimi
