7. bölüm · ZAMANIN UNUTTUĞU YAZ

7. Bölüm – Gözlerin Ardındaki Sır

Zehra Balcı

"Bazen seni izleyen kişi, senden kilometrelerce uzakta değildir. Tam arkandadır."
Okulun bahçesini yavaş yavaş sessizlik kaplıyordu.
Dans seçmeleri sona ermiş, öğrenciler gruplar hâlinde okuldan ayrılmaya başlamıştı. Güneş, gökyüzünde yavaşça batıya doğru eğiliyor; yaz sıcağı yerini serin bir akşama bırakıyordu.
Ahen, İdil'in elindeki telefona bakıyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Görevlinin söylediği son cümle kulaklarında yankılanıyordu.
"Kutay... Zaman Muhafızları'nın son varisi."
Aras sessizliği bozdu.
"Bir dakika... Bu ne demek şimdi?"
İdil derin bir nefes aldı.
"Bilmiyorum."
"Ama artık emin olduğumuz bir şey var."
"Nedir?"
"Kutay sıradan biri değil."
Kutay başını eğdi.
"Ben sadece köyümde yaşayan biriydim."
"Hayatım boyunca tarlada çalıştım."
"Kılıç eğitimi aldım."
"Babamın sözünü dinledim."
"Hepsi bu."
Yekta düşünceli bir ifadeyle konuştu.
"Belki de sana hiçbir zaman gerçeği söylemediler."
Kutay şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
"Belki ailen seni korumak için kim olduğunu gizledi."
Bu ihtimal, Kutay'ın zihninde yeni bir kapı açmıştı.
Tam o sırada Ahen'in telefonu çaldı.
Arayan annesiydi.
"Ahen, neredesin kızım?"
"Okuldayım anne."
"Bugün erken geleceğini söylemiştin."
"Biraz işim uzadı."
Annesinin sesi endişeliydi.
"Her şey yolunda mı?"
Ahen, arkadaşlarına kısa bir bakış attı.
"Evet anne."
"Sadece biraz yoruldum."
Telefon kapandı.
Lavin iç çekti.
"Artık ailelerimiz de şüphelenmeye başlayacak."
Aras başını salladı.
"Hem de haklı olarak."
Okuldan ayrılırlarken Kutay bir vitrinin önünde durdu.
Vitrinde eski tip cep saatleri sergileniyordu.
Gözleri bir anda büyüdü.
"Bu..."
Ahen yanına geldi.
"Ne oldu?"
Kutay titreyen parmağıyla vitrini gösterdi.
"Bu saati biliyorum."
"Nasıl yani?"
"Babamın..."
"...Buna çok benzeyen bir saati vardı."
Ahen dikkatlice saate baktı.
Eski pirinç rengindeydi.
Kapağında güneşi andıran bir sembol vardı.
Kutay'ın cebindeki deri kesede bulunan işarete çok benziyordu.
İdil hemen telefonuyla fotoğraf çekti.
"Belki bunun da bir bağlantısı vardır."
Akşamüstü, altı arkadaş küçük bir kafeye oturdu.
Masaya gelen tostlar ve içecekler bile kimsenin dikkatini çekmiyordu.
Kutay etrafındaki insanları izliyordu.
Herkes telefonuyla meşguldü.
Kimisi gülüyor...
Kimisi video izliyor...
Kimisi kulaklığını takmış, kimseyi duymuyordu.
Kutay usulca konuştu.
"Sizin zamanınız çok kalabalık."
Aras gülümsedi.
"Evet."
Kutay başını iki yana salladı.
"Ama insanlar birbirine çok uzak."
Masadaki herkes sustu.
Ahen, Kutay'ın söylediklerini düşündü.
Belki de haklıydı.
Aynı masada oturan insanlar bile bazen birbirleriyle konuşmuyordu.
Kafeden çıktıkları sırada gökyüzünü koyu gri bulutlar kapladı.
İlk damlalar yere düşmeye başladı.
"Yağmur geliyor!"
Lavin çantasını başına kaldırdı.
Altı arkadaş koşarak yakınlardaki eski bir pasajın altına sığındı.
Kutay, yağmuru hayranlıkla izliyordu.
"Yağmur hiç değişmemiş."
Ahen gülümsedi.
"Yağmur her çağda aynı."
Kutay ona baktı.
"Belki de insanlar değişiyor."
Ahen'in kalbi, bu cümleyi duyunca garip bir şekilde hızlandı.
Tam o sırada pasaja siyah kapüşonlu biri girdi.
Yüzü görünmüyordu.
Yavaş adımlarla onların bulunduğu tarafa yürüdü.
Kutay'ın yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
Gözleri korkuyla büyüdü.
"Hayır..."
Ahen hemen ona döndü.
"Ne oldu?"
Kutay fısıldadı.
"Onu..."
"...Tanıyorum."
Kapüşonlu adam birkaç metre önlerinde durdu.
Başını kaldırdı.
Yüzünün yarısını kapatan uzun bir yara izi vardı.
Gözleri doğrudan Kutay'a kilitlendi.
"Seni bulmam uzun sürmedi."
Kutay istemsizce geri çekildi.
"Sen..."
Adam gülümsedi.
"Beni unutmuş olamazsın."
"Ben..."
"...Kağan."
Bu isim duyulduğu anda Kutay'ın dizlerinin bağı çözüldü.
Ahen hemen kolundan tuttu.
"Kutay!"
Kutay'ın sesi titriyordu.
"Bu mümkün değil..."
"Kağan..."
"...Benim öldüğünü sandığım adam."
Kağan yavaşça cebinden eski bir cep saati çıkardı.
Saatin kapağını açtı.
İçindeki sembol, Kutay'ın kesesindeki sembolle aynıydı.
"Evine dönmek istiyorsan..."
"...Benimle geleceksin."
Yağmur şiddetini artırırken altı arkadaş donup kalmıştı.
Hiçbiri nefes almaya bile cesaret edemiyordu.
Çünkü ilk kez...
Geçmiş, onların karşısına kendi ayaklarıyla gelmişti.
Devam edecek... 🌙📖