18. bölüm · ZAMANIN UNUTTUĞU YAZ

18. Bölüm – Kalbin Ritmi

Zehra Balcı

"Bazı insanlar dansı müzikle, bazıları kalbiyle hisseder."
Yaz Festivali'ne yalnızca bir hafta kalmıştı.
Okulun koridorlarında heyecan her geçen gün artıyordu. Her kulüp son hazırlıklarını yapıyor, spor salonundan yükselen müzik sesleri neredeyse gün boyu hiç susmuyordu.
Ahen ise son günlerde hem dans provalarıyla hem de Zaman Muhafızları'nın sırrıyla uğraşıyordu.
Yorgundu...
Ama vazgeçmeye hiç niyeti yoktu.
"Beş, altı, yedi, sekiz!"
Melis Hoca'nın sesi salonda yankılandı.
Dans grubu aynı hareketi tekrar tekrar yapıyordu.
Ahen grubun en önündeydi.
Her dönüşünde biraz daha hızlanıyor, her adımında kusursuz olmaya çalışıyordu.
Melis Hoca alkışladı.
"Güzel!"
"Bir kez daha."
Öğrenciler derin bir nefes alıp yeniden başladılar.
Kutay, tribünde sessizce onları izliyordu.
Her gün olduğu gibi yine prova bitene kadar salondan ayrılmamıştı.
Aras dirseğiyle ona dokundu.
"Sen artık bizim dans takımının maskotu oldun."
Kutay şaşkınlıkla baktı.
"Maskot ne?"
Lavin kahkahasını tutamadı.
"Boş ver."
Müzik yeniden başladı.
Ahen hızla döndü.
Tam son harekette ayağı zemine takıldı.
"Dikkat!"
Bir anda dengesini kaybetti.
Yere düşeceği sırada Kutay tribünden atlayarak ona yetişti.
Ahen'in yere çarpmasını engelledi.
Salon bir anda sessizleşti.
"Ahen!"
Melis Hoca koşarak yanlarına geldi.
"İyi misin?"
Ahen ayağa kalkmaya çalıştı.
Ama sağ bileğine bastığında yüzünü acıyla buruşturdu.
"Sanırım..."
"Bileğimi incittim."
Melis Hoca hemen onu kenara oturttu.
"Soğuk kompres getirin."
İdil ve Lavin hızla revire koştu.
Kutay ise Ahen'in yanından bir an bile ayrılmadı.
Doktor, bileğini kontrol ettikten sonra gülümsedi.
"Neyse ki kırık yok."
"Hafif bir burkulma."
"Ama iki gün dinlenmen gerekiyor."
Ahen'in yüzü düştü.
"İki gün mü?"
"Ama festival..."
Doktor kararlı bir sesle konuştu.
"Eğer dinlenmezsen festivalde dans edemeyebilirsin."
Bu söz, Ahen'i derinden sarstı.
Okul çıkışında herkes eve dönerken Ahen sessizdi.
Kutay onun yanında yürüyordu.
Bir süre sonra konuştu.
"Çok üzgünsün."
Ahen başını eğdi.
"Yıllardır bu festival için çalışıyorum."
"Ya sahneye çıkamazsam?"
Kutay durdu.
Cebinden küçük, ahşaptan oyulmuş bir kuş figürü çıkardı.
Ahen şaşkınlıkla baktı.
"Bu ne?"
"Çocukken babam yapmıştı."
"Ne zaman korksam bana bunu verirdi."
"Aklına korkularını değil, cesaretini getir derdi."
Kutay ahşap kuşu Ahen'in avucuna bıraktı.
"Şimdi bu sende kalsın."
Ahen'in gözleri doldu.
"Ama bu senin için çok değerli."
Kutay hafifçe gülümsedi.
"Sen de öylesin."
Ahen, ilk kez ne söyleyeceğini bilemedi.
Kalbi hızla çarpmaya başladı.
Ertesi gün Melis Hoca, dans grubunu yeniden topladı.
"Ahen dinlenecek."
"Bugün solo provayı ben göstereceğim."
Diğer öğrenciler çalışırken Ahen kenarda oturuyordu.
Kutay da onun yanına geldi.
"Canın sıkıldı mı?"
"Biraz."
Kutay etrafına baktı.
"Bizim köyümüzde yaralanan savaşçılar..."
"...dinlenirken bile çalışırdı."
Ahen merakla sordu.
"Nasıl?"
Kutay ayağa kalktı.
"Önce hareketleri zihninde tekrar edersin."
"Sonra gözlerini kapatıp her adımı hayal edersin."
"Vücudun unutmaz."
Ahen gözlerini kapattı.
Kutay'ın söylediği gibi müziği zihninde canlandırdı.
Adımlarını tek tek düşündü.
Melis Hoca uzaktan onları izliyordu.
Prova bittikten sonra Ahen'in yanına geldi.
"Güzel."
Ahen şaşırdı.
"Neyi hocam?"
"Kutay'ın yöntemi."
"Dans sadece ayaklarla edilmez."
"Önce zihinde başlar."
Kutay utangaç bir şekilde gülümsedi.
Akşam üzeri Ahen'in ailesi bağ evine geldi.
Annesi bileğini görünce telaşlandı.
"Canım kızım!"
"Neden bize haber vermedin?"
"İyiyim anne."
Babası sessizce Kutay'a baktı.
"Sen yetişmişsin."
Kutay başını eğdi.
"Onu yalnız bırakamazdım."
Ahen'in babası ilk kez ona sıcak bir gülümsemeyle baktı.
"Teşekkür ederim."
Kutay sadece başını salladı.
Gece olduğunda Ahen verandaya çıktı.
Elinde Kutay'ın verdiği ahşap kuş vardı.
Kutay da yanına geldi.
"Nasıl hissediyorsun?"
Ahen gökyüzüne baktı.
"Daha iyi."
"Sanırım korkularım biraz azaldı."
Kutay gülümsedi.
"Ben sana inanıyorum."
Ahen de ona baktı.
"Ben de sana."
İkisi de hiçbir şey söylemeden aynı gökyüzünü izledi.
Ama artık aralarındaki sessizlik bile anlam taşıyordu.
Uzakta, ormanın karanlığında ise Kağan onları izliyordu.
Elindeki ikinci mühür kırmızı bir ışıkla parladı.
"Ne kadar yakınlaşırsanız yaklaşın..."
"...çok yakında birbirinizi kaybedeceksiniz."
Devam edecek... 🌙📖