19. bölüm · ZAMANIN UNUTTUĞU YAZ

19. Bölüm – Kırılan Mühür

Zehra Balcı

"Bir mühür kırıldığında yalnızca kapılar değil, kaderler de açılır."
Gece yarısı...
Gümüşdere Ormanı'nın üzerine ağır bir sis çökmüştü.
Rüzgâr, ağaçların dallarını şiddetle sallıyor, ormanın derinliklerinden uğultuya benzeyen sesler yükseliyordu.
Mağaranın girişinde siyah pelerininin içinde hareketsiz duran Kağan, gözlerini taş kapıya dikmişti.
Dudaklarında soğuk bir gülümseme vardı.
"İki yüz yıl..."
"İki yüz yıldır beni dışarıda tuttun."
"Artık sıra bende."
Cebinden kırmızı renkte parlayan eski bir kristal çıkardı.
Bu kristal, yıllar önce Zaman Muhafızları'ndan çalınan ve karanlık enerjiyle beslenen bir taştı.
Kağan taşı mührün üzerine yerleştirdi.
Bir anda mağaranın içinden güçlü bir sarsıntı yükseldi.
Mavi ışıklarla korunan mühür, kırmızı çatlaklarla kaplanmaya başladı.
Kağan bütün gücüyle bağırdı.
"Kırıl!"
Kristal parçalandı.
Patlamayla birlikte mağaranın içini kör edici bir ışık kapladı.
Taş mühürden ince bir çatlama sesi duyuldu.
Çat...
Sonra bir tane daha...
Çat!
Kağan'ın yüzündeki gülümseme büyüdü.
"Başlıyor..."
Aynı anda bağ evinde uyuyan Kutay, yatağından aniden doğruldu.
Boynundaki mühür yakıyordu.
Elini kolyesine götürdü.
Mavi ışık odanın içini aydınlatıyordu.
"Ahen!"
Kutay'ın sesi bütün evi uyandırdı.
Ahen odasından koşarak çıktı.
"Ne oldu?"
Kutay nefes nefeseydi.
"Mühür..."
"Birisi mühre zarar veriyor."
Diğerleri de uyanıp salona toplandı.
Tam o sırada evin camları şiddetle titremeye başladı.
Elektrikler gidip geldi.
Dışarıdan gök gürültüsüne benzeyen korkunç bir ses yükseldi.
İdil pencereye koştu.
"Ormana bakın!"
Uzakta, mağaranın bulunduğu tepeden gökyüzüne doğru kırmızı bir ışık yükseliyordu.
Yekta'nın yüzü bembeyaz kesildi.
"Kağan..."
"Başardı."
Hiç vakit kaybetmeden arabaya bindiler.
Aras direksiyona geçti.
Herkes sessizdi.
Yol boyunca yalnızca motorun sesi duyuluyordu.
Ahen, Kutay'ın elinin titrediğini fark etti.
Yavaşça elini onun elinin üzerine koydu.
"Korkma."
"Birlikteyiz."
Kutay başını çevirdi.
"Ben kendim için korkmuyorum."
"Ya geç kalırsak..."
Ormana ulaştıklarında yer hâlâ sarsılıyordu.
Mağaranın girişindeki taşlar yere dökülmüş, mavi sembollerin bir kısmı kararmıştı.
İçeriden uğultuya benzeyen sesler geliyordu.
Altı arkadaş dikkatlice mağaranın içine girdi.
İkinci odaya ulaştıklarında gördükleri manzara karşısında donup kaldılar.
Taş kaidenin üzerindeki mühür artık eskisi gibi değildi.
Ortadan ikiye ayrılmıştı.
Çatlakların arasından kırmızı ve mavi ışıklar birlikte yükseliyordu.
Kutay dizlerinin üzerine çöktü.
"Hayır..."
"Geç kaldık."
Tam o anda mağaranın içi şiddetle sarsıldı.
Duvarlarda yeni çatlaklar oluştu.
Yerden yükselen mavi enerji girdabı hızla büyümeye başladı.
İçinden anlaşılmayan sesler geliyor, sanki farklı zamanlardan insanlar yardım istiyordu.
İdil korkuyla geri çekildi.
"Bu... zaman kapısı!"
Yekta bağırdı.
"Herkes geri çekilsin!"
Ama artık çok geçti.
Enerji girdabı kontrolden çıkmıştı.
Güçlü bir patlama mağaranın tamamını sarstı.
Kutay ve Ahen birbirlerinin elini tutmaya çalışırken, mavi ışık ikisini de içine çekmeye başladı.
Ahen panikle bağırdı:
"Kutay!"
Kutay elini uzattı.
"Sakın bırakma!"
Tam o anda karanlığın içinden Kağan'ın sesi yankılandı.
"Artık hiçbiriniz kaçamayacaksınız."
Ve zaman kapısı...
İlk kez tamamen açıldı.
Devam edecek... 🌙📖