27. bölüm · ZAMANIN UNUTTUĞU YAZ

27. Bölüm – İlk Büyük Savaş

Zehra Balcı

"Korku kaçmayı öğretir, cesaret savaşmayı."
Gökyüzündeki yarık büyümeye devam ediyordu.
Siyah bulutlar okulun üzerine çökmüş, güneş tamamen kaybolmuştu. Birkaç dakika önce kahkahalarla dolu olan festival alanı artık çığlıklarla yankılanıyordu.
Öğrenciler sağa sola kaçıyor, öğretmenler herkesi sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Acele edin!"
"Spor salonuna!"
"Kimse tek başına kalmasın!"
Ancak panik büyüdükçe kalabalığı kontrol etmek imkânsız hâle geliyordu.
Okulun bahçe kapısı büyük bir gürültüyle sallandı.
Ardından demir kapılar kendi kendine açıldı.
Yoğun siyah sis okul bahçesine yayıldı.
Sis dağıldığında ilk Gölge Avcısı içeri girdi.
Kırmızı gözleri parlıyor, keskin pençeleri asfaltı çiziyordu.
Onun arkasından ikinci...
Üçüncü...
Ve daha niceleri...
Bir öğrenci korkuyla bağırdı.
"Canavar!"
Çığlıklar okulun her tarafını sardı.
Kutay hızla öne çıktı.
Boran da belinden kılıcını çekti.
Parlayan çelik, karanlık gökyüzünün altında mavi bir ışık saçıyordu.
Kutay derin bir nefes aldı.
"Bugün korkarsak..."
"...her şey biter."
Boran başını salladı.
"Bugün gerçek muhafızlar gibi savaşacağız."
İlk yaratık üzerlerine doğru atıldı.
Kutay son anda yana çekildi.
Yaratığın pençesi yere çarpınca asfalt parçalandı.
Kutay kılıcını savurdu.
Mavi bir ışık yayıldı.
Yaratık acı dolu bir çığlık atarak siyah dumana dönüşüp yok oldu.
Ama diğerleri gelmeye devam ediyordu.
Ahen olanları görünce derin bir nefes aldı.
"Arkadaşlar!"
"Lavin, spor salonunun arka kapısını aç!"
"Aras ve Yekta, küçük sınıfları boşaltın!"
"İdil, öğretmenlere yardım et!"
Herkes hiç düşünmeden harekete geçti.
Lavin ağlayan küçük öğrencilerin elinden tuttu.
"Korkmayın."
"Biz yanınızdayız."
Aras iki öğrenciyi sırtına alarak güvenli bölgeye koştu.
Yekta yaşlı bir öğretmene destek oldu.
İdil megafonu eline aldı.
"Lütfen panik yapmayın!"
"Herkes sırayla spor salonuna geçsin!"
Ahen ise en arkada kalan öğrencileri tek tek dışarı çıkarıyordu.
Dansçı olmasının verdiği çeviklikle hızla hareket ediyor, düşenleri kaldırıyor, korkanları sakinleştiriyordu.
Tam o sırada gökyüzünden güçlü bir yıldırım düştü.
Okul bahçesinin tam ortasına siyah bir ışık indi.
Işık yavaşça dağıldığında herkes nefesini tuttu.
Orada...
Kağan duruyordu.
Siyah zırhı güneş ışığını bile yutuyordu.
Sırtındaki uzun pelerini rüzgârda savruluyor, elindeki karanlık kılıç mor bir ışık yayıyordu.
Bütün okul sessizliğe gömüldü.
Öğrenciler şaşkınlıkla ona bakıyordu.
Kağan etrafına göz gezdirdi.
Sonra alaycı bir gülümsemeyle konuştu.
"Ne kadar zayıfsınız..."
"Bu dünyayı koruyabileceğinizi mi sandınız?"
Kutay öne çıktı.
"Kağan!"
Kağan'ın bakışları Kutay'a çevrildi.
"Sonunda karşı karşıyayız."
"Ben seni almaya geldim."
Kutay kılıcını kaldırdı.
"Önce beni geçmen gerekecek."
Kağan güldü.
"O zaman başlayalım."
Kağan kılıcını yere vurduğu anda yer sarsıldı.
Gökyüzündeki yarık daha da büyüdü.
Yeni yaratıklar okul bahçesine inmeye başladı.
Polis araçları okulun önüne ulaştı.
Ancak polisler gördükleri manzara karşısında donup kaldılar.
Silah sesleri yükseldi.
Fakat mermiler yaratıklara işlemiyordu.
İnsanlar çığlık çığlığa kaçıyordu.
Şehrin sokaklarında trafik durmuştu.
Televizyon kanalları canlı yayın açmış, herkes gökyüzündeki yarığı gösteriyordu.
Gümüşdere artık sıradan bir şehir değildi.
Büyük savaş başlamıştı.
Kutay ve Boran omuz omuza savaşıyordu.
Her darbelerinde mavi ışık parlıyor, yaratıklar birer birer yok oluyordu.
Ama gelenlerin sayısı hiç azalmıyordu.
Kutay nefes nefese kaldı.
"Boran..."
"Çok fazlalar."
Boran dişlerini sıktı.
"Pes etmek yok."
Tam o sırada Kağan yavaşça kılıcını kaldırdı.
Yüzünde korkutucu bir tebessüm vardı.
"Bu daha başlangıç."
"Gerçek ordum henüz gelmedi."
Kutay'ın gözleri büyüdü.
Gökyüzündeki yarığın içinde yüzlerce gölge silueti görünmeye başlamıştı.
Ve ilk büyük savaş...
Henüz yeni başlıyordu.
Devam edecek... 🌙📖