5. bölüm / 36
Tevrat İncil ZeburKitab-ül Devran
Bölümler 36Şu an: Kitab-ül Devran
- 1 TEVRAT7.167 kelime
- 2 İncil3.166 kelime
- 3 ZEBUR2.466 kelime
- 4 بِسْمِ اَللّٰهِ اَلْرَحْمَانِ اَلْرَحِيمِ171 kelime
- 5 Kitab-ül Devran12.336 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Devamı13.638 kelime
- 7 Devamı9.257 kelime
- 8 Devamı12.657 kelime
- 9 Devamı8.260 kelime
- 10 Devamı7.871 kelime
- 11 Devamı6.923 kelime
- 12 Devamı3.642 kelime
- 13 Devamı4.159 kelime
- 14 Devamı2.014 kelime
- 15 Devamı2.616 kelime
- 16 Devamı1.568 kelime
- 17 Devamı1.898 kelime
- 18 Devamı2.069 kelime
- 19 Devam7.092 kelime
- 20 Devamı5.071 kelime
- 21 Devamı3.686 kelime
- 22 Devamı3.622 kelime
- 23 Devamı2.509 kelime
- 24 Devamı4.969 kelime
- 25 Devamı1.875 kelime
- 26 Devamı5.582 kelime
- 27 Devamı4.476 kelime
- 28 Devamı3.128 kelime
- 29 Devamı6.201 kelime
- 30 Devamı2.200 kelime
- 31 Devamı1.434 kelime
- 32 Devamı5.081 kelime
- 33 Devamı3.145 kelime
- 34 Devamı 15.kitap2.032 kelime
- 35 Devamı3.310 kelime
- 36 Devamı 15.kitap3.374 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Not:Bu kitapta geçen ayetler Paygamlarin ahlakını yansıtan dört büyük kitabın özünden ve Kuran’ı Kerim’in tüm kitapları içinde topladığı ve içinde gizlediği bilinmeyen tüm kitapların tüm peygamberlere inen ayetlerdir ahlak ve hayat ve tüm olayların anlatıldığı ve ayetlerle birlikte hangi peygambere hangi ayetlerin indiği açıkça belirtilmiştir ve izin Allah’tandır.
Sevgili okuyucu ihlas ile nasib olanın vaktini bekle
Salih amel işle tövbe ve namazı ihmal etme Allah’ın selamı üzerinize olsun.
PEYGAMBERLERİN AHLAKI
Kur’an-ı Kerim’de Toplanan İlahi Kitapların Manevi İzleri
Kur’an’da Anlatılan Peygamberlerin Ahlakı, Duaları, İmtihanları ve Temsilî Kitapları
ÖN SÖZ
Bütün peygamberler aynı ilahî kaynaktan gönderilmiş, insanları yalnız Allah’a kulluk etmeye, güzel ahlaka, adalete ve doğru yola çağırmıştır.Allah tarafından gönderilen Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim birbirinden bütünüyle kopuk mesajlar değildir. Bunların kaynağı birdir. Peygamberlerin dönemleri, kavimleri ve vazifeleri farklı olsa da tebliğlerinin özü tevhiddir.Kur’an-ı Kerim, kendisinden önce gönderilen ilahî kitapları doğruladığını bildirmiş; önceki peygamberlerin kıssalarını, dualarını, hükümlerini, mücadelelerini ve güzel ahlaklarını yeniden insanlığa aktarmıştır.Bu nedenle önceki ilahî vahiylerin temel hakikatlerinin Kur’an-ı Kerim’de toplandığı söylenebilir. Ancak bu ifade, önceki kitapların bütün cümlelerinin harf harf Kur’an’ın içerisinde gizlendiği şeklinde değil; onların özündeki tevhid, ahlak, hikmet, ibadet ve hidayet ilkelerinin Kur’an’da korunduğu ve açıklandığı anlamında kullanılmaktadır.Bu eser, Kur’an’da adı geçen peygamberlerin ahlaklarını ayrı birer manevi kitap başlığı altında ele almaktadır.Burada kullanılan:
Tövbe Kitabı,
Sabır Kitabı,
Tevhid Kitabı,
Vefa Kitabı,
Adalet Kitabı,
Hamd Kitabı,
Rahmet Kitabı
gibi isimler, peygamberlere gerçekten indirildiği bildirilen yeni kutsal kitapların adları değildir. Bunlar, Kur’an’da anlatılan peygamber ahlaklarını açıklamak için oluşturulmuş temsili ve edebî başlıklardır.Gerçekte adı açıkça bildirilen ilahî kitaplar:Tevrat — Hz. Musa
Zebur — Hz. Davud
İncil — Hz. İsa
Kur’an-ı Kerim — Hz. MuhammedAyrıca Kur’an’da Hz. İbrahim’in ve Hz. Musa’nın sahifelerinden söz edilmektedir.Bu eserde ise her peygamberin Kur’an’daki kıssası, duası, vahyi, imtihanı ve ahlakı bir araya getirilerek o peygamberin manevi mesajı ortaya konacaktır.
GİRİŞ
Bütün İlahi Kitapların Ortak Kaynağı
İlahî kitapların kaynağı Allah’tır. Peygamberler ise vahyi insanlara ulaştırmakla görevlendirilmiş elçilerdir.Hz. Musa’ya verilen Tevrat’ta hüküm ve adalet, Hz. Davud’a verilen Zebur’da hamd ve zikir, Hz. İsa’ya verilen İncil’de merhamet ve gönül temizliği, Hz. Muhammed’e verilen Kur’an-ı Kerim’de ise bütün bu hakikatleri doğrulayan ve tamamlayan ilahî ölçü belirginleşmiştir.Bu bağ şu şekilde düşünülebilir:Tevrat — hüküm ve adalet
Zebur — dua, zikir ve hamd
İncil — merhamet ve arınma
Kur’an — bütünlük, ölçü ve tamamlanmış hidayetKitapların peygamberlerle ilişkisi yalnızca isim ilişkisi değildir. Her peygamber, kendisine verilen vahyi kendi hayatında yaşayarak insanlara örnek olmuştur.Hz. Musa adalet uğruna Firavun’un karşısına çıkmıştır.Hz. Davud, hüküm verirken adaleti; ibadet ederken hamdi ve zikri temsil etmiştir.Hz. İsa, merhameti, manevi arınmayı ve dünya hırsından uzaklaşmayı öğretmiştir.Hz. Muhammed ise merhamet, sabır, adalet, cesaret, bağışlama ve kulluk gibi bütün güzel ahlakları dengeli biçimde yaşamıştır.Böylece kitap, peygamberin elinde yalnız okunan bir metin değil; yaşanan bir ahlaka dönüşmüştür.
PEYGAMBERLİK AĞACI
Hz. İbrahim’den Devam Eden İki Büyük Kol
Hz. İbrahim, birçok peygamberin ortak atasıdır. Ondan sonra peygamberlik iki büyük nesil üzerinden devam etmiştir.
Hz. İshak’ın soyu
Hz. İbrahim
↓
Hz. İshak
↓
Hz. Yakub — İsrail
↓
İsrailoğulları peygamberleriBu koldan gelen önemli peygamberler arasında Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya ve Hz. İsa bulunmaktadır.Bu soy içerisinde:Hz. Musa’ya Tevrat,
Hz. Davud’a Zebur,
Hz. İsa’ya İncil verilmiştir.
Hz. İsmail’in soyu
Hz. İbrahim
↓
Hz. İsmail
↓
Hz. Muhammed
↓
Kur’an-ı KerimHz. İsmail, babası Hz. İbrahim’le birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltmiş; sözünde duran, sabırlı ve Allah’ın emrine teslim olan bir peygamber olarak tanıtılmıştır.Hz. Muhammed de Hz. İsmail’in soyundan gelmiş ve kendisine son ilahî kitap olan Kur’an-ı Kerim indirilmiştir.Böylece Hz. İbrahim’in iki oğlundan devam eden peygamberlik yolları, ilahî vahyin tek kaynağını göstermektedir.
Evet, kitabı en başta kurduğumuz düşünceden başlayarak düzenli biçimde oluşturalım. Önce kitabın adı, ön sözü, temel açıklaması ve peygamber–ahlak–kitap eşleştirmeleri yer alacak; ardından Hz. Âdem’in Tövbe Kitabı başlayacak ve diğer peygamberlerle sırayla devam edecektir.
PEYGAMBERLERİN AHLAKI
Kur’an-ı Kerim’de Toplanan İlahi Kitapların Manevi İzleri
Kur’an’da Anlatılan Peygamberlerin Ahlakı, Duaları, İmtihanları ve Temsilî Kitapları
ÖN SÖZ
Bütün peygamberler aynı ilahî kaynaktan gönderilmiş, insanları yalnız Allah’a kulluk etmeye, güzel ahlaka, adalete ve doğru yola çağırmıştır.Allah tarafından gönderilen Tevrat, Zebur, İncil ve Kur’an-ı Kerim birbirinden bütünüyle kopuk mesajlar değildir. Bunların kaynağı birdir. Peygamberlerin dönemleri, kavimleri ve vazifeleri farklı olsa da tebliğlerinin özü tevhiddir.Kur’an-ı Kerim, kendisinden önce gönderilen ilahî kitapları doğruladığını bildirmiş; önceki peygamberlerin kıssalarını, dualarını, hükümlerini, mücadelelerini ve güzel ahlaklarını yeniden insanlığa aktarmıştır.Bu nedenle önceki ilahî vahiylerin temel hakikatlerinin Kur’an-ı Kerim’de toplandığı söylenebilir. Ancak bu ifade, önceki kitapların bütün cümlelerinin harf harf Kur’an’ın içerisinde gizlendiği şeklinde değil; onların özündeki tevhid, ahlak, hikmet, ibadet ve hidayet ilkelerinin Kur’an’da korunduğu ve açıklandığı anlamında kullanılmaktadır.Bu eser, Kur’an’da adı geçen peygamberlerin ahlaklarını ayrı birer manevi kitap başlığı altında ele almaktadır.Burada kullanılan:
Tövbe Kitabı,
Sabır Kitabı,
Tevhid Kitabı,
Vefa Kitabı,
Adalet Kitabı,
Hamd Kitabı,
Rahmet Kitabı
gibi isimler, peygamberlere gerçekten indirildiği bildirilen yeni kutsal kitapların adları değildir. Bunlar, Kur’an’da anlatılan peygamber ahlaklarını açıklamak için oluşturulmuş temsili ve edebî başlıklardır.Gerçekte adı açıkça bildirilen ilahî kitaplar:Tevrat — Hz. Musa
Zebur — Hz. Davud
İncil — Hz. İsa
Kur’an-ı Kerim — Hz. MuhammedAyrıca Kur’an’da Hz. İbrahim’in ve Hz. Musa’nın sahifelerinden söz edilmektedir.Bu eserde ise her peygamberin Kur’an’daki kıssası, duası, vahyi, imtihanı ve ahlakı bir araya getirilerek o peygamberin manevi mesajı ortaya konacaktır.
GİRİŞ
Bütün İlahi Kitapların Ortak Kaynağı
İlahî kitapların kaynağı Allah’tır. Peygamberler ise vahyi insanlara ulaştırmakla görevlendirilmiş elçilerdir.Hz. Musa’ya verilen Tevrat’ta hüküm ve adalet, Hz. Davud’a verilen Zebur’da hamd ve zikir, Hz. İsa’ya verilen İncil’de merhamet ve gönül temizliği, Hz. Muhammed’e verilen Kur’an-ı Kerim’de ise bütün bu hakikatleri doğrulayan ve tamamlayan ilahî ölçü belirginleşmiştir.Bu bağ şu şekilde düşünülebilir:Tevrat — hüküm ve adalet
Zebur — dua, zikir ve hamd
İncil — merhamet ve arınma
Kur’an — bütünlük, ölçü ve tamamlanmış hidayetKitapların peygamberlerle ilişkisi yalnızca isim ilişkisi değildir. Her peygamber, kendisine verilen vahyi kendi hayatında yaşayarak insanlara örnek olmuştur.Hz. Musa adalet uğruna Firavun’un karşısına çıkmıştır.Hz. Davud, hüküm verirken adaleti; ibadet ederken hamdi ve zikri temsil etmiştir.Hz. İsa, merhameti, manevi arınmayı ve dünya hırsından uzaklaşmayı öğretmiştir.Hz. Muhammed ise merhamet, sabır, adalet, cesaret, bağışlama ve kulluk gibi bütün güzel ahlakları dengeli biçimde yaşamıştır.Böylece kitap, peygamberin elinde yalnız okunan bir metin değil; yaşanan bir ahlaka dönüşmüştür.
PEYGAMBERLİK AĞACI
Hz. İbrahim’den Devam Eden İki Büyük Kol
Hz. İbrahim, birçok peygamberin ortak atasıdır. Ondan sonra peygamberlik iki büyük nesil üzerinden devam etmiştir.
Hz. İshak’ın soyu
Hz. İbrahim
↓
Hz. İshak
↓
Hz. Yakub — İsrail
↓
İsrailoğulları peygamberleriBu koldan gelen önemli peygamberler arasında Hz. Yusuf, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya ve Hz. İsa bulunmaktadır.Bu soy içerisinde:Hz. Musa’ya Tevrat,
Hz. Davud’a Zebur,
Hz. İsa’ya İncil verilmiştir.
Hz. İsmail’in soyu
Hz. İbrahim
↓
Hz. İsmail
↓
Hz. Muhammed
↓
Kur’an-ı KerimHz. İsmail, babası Hz. İbrahim’le birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltmiş; sözünde duran, sabırlı ve Allah’ın emrine teslim olan bir peygamber olarak tanıtılmıştır.Hz. Muhammed de Hz. İsmail’in soyundan gelmiş ve kendisine son ilahî kitap olan Kur’an-ı Kerim indirilmiştir.Böylece Hz. İbrahim’in iki oğlundan devam eden peygamberlik yolları, ilahî vahyin tek kaynağını göstermektedir.
KUR’AN-I KERİM’DE PEYGAMBERLERE İMAN
Kur’an, müminlere yalnızca Hz. Muhammed’e indirilen vahye değil, daha önce gönderilen bütün peygamberlere ve onlara verilen ilahî bildirimlere iman etmelerini öğretir.Âl-i İmrân Suresi’nin 84. ayetinde Hz. İbrahim’e, Hz. İsmail’e, Hz. İshak’a, Hz. Yakub’a, onun soyundan gelen peygamberlere, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya ve diğer peygamberlere Rablerinden verilenlere iman edildiği bildirilir.Buradaki “verilenler” sözü yalnız müstakil kitap anlamına gelmez. Vahiy, hikmet, peygamberlik, ilahî emirler ve doğru yolu gösteren bilgiler de bu ifadenin kapsamına girer.Bu nedenle bütün peygamberler aynı hakikatin farklı dönemlerde görev yapan elçileridir.Hiçbiri Allah’tan bağımsız bir din getirmemiştir. Hepsinin çağrısı özünde şöyledir:Yalnız Allah’a kulluk edin, kötülükten sakının, adaleti koruyun ve doğru yoldan ayrılmayın.
PEYGAMBERLERİN TEMSİLÎ KİTAPLARI
1. Hz. Âdem — Tövbe Kitabı
Ahlakı: Hatasını kabul etmek, pişmanlık, tevazu ve yeniden Allah’a yönelmek.Ana mesajı:İnsan hata edebilir; fakat Allah’ın rahmetinden ümit kesmeden tövbe etmelidir.
2. Hz. İdris — İlim Kitabı
Ahlakı: Doğruluk, sabır, ilim ve hikmet.Ana mesajı:İlim insanı yüceltir; fakat gerçek ilim insanı kibre değil, kulluğa götürür.
3. Hz. Nuh — Sabır Kitabı
Ahlakı: Uzun süreli sabır, azim ve vazifesinden vazgeçmemek.Ana mesajı:İnsanlar kabul etmese bile hakikat sabırla anlatılmaya devam edilmelidir.
4. Hz. Hud — İstikamet Kitabı
Ahlakı: Dosdoğru duruş, cesaret ve kararlılık.Ana mesajı:Güçlü ve azgın toplulukların karşısında dahi hak yoldan ayrılmamak gerekir.
5. Hz. Salih — Emanet Kitabı
Ahlakı: Güvenilirlik, ilahî işaretlere saygı ve sorumluluk.Ana mesajı:Allah’ın verdiği emanetlere ihanet edilmemelidir.
6. Hz. İbrahim — Tevhid Kitabı
Ahlakı: Teslimiyet, tefekkür, cesaret, cömertlik ve Allah’a tam bağlılık.Ana mesajı:Kalp bütün sahte ilahlardan arındırılarak yalnız Allah’a yönelmelidir.
7. Hz. Lut — Taharet Kitabı
Ahlakı: İffet, temizlik ve bozulmaya karşı ahlaki cesaret.Ana mesajı:İnsan nefsini, ailesini ve toplumun ahlakını kötülükten korumalıdır.
8. Hz. İsmail — Vefa Kitabı
Ahlakı: Sözünde durmak, sabır ve teslimiyet.Ana mesajı:Allah’a verilen söz sadakatle korunmalıdır.
9. Hz. İshak — Müjde Kitabı
Ahlakı: Salihlik, bereket ve ilahî müjdeye mazhar olmak.Ana mesajı:Allah dilediğinde ümitsizlik içinden yeni bir umut çıkarır.
10. Hz. Yakub — Güzel Sabır Kitabı
Ahlakı: Sabır, aile sevgisi ve Allah’tan ümit kesmemek.Ana mesajı:Acı, isyana dönüştürülmeden Allah’a arz edilmelidir.
11. Hz. Yusuf — İffet Kitabı
Ahlakı: İffet, sabır, sadakat ve bağışlayıcılık.Ana mesajı:Kötülük karşısında temiz kalmak ve güç sahibi olunca affetmek gerçek üstünlüktür.
12. Hz. Şuayb — Mizan Kitabı
Ahlakı: Ölçü, adalet, dürüstlük ve kul hakkını korumak.Ana mesajı:Ticarette, yönetimde ve insan ilişkilerinde hak eksiltilmemelidir.
13. Hz. Eyyub — Rıza Kitabı
Ahlakı: Sıkıntı karşısında sabır, edep ve Allah’a bağlılık.Ana mesajı:Bela zamanında kulluk bağı koparılmamalıdır.
14. Hz. Zülkifl — Ahit Kitabı
Ahlakı: Sorumluluk, sabır ve verilen göreve sadakat.Ana mesajı:Üstlenilen vazife sabırla yerine getirilmelidir.
15. Hz. Musa — Adalet Kitabı
Ahlakı: Cesaret, liderlik, mücadele ve mazlumu koruma.Ana mesajı:Zulme karşı susulmamalı ve ilahî adalet savunulmalıdır.Kendisine verilen ilahî kitap: Tevrat
16. Hz. Harun — Rıfk Kitabı
Ahlakı: Yumuşaklık, kardeşlik, destek ve uzlaştırıcılık.Ana mesajı:Hak mücadelesi güzel söz ve kardeş dayanışmasıyla güçlenir.
17. Hz. Davud — Hamd Kitabı
Ahlakı: Zikir, hamd, ibadet ve adalet.Ana mesajı:Güç ve hüküm sahibi insan, Allah’ı unutmamalı ve adaletten ayrılmamalıdır.Kendisine verilen ilahî kitap: Zebur
18. Hz. Süleyman — Hikmet Kitabı
Ahlakı: Şükür, hikmet, adalet ve gücü Allah’tan bilmek.Ana mesajı:Büyük imkânlar insanı kibre değil, şükre götürmelidir.
19. Hz. İlyas — Gayret Kitabı
Ahlakı: Tevhid uğrunda kararlılık ve yanlış inançlara karşı mücadele.Ana mesajı:Toplum yanlışa yönelse bile Allah’ın birliği savunulmalıdır.
20. Hz. Elyesa — Hidayet Kitabı
Ahlakı: Salihlik, devamlılık ve peygamberlik emanetini sürdürmek.Ana mesajı:Doğru yolun emaneti nesilden nesle korunmalıdır.
21. Hz. Yunus — İnabe Kitabı
Ahlakı: Hatasını kabul etmek, dua ve Allah’a yeniden yönelmek.Ana mesajı:Karanlıklar içerisinde bile Allah’a dönüş kapısı açıktır.
22. Hz. Zekeriyya — Dua Kitabı
Ahlakı: İçten dua, ümit ve güzel bir nesil istemek.Ana mesajı:İmkânsız görünen durumlarda dahi Allah’tan ümit kesilmemelidir.
23. Hz. Yahya — Hayâ Kitabı
Ahlakı: Takva, iffet, merhamet ve temizlik.Ana mesajı:Genç yaşta bile hikmet, sorumluluk ve temiz ahlak taşınabilir.
24. Hz. İsa — Rahmet Kitabı
Ahlakı: Merhamet, tevazu, manevi arınma ve dünya hırsından uzaklık.Ana mesajı:Kalpler merhamet, iman ve Allah’a kullukla dirilir.Kendisine verilen ilahî kitap: İncil
25. Hz. Muhammed — Kemal Kitabı
Ahlakı: Merhamet, adalet, sabır, tevazu, cesaret ve bağışlayıcılık.Ana mesajı:Güzel ahlak, kulluk ve ilahî ölçü bir bütün hâlinde yaşanmalıdır.Kendisine verilen ilahî kitap: Kur’an-ı Kerim
ESERİN ANA DÜZENİ
Her peygamberin bölümü şu sıraya göre hazırlanacaktır:
Birinci kısım: Peygamberin tanıtılması
Peygamberin adı, soyu, kavmi ve Kur’an’daki yeri açıklanacaktır.
İkinci kısım: Temsilî kitap adı
Peygamberin Kur’an’da öne çıkan ahlakına göre verilen sembolik başlık açıklanacaktır.
Üçüncü kısım: İlgili ayetler
Peygamberin adının geçtiği ve kıssasının anlatıldığı ayetler sure sırasına göre toplanacaktır.
Dördüncü kısım: Allah’tan aldığı emirler
Peygambere yöneltilen ilahî hitaplar, emirler, yasaklar ve müjdeler ele alınacaktır.
Beşinci kısım: Peygamberin sözleri ve duaları
Kur’an’da aktarılan dualar, yakarışlar ve kavmine verdiği cevaplar açıklanacaktır.
Altıncı kısım: İmtihanı
Peygamberin karşılaştığı sıkıntılar ve bunlar karşısındaki tavrı anlatılacaktır.
Yedinci kısım: Ahlakı
Ayetlerden ortaya çıkan güzel ahlak özellikleri değerlendirilecektir.
Sekizinci kısım: Kitabın özü
Her peygamberin bölümünün sonunda o kıssadan insanlığa kalan ana ders özetlenecektir.
BİRİNCİ KİTAP
HZ. ÂDEM
KİTÂBÜ’T-TEVBE
Tövbe, Yaratılış, İlim ve Allah’a Yeniden Yöneliş
Hz. Âdem’in bölümü bundan sonra şu başlıklarla devam edecektir:Birinci Bölüm — Yeryüzünde Halife Yaratılması
Bakara Suresi 30–33İkinci Bölüm — Secde Emri ve İblis’in Kibri
Bakara Suresi 34Üçüncü Bölüm — Cennetteki İmtihan
Bakara Suresi 35–36Dördüncü Bölüm — Tövbe Sözlerinin Öğretilmesi
Bakara Suresi 37Beşinci Bölüm — Yeryüzüne İniş ve Hidayet Sözü
Bakara Suresi 38–39Altıncı Bölüm — Âdem’in İki Oğlunun İmtihanı
Mâide Suresi 27–31Yedinci Bölüm — İblis’in Aldatması ve Örtünün Açılması
A‘râf Suresi 11–27Sekizinci Bölüm — Âdemoğullarına Verilen Ahlak Emirleri
A‘râf Suresi 31–35Dokuzuncu Bölüm — Âdemoğullarından Alınan Söz
A‘râf Suresi 172Onuncu Bölüm — İnsanın Değerli Kılınması
İsrâ Suresi 61–70On Birinci Bölüm — Unutma, Azim ve Tövbe
Tâhâ Suresi 115–123On İkinci Bölüm — Topraktan Yaratılış ve Kibrin Sonucu
BİRİNCİ KİTAP
HZ. ÂDEM
KİTÂBÜ’T-TEVBE
Tövbe, Yaratılış, İlim ve Allah’a Yeniden Yöneliş
BİRİNCİ BÖLÜM
Yeryüzünde Halife Yaratılması
Bakara Suresi 30–33
İnsanlık tarihi, Allah’ın meleklere yeryüzünde bir halife yaratacağını bildirmesiyle başlar. Hz. Âdem’in yaratılışı, yalnızca ilk insanın meydana gelişi değil; ilim, irade, sorumluluk ve kulluk taşıyan insan neslinin başlangıcıdır.
Bakara Suresi 30. Ayet
Allah, meleklere yeryüzünde bir halife yaratacağını bildirdi. Melekler, yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek bir varlığın yaratılmasının hikmetini sordular. Kendilerinin Allah’ı hamd ile tesbih ettiklerini ve O’nu her türlü eksiklikten uzak tuttuklarını söylediler.Allah ise onların bilmediklerini bildiğini buyurdu.
Ayetin açıklaması
Burada geçen halife kelimesi, insanın Allah’ın yerine geçmesi anlamına gelmez. Allah’ın hiçbir benzeri, ortağı ve vekile ihtiyacı yoktur.Halife kelimesi bu bağlamda;
yeryüzünde nesiller hâlinde yaşayan,
kendisine sorumluluk verilen,
iyilikle kötülük arasında seçim yapan,
Allah’ın emirlerine uygun yaşamakla yükümlü olan
insanı ifade eder.İnsan, yeryüzünün mutlak sahibi değil; kendisine emanet edilen hayatın sorumlusudur. Toprak, su, hayvanlar, bitkiler, aile, toplum, beden ve sahip olunan imkânlar insanın sınırsız mülkü değil, Allah’ın emanetidir.Hz. Âdem’in yaratılışıyla birlikte insanın yeryüzündeki vazifesi başlamıştır:İmar etmek, adaleti korumak, emanete sahip çıkmak ve yalnız Allah’a kulluk etmek.
Meleklerin sorusu
Meleklerin sözü Allah’ın hükmüne itiraz değildir. Onlar, yaratılışın hikmetini öğrenmek istemişlerdir. Allah da insanın içinde taşıdığı ilim, tövbe, merhamet, sadakat ve kulluk kabiliyetlerini bildiğini açıklamıştır.İnsan kötülük yapabilecek bir iradeye sahip olduğu gibi, kötülükten vazgeçip Allah’a yönelebilecek bir kalbe de sahiptir.Bu sebeple Hz. Âdem’in kıssası daha başlangıçta iki yolu gösterir:Bozgunculuk yolu ve ıslah yolu.İnsan hangisini seçerse ahlakı ve sonu ona göre şekillenir.
Bakara Suresi 31. Ayet
Allah, Hz. Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra bunları meleklere göstererek isimlerini bilmeleri hâlinde açıklamalarını istedi.
İsimlerin öğretilmesi
Hz. Âdem’e verilen en büyük nimetlerden biri ilimdir.İsimlerin öğretilmesi yalnızca birtakım kelimelerin ezberletilmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu öğretim;
varlıkları tanıma,
birbirinden ayırma,
anlamlandırma,
isim verme,
düşünce oluşturma,
bilgiyi aktarma
kabiliyetlerini de içine alır.İnsan, Allah’ın kendisine verdiği akıl ve öğrenme yeteneği sayesinde dünyayı anlamaya çalışır. Gördüklerini adlandırır, öğrendiklerini düzenler ve sonraki nesillere aktarır.Böylece Hz. Âdem, insanlığın ilk öğretim halkasını temsil eder.
İlim ve sorumluluk
Bilgi, yalnızca üstünlük vesilesi değildir. Bilgi aynı zamanda sorumluluk doğurur. İnsan öğrendiği hakikate uygun davranmazsa, ilim onu kurtarmak yerine aleyhine delil olabilir.Gerçek ilim:
insanı Allah’a yaklaştırır,
kibri azaltır,
sorumluluğu artırır,
varlıklara merhametle bakmayı öğretir.
Hz. Âdem’in ilk ahlaklarından biri bu sebeple öğrenme ahlakıdır.
Bakara Suresi 32. Ayet
Melekler, Allah’ı bütün eksikliklerden tenzih ederek kendilerine öğretilenden başka bilgilerinin bulunmadığını söylediler. Gerçek ilim ve hikmet sahibinin yalnız Allah olduğunu kabul ettiler.
Bilmediğini kabul etme ahlakı
Meleklerin cevabı, ilmin en temel edeplerinden birini gösterir:İnsan bilmediği şeyi bildiğini iddia etmemelidir.Bilmediğini söylemek eksiklik değil; doğruluk ve tevazudur. Asıl eksiklik, bilgisiz olduğu hâlde hüküm vermek ve yanlışı kesin gerçekmiş gibi anlatmaktır.Melekler kendilerine öğretilen bilginin sınırını kabul etmişlerdir. Bu davranış, ilmin Allah’tan geldiğini ve hiçbir yaratılmışın mutlak bilgi sahibi olmadığını gösterir.İnsan ne kadar öğrenirse öğrensin:
görünmeyen âlemin tamamını bilemez,
geleceği bütünüyle kuşatamaz,
Allah’ın ilmini kavrayamaz,
kendi bilgisini mutlaklaştıramaz.
Bu nedenle ilim sahibinin sözü kibir değil, şükür olmalıdır.
Bakara Suresi 33. Ayet
Allah, Hz. Âdem’e varlıkların isimlerini meleklere bildirmesini emretti. Hz. Âdem öğrendiklerini açıkladığında Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bildiğini; açığa vurulan ve gizlenen her şeyden haberdar olduğunu bildirdi.
İlmin ortaya çıkarılması
Hz. Âdem’in isimleri açıklaması, Allah’ın kendisine verdiği öğretimin görünür hâle gelmesidir.İnsan burada dört büyük özellik kazanır:Öğrenme: Bilgiyi kabul etme.
Anlama: Bilgiler arasında bağ kurma.
İfade etme: Öğrendiğini sözle açıklama.
Aktarma: Bilgiyi başkasına ulaştırma.Hz. Âdem’in bildiği isimleri meleklere açıklaması, insanın öğretme ve iletişim kurma kabiliyetine işaret eder.Ancak Hz. Âdem’in bilgisi kendiliğinden meydana gelmemiştir. Allah ona öğretmiştir. Dolayısıyla gerçek üstünlük, bilginin kendisinden değil; bilgiyi Allah’ın rızasına uygun kullanmaktan doğar.
Birinci bölümün özü
Hz. Âdem’in yaratılışının ilk safhasında üç temel hakikat ortaya çıkar:
İnsan yeryüzünde sorumluluk taşır.
İnsanın en büyük nimetlerinden biri ilimdir.
İlmin gerçek sahibi Allah’tır.
İnsan, ilim sahibi olduğu için kibirlenmemeli; öğrendiği her şeyin kendisine verilen bir emanet olduğunu bilmelidir.
İKİNCİ BÖLÜM
Secde Emri ve İblis’in Kibri
Bakara Suresi 34
Allah, meleklere Hz. Âdem’e secde etmelerini emretti. Melekler Allah’ın emrine itaat ederek secde ettiler. İblis ise secde etmekten kaçındı, büyüklendi ve inkârcılardan oldu.
Secdenin mahiyeti
Bu secde, Hz. Âdem’e kulluk veya ibadet secdesi değildir. İbadet yalnız Allah’a yapılır.Meleklerin Hz. Âdem’e secde etmesi:
Allah’ın emrine itaat,
Hz. Âdem’e verilen değerin kabulü,
onun yaratılışındaki ilahî hikmete saygı
anlamını taşır.Secde emrini veren Allah olduğu için meleklerin davranışı yine Allah’a itaattir.
İblis neden karşı çıktı?
İblis, Allah’ın emrini yerine getirmemekle kalmadı; kendisini Hz. Âdem’den üstün gördü. Kendi yaratıldığı unsuru üstünlük sebebi saydı ve Allah’ın hükmüne karşı kendi ölçüsünü öne çıkardı.İblis’in düşüşünün temelinde üç hastalık bulunur:
Kibir
Kendisini başkasından üstün görmesi.
İtaatsizlik
Allah’ın açık emrini yerine getirmemesi.
Hatasını savunma
Yanlışını kabul etmek yerine onu gerekçelendirmesi.İblis’in asıl kaybı hata işlemesi değil, hatasını kibirle savunmasıdır.
Âdem ile İblis arasındaki fark
Hz. Âdem de daha sonra hata edecektir. Fakat Hz. Âdem ile İblis’in yolları birbirinden tamamen ayrılır.Hz. Âdem: Hatasını kabul eder, pişman olur ve tövbe eder.
İblis: Hatasını kabul etmez, kendisini haklı görür ve isyanında ısrar eder.Bu yüzden insanı kurtaran şey kusursuzluk iddiası değil, hatasını fark edip Allah’a yönelmesidir.
Kibrin ölçüsü
İblis’in tavrı, insanlık tarihinde görülecek bütün üstünlük iddialarının temel örneğidir. İnsan;
soyuyla,
servetiyle,
makamıyla,
bilgisiyle,
bedeniyle,
mensup olduğu toplulukla
başkasını küçümserse İblis’in ahlakından bir iz taşır.Allah katındaki değer, yaratılış maddesine veya dünya üstünlüğüne değil; iman, takva ve güzel ahlaka bağlıdır.
İkinci bölümün özü
Allah’ın emri karşısında kişinin kendi ölçüsünü üstün tutması kibirdir. Kibir insanı hakikati görmekten, hatasını kabul etmekten ve tövbeden uzaklaştırır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Cennetteki İmtihan
Bakara Suresi 35–36
Bakara Suresi 35. Ayet
Allah, Hz. Âdem’e ve eşine cennette yerleşmelerini bildirdi. Oradaki nimetlerden diledikleri gibi yiyebileceklerini, ancak belirlenen ağaca yaklaşmamaları gerektiğini emretti.
Geniş nimet, tek sınır
Allah, Hz. Âdem ile eşine geniş bir nimet alanı sunmuş, yalnızca bir sınır koymuştur.Bu durum insan hayatındaki helal ve haram ölçüsünün ilk örneklerinden biridir. Allah’ın helal kıldığı alan geniş, yasakladığı alan ise sınırlıdır.Fakat şeytan, insanın dikkatini sahip olduğu sayısız nimetten uzaklaştırarak yasaklanan tek şeye yöneltir.Bu, şeytanın temel aldatma yollarından biridir:
Var olan nimetleri unutturur.
Yasak olanı cazip gösterir.
Sınırı değersizleştirir.
İtaatsizliğin sonucunu küçük gösterir.
Ağacın türü
Kur’an, yasaklanan ağacın hangi tür olduğunu bildirmez. Çünkü kıssanın maksadı ağacın cinsini öğretmek değildir.Asıl öğretilen:
Allah’ın sınırına itaat,
nimete şükür,
şeytanın vesvesesine karşı uyanıklık,
arzuların denetlenmesidir.
Belirtilmeyen ayrıntılar üzerinde kesin hükümler kurmak yerine ayetin verdiği ahlak dersine yönelmek gerekir.
Bakara Suresi 36. Ayet
Şeytan, Hz. Âdem ile eşinin ayaklarını kaydırarak bulundukları hâlden uzaklaşmalarına sebep oldu. Ardından yeryüzünde belirli bir süre yaşayacakları ve birbirleriyle imtihan edilecekleri bildirildi.
Şeytanın etkisi
Şeytan insanı zorla günaha sokamaz. Onun etkisi;
vesvese vermek,
kötülüğü süslemek,
şüphe uyandırmak,
yanlış arzuları harekete geçirmek
şeklindedir.Seçimi yapan ve davranıştan sorumlu olan insandır.Bu sebeple insan yaptığı yanlışı yalnız şeytana yükleyerek sorumluluktan kurtulamaz. Şeytan çağırır; insan ise kabul eder veya reddeder.
Yeryüzüne iniş
Hz. Âdem ile eşinin yeryüzüne gönderilmesiyle insanlığın dünya hayatı başlamıştır.Yeryüzü;
çalışma,
aile kurma,
nesiller yetiştirme,
iyilikle kötülük arasında seçim yapma,
sabır,
tövbe,
kulluk
yurdudur.Dünya kalıcı ikamet yeri değil, imtihan alanıdır. Buradaki nimetler geçici, sorumluluklar gerçek ve ahiret hayatı kalıcıdır.
İnsanlar arasındaki düşmanlık
Ayette bildirilen düşmanlık, şeytanla insan arasındaki mücadeleyi ve insanların birbirlerine haksızlık edebilme ihtimalini içine alır.İnsan, yeryüzünde hem kendi nefsiyle hem şeytanın vesvesesiyle hem de diğer insanların zulmüyle karşılaşabilir.Bu mücadelede korunmanın yolu Allah’ın hidayetine uymaktır.
Üçüncü bölümün özü
İnsana nimetle birlikte sınır da verilmiştir. Özgürlük, Allah’ın emrinden bağımsız yaşamak değil; doğruyu seçebilme sorumluluğudur.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Tövbe Sözlerinin Öğretilmesi
Bakara Suresi 37
Hz. Âdem, Rabbinden birtakım sözler aldı. Bu sözlerle Allah’a yöneldi. Allah da onun tövbesini kabul etti. Çünkü Allah tövbeleri çokça kabul eden ve merhamet edendir.
Tövbenin Allah tarafından öğretilmesi
Hz. Âdem yalnızca tövbe eden ilk insan değildir; aynı zamanda tövbenin nasıl yapılacağını Allah’tan öğrenmiştir.Bu durum büyük bir rahmeti gösterir:Allah, kuluna yalnızca günahı yasaklamaz; hata ettiğinde kendisine nasıl döneceğini de öğretir.Tövbe kapısının varlığı, insanın kusursuz yaratılmadığını fakat hatası içinde terk edilmediğini gösterir.
A‘râf Suresi 23. Ayetteki dua
Hz. Âdem ile eşi şöyle dua etmiştir:Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka kaybedenlerden oluruz.Bu dua, tövbenin bütün esaslarını içinde taşır.
“Rabbimiz”
Kulun Allah’la bağını koparmadığını gösterir. Hata eden insan, utancından dolayı Allah’tan uzaklaşmamalı; yine O’na sığınmalıdır.
“Kendimize zulmettik”
Hatanın açıkça kabul edilmesidir. Hz. Âdem suçu başkasına yüklememiştir.Şeytanın aldatması bulunmakla birlikte kendi iradesiyle yaptığı davranışın sorumluluğunu kabul etmiştir.
“Bizi bağışlamazsan”
Kul, bağışlanmanın yalnız Allah’tan geldiğini bilir. İnsan kendi kendisini temize çıkaramaz.
“Bize merhamet etmezsen”
Tövbe yalnızca cezanın kaldırılmasını istemek değildir. Kul aynı zamanda Allah’ın merhametine, korumasına ve yeniden doğru yola yöneltmesine muhtaçtır.
“Kaybedenlerden oluruz”
Hz. Âdem, Allah’ın bağışlaması olmadan kurtuluşun mümkün olmadığını kabul etmiştir.
Samimi tövbenin unsurları
Hz. Âdem’in duasından hareketle samimi tövbe şu esasları taşır:
Hatanın farkına varmak.
Yapılan yanlıştan pişman olmak.
Günahı terk etmek.
Allah’tan bağışlanma dilemek.
Aynı hataya dönmemeye niyet etmek.
Kul hakkı varsa hakkı sahibine ulaştırmak.
Tövbe yalnızca dille söylenen bir bağışlanma sözü değildir. Kalbin pişmanlığı ve davranışın düzelmesiyle tamamlanır.
Âdem’in yolu
Hz. Âdem’in kıssası, günah işleyen insanın ümitsizliğe düşmemesi gerektiğini öğretir.Şeytan insanı iki aşamada aldatmak ister:Önce günaha çağırır. Ardından günah işleyen kişiye, artık bağışlanamayacağını düşündürür.Oysa Allah’ın rahmetinden ümit kesmek de büyük bir yanlıştır.
Dördüncü bölümün özü
Hz. Âdem’in mirası hata değil, hatanın ardından gösterdiği tevazu ve tövbedir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Yeryüzüne İniş ve Hidayet Sözü
Bakara Suresi 38–39
Bakara Suresi 38. Ayet
Allah, Hz. Âdem ile eşine yeryüzüne inmelerini bildirdi. Ardından kendisinden bir hidayet geleceğini, bu hidayete uyanların korkuya kapılmayacağını ve üzülmeyeceğini açıkladı.
İnsan yalnız bırakılmadı
Yeryüzüne indirilen insan başıboş bırakılmamıştır.Allah insanlığa:
peygamberler göndermiş,
vahiyler indirmiş,
doğruyu ve yanlışı açıklamış,
helal ile haramı bildirmiş,
tövbe ve kurtuluş yollarını göstermiştir.
İnsan kendi aklıyla birçok şeyi kavrayabilir. Fakat hayatın nihai amacı, görünmeyen âlem, ibadetlerin şekli ve ahiretin hükümleri vahiy olmadan tam olarak bilinemez.Bu nedenle insanın aklı ile ilahî hidayet birbirine düşman değildir. Akıl, vahyi anlamaya; vahiy ise akla doğru istikameti göstermeye yardımcı olur.
Korku ve üzüntü
Ayet, Allah’ın hidayetine uyanlar için iki güvence bildirir:Korku duymamaları: Gelecekte karşılaşacakları son hakkında ilahî güvene kavuşmaları.Üzülmemeleri: Geride bıraktıkları dünya hayatı ve nimetleri sebebiyle kalıcı bir kayba uğramamaları.Bu ifade, iman eden kişinin dünyada hiçbir korku veya üzüntü yaşamayacağı anlamına gelmez. Peygamberler de acı, kayıp ve endişe yaşamıştır.Buradaki güvence, Allah’a bağlı kalanların nihai olarak sahipsiz ve umutsuz bırakılmayacağıdır.
Bakara Suresi 39. Ayet
Allah’ın ayetlerini inkâr eden ve yalanlayanların ateş halkından olacağı bildirilir.
İnkâr ile hata arasındaki fark
Hz. Âdem hata etmiş fakat inkâr etmemiştir. Allah’ın emrini, Rab oluşunu veya gerçeği reddetmemiş; yanılmış ve ardından tövbe etmiştir.İnkâr ise hakikat açıklandığı hâlde onu reddetmek, küçümsemek veya yalanlamaktır.Bu ayrım Hz. Âdem’in kıssasında çok önemlidir:Hata eden ve dönen kul ile
hakikati reddedip direnen kişi aynı değildir.
Yeryüzündeki yol ayrımı
İnsanlık tarihinin başlangıcında iki yol belirlenmiştir:
Hidayete uyma yolu
İman, itaat, tövbe, adalet ve güzel ahlak.
Ayetleri yalanlama yolu
İnkâr, kibir, zulüm ve Allah’ın sınırlarını reddetme.İnsan bu iki yol arasında yaptığı tercihlerle kendi ahiretini hazırlar.
Beşinci bölümün özü
İnsan yeryüzüne indirilmiş fakat hidayetsiz bırakılmamıştır. Kurtuluş, Allah’tan gelen rehberliği kabul edip ona uymaktır.
ALTINCI BÖLÜM
Âdem’in İki Oğlunun İmtihanı
Mâide Suresi 27–31
Kur’an, Hz. Âdem’in iki oğlunun haberini insanlığa ibret olması için anlatır. Bu kıssa, kıskançlığın, öfkenin ve haksız yere cana kıymanın nasıl büyük bir felakete dönüştüğünü gösterir.
Mâide Suresi 27. Ayet
Hz. Âdem’in iki oğlu Allah’a birer kurban sundular. Birinin sunduğu kabul edildi, diğerininki kabul edilmedi. Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, diğerini öldüreceğini söyledi.Kurbanı kabul edilen kardeş ise Allah’ın ancak takva sahiplerinin amelini kabul edeceğini ifade etti.
Kabulün ölçüsü
Allah katında amelin değeri yalnızca dış görünüşüne bağlı değildir. Bir ibadet veya iyilik;
samimiyet,
iman,
takva,
helal kazanç,
doğru niyet
ile değer kazanır.İnsan başkasının ibadetinin kabul edilmesine öfkelenmek yerine kendi niyetini ve davranışını düzeltmelidir.Kurbanı kabul edilmeyen kardeş hatasının sebebini kendi içinde aramamış; kıskançlıkla kardeşini suçlamıştır.İnsan kendi eksikliğini düzeltmek yerine iyiliğe sahip kişiyi ortadan kaldırmaya çalışırsa, kıskançlık zulme dönüşür.
Mâide Suresi 28. Ayet
Kurbanı kabul edilen kardeş, diğerinin kendisini öldürmek için el uzatması hâlinde bile onu öldürmek amacıyla el uzatmayacağını söyledi. Çünkü âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korktuğunu belirtti.
Takvanın öfkeye üstün gelmesi
Bu söz, kişinin korkaklığını değil; Allah korkusu sebebiyle haksızlıktan kaçınmasını gösterir.Kardeşinin tehdidi karşısında o da aynı tehditle karşılık vermemiştir. Öfkesini ölçüsüz bir şiddete dönüştürmek istememiştir.Burada verilen ahlak dersi şudur:Bir başkasının günahı, insana günah işleme hakkı vermez.İnsan haksızlığa uğradığında kendisini koruyabilir. Fakat kin, öfke ve intikam duygusuyla sınırı aşmamalıdır.
Mâide Suresi 29. Ayet
Kurbanı kabul edilen kardeş, saldırgan kardeşinin hem kendi günahını hem de öldürme günahını yüklenerek ateş halkından olmasını istemediğini; zalimlerin karşılığının bu olduğunu bildirdi.
Günahın yükü
Her insan yaptığı davranışın sorumluluğunu taşır. Birini günaha zorlamak, ona zulmetmek veya haksız yere öldürmek büyük bir vebaldir.Bu söz, saldırgan kardeşi son kez uyarmaktadır:
Öfkeni durdur.
Kıskançlıktan vazgeç.
Sonunu düşün.
Allah’ın huzurunda hesap vereceğini unutma.
Fakat nasihat, kalbini kıskançlığa teslim etmiş kişiye fayda vermemiştir.
Mâide Suresi 30. Ayet
Nefsi, kardeşini öldürmeyi ona kolay ve güzel gösterdi. Böylece kardeşini öldürdü ve kaybedenlerden oldu.
Nefsin kötülüğü süslemesi
İnsan büyük bir günahı çoğu zaman bir anda işlemez. Önce yanlış düşünce kalpte büyür, sonra öfke ve kıskançlık onu besler. En sonunda nefis, yapılacak kötülüğü haklı veya kolay göstermeye başlar.Bu sebeple kötülük henüz düşünce ve niyet aşamasındayken durdurulmalıdır.Kıskançlık kontrol edilmezse:
kine,
düşmanlığa,
iftiraya,
şiddete,
zulme
dönüşebilir.İlk haksız kanın dökülmesi, insanlığın nefsini terbiye etmediğinde ulaşabileceği tehlikeyi göstermiştir.
Mâide Suresi 31. Ayet
Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. Katil kardeş, bir karga kadar olup kardeşinin cesedini örtmekten aciz kalmasına hayıflandı ve pişmanlık duyanlardan oldu.
Karganın öğretmesi
İnsana isimler ve ilim öğretilmiş olmasına rağmen, günaha teslim olan kişi bazen en temel davranışı bile bir hayvandan öğrenmek zorunda kalabilir.Karga burada Allah’ın kudretiyle bir öğretim vesilesi olmuştur.Bu olay, insanın yalnızca akıl sahibi olmasıyla üstün sayılamayacağını gösterir. Akıl doğru kullanılmazsa insan, sahip olduğu değeri kendi eliyle düşürür.
Pişmanlık ve tövbe
Ayette katilin pişman olduğu bildirilir. Ancak her pişmanlık gerçek tövbe değildir.Gerçek tövbe;
Allah’a yönelmek,
günahı kabul etmek,
bağışlanma dilemek,
zulmü telafi etmeye çalışmak
ile tamamlanır.Sadece yakalanmaktan, sonuçtan veya utançtan duyulan rahatsızlık tövbe sayılmaz.
Âdem’in iki oğlunun kıssasından çıkarılan dersler
Allah amelleri niyet ve takvaya göre değerlendirir.
Kıskançlık insanı kardeşine düşman edebilir.
Başkasının iyiliği, kişiyi öfkelendirmemelidir.
Nefsin kötülüğü süslemesine karşı uyanık olunmalıdır.
Haksız yere cana kıymak büyük bir zulümdür.
Öfke anında Allah korkusu insanı sınırı aşmaktan korur.
İnsan bazen yaratılmışlardan ibret ve bilgi öğrenir.
Altıncı bölümün özü
Kardeşlik, kıskançlıkla bozulur; kıskançlık öfkeyle birleştiğinde zulme dönüşür. Kalbin temizliği, yalnız ibadet etmekle değil, başkasına verilen nimete karşı taşıdığı tavırla da ölçülür.
YEDİNCİ BÖLÜM
İblis’in Aldatması ve Örtünün Açılması
A‘râf Suresi 11–27
Hz. Âdem’in kıssası A‘râf Suresi’nde daha ayrıntılı biçimde anlatılır. Bu ayetlerde insanın yaratılışı, İblis’in kibri, şeytanın aldatma yöntemi, Hz. Âdem ile eşinin pişmanlığı ve bütün Âdemoğullarına yapılan uyarılar açıklanır.
A‘râf Suresi 11. Ayet
İnsanın Yaratılması ve Şekillendirilmesi
Allah, insanı yarattığını ve ona biçim verdiğini bildirir. Ardından meleklere Hz. Âdem’e secde etmelerini emreder. Melekler secde eder; İblis ise secde edenlerden olmaz.
Ayetin açıklaması
İnsanın yaratılması yalnızca bedenin meydana getirilmesi değildir. Allah insana:
akıl,
irade,
öğrenme kabiliyeti,
konuşma yeteneği,
vicdan,
sorumluluk
vermiştir.İnsanın bedeni topraktan gelir; fakat taşıdığı emanet, onu diğer yaratılmışlar arasında sorumlu bir konuma yerleştirir.İblis ise Hz. Âdem’in bedeninin hangi maddeden yaratıldığına bakmış, Allah’ın ona verdiği ilim ve sorumluluğu görememiştir.Kibir, çoğu zaman hakikatin tamamına değil, yalnızca insanın işine gelen kısmına bakmaktır.
A‘râf Suresi 12. Ayet
“Ben Ondan Üstünüm” Sözü
Allah, İblis’e emre rağmen neden secde etmediğini sorar. İblis kendisinin ateşten, Hz. Âdem’in ise çamurdan yaratıldığını söyleyerek üstünlük iddiasında bulunur.
Yaratılış maddesi üstünlük ölçüsü değildir
İblis, ateşi topraktan üstün sayarak kendi düşüncesini Allah’ın hükmünün önüne geçirmiştir.Oysa üstünlüğü belirleyen:
yaratılış maddesi,
soy,
makam,
servet,
görünüş
değildir.Değerin ölçüsü Allah’a itaat, takva ve güzel ahlaktır.Toprak küçümsenecek bir unsur değildir. Toprak:
tohumu bağrında taşır,
canlıları besler,
suyu kabul eder,
üzerine basıldığı hâlde nimet verir.
Ateş ise kontrol edilmediğinde yakar ve yok eder.Bu nedenle İblis’in kıyaslaması hem kibirli hem de eksiktir.
A‘râf Suresi 13. Ayet
Kibrin Ardından Gelen Düşüş
Allah, İblis’e bulunduğu makamdan inmesini emreder. Orada büyüklük taslamaya hakkı olmadığı bildirilir. İblis aşağılanmışlardan olur.
Manevi düşüş
İblis yükselmek isterken düşmüştür. Çünkü gerçek yükseliş, büyüklük iddiasıyla değil, Allah’a itaatle gerçekleşir.Kibirli insan kendisini başkalarından yukarıda görür; fakat bu tavır onu Allah katında değersizleştirir.Ayetin verdiği ölçü açıktır:Kendisini büyüten küçülür; Allah karşısında tevazu gösteren yükselir.
A‘râf Suresi 14–15. Ayetler
İblis’in Süre İstemesi
İblis, insanların yeniden diriltileceği güne kadar kendisine süre verilmesini ister. Allah da ona belirli bir zamana kadar süre verildiğini bildirir.
Süre verilmesinin anlamı
İblis’e süre verilmesi, onun davranışının onaylandığı anlamına gelmez. Dünya hayatı insan için bir imtihan alanıdır.Şeytanın varlığı:
insanın iradesinin ortaya çıkmasına,
doğruyla yanlış arasında tercih yapmasına,
sabır ve takvasının sınanmasına
vesile olur.Ancak şeytanın gücü sınırsız değildir. O yalnızca çağırır, vesvese verir ve kötülüğü süsler. Allah’a sığınan ve bilinçli davranan insan üzerinde zorlayıcı bir hâkimiyeti yoktur.
A‘râf Suresi 16–17. Ayetler
Şeytanın Yollar Üzerinde Beklemesi
İblis, kendisinin sapmasına karşılık insanları Allah’ın doğru yolundan çevirmeye çalışacağını söyler. Onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaşacağını; çoğunu şükredenlerden bulmayacağını iddia eder.
Şeytanın dört yönden yaklaşması
Bu ifade, şeytanın insanı farklı yöntemlerle aldatmasını temsil eder.Şeytan insana:
gelecekle ilgili korkular verebilir,
geçmişteki hatalarını sürekli hatırlatabilir,
iyi görünen davranışların içine kibir katabilir,
kötü arzuları cazip gösterebilir,
nimetleri küçümsetebilir,
şükrü unutturabilir.
İblis’in asıl hedeflerinden biri insanı şükürden uzaklaştırmaktır. Çünkü şükreden insan nimetin sahibini hatırlar; şeytan ise insanın nimeti kendisinden bilmesini ister.
Şükrün koruyucu yönü
Şükür yalnızca dille “Elhamdülillah” demek değildir. Şükür:
nimeti Allah’tan bilmek,
nimeti doğru yerde kullanmak,
nimetin insanı kibre sürüklemesine izin vermemek,
nimeti başkalarına zarar vermek için kullanmamak
demektir.
A‘râf Suresi 18. Ayet
İsyanın Sonucu
Allah, İblis’i huzurundan kovar ve onunla birlikte ona uyanların cehennemle karşılaşacağını bildirir.
Şeytana uymak
Şeytana uymak, onu görmek veya onunla doğrudan konuşmak anlamına gelmez. İnsan;
kibri seçtiğinde,
zulmü savunduğunda,
yalanı süslediğinde,
kötülükte ısrar ettiğinde,
tövbeyi küçümsediğinde
şeytanın yoluna yaklaşmış olur.İblis insanı zorlayamaz; fakat insan onun çağrısını kabul ederse aynı ahlaki düşüşe yönelir.
A‘râf Suresi 19. Ayet
Cennette Yaşama Emri
Allah, Hz. Âdem ile eşine cennette yerleşmelerini, diledikleri nimetlerden yemelerini; fakat belirlenen ağaca yaklaşmamalarını emreder.
Sınırın korunması
Allah’ın emrinde “ağaçtan yemeyin” demekle yetinilmeyip “ağaca yaklaşmayın” anlamı da vardır.Bu, günaha götüren yollardan da uzak durmanın önemini gösterir.İnsan bazen günahı işlemeyeceğini düşünerek ona yaklaştıran ortamlarda bulunur. Fakat tekrar edilen yakınlaşma, zamanla kalbin direncini azaltabilir.Bu yüzden korunmanın yolu yalnızca son davranıştan değil, ona götüren aşamalardan da sakınmaktır.
A‘râf Suresi 20. Ayet
Şeytanın Vesvesesi
Şeytan, Hz. Âdem ile eşinin kendilerinden gizli kalan yönlerini ortaya çıkarmak amacıyla onlara vesvese verir. Allah’ın bu ağacı yalnızca melek olmamaları veya sonsuz yaşayanlardan bulunmamaları için yasakladığını öne sürer.
Şeytanın aldatma yöntemi
Şeytan doğrudan “Allah’a karşı gelin” dememiştir. Yasağı başka bir anlamla açıklamış ve yanlış davranışı güzel bir sonuca bağlamıştır.Onlara:
melekleşme,
sonsuzluk,
daha yüksek bir mertebe
vaat etmiştir.Bu yöntem günümüzde de aynı biçimde işler. Kötülük çoğu zaman kendi gerçek adıyla sunulmaz. Ona:
özgürlük,
güç,
üstünlük,
kazanç,
mutluluk
gibi güzel isimler verilebilir.İnsan, bir davranışın adına değil, Allah’ın ölçüsüne bakmalıdır.
A‘râf Suresi 21. Ayet
Yalan Yeminle Aldatma
Şeytan, Hz. Âdem ile eşine kendilerine öğüt verenlerden olduğuna dair yemin eder.
Güvenin kötüye kullanılması
Şeytan yalnızca söz söylememiş, sözünü yeminle güçlendirmiştir. Böylece güvenilir görünmeye çalışmıştır.Bu ayet, her yemin edenin doğru söylemeyebileceğini öğretir. Güzel sözler, samimi görünüş ve güçlü iddialar tek başına doğruluğun kanıtı değildir.İnsan sözü:
vahyin ölçüsüyle,
akılla,
ahlakla,
sonuçlarıyla
değerlendirmelidir.
İlk aldatma
Hz. Âdem ile eşinin daha önce yalan yere yemin eden biriyle karşılaşmamış olmaları, şeytanın sözünü güvenilir sanmalarında etkili olmuş olabilir. Fakat bu yalnızca bir yorumdur; ayet açıkça onların neden inandığını ayrıntılı biçimde bildirmez.Kesin olan şudur: Şeytan, samimi bir öğütçü gibi görünerek onları aldatmıştır.
A‘râf Suresi 22. Ayet
Yasak Ağaca Yaklaşmanın Sonucu
Şeytan onları aldatarak yanlış davranışa yöneltir. Ağacın meyvesinden tattıklarında kendilerinden gizli bulunan yerleri görünür hâle gelir. Bunun üzerine cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başlarlar.Allah, kendilerine ağacı yasakladığını ve şeytanın açık bir düşman olduğunu bildirdiğini hatırlatır.
Örtünme duygusu
Hz. Âdem ile eşinin mahrem yerleri açıldığında hemen örtünmeye çalışmaları, insandaki hayâ duygusuna işaret eder.Onlara biri tarafından yeni bir emir verilmesini beklemeden üzerlerini örtmeye yönelmeleri, fıtrî utanma ve korunma duygusunu gösterir.Bu nedenle örtünme yalnızca dış görünüşle ilgili değildir. Aynı zamanda:
mahremiyet,
insan onuru,
sınır,
hayâ
kavramlarıyla bağlantılıdır.
Günahın perdeyi kaldırması
Ayet, yanlış davranışın insanın koruyucu örtüsüne zarar verebileceğini de düşündürür. Günah yalnızca dışarıda gerçekleşen bir hareket değildir; insanın iç huzurunu, güvenini ve manevi örtüsünü de etkileyebilir.Fakat hata ortaya çıktığında yapılması gereken ümitsizliğe düşmek değil, Hz. Âdem gibi Allah’a yönelmektir.
A‘râf Suresi 23. Ayet
Tövbenin Ana Duası
Hz. Âdem ile eşi şöyle dua eder:Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka kaybedenlerden oluruz.
Ortak sorumluluk
Dua çoğul biçimdedir. Hz. Âdem de eşi de kendi sorumluluğunu kabul eder.Biri diğerini suçlamaz. Kur’an’da bu kıssada günah yalnızca kadına yüklenmez. Şeytan ikisine de vesvese vermiş, ikisi de yanılmış ve ikisi birlikte tövbe etmiştir.Bu, önemli bir adalet ölçüsüdür.
Kendine zulmetmek
Allah’ın yasağını çiğneyen insan Allah’a zarar veremez. Zarar kendi ruhuna ve hayatına döner. Bu yüzden Hz. Âdem ile eşi “Sana zulmettik” değil, “Kendimize zulmettik” demiştir.Günahın sonucu:
kalbin huzurunun bozulması,
vicdanın ağırlaşması,
insanın kendisini tehlikeye atmasıdır.
Bağışlanma ve merhamet
Dua iki talebi birleştirir:Bağışlanma: Hatanın örtülmesi ve affedilmesi.
Merhamet: Kulun korunması, iyileştirilmesi ve doğru yola yöneltilmesi.İnsan yalnızca geçmişinin affına değil, gelecekte korunmaya da muhtaçtır.
A‘râf Suresi 24–25. Ayetler
Dünya Hayatının Başlaması
Allah, insanların birbirlerine düşman olarak yeryüzüne ineceklerini; yeryüzünde belirli bir süre kalacaklarını, yaşayacaklarını, öleceklerini ve yeniden oradan çıkarılacaklarını bildirir.
Dünya hayatının dört aşaması
Ayet insanın dünya serüvenini dört başlıkta özetler:
Yeryüzünde yaşamak.
İmtihan edilmek.
Ölmek.
Yeniden dirilmek.
Dünya hayatı sonsuz değildir. İnsan toprağın nimetlerinden yararlanır, bedeni toprağa döner ve Allah’ın emriyle yeniden diriltilir.Bu bilinç insanı hem sorumlu hem de ölçülü yaşamaya çağırır.
Düşmanlık imtihanı
İnsanlar arasında anlaşmazlık, kıskançlık ve zulüm ortaya çıkabilir. Fakat bu durum düşmanlığı zorunlu bir ahlak hâline getirmez.Allah insanlara:
barışı,
adaleti,
kardeşliği,
bağışlamayı
da emretmiştir.Düşmanlık ihtimali bir imtihandır; insanın görevi onu büyütmek değil, adaletle sınırlamak ve mümkün olduğunca ıslah etmektir.
A‘râf Suresi 26. Ayet
Beden Elbisesi ve Takva Elbisesi
Allah, Âdemoğullarına mahrem yerlerini örtecek ve kendilerine güzellik verecek elbiseler ihsan ettiğini bildirir. Bununla birlikte takva elbisesinin daha hayırlı olduğunu açıklar.
Üç çeşit örtü
Ayet elbisenin farklı yönlerini gösterir:Örtme: Mahremiyeti korur.
Süslenme: İnsana güzellik ve düzen kazandırır.
Takva: Kalbi ve davranışları kötülükten korur.Bedenin elbiseye ihtiyacı olduğu gibi, ruhun da takvaya ihtiyacı vardır.İnsan dış görünüşünü güzel tutarken iç dünyasını:
kibir,
kin,
yalan,
zulüm,
gösteriş
ile kirletmemelidir.
Takva elbisesi
Takva elbisesi maddi bir giysi değildir. Allah’a karşı sorumluluk bilincinin insanın davranışlarını kuşatmasıdır.Takva:
yalnızken de doğru davranmak,
kimse görmese bile haramdan sakınmak,
gücü varken zulmetmemek,
ibadeti gösteriş için yapmamak
demektir.
A‘râf Suresi 27. Ayet
Şeytanın Örtüyü Kaldırma Çabası
Allah, Âdemoğullarını şeytanın aldatmasına karşı uyarır. Şeytanın, anne ve babaları olan Hz. Âdem ile eşini cennetten çıkarmak için örtülerini kaldırdığı hatırlatılır.Şeytan ve ona bağlı olanların insanları görebildiği, insanların ise onları göremediği bildirilir. Şeytanların iman etmeyenlerin dostları hâline geleceği açıklanır.
Bütün insanlığa yapılan uyarı
Bu ayet yalnızca Hz. Âdem’in geçmişte yaşadığı bir olayı anlatmaz. Her nesle şu uyarıyı yapar:İlk anne ve babanızı aldatan düşmanın yöntemlerini unutmayın.Şeytanın amacı yalnızca insana bir günah işletmek değildir. O:
hayâyı zayıflatmak,
insanın sınırlarını kaldırmak,
kötülüğü normal göstermek,
tövbeyi geciktirmek,
insanı Allah’tan uzaklaştırmak
ister.
Görünmeyen düşmana karşı korunma
İnsan şeytanı görmediği için savunmasız değildir. Allah, onun yöntemlerini vahiy yoluyla açıklamıştır.Korunmanın yolları:
Allah’a sığınmak,
ibadeti korumak,
helal ve haramı öğrenmek,
vesveseyi büyütmemek,
kötü düşünceyi davranışa dönüşmeden durdurmak,
hata edildiğinde hemen tövbe etmektir.
YEDİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. Âdem’in A‘râf Suresi’ndeki kıssası, insanın manevi yolculuğunu bütün yönleriyle gösterir:Yaratılış: İnsan değerli ve sorumlu yaratılmıştır.
Kibir: İblis üstünlük iddiasıyla düşmüştür.
Vesvese: Şeytan kötülüğü güzel göstererek yaklaşmıştır.
Hata: Hz. Âdem ile eşi yasağa yaklaşmıştır.
Hayâ: Açılan yerlerini örtmeye yönelmişlerdir.
Tövbe: Hatalarını kabul ederek Allah’a dönmüşlerdir.
Hidayet: İnsanlığa doğru yolu gösteren ilahî rehberlik verilmiştir.
Takva: Beden elbisesinden daha hayırlı manevi örtü olarak bildirilmiştir.İblis’in yolu kendini üstün görmek ve suçu savunmaktır. Hz. Âdem’in yolu ise hatayı kabul etmek, örtünmek, utanmak ve Allah’ın merhametine sığınmaktır.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Âdemoğullarına Verilen Ahlak Emirleri
A‘râf Suresi 31–35
Hz. Âdem’in kıssasının ardından hitap bütün insanlığa yönelir. Allah, “Ey Âdemoğulları” buyurarak insanın ibadet, giyim, yeme, içme ve peygamberlere uyma konularındaki sorumluluğunu açıklar.
A‘râf Suresi 31. Ayet
İbadette Güzellik ve Ölçü
Allah, Âdemoğullarına her ibadet yerinde güzel ve düzenli giyinmelerini; yiyip içmelerini fakat israf etmemelerini emreder. Allah’ın israf edenleri sevmediği bildirilir.
İbadete hazırlanmak
İbadet yalnızca kalple ilgili bir yöneliş değildir. İnsan bedenini, elbisesini ve bulunduğu yeri de mümkün olduğunca temiz ve düzenli tutmalıdır.Güzel giyinmek gösteriş yapmak anlamına gelmez. Buradaki temel ölçü:
temizlik,
mahremiyet,
düzen,
ibadete saygıdır.
Allah’ın huzuruna yönelen insan, imkânı ölçüsünde özenli davranır.
Yeme ve içme
Ayet, yeme ve içmeyi yasaklamaz. Allah’ın helal nimetlerinden yararlanmak insana verilmiş bir haktır.Fakat bu yararlanma ölçüsüz olmamalıdır.İsraf:
ihtiyaçtan fazla tüketmek,
nimeti çöpe atmak,
gösteriş için harcamak,
bedene zarar verecek ölçüde yemek,
başkalarının hakkını gözetmemek
şeklinde ortaya çıkabilir.İnsanın bedeni de kendisine verilmiş bir emanettir. Onu açlıkla zayıflatmak da aşırı tüketimle yormak da doğru değildir.
A‘râf Suresi 32. Ayet
Allah’ın Helal Kıldığı Güzellikler
Allah’ın kulları için yarattığı süsleri ve temiz rızıkları kimin haram kılabileceği sorulur. Bunların dünya hayatında iman edenler için bulunduğu, ahirette ise onlara özel olacağı bildirilir.
Dinin gereksiz yasaklara dönüştürülmemesi
İnsanlar bazen Allah’ın haram kılmadığı şeyleri kendi düşünceleriyle yasaklayabilir. Ayet, din adına hüküm koymanın insana ait olmadığını gösterir.Helal olan:
güzel elbise,
temiz yiyecek,
meşru süs,
hayatı kolaylaştıran nimetler
doğru ölçü içinde kullanılabilir.Dindarlık, Allah’ın nimetlerini bütünüyle reddetmek değil; onları şükür, ölçü ve helal dairesinde kullanmaktır.
A‘râf Suresi 33. Ayet
Açık ve Gizli Kötülüklerin Yasaklanması
Allah;
açık ve gizli çirkinlikleri,
günahı,
haksız saldırıyı,
hakkında delil bulunmayan şeyleri Allah’a ortak koşmayı,
Allah hakkında bilgisizce konuşmayı
haram kıldığını bildirir.
Açık ve gizli kötülük
Bazı günahlar insanların önünde, bazıları ise gizlice işlenir. Fakat Allah açısından gizli veya açık olması hükmü değiştirmez.İnsanın yalnızca toplum önündeki görüntüsünü düzeltmesi yeterli değildir. Kalbini ve yalnız kaldığı zamandaki davranışlarını da koruması gerekir.
Haksız saldırı
İnsan kendi hakkını savunabilir; fakat sınırı aşamaz. Güçlü olmak zulmetme hakkı vermez.Haksız saldırı:
cana,
mala,
namusa,
itibara,
emeğe
yönelik olabilir.
Allah hakkında bilgisizce konuşmak
Ayetin en önemli uyarılarından biri, Allah adına kesin hüküm verirken bilgiye dayanma zorunluluğudur.İnsan:
kendi düşüncesini vahiy gibi sunmamalı,
kesin bilmediği bir şeyi Allah’a nispet etmemeli,
manevi yorumla açık ayet hükmünü birbirine karıştırmamalıdır.
Bir düşünce tefekkür veya sembolik yorum niteliğindeyse bu açıkça belirtilmelidir.
A‘râf Suresi 34. Ayet
Her Toplumun Belirlenmiş Süresi
Her ümmet için belirlenmiş bir sürenin bulunduğu; vakitleri geldiğinde bunu ne bir an erteleyebilecekleri ne de öne alabilecekleri bildirilir.
Toplumların da ömrü vardır
İnsanların bireysel ömrü olduğu gibi toplumların ve medeniyetlerin de yükseliş, sınanma ve sona erme dönemleri bulunur.Bir toplum:
adaleti terk ederse,
zulmü yaygınlaştırırsa,
ahlakını kaybederse,
uyarılara bütünüyle kapanırsa
çöküş sebeplerini kendi içinde büyütür.Ayet, hiçbir gücün sonsuz olmadığını hatırlatır.
A‘râf Suresi 35. Ayet
Peygamberlere Uymanın Sonucu
Allah, Âdemoğullarına kendi içlerinden ayetlerini anlatan elçiler geldiğinde takvaya sarılan ve kendisini düzeltenlerin korkuya kapılmayacağını ve üzülmeyeceğini bildirir.
Peygamberlik bütün insanlığa rehberdir
Hz. Âdem’in yeryüzüne inişinde verilen hidayet sözü, peygamberlerin gönderilmesiyle gerçekleşmiştir.Peygamberler:
Allah’ın ayetlerini okur,
helal ve haramı açıklar,
güzel ahlakı öğretir,
insanları zulümden sakındırır,
tövbe yolunu gösterir.
İnsanların görevi peygamberleri ilahlaştırmak değil, onların getirdiği vahye uymaktır.
Takva ve ıslah
Ayet iki şartı bir araya getirir:Takva: Kötülükten sakınmak.
Islah: Bozulmuş olanı düzeltmek.Yalnızca kötülükten kaçınmak yeterli değildir. İnsan gücü ölçüsünde:
kendi davranışlarını,
ailesindeki ilişkileri,
toplumdaki adaletsizlikleri
düzeltmeye de çalışmalıdır.
SEKİZİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Âdemoğullarına verilen emirler, insan hayatının yalnızca ibadetten ibaret olmadığını; yeme, içme, giyim, ahlak, toplum ve bilgi alanlarının da kullukla bağlantılı olduğunu gösterir.Bu bölümün temel ölçüleri şunlardır:Giyin; fakat gösterişe kapılma.
Ye ve iç; fakat israf etme.
Nimetlerden yararlan; fakat haram sınırını aşma.
Günahın açığından da gizlisinden de sakın.
Kimseye haksız saldırıda bulunma.
Allah hakkında bilmediğin şeyi kesinmiş gibi söyleme.
Peygamberlerin getirdiği hidayete uy ve kendini düzelt.Hz. Âdem’in çocuklarına bırakılan emanet, yalnızca tövbe etmek değil; takva elbisesini kuşanarak ölçülü ve sorumlu yaşamaktır.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Âdemoğullarından Alınan Söz
A‘râf Suresi 172
Allah, Âdemoğullarının soylarını ortaya çıkardığını ve onları kendi nefislerine karşı şahit tuttuğunu bildirir. Onlara:“Ben sizin Rabbiniz değil miyim?”diye hitap edildiği; onların da:“Evet, şahit olduk.”dedikleri açıklanır.Bu sözün, kıyamet gününde insanların Allah’ın rabliğinden habersiz olduklarını ileri sürmemeleri için alındığı bildirilir.
Rablik Sözünün Anlamı
Ayet, insan ile Rabbi arasındaki en temel bağı ortaya koyar:Allah yaratandır; insan yaratılmıştır.
Allah Rabdir; insan kuldur.
Allah hükmedendir; insan sorumludur.İnsanın varlığı kendiliğinden meydana gelmemiştir. İnsan:
bedenini,
ruhunu,
hayatını,
aklını,
imkânlarını
kendi kendisine vermemiştir.Bütün bunların kaynağı Allah’tır. Bu sebeple insanın Rabbini tanıması, dışarıdan yüklenen yabancı bir bilgi değil; yaratılışındaki temel hakikatle karşılaşmasıdır.
Fıtrat ve Yaratılıştaki Yöneliş
İnsanın yaratılışında:
hakikati arama,
bir yaratıcıya yönelme,
iyilik ile kötülüğü ayırt etme,
adalet isteme,
merhamete ihtiyaç duyma
eğilimi bulunur.Ancak bu fıtrî yöneliş, insanın her zaman doğru inanca ve doğru davranışa kendiliğinden ulaşacağı anlamına gelmez.İnsan;
çevresinden,
ailesinden,
alışkanlıklarından,
nefsinden,
yanlış bilgilerden
etkilenebilir.Bu nedenle Allah peygamberler ve vahiyler göndererek insanın yaratılışındaki hakikati hatırlatmıştır.Peygamberlerin çağrısı yeni bir Rab tanıtmak değil, insanın unutabileceği asli bağı yeniden hatırlatmaktır.
“Şahit Olduk” Sözünün Sorumluluğu
Şahitlik yalnızca dille söylenen bir kabul değildir. Şahitlik, kabul edilen hakikate uygun yaşama sorumluluğu doğurur.Allah’ın Rab olduğunu kabul eden insan:
yalnız O’na kulluk etmeli,
O’nun koyduğu ölçüleri önemsemeli,
nimetleri kendisinden bilmemeli,
yaratılmışları ilahlaştırmamalı,
gücü ve hükmü mutlaklaştırmamalıdır.
İnsan Allah’ın Rabliğini diliyle kabul edip hayatında başka şeyleri mutlak otorite hâline getirirse, sözüyle davranışı arasında ayrılık meydana gelir.
Unutma ve Hatırlatma
Hz. Âdem’in kıssasında unutma önemli bir yere sahiptir. İnsan bildiği hâlde unutabilir, söz verdiği hâlde zayıflayabilir ve doğru yolu gördüğü hâlde başka yöne dönebilir.Bu yüzden vahiy bir hatırlatmadır.Namaz, dua, zikir, Kur’an okumak ve peygamber kıssalarını düşünmek de insanın Rabbiyle olan bağını canlı tutmasına yardımcı olur.İnsan unutabilir; fakat unutmayı kalıcı bir mazeret hâline getirmemelidir.Hatırladığında yeniden yönelmesi gerekir.
Sözün Bireysel Yönü
Ayet bütün Âdemoğullarına hitap eder. Bu durum insanın sorumluluğunu yalnızca atasına, toplumuna veya geçmişine yükleyemeyeceğini gösterir.Her insan:
kendi imanından,
kendi niyetinden,
kendi seçimlerinden,
kendi davranışlarından
sorumludur.İnsan ailesinden güzel bir miras alabilir; fakat onu yaşamadığında yalnızca soy bağı kendisini kurtarmaz.Aynı şekilde yanlış bir çevrede yetişmiş olsa bile hakikati öğrendiğinde onu arama ve kabul etme sorumluluğu taşır.
Sözün Toplumsal Yönü
Allah’ın Rabliğini kabul etmek, insanlar arasında mutlak üstünlük iddiasını da ortadan kaldırır.Herkes Allah’ın kulu olduğuna göre hiçbir insan:
başka bir insanın sahibi,
mutlak hâkimi,
kulluk edilecek efendisi
olamaz.Makam, servet, soy ve güç insanı ilahlaştırmaz.Bu anlayış adaletin temelidir. Çünkü bütün insanlar aynı Rabbin kullarıdır ve Allah’ın huzurunda hesap verecektir.
DOKUZUNCU BÖLÜMÜN ÖZÜ
Âdemoğullarından alınan söz, insanın yaratılışındaki en temel hakikati ifade eder:Allah Rabdir; insan kuldur.Bu söz insana:
nereden geldiğini,
kime ait olduğunu,
kimin huzuruna döneceğini,
hayatını hangi ölçüye göre yaşaması gerektiğini
hatırlatır.Hz. Âdem’in çocuklarına düşen görev, bu sözü yalnızca dille değil, kulluk ve güzel ahlakla doğrulamaktır.
ONUNCU BÖLÜM
İnsanın Değerli Kılınması
İsrâ Suresi 61–70
İsrâ Suresi’nde Hz. Âdem’in yaratılışı, İblis’in secde emrine karşı çıkışı ve insan neslini saptırma iddiası yeniden anlatılır. Bölümün sonunda ise Âdemoğullarının değerli kılındığı bildirilir.Bu ayetler, insana verilen değerin yanında taşıdığı sorumluluğu da açıklar.
İsrâ Suresi 61. Ayet
Secde Emrinin Yeniden Hatırlatılması
Allah meleklere Hz. Âdem’e secde etmelerini emrettiğinde İblis dışındakiler secde eder.İblis, çamurdan yaratılan bir varlığa secde etmeyeceğini söyler.
Maddenin Ötesini Görememek
İblis Hz. Âdem’e yalnızca yaratıldığı madde üzerinden bakmıştır. İnsana verilen:
ilmi,
aklı,
iradeyi,
sorumluluğu,
tövbe kabiliyetini
görmezden gelmiştir.İnsanı yalnız bedeninden ibaret görmek, onun hakikatinin önemli bir kısmını gözden kaçırmaktır.Beden topraktan yaratılmıştır; fakat insana verilen değer, Allah’ın ona yüklediği sorumluluk ve nimetlerle ilgilidir.
İsrâ Suresi 62. Ayet
İblis’in Küçümsemesi
İblis, Hz. Âdem’in kendisinden üstün tutulmasını küçümser. Kıyamet gününe kadar kendisine süre verilirse, onun soyundan çok azı dışında kalanları etkisi altına almaya çalışacağını söyler.
Küçümsemenin Düşmanlığa Dönüşmesi
İblis’in kıskançlığı yalnız Hz. Âdem’e karşı kalmamıştır. Onun soyuna karşı da düşmanlığa dönüşmüştür.Kibir çoğu zaman şu aşamalardan geçer:
Kişi kendisini üstün görür.
Başkasına verilen değeri kabullenemez.
Onu küçümser.
Ondaki iyiliğin yok olmasını ister.
Düşmanlık üretir.
Bu nedenle küçümseme, basit bir iç düşünce gibi görülmemelidir. Kalpte büyüdüğünde zulme dönüşebilir.
İsrâ Suresi 63. Ayet
Şeytana Uyanların Sonu
Allah, İblis’e ve ona uyanlara cehennemin karşılık olacağını bildirir.
Sorumluluk İnsana Aittir
İblis insanı çağırabilir; fakat ona uyup uymamak insanın tercihidir.Bu yüzden insan:“Şeytan beni aldattı.”diyerek bütün sorumluluğu üzerinden atamaz.Şeytanın vesvesesi bir sınamadır. İnsana ise:
akıl,
vicdan,
vahiy,
peygamber örnekliği
verilmiştir.İnsan kötülüğün çağrısını reddedebilecek imkânlarla donatılmıştır.
İsrâ Suresi 64. Ayet
Şeytanın Aldatma Araçları
Şeytanın sesiyle insanları kışkırtmaya, onlara karşı bütün imkânlarını kullanmaya, mallarına ve çocuklarına ortak olmaya ve boş vaatlerde bulunmaya çalışacağı bildirilir.Şeytanın vaatlerinin aldatmadan başka bir şey olmadığı açıklanır.
Şeytanın Sesi
Şeytanın sesi, insanı kötülüğe çağıran her türlü telkin ve süslemeyi kapsayan bir ifade olarak düşünülebilir.Bu ses:
günahı önemsiz gösterir,
haram kazancı kolaylık gibi sunar,
zulmü hak arama diye süsler,
kibri öz güven zannettirir,
israfı itibar göstergesi hâline getirir,
tövbeyi sürekli erteletir.
İnsan bir çağrının güzel görünmesine değil, sonucunun Allah’ın ölçüsüne uygun olup olmadığına bakmalıdır.
Mallara Ortak Olmak
Mala şeytanın ortak olması, malın:
haram yoldan kazanılması,
haksızlıkla çoğaltılması,
israf edilmesi,
zulüm aracı yapılması,
Allah’ın hakkı unutularak kullanılması
şeklinde anlaşılabilir.Mal özünde kötü değildir. Onu kötü veya hayırlı hâle getiren, kazanılma ve kullanılma biçimidir.Helal kazanç, paylaşma ve şükür malı nimet hâline getirir. Haram, kibir ve zulüm ise onu imtihan ve vebal hâline dönüştürür.
Çocuklara Ortak Olmak
Çocuklar Allah’ın emanetidir. Şeytanın bu alandaki etkisi:
yanlış inançların öğretilmesi,
kötü ahlakın normalleştirilmesi,
çocukların ihmal edilmesi,
onlar üzerinden kibir ve üstünlük kurulması,
çocuklara zulmedilmesi
gibi yollarla ortaya çıkabilir.Anne ve babanın görevi çocuğu kendi mülkü gibi görmek değil; onun bedenini, ruhunu ve hakkını korumaktır.
Boş Vaatler
Şeytan insana yanlış davranışların sonunda:
mutluluk,
güç,
özgürlük,
üstünlük,
sınırsız kazanç
vaat eder.Fakat bu vaatlerin sonu çoğu zaman huzursuzluk, pişmanlık ve kayıptır.Şeytan günahın başlangıcını gösterir, sonucunu gizler.
İsrâ Suresi 65. Ayet
Allah’ın Samimi Kulları Üzerindeki Koruma
Allah, gerçek kulları üzerinde şeytanın zorlayıcı bir hâkimiyetinin bulunmadığını bildirir. Koruyucu ve vekil olarak Allah’ın yeterli olduğu açıklanır.
Kulluk Koruyucu Bir Bağdır
Şeytandan korunmak yalnızca onun varlığından korkmakla değil, Allah’a bağlanmakla mümkündür.Korunmanın temel yolları:
Allah’a sığınmak,
namazı ve duayı korumak,
Kur’an’ın ölçüsünü öğrenmek,
günah ortamlarından uzaklaşmak,
vesveseyi kesin bilgi saymamak,
tövbeyi geciktirmemektir.
Allah’a samimiyetle yönelen kul bütünüyle savunmasız değildir.
İsrâ Suresi 66. Ayet
Denizlerde Yürüyen Gemiler
Allah’ın, lütfundan rızık aramaları için gemileri denizlerde yürüttüğü bildirilir. Allah’ın kullarına karşı merhametli olduğu açıklanır.
İnsana Verilen İmkân
İnsan yeryüzünde yalnızca yaşayan değil, araştıran ve imkânlardan yararlanan bir varlıktır.Allah insana:
akıl,
araç yapma yeteneği,
gözlem,
hareket,
ticaret,
ulaşım
imkânları vermiştir.Ancak bu imkânlar insanın bağımsız gücünün değil, Allah’ın yarattığı düzenin içinde gerçekleşir.Denizi, suyun kaldırma özelliğini, rüzgârı ve insan aklını yaratan Allah’tır.
İsrâ Suresi 67. Ayet
Sıkıntıda Allah’a Yönelmek
İnsanlar denizde bir tehlikeyle karşılaştıklarında Allah’tan başka yalvardıkları şeylerin kaybolduğu; kurtulup karaya çıktıklarında ise bazılarının yüz çevirdiği bildirilir.
Zor Zamandaki Samimiyet
İnsan çaresiz kaldığında gücünün sınırlı olduğunu daha açık fark eder. Bu sırada kalbi Allah’a yönelebilir.Fakat tehlike geçince yeniden gaflete dönmek, kulluğu yalnız ihtiyaç anına sıkıştırmaktır.Gerçek iman:
sıkıntıda dua etmek,
bollukta şükretmek,
kurtuluştan sonra verilen sözü unutmamak
ile korunur.
İsrâ Suresi 68–69. Ayetler
Güvende Olduğunu Sanmamak
İnsanların karaya çıktıklarında bütünüyle güvende olduklarını sanmamaları gerektiği bildirilir. Allah’ın dilerse onları karada bir felaketle karşılaştırabileceği veya yeniden denize döndürerek güçlü bir fırtına gönderebileceği hatırlatılır.
Güvenin Gerçek Kaynağı
İnsan sebeplere başvurmalı, tedbir almalı ve korunmalıdır. Fakat sebepleri mutlak güvence hâline getirmemelidir.Ev, mal, makam, teknoloji ve güç insanı her tehlikeden koruyamaz.Bu ayetler korku üretmek için değil, insanın kibirli güven duygusunu düzeltmek için bir uyarıdır.Tedbir kuldan, sonuç Allah’tandır.
İsrâ Suresi 70. Ayet
Âdemoğullarının Değerli Kılınması
Allah, Âdemoğullarını değerli kıldığını; onları karada ve denizde taşıdığını, temiz rızıklarla beslediğini ve yarattıklarının birçoğundan üstün tuttuğunu bildirir.
İnsan Onuru
İnsan, Allah tarafından değerli kılınmıştır. Bu değer:
yalnız belirli bir soya,
renge,
millete,
cinsiyete,
servet sahibine
ait değildir.Âdemoğlu olmak, temel bir insan onuru taşır.Bu sebeple insanın:
canı,
aklı,
bedeni,
malı,
itibarı,
mahremiyeti
korunmalıdır.Bir insana zulmetmek, Allah’ın değer verdiği bir varlığın hakkını çiğnemektir.
Üstünlüğün Sorumluluğu
İnsanın birçok varlıktan üstün kılınması sınırsız hâkimiyet izni değildir.Bu üstünlük:
merhamet,
adalet,
emanet,
koruma,
hesap verme
sorumluluğu doğurur.İnsan akıl sahibi olduğu için doğayı yok etme hakkına değil, onu ölçülü kullanma yükümlülüğüne sahiptir.Hayvanlara, bitkilere ve çevreye karşı merhametli davranmak da emanete sahip çıkmanın bir parçasıdır.
ONUNCU BÖLÜMÜN ÖZÜ
İsrâ Suresi’ndeki ayetler, Hz. Âdem’in yaratılışından bütün insanlığa uzanan şu gerçeği gösterir:İblis insanı küçümsemiştir; Allah ise Âdemoğullarını değerli kılmıştır.Fakat bu değer, insanın her yaptığı davranışın doğru olduğu anlamına gelmez. İnsanın değeri yaratılışından, gerçek üstünlüğü ise iman ve güzel ahlakından gelir.İnsan değerli yaratılmıştır; fakat değerini koruması kulluk, adalet ve emanete bağlıdır.
ON BİRİNCİ BÖLÜM
Unutma, Azim ve Tövbe
Tâhâ Suresi 115–123
Tâhâ Suresi’nde Hz. Âdem’in kıssası, insanın unutkanlığı ve şeytanın sonsuzluk vaadi üzerinden anlatılır.Bu bölümde hata, yalnızca yasak ağaca yaklaşmakla değil; verilen emri unutmak ve yeterli kararlılığı gösterememekle de ilişkilendirilir.
Tâhâ Suresi 115. Ayet
Âdem’den Alınan Söz
Allah’ın daha önce Hz. Âdem’den söz aldığı, fakat onun unuttuğu ve kendisinde yeterli bir kararlılık bulunmadığı bildirilir.
Unutmanın İnsan Hayatındaki Yeri
İnsan unutabilen bir varlıktır. Fakat unutkanlık her durumda sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmaz.İnsan önemli emirleri hatırlamak için:
öğrenmeli,
tekrar etmeli,
tedbir almalı,
kendisini uyaran işaretler oluşturmalı,
dua ve ibadetle bilincini canlı tutmalıdır.
Hz. Âdem’in kıssası, insanın yalnızca bilmeye değil, bildiğini korumaya da muhtaç olduğunu gösterir.
Azim Eksikliği
Ayet, Hz. Âdem’de o anda yeterli bir azim bulunmadığını bildirir.Azim:
doğru karar üzerinde sabit kalmak,
arzu karşısında sınırı korumak,
verilen sözü unutmamak,
zorlukta geri dönmemek
demektir.İnsan bir davranışın doğru olduğunu bilebilir; fakat iradesini güçlendirmezse bildiğini uygulamayabilir.Bu nedenle güzel ahlak yalnız bilgi değil, kararlılık da gerektirir.
Tâhâ Suresi 116. Ayet
Secde Emri
Meleklere Hz. Âdem’e secde etmeleri emredilir. İblis dışında hepsi secde eder. İblis emre karşı çıkar.Bu ayet, İblis’in düşmanlığının Hz. Âdem’in cennetteki imtihanından önce başladığını gösterir.İnsan kendisine öğüt verenle kendisini kıskanarak düşmanlık eden kişiyi ayırt etmelidir.
Tâhâ Suresi 117. Ayet
Açık Düşmana Karşı Uyarı
Allah, Hz. Âdem’e İblis’in kendisinin ve eşinin düşmanı olduğunu bildirir. Onları cennetten çıkarmasına fırsat vermemeleri konusunda uyarır. Aksi hâlde sıkıntıya düşeceği açıklanır.
Düşmanı Tanımak
Hz. Âdem, şeytanın düşmanlığı konusunda önceden uyarılmıştır.Bu durum insana şu dersi verir:Tehlikeyi bilmek tek başına yeterli değildir; ona karşı tedbir almak gerekir.İnsan şeytanın varlığını kabul edip yine de onun vesveselerini önemsemezse uyarının faydasını görmez.Bilgi davranışa dönüşmelidir.
Tâhâ Suresi 118–119. Ayetler
Cennetteki Nimetler
Hz. Âdem’e cennette:
aç kalmayacağı,
çıplak olmayacağı,
susamayacağı,
güneş sıcağında kalmayacağı
bildirilir.
Temel İhtiyaçların Karşılanması
Bu ayetlerde insanın temel ihtiyaçları hatırlatılır:Gıda, örtü, su ve barınma.Hz. Âdem cennette bu nimetlere zahmetsizce sahipti. Dünya hayatında ise insan bunlar için çalışacak, emek verecek ve sorumluluk taşıyacaktır.Şeytan, mevcut ve kesin nimetlere karşılık belirsiz ve aldatıcı bir vaat sunmuştur.Bu, aldatmanın temel yöntemlerinden biridir:Eldeki gerçek nimetleri küçümsetmek ve bulunmayan şeyi vazgeçilmez göstermek.
Tâhâ Suresi 120. Ayet
Sonsuzluk Ağacı Vaadi
Şeytan, Hz. Âdem’e sonsuzluk ağacını ve tükenmeyen bir mülkü göstereceğini söyleyerek vesvese verir.
İnsanın İki Büyük Arzusu
Şeytan Hz. Âdem’e iki güçlü arzu üzerinden yaklaşmıştır:Ölümsüzlük arzusu
Tükenmeyen mülk arzusuİnsan hayatının sınırlı olduğunu bildiği için kalıcılık ister. Sahip olduklarını kaybetmekten korktuğu için tükenmeyen bir güç arayabilir.Şeytan bu doğal eğilimleri yanlış yöne çevirmiştir.İnsanın kalıcılık arzusu dünya mülkünde değil, Allah’ın rızasında ve ahiret hayatında gerçek karşılığını bulur.
Tâhâ Suresi 121. Ayet
Ağacın Meyvesinden Yemeleri
Hz. Âdem ile eşi ağaçtan yer. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine görünür ve cennet yapraklarıyla örtünmeye başlarlar.Hz. Âdem’in Rabbine karşı geldiği ve yolunu şaşırdığı bildirilir.
Hatanın Açıkça Adlandırılması
Kur’an Hz. Âdem’in davranışını gizlemez ve süslemez. Bu, peygamber kıssalarının insanlara gerçek bir ahlak eğitimi verdiğini gösterir.Hz. Âdem’in değeri, hiç hata etmemiş olmasıyla değil; hatasının ardından Allah’ın seçimine, tövbeye ve hidayete yönelmesiyle anlaşılır.Bu ayet, sevilen ve değerli bir insanın da davranışının yanlış olabileceğini öğretir.Doğru ölçü kişilere göre değişmez.
Tâhâ Suresi 122. Ayet
Seçilme ve Hidayete Erdirilme
Ardından Allah Hz. Âdem’i seçer, tövbesini kabul eder ve ona doğru yolu gösterir.
Hatanın Ardından Yeniden Yükseliş
Hz. Âdem’in kıssası burada ümitsizlikle değil, ilahî rahmetle devam eder.Allah:
onu bütünüyle terk etmemiş,
tövbesini kabul etmiş,
doğru yola yöneltmiş,
yeniden vazifesine hazırlamıştır.
Bu durum, samimi tövbenin insanın hayatında yeni bir başlangıç meydana getirebileceğini gösterir.Tövbe geçmişi değiştirmez; fakat insanın gelecekteki yönünü değiştirebilir.
Tâhâ Suresi 123. Ayet
Hidayete Uymanın Sonucu
İnsanların yeryüzüne ineceği bildirilir. Allah’tan bir hidayet geldiğinde ona uyan kişinin sapmayacağı ve bedbaht olmayacağı açıklanır.
İki Büyük Koruma
Hidayete uymak insanı iki büyük kayıptan korur:Sapmak: Doğru yolu kaybetmek.
Bedbaht olmak: Manevi ve ahlaki yıkıma uğramak.Bu, iman eden kişinin dünyada hiçbir zorluk yaşamayacağı anlamına gelmez. Hidayete uyanlar da sınanır. Fakat hayatlarının yönü, amacı ve sonu kaybolmaz.
ON BİRİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Tâhâ Suresi’nde Hz. Âdem’in kıssası şu temel dersleri taşır:
İnsan unutabilir; hatırlatılmaya ihtiyaç duyar.
Bilgi, azimle korunmadığında davranışa dönüşmeyebilir.
Şeytan insanı en güçlü arzuları üzerinden aldatır.
Sonsuzluk ve tükenmeyen mülk dünya hayatında bulunmaz.
Hata insanı düşürür; samimi tövbe yeniden doğrultur.
Allah’ın hidayetine uyan kişi yolunu bütünüyle kaybetmez.
Hz. Âdem unuttu, yanıldı ve düştü; fakat hatasında ısrar etmedi. Rabbine döndü, tövbesi kabul edildi ve yeniden hidayete yöneltildi.
ON İKİNCİ BÖLÜM
Topraktan Yaratılış ve Kibrin Sonucu
Sâd Suresi 71–85
Sâd Suresi’nde Hz. Âdem’in yaratılışı, meleklere verilen secde emri, İblis’in kibri ve insanı saptırmaya yönelik kararı yeniden anlatılır.Bu bölüm, insanın yaratıldığı madde ile kendisine verilen manevi değer arasındaki farkı gösterir. Aynı zamanda İblis’in düşüşünün temelinde bulunan kibri açıklar.
Sâd Suresi 71. Ayet
İnsanın Çamurdan Yaratılacağının Bildirilmesi
Allah, meleklere çamurdan bir insan yaratacağını bildirir.
Topraktan Gelen Beden
Hz. Âdem’in bedeninin topraktan yaratılması, insana aslını hatırlatır.Toprak:
sade,
gösterişsiz,
üzerine basılan,
fakat sayısız nimeti içinde yetiştiren
bir varlıktır.İnsan da aslını unutmadığında tevazu sahibi olur. Bedeninin topraktan geldiğini bilen kimse, makamı, serveti veya görünüşü sebebiyle başkalarını küçümsememelidir.Topraktan yaratılmak değersizlik anlamına gelmez. Çünkü değeri veren, yaratılış maddesi değil, Allah’ın insana yüklediği ilim, irade ve sorumluluktur.
Sâd Suresi 72. Ayet
İnsanın Şekillendirilmesi
Allah, Hz. Âdem’i düzenleyip yaratılışını tamamladığında ve ona ruhundan üflediğinde meleklerin onun önünde secdeye kapanmalarını emreder.
“Ruhumdan Üfledim” İfadesi
Bu ifade, insanın Allah’ın bir parçasını taşıdığı anlamına gelmez. Allah bölünmekten, parçalanmaktan ve yaratılmışlara benzemekten uzaktır.Buradaki ifade, Hz. Âdem’e verilen ruhun Allah tarafından yaratıldığını ve ona özel bir değer verildiğini gösterir.Ruhun Allah’a nispet edilmesi bir şeref ve değer nispetidir.İnsanın bedeni topraktan, ruhu ise Allah’ın emriyle yaratılmıştır. Böylece insan:
maddi ihtiyaçları bulunan,
fakat manevi sorumluluk taşıyan
bir varlık hâline gelmiştir.
Beden ve Ruh Dengesi
İnsan yalnızca beden değildir. Açlık, susuzluk, dinlenme ve korunma gibi bedensel ihtiyaçları vardır.Fakat insan yalnızca ruhtan da ibaret değildir. Dünya hayatında bedenini korumak, çalışmak ve sorumluluklarını yerine getirmek zorundadır.Doğru hayat, beden ile ruh arasında denge kurmayı gerektirir.Beden ihmal edilmemeli; fakat bütün hayat bedensel arzulara da teslim edilmemelidir.
Sâd Suresi 73. Ayet
Meleklerin Topluca Secde Etmesi
Meleklerin tamamı Allah’ın emrine itaat ederek secde eder.
Tereddütsüz İtaat
Melekler, Allah’ın emrini kendi düşünceleriyle değiştirmemiş ve karşılaştırma yapmamışlardır.Onların secdesi:
Allah’ın emrine teslimiyeti,
Hz. Âdem’e verilen değeri kabul etmeyi,
yaratılıştaki ilahî hikmete saygıyı
gösterir.Gerçek kulluk, Allah’ın hükmünü kabul etmek ve emri karşısında kibir göstermemektir.
Sâd Suresi 74. Ayet
İblis’in Kaçınması
İblis secde etmez. Büyüklük taslar ve inkârcılardan olur.
Kibrin İnkâra Dönüşmesi
İblis Allah’ı bilmiyor değildi. Allah’ın kendisini yarattığını ve emrin O’ndan geldiğini biliyordu.Fakat bilmek tek başına kurtuluş için yeterli olmadı. Çünkü bildiği hakikate itaat etmedi.Bu durum önemli bir gerçeği öğretir:Hakikati bilmek ile hakikate teslim olmak aynı şey değildir.İnsan doğruyu bildiği hâlde kibir, çıkar veya öfke sebebiyle ona karşı çıkabilir.İman yalnızca bilgi değil; kabul, teslimiyet ve itaattir.
Sâd Suresi 75. Ayet
İblis’e Yöneltilen Soru
Allah, İblis’e kendi kudretiyle yarattığı Hz. Âdem’e secde etmekten onu neyin alıkoyduğunu sorar.Ardından onun büyüklük taslayıp taslamadığı veya kendisini üstünlerden mi saydığı bildirilir.
Kendini Üstün Görmek
İblis’in sorunu Hz. Âdem’in ne yaptığı değil, kendi içindeki üstünlük iddiasıdır.O, Allah’ın değer verdiği bir varlığa değer vermeyi reddetmiştir.İnsan da bazen:
Allah’ın nimet verdiği kişiyi kıskanabilir,
başkasının başarısını küçümseyebilir,
kendisine verilmeyen bir makam yüzünden öfkelenebilir,
hak etmediği bir üstünlüğü kendisinde görebilir.
Bu duygular denetlenmediğinde İblis’in ahlakına yaklaşılır.
Sâd Suresi 76. Ayet
Ateş ve Toprak Kıyaslaması
İblis kendisinin ateşten, Hz. Âdem’in ise çamurdan yaratıldığını söyleyerek üstün olduğunu iddia eder.
Yanlış Kıyas
İblis, kendi değerlendirmesini Allah’ın hükmünün önüne koymuştur.Oysa yaratılan maddelerin değerini ve hikmetini en iyi bilen Allah’tır.İblis’in kıyası birkaç yönden yanlıştır:
Yaratılış maddesini ahlaki üstünlük ölçüsü saymıştır.
Allah’ın emrini kendi görüşüne göre değerlendirmiştir.
Hz. Âdem’e verilen ilim ve ruh şerefini görmezden gelmiştir.
Kendisini yargı makamına yerleştirmiştir.
İnsanlar arasındaki üstünlüğü de:
soy,
renk,
servet,
meslek,
cinsiyet,
beden,
yaş
gibi ölçülerle belirlemek doğru değildir.Gerçek üstünlüğün ölçüsü takva ve güzel ahlaktır.
Sâd Suresi 77–78. Ayetler
İblis’in Kovulması
Allah, İblis’e bulunduğu yerden çıkmasını emreder. Onun kovulmuş olduğu ve hesap gününe kadar lanete uğradığı bildirilir.
Rahmetten Uzaklaşmak
Lanet, Allah’ın rahmetinden uzaklaşmayı ifade eder.İblis’i bu duruma düşüren, yalnızca bir davranış değil; o davranışın arkasındaki kibir ve ısrardır.Hatasını kabul edip tövbe etseydi Hz. Âdem’in yoluna yaklaşabilirdi. Fakat o:
yanlışını savunmuş,
suçu kendinde aramamış,
düşmanlık kararı almış,
isyanını sürdürmüştür.
Bu nedenle insan için en büyük tehlikelerden biri, günahını normal ve haklı görmeye başlamaktır.
Sâd Suresi 79–81. Ayetler
İblis’in Süre İstemesi
İblis, insanların yeniden diriltileceği güne kadar kendisine süre verilmesini ister.Allah da ona bilinen vakte kadar süre verildiğini bildirir.
Sürenin İmtihanla İlişkisi
İblis’e süre verilmesi, onun bağışlandığını veya davranışının kabul edildiğini göstermez.Bu süre dünya imtihanının bir parçasıdır.İnsan:
şeytanın çağrısıyla,
kendi nefsiyle,
dünyanın geçici çekiciliğiyle
sınanır.Fakat Allah insanı savunmasız bırakmamıştır. Ona akıl, vicdan, peygamberler ve vahiy vermiştir.
Sâd Suresi 82–83. Ayetler
İblis’in İnsanları Saptırma Yemini
İblis, Allah’ın izzetine yemin ederek insanların tamamını saptırmaya çalışacağını söyler.Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kullarının bunun dışında olduğunu kabul eder.
İhlâslı Kullar
İblis bile Allah’ın samimi kulları üzerinde mutlak bir hâkimiyet kuramayacağını bilir.İhlâs:
ibadeti yalnız Allah için yapmak,
gösterişten uzak durmak,
insanlardan övgü beklememek,
doğruluğu çıkar için değiştirmemek,
kalbi sahte ilahlardan arındırmak
demektir.İhlâslı kişi hata yapmayacak bir varlık değildir. Fakat hata ettiğinde kibirle savunmak yerine Allah’a döner.Bu yönüyle ihlâs, insanı İblis’in yolundan koruyan temel ahlaklardan biridir.
Şeytanın Hedefi
İblis’in amacı yalnızca insanın bir defa hata yapması değildir.O insanı:
Allah’ın rahmetinden ümit kesmeye,
günahını savunmaya,
tövbeyi ertelemeye,
başkalarını küçümsemeye,
kendisini üstün görmeye
sürüklemek ister.Şeytan için en büyük kazanç, insanın hatasını İblis gibi kibirle sahiplenmesidir.Hz. Âdem’in yolu ise bunun tersidir:
hatayı fark etmek,
pişman olmak,
Allah’a yönelmek,
bağışlanma dilemek,
doğru yola geri dönmek.
Sâd Suresi 84–85. Ayetler
Hak Hüküm ve Sonuç
Allah, hak sözü bildirdiğini ve cehennemi İblis ile ona uyanların tamamıyla dolduracağını açıklar.
Şeytana Uymak Ne Demektir?
Şeytana uymak yalnızca onun varlığını kabul etmek anlamına gelmez.İnsan:
kibri benimsediğinde,
zulmü savunduğunda,
tövbeyi reddettiğinde,
kötülüğü güzel gösterdiğinde,
hakikate düşmanlık ettiğinde
onun yoluna girmiş olur.Her insan kendi seçiminin sorumluluğunu taşır. İblis çağırır; fakat zorlayamaz.İnsan ona uyduğunda kendi iradesiyle sorumluluk üstlenir.
ON İKİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Sâd Suresi’ndeki Hz. Âdem kıssası şu temel hakikatleri ortaya koyar:İnsan bedenen topraktan yaratılmıştır.
Ruh ve ilimle değerli kılınmıştır.
Melekler Allah’ın emrine itaat etmiştir.
İblis yaratılış maddesini üstünlük ölçüsü yapmıştır.
Kibir onu itaatsizliğe ve rahmetten uzaklaşmaya sürüklemiştir.
İhlâslı kullar şeytanın zorlayıcı hâkimiyetinden korunmuştur.İnsanın toprağa ait bedeni onu tevazuya, Allah’ın verdiği ruh ve ilim ise sorumluluğa çağırır. Toprak kökenini unutan kibirlenir; emaneti unutan ise yaratılış amacından uzaklaşır.
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Kur’an’da Hz. Âdem’e Yapılan Diğer Atıflar
Hz. Âdem’in kıssasının ayrıntılı anlatıldığı ayetlerin yanında, Kur’an’ın farklı surelerinde onun seçilmişliği, yaratılışı ve insanlık tarihindeki yeri hakkında başka işaretler de bulunmaktadır.
Âl-i İmrân Suresi 33. Ayet
Hz. Âdem’in Seçilmesi
Allah’ın Hz. Âdem’i, Hz. Nuh’u, Hz. İbrahim ailesini ve İmrân ailesini âlemler üzerine seçtiği bildirilir.
Seçilmişlik ve Sorumluluk
Allah tarafından seçilmek yalnızca şeref değil, büyük bir sorumluluktur.Hz. Âdem:
ilk insan,
ilk baba,
ilim öğretilen kişi,
tövbe yolu gösterilen kul
olarak seçilmiştir.Onun seçilmişliği hatasız olduğu anlamına gelmez. Aksine Kur’an, onun yanılmasını ve tövbesini açıkça anlatır.Böylece seçilmiş bir kulun da Allah’ın rahmetine, bağışlamasına ve hidayetine muhtaç olduğu gösterilir.
Âl-i İmrân Suresi 59. Ayet
Hz. Âdem ile Hz. İsa’nın Yaratılışı Arasındaki Benzerlik
Allah katında Hz. İsa’nın durumunun Hz. Âdem’in durumu gibi olduğu bildirilir. Allah, Hz. Âdem’i topraktan yaratmış ve ona “Ol” buyurmuştur; o da meydana gelmiştir.
Yaratılışın Allah’ın Kudretiyle Gerçekleşmesi
Bu ayet, babasız yaratılmış olmanın ilahlık anlamına gelmediğini açıklar.Hz. Âdem:
anne ve babasız,
Hz. İsa ise:
babasız
yaratılmıştır.Her ikisinin yaratılışı Allah’ın kudretiyle gerçekleşmiştir.Allah’ın yaratması için alışılmış sebeplere muhtaç olması gerekmez. O dilediğini dilediği biçimde yaratır.
Kehf Suresi 50. Ayet
İblis’in Cinlerden Oluşu
Meleklere Hz. Âdem’e secde etmeleri emredildiğinde İblis dışındakilerin secde ettiği; İblis’in cinlerden olduğu ve Rabbinin emrinden çıktığı bildirilir.İnsanlara, kendilerine düşman olan İblis’i ve soyunu Allah’ın yerine dost edinmemeleri gerektiği hatırlatılır.
İblis Melek Değildir
Bu ayet, İblis’in cinlerden olduğunu açıkça bildirir.İblis meleklerden biri değildir. Secde emri sırasında meleklerle birlikte bulunduğu için hitabın kapsamına girmiş, fakat iradesiyle karşı çıkmıştır.Melekler Allah’ın emrine isyan etmez. Cinler ve insanlar ise irade sahibi olduklarından itaat veya isyanı seçebilirler.
Meryem Suresi 58. Ayet
Hz. Âdem’in Soyundan Gelen Peygamberler
Allah’ın nimet verdiği peygamberlerden; Hz. Âdem’in, Hz. Nuh ile birlikte taşınanların, Hz. İbrahim’in ve Hz. İsrail’in soyundan gelenlerin söz edildiği bildirilir.Allah’ın ayetleri kendilerine okunduğunda onların ağlayarak secdeye kapandıkları açıklanır.
Âdem’den Peygamberlik Zincirine
Hz. Âdem, insanlığın ilk halkasıdır. Ondan sonra gelen peygamberler aynı kulluk çağrısını sürdürmüştür.Peygamberlerin ortak ahlakı:
Allah’ın ayetlerine teslimiyet,
kalp yumuşaklığı,
secde,
gözyaşı,
şükürdür.
Hz. Âdem’le başlayan insanlık, peygamberlerin rehberliğiyle sürekli hatırlatılmıştır.
Yâsîn Suresi 60–61. Ayetler
Âdemoğullarına Verilen Temel Emir
Allah, Âdemoğullarına şeytana kulluk etmemelerini, onun açık bir düşman olduğunu ve yalnız Allah’a kulluk etmelerini emrettiğini hatırlatır.Dosdoğru yolun bu olduğu bildirilir.
Şeytana Kulluk Etmek
Şeytana kulluk etmek, onun önünde ibadet etmekle sınırlı değildir.Onun:
kötülük çağrısını benimsemek,
Allah’ın emrine karşı gelmek,
kibri ve zulmü hayat ölçüsü yapmak,
haramı helal saymak
gibi yollarına uymak da bu kapsamda değerlendirilir.Hz. Âdem’in çocuklarına verilen temel öğüt açıktır:Şeytanın yoluna değil, yalnız Allah’ın yoluna uyun.
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Kur’an’daki tamamlayıcı ayetler Hz. Âdem’in şu yönlerini ortaya koyar:
Allah tarafından seçilmiştir.
Topraktan ve Allah’ın emriyle yaratılmıştır.
İnsanlık neslinin başlangıcıdır.
Onun soyundan birçok peygamber gelmiştir.
İblis’in düşmanlığı bütün Âdemoğullarına yönelmiştir.
İnsanlığın temel görevi yalnız Allah’a kulluk etmektir.
ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Hz. Âdem’in Ahlakı
Hz. Âdem’in kıssası, yalnızca ilk insanın nasıl yaratıldığını anlatmaz. İnsanın yaratılışını, zaafını, sorumluluğunu ve Allah’a dönüş yolunu da öğretir.Hz. Âdem’in Kur’an’da öne çıkan ahlakı şu başlıklarda toplanır:
1. Öğrenme Ahlakı
Allah, Hz. Âdem’e isimleri öğretmiştir.Bu, insanın:
öğrenme,
düşünme,
adlandırma,
bilgiyi aktarma
yeteneğini gösterir.Hz. Âdem’in yolu, bilgisizliği savunmak değil, Allah’ın öğrettiği hakikati öğrenmektir.
2. Emanet Ahlakı
Hz. Âdem, yeryüzünde halife olarak yaratılmıştır.Bu makam sınırsız güç değil:
sorumluluk,
adalet,
koruma,
hesap verme
anlamına gelir.İnsan dünyayı kendi mülkü değil, kendisine bırakılmış bir emanet olarak görmelidir.
3. Tevazu Ahlakı
Hz. Âdem’in bedeni topraktan yaratılmıştır.Toprak kökenini bilen insan kibirlenmez. Her insan:
doğar,
yaşlanır,
ölür,
toprağa döner.
Servet, güzellik ve makam geçicidir. Kalıcı değer iman ve güzel ahlaktır.
4. Sorumluluğu Kabul Etme Ahlakı
Hz. Âdem ile eşi hata ettiklerinde birbirlerini suçlamamışlardır.Onlar:“Biz kendimize zulmettik.”demişlerdir.Bu söz, olgunluğun temelidir. İnsan hatasını sürekli başkasına yüklerse kendisini düzeltemez.
5. Hayâ Ahlakı
Mahrem yerleri açıldığında Hz. Âdem ile eşi cennet yapraklarıyla örtünmeye çalışmıştır.Bu davranış, insanın yaratılışında:
mahremiyet,
utanma,
korunma,
sınır bilinci
bulunduğunu gösterir.Hayâ, insanı küçülten değil, onurunu koruyan bir ahlaktır.
6. Tövbe Ahlakı
Hz. Âdem’in en belirgin ahlakı tövbedir.O:
hatasını fark etmiş,
pişman olmuş,
Allah’a yönelmiş,
bağışlanma ve merhamet istemiştir.
Bu nedenle temsili kitabı Kitâbü’t-Tevbe — Tövbe Kitabı olarak adlandırılmıştır.
7. Ümit Ahlakı
Hz. Âdem hata ettikten sonra Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemiştir.Ümitsizlik insanı tövbeden uzaklaştırır. Ümit ise insanın yeniden doğrulmasını sağlar.Ancak gerçek ümit, günaha devam edip bağışlanmayı beklemek değildir. Günahı terk ederek Allah’ın rahmetine sığınmaktır.
8. Hidayete Uyma Ahlakı
Allah, Hz. Âdem’e ve soyuna hidayet geleceğini bildirmiştir.İnsanın görevi:
vahyi öğrenmek,
peygamberlere uymak,
doğruyu uygulamak,
yanlış yaptığında geri dönmektir.
Hz. Âdem’in yolu, hatadan sonra başıboş kalmak değil, yeniden hidayete yönelmektir.
ON BEŞİNCİ BÖLÜM
Kitâbü’t-Tevbe’nin Özü
Hz. Âdem’in kıssasında insanlığın bütün hayat yolculuğu görülür:Topraktan yaratılış
↓
İlimle değer kazanma
↓
İmtihanla karşılaşma
↓
Şeytanın vesvesesi
↓
Unutma ve hata
↓
Hayâ ve pişmanlık
↓
Tövbe ve bağışlanma
↓
Yeryüzünde hidayete uymaHz. Âdem’in kıssasının merkezinde yalnızca yasak ağaca yaklaşması yoktur. Asıl merkez, hatanın ardından Allah’a dönmesi ve tövbesinin kabul edilmesidir.İblis ile Hz. Âdem arasındaki temel fark da burada ortaya çıkar:İblis hata etti, kibirlendi ve kendisini haklı gördü.
Hz. Âdem hata etti, tevazu gösterdi ve Rabbine döndü.
TÖVBE KİTABI’NIN ANA MESAJI
İnsan kusursuz değildir; fakat hatasında ısrar etmek zorunda da değildir. Kurtuluş, hatayı inkâr etmekte değil, onu kabul ederek Allah’ın rahmetine yönelmektedir.İnsan düştüğünde:
ümitsizliğe kapılmamalı,
günahını normalleştirmemeli,
suçu yalnız başkasına yüklememeli,
tövbeyi geciktirmemeli,
yeniden doğru yola yönelmelidir.
Tövbe, yalnız geçmişin affını istemek değildir. Aynı zamanda geleceği düzeltmeye karar vermektir.
HZ. ÂDEM’İN DUASI
Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka kaybedenlerden oluruz.Bu dua, Tövbe Kitabı’nın kalbidir.İçinde:
kulluk,
hata kabulü,
pişmanlık,
bağışlanma arzusu,
merhamete sığınma
bulunur.
BİRİNCİ KİTABIN SONU
Hz. Âdem — Kitâbü’t-Tevbe
Temsil ettiği ahlak: Tövbe ve tevazu
Temel imtihanı: Şeytanın vesvesesi ve yasak ağaç
En belirgin duası: “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik.”
İnsanlığa bıraktığı ders: Hata eden kul, samimiyetle Rabbine döndüğünde rahmet kapısı açıktır.
İKİNCİ KİTAP
HZ. İDRİS
KİTÂBÜ’L-İLİM
Doğruluk, Sabır, Yüksek Makam ve Hikmet
Hz. İdris’in temsili kitabı Kitâbü’l-İlim — İlim Kitabıdır.Kur’an’da Hz. İdris hakkında az sayıda, fakat anlamı güçlü ayet bulunmaktadır:Meryem Suresi 56–57
Enbiyâ Suresi 85–86Bu ayetlerde Hz. İdris’in:
dosdoğru bir kimse,
peygamber,
sabırlı,
salih,
Allah’ın rahmetine alınmış,
yüksek bir makama yükseltilmiş
olduğu bildirilir.
İKİNCİ KİTAP
HZ. İDRİS
KİTÂBÜ’L-İLİM
Doğruluk, Sabır, Salihlik ve Yüksek Makam
Hz. İdris’in temsili kitabı Kitâbü’l-İlim — İlim Kitabı olarak adlandırılmıştır.Bu ad, Hz. İdris’e gerçekten indirildiği bildirilen müstakil bir kutsal kitabın adı değildir. Kur’an’da onun dosdoğru bir peygamber, sabırlı ve salih bir kul olduğu; yüksek bir makama yükseltildiği bildirilir. İlim Kitabı adı, doğrulukla taşınan ilmi, hikmeti ve manevi yükselişi temsil eden edebî bir başlıktır.Kur’an-ı Kerim’de Hz. İdris’in adı dört ayette geçer:Meryem Suresi 56–57
Enbiyâ Suresi 85–86Bu kısa ayetler, Hz. İdris’in ahlakını dört temel özellik altında toplar:Sıddîklık — dosdoğru olmak
Nübüvvet — Allah’ın peygamberi olmak
Sabır — doğru yol üzerinde dayanmak
Salihlik — iyi ve Allah’ın rızasına uygun davranmak
BİRİNCİ BÖLÜM
Dosdoğru Bir Peygamber
Meryem Suresi 56
Kur’an’da Hz. Muhammed’e, kitapta Hz. İdris’i de anması bildirilir. Hz. İdris’in dosdoğru bir kimse ve bir peygamber olduğu açıklanır.
“Kitapta İdris’i An”
Bu hitap, Hz. İdris’in hayatından uzun ayrıntılar vermese de onun adının ve ahlakının unutulmaması gerektiğini gösterir.Kur’an, her peygamberin kıssasını aynı genişlikte anlatmaz. Bazılarının mücadeleleri uzun bölümler hâlinde aktarılırken bazıları birkaç ayetle tanıtılır.Bir peygamber hakkında az ayet bulunması, onun değerinin az olduğu anlamına gelmez. Bazen birkaç kelime, bütün bir ahlakı özetler.Hz. İdris hakkında kullanılan iki büyük sıfat şunlardır:Sıddîk
Nebî
Sıddîk Olmak
Sıddîk, doğruluğu güçlü, sözü ile davranışı birbirini doğrulayan ve hakikate içtenlikle bağlı olan kişi demektir.Doğruluk yalnızca yalan söylememek değildir. Daha geniş bir ahlaktır:
İnandığı doğruyu yaşamak,
verdiği sözü korumak,
emanete ihanet etmemek,
gördüğü gerçeği çıkarı için değiştirmemek,
gizlide ve açıkta aynı ölçüyü taşımak,
yaptığı işi dürüstçe yerine getirmek.
İnsan bazen diliyle doğruyu söyler fakat davranışı sözünü yalanlar. Sıddîklık ise söz, niyet ve davranış arasında bütünlük kurulmasıdır.Hz. İdris’in ilk büyük ahlakı bu sebeple doğruluk olarak belirir.
Doğruluk ve İlim Arasındaki Bağ
İlim, doğruluktan ayrılırsa insanı hakikate değil, yanıltmaya götürebilir.Bilgili olmak tek başına yeterli değildir. Bilginin:
doğru kaynaktan alınması,
yanlış eklemelerden korunması,
çıkar için değiştirilmemesi,
insanlara dürüstçe aktarılması
gerekir.Hz. İdris’in önce sıddîk, ardından nebî olarak anılması, vahyi taşıyan kişinin doğruluk ahlakına sahip olmasının önemini gösterir.Peygamber, Allah’tan aldığı mesajı değiştirmeden ve gizlemeden insanlara ulaştırır.Bu nedenle doğruluk, ilmin koruyucu kabıdır.Doğruluk bulunmayan yerde bilgi, hikmete dönüşmez.
Nebî Olmak
Kur’an, Hz. İdris’in bir nebî olduğunu açıkça bildirir.Nebî, Allah’tan vahiy alan ve ilahî hidayeti insanlara bildiren peygamberdir.Hz. İdris’in hangi kavme gönderildiği, hayatının ayrıntıları ve kendisine müstakil bir kitap verilip verilmediği Kur’an’da açıklanmaz.Bu nedenle kesin bilgi bulunmayan konularda ölçülü davranılmalıdır. Hz. İdris hakkında Kur’an’ın açıkça bildirdiği gerçekler şunlardır:
Dosdoğru bir kişidir.
Peygamberdir.
Sabırlıdır.
Salihlerdendir.
Allah’ın rahmetine alınmıştır.
Yüksek bir makama yükseltilmiştir.
Bunların dışında anlatılan ayrıntılar, Kur’an’ın açık hükmüyle aynı seviyede kabul edilmemelidir.
BİRİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. İdris’in ilk vasfı doğruluktur.Onun kıssası şu ahlakı öğretir:İlim, doğrulukla korunur; doğruluk ise sözün, niyetin ve davranışın birbiriyle uyumlu olmasıdır.İnsan çok şey bilse bile doğru değilse bilgisi güvenilir olmaz. Fakat doğru bir kalp, öğrendiği hakikati bozmadan taşır.
İKİNCİ BÖLÜM
Yüksek Bir Makama Yükseltilmesi
Meryem Suresi 57
Allah, Hz. İdris’i yüksek bir makama yükselttiğini bildirir.Kur’an bu yükselişin nasıl gerçekleştiği konusunda ayrıntı vermez. Bu sebeple ayetin bildirdiği ölçüyle yetinmek gerekir.Kesin olarak bilinen şudur:Allah, Hz. İdris’e yüksek bir derece ve şeref vermiştir.
Yüksek Makamın Anlamı
Yüksek makam, yalnızca maddi bir yer yüksekliği olarak düşünülmemelidir. Ayet, Hz. İdris’in Allah katındaki değerini ve yüce derecesini de ifade eder.İnsanı Allah katında yükselten:
soy,
servet,
dünya makamı,
insanların övgüsü
değildir.Gerçek yükseliş;
iman,
doğruluk,
sabır,
salih amel,
Allah’a bağlılık
ile gerçekleşir.Hz. İdris’in yüksek makamı, onun önceki ayette bildirilen sıddîklığı ve peygamberliğiyle birlikte değerlendirilmelidir.Doğruluk insanı yalnız insanlar arasında güvenilir kılmaz; Allah katında da yükseliş sebebi olur.
Yükselmenin Ölçüsü
Dünya insanı çoğu zaman dış görünüşe göre değerlendirir.Bir kişi:
çok mala,
büyük makama,
geniş çevreye,
güçlü bir söze
sahip olabilir.Fakat bunların hiçbiri tek başına onun Allah katındaki derecesini göstermez.Hz. İdris’in yüksekliği, dünya imkânlarından değil, güzel ahlakından ve peygamberlik vazifesinden kaynaklanır.Bu sebeple Kitâbü’l-İlim’in temel ölçülerinden biri şöyledir:İnsanı asıl yükselten, bildiği şeylerin çokluğu değil; bildiği hakikate sadakatidir.
İlim ve Tevazu
Gerçek ilim insanı kibirli değil, mütevazı yapar.İnsan öğrendikçe:
bilmediklerinin çokluğunu fark eder,
Allah’ın ilminin sonsuzluğunu anlar,
kendi aklının sınırlı olduğunu kabul eder,
başkalarını küçümsemekten sakınır.
Bilgi sebebiyle kendisini herkesten üstün gören kişi, ilmin ahlakını taşımıyor demektir.Hz. İdris’in yüksek makama erişmesi, kibrin değil; doğruluğun ve kulluğun yükselttiğini gösterir.
İKİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Yüksek makam, insanın kendisini yükseltmesiyle değil, Allah’ın onu doğruluğu ve salihliği sebebiyle yükseltmesiyle anlam kazanır.İnsan insanların gözünde büyümeye değil, Allah’ın rızasına yönelmelidir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Sabırlı Peygamberler Arasında Hz. İdris
Enbiyâ Suresi 85
Kur’an’da Hz. İsmail, Hz. İdris ve Hz. Zülkifl birlikte anılır. Onların her birinin sabredenlerden olduğu bildirilir.Bu ayet, farklı zamanlarda ve farklı görevlerde bulunan üç peygamberi ortak bir ahlakta birleştirir:Sabır
Sabır Nedir?
Sabır yalnızca sessizce beklemek değildir.Sabır:
Allah’ın emrinde devam etmek,
haramdan uzak durmak,
zorluk karşısında doğruyu terk etmemek,
öfkeyle sınırı aşmamak,
vazifeyi yarıda bırakmamak,
sonucu Allah’a teslim etmek
demektir.İnsan bazen hiçbir şey yapmadan beklemeyi sabır sanabilir. Oysa peygamberlerin sabrı, görevlerini sürdürdükleri etkin ve şuurlu bir dayanıklılıktır.Hz. İdris’in sabrı da doğruluğu ve peygamberliğiyle birlikte düşünülmelidir.
İlim Yolunda Sabır
İlim hemen tamamlanan bir yol değildir.Öğrenmek için:
tekrar,
dikkat,
emek,
yanlışını düzeltme,
acele etmeden ilerleme
gerekir.İnsan bir bilgiyi ilk anda anlayamayabilir. Bir konunun doğruluğunu araştırmak zaman alabilir. Bilgiyi davranışa dönüştürmek ise daha uzun bir çaba ister.Bu sebeple ilim ile sabır arasında güçlü bir bağ vardır.Sabırsız kişi:
araştırmadan hüküm verir,
duyduğunu hemen doğru kabul eder,
zorlandığında öğrenmeyi bırakır,
kendi düşüncesini değiştirmek istemez.
Sabırlı kişi ise gerçeğe ulaşmak için emek verir.
İbadette Sabır
Peygamberlerin sabrı yalnızca tebliğde değil, kullukta da görülür.İbadette sabır:
namazı devamlı korumak,
duada acele etmemek,
sıkıntıda Allah’tan kopmamak,
bollukta şükrü unutmamak,
nefsin isteğine karşı ölçüyü korumaktır.
Hz. İdris’in sabredenlerden sayılması, onun doğru yol üzerinde kararlılıkla kaldığını gösterir.
Doğrulukta Sabır
Doğru olmak kolay zamanlarda basit görünebilir. Fakat çıkar kaybı, baskı veya korku ortaya çıktığında doğruluğun gerçek değeri anlaşılır.Doğrulukta sabır:
zarar göreceğini bilse bile yalan söylememek,
yalnız kaldığında emaneti korumak,
insanların hoşuna gitmese de hakikati bozmamak,
yanlışını öğrendiğinde onu düzeltmektir.
Hz. İdris’in sıddîklığı ile sabrı birbirini tamamlar.Doğruluk yolu gösterir; sabır o yol üzerinde kalmayı sağlar.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. İdris, sabreden peygamberler arasında anılmıştır.Bu sabır:
doğrulukta sebat,
peygamberlik vazifesinde devamlılık,
ibadette kararlılık,
zorluklar karşısında Allah’a bağlılık
olarak anlaşılır.Sabır olmadan ilim tamamlanmaz; doğruluk korunmaz ve güzel ahlak süreklilik kazanmaz.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Allah’ın Rahmetine Alınması
Enbiyâ Suresi 86
Allah, Hz. İsmail’i, Hz. İdris’i ve Hz. Zülkifl’i rahmetine aldığını bildirir. Onların salih kimselerden olduğu açıklanır.Bu ayette Hz. İdris’in iki önemli özelliği daha ortaya çıkar:Allah’ın rahmetine alınması
Salihlerden olması
Allah’ın Rahmeti
Allah’ın rahmeti yalnızca maddi nimetlerden ibaret değildir.Rahmet:
bağışlanma,
hidayet,
korunma,
kalp huzuru,
doğru yolda sebat,
ahirette kurtuluş
gibi geniş anlamlar taşır.Hz. İdris’in rahmete alınması, onun Allah’ın özel lütfuna ve korumasına eriştiğini gösterir.İnsan rahmeti yalnızca sıkıntının ortadan kalkması olarak görmemelidir. Bazen Allah’ın kulunu yanlıştan koruması, ona doğruyu göstermesi veya sabır vermesi de büyük bir rahmettir.
Salih Olmak
Salih, inancı, niyeti ve davranışı düzgün olan kişi demektir.Salihlik yalnızca insanın kendi içinde iyi niyet taşıması değildir. İyi niyetin davranışa dönüşmesi gerekir.Salih insan:
Allah’ın hakkını gözetir,
insanların hakkını çiğnemez,
elinden geldiğince iyilik yapar,
bozgunculuk yerine düzeltmeyi seçer,
sözünü ameliyle doğrular.
Hz. İdris’in sıddîklığı onun sözündeki doğruluğu, salihliği ise hayatındaki doğruluğu gösterir.
İlim ve Salih Amel
İlim ile amel birbirinden ayrılmamalıdır.İnsan doğruyu bilip uygulamazsa bilgi eksik kalır. Bildiği şey davranışına yansımadığında ilim, yalnızca zihinde taşınan bir yük hâline gelebilir.Kitâbü’l-İlim’in temel ilkesi şöyledir:Faydalı ilim, insanın ahlakını ve davranışını güzelleştiren ilimdir.İlim:
adaleti artırıyorsa,
merhameti güçlendiriyorsa,
insanı dürüstleştiriyorsa,
Allah’a yakınlaştırıyorsa
meyvesini vermiş demektir.İnsanı kibirli, kırıcı ve zalim yapan bilgi ise ahlakla bütünleşmemiştir.
Salihliğin Toplumsal Yönü
Salih insan yalnız kendisini düzeltmekle yetinmez. Gücü ölçüsünde çevresindeki bozuklukları da iyilikle düzeltmeye çalışır.Bu düzeltme:
güzel söz,
doğru örneklik,
adalet,
öğüt,
yardımlaşma
yoluyla gerçekleşir.Salihlik, insanlara hükmetmek veya onları küçümsemek değildir. Önce kendi nefsini düzeltmek, ardından iyiliği merhametle yaymaktır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. İdris’in Allah’ın rahmetine alınması, doğruluk, sabır ve salihliğin ilahî rahmete ulaştıran ahlaklar olduğunu gösterir.İlimin sonu kibir değil, salih amel; doğruluğun sonu yalnız övgü değil, Allah’ın rahmetidir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Hz. İdris’in Kur’an’da Bildirilen Ahlakı
Kur’an’da Hz. İdris hakkında uzun bir kıssa anlatılmamasına rağmen, birkaç ayette onun güçlü bir ahlak portresi çizilir.
1. Sıddîklık Ahlakı
Hz. İdris dosdoğru bir kişidir.Onun doğruluğu:
sözünde,
niyetinde,
tebliğinde,
davranışında
bütünlük taşıdığını gösterir.Sıddîklık, Kitâbü’l-İlim’in temelidir. Çünkü yanlış bilgi, yalan veya çıkarla karışan ilim insanlara zarar verebilir.
2. Peygamberlik Emaneti
Hz. İdris bir nebîdir.Peygamberlik:
Allah’tan gelen vahyi almak,
onu doğru biçimde taşımak,
insanlara ulaştırmak,
kendi hayatında örneklemek
gibi büyük bir emanettir.Hz. İdris, doğruluğuyla bu emaneti taşıyan bir peygamberdir.
3. Sabır Ahlakı
Hz. İdris sabredenlerdendir.Sabır, onun doğruluk yolunda geçici değil, kararlı olduğunu gösterir.İnsan doğruyu bir defa söyleyebilir; asıl ahlak, onu hayat boyunca korumaktır.
4. Salihlik Ahlakı
Hz. İdris salihlerdendir.O yalnızca doğruyu bilen değil, doğruyu yaşayan bir kuldur.Bilgi davranışa, davranış ise güzel ahlaka dönüşmüştür.
5. Tevazu Ahlakı
Kur’an, Hz. İdris’in yüksek bir makama yükseltildiğini bildirir; fakat onun kendisini yüksek gördüğünü söylemez.Gerçek yükseliş, insanın kendi büyüklüğünü ilan etmesiyle değil, Allah’ın onu yükseltmesiyle gerçekleşir.Bu nedenle yüksek derece, kibir değil daha fazla şükür ve sorumluluk gerektirir.
6. Rahmete Sığınma Ahlakı
Hz. İdris Allah’ın rahmetine alınmıştır.Bu ifade, peygamberlerin dahi Allah’ın rahmetine muhtaç olduğunu gösterir.İlim, amel ve yüksek makam kulun Allah’tan bağımsızlaşmasına değil, O’na daha derin bir kullukla bağlanmasına vesile olmalıdır.
ALTINCI BÖLÜM
Kitâbü’l-İlim’in Temel İlkeleri
Hz. İdris’in ayetlerinden hareketle İlim Kitabı’nın temel esasları şöyle belirir:
İlim doğrulukla taşınmalıdır.
Bilgi değiştirilmemeli, çıkar için kullanılmamalı ve kesin bilinmeyen şeyler kesin gerçek gibi sunulmamalıdır.
İlim sabır ister.
Araştırmadan, düşünmeden ve anlamadan hüküm verilmemelidir.
İlim amele dönüşmelidir.
İnsan bildiği doğruyu yaşamaya gayret etmelidir.
İlim insanı yükseltirken tevazuya götürmelidir.
Bilginin gerçek sahibi Allah’tır. Kulun bilgisi sınırlıdır.
İlim rahmete hizmet etmelidir.
Bilgi insanlara zarar vermek, onları küçümsemek veya aldatmak için değil; iyiliği, adaleti ve hidayeti güçlendirmek için kullanılmalıdır.
YEDİNCİ BÖLÜM
İlim ile Kesin Olmayan Bilgiyi Ayırmak
Hz. İdris hakkında tarih boyunca farklı anlatılar aktarılmıştır. Fakat bu eserde Kur’an’ın açıkça bildirdiği bilgiler ile sonradan yapılan yorumların birbirinden ayrılması gerekir.Kur’an’da Hz. İdris’in:
ilk yazı yazan kişi olduğu,
belirli bilimleri kurduğu,
belirli bir mesleği ilk kez yaptığı,
kendisine adı bilinen özel bir kitap indirildiği
açıkça bildirilmez.Bu tür anlatılar tarihî rivayetlerde veya yorumlarda bulunabilir; fakat Kur’an ayeti gibi kesin sunulmamalıdır.İlim Kitabı’nın ahlakı tam da bunu gerektirir:Bilinen, bilindiği kadar söylenmeli; bilinmeyene kesinlik verilmemelidir.Bir bilgi:
Kur’an ayeti ise ayet olarak,
güvenilir rivayet ise rivayet olarak,
yorum ise yorum olarak,
sembolik anlatım ise sembolik anlatım olarak
belirtilmelidir.Bu ayrım doğruluğu korur ve Allah hakkında bilgisizce konuşmayı engeller.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Kitâbü’l-İlim’in Özü
Hz. İdris’in Kur’an’daki manevi yolu şu şekilde özetlenebilir:Doğruluk
↓
Peygamberlik emaneti
↓
Sabır ve sebat
↓
Salih amel
↓
İlahî rahmet
↓
Yüksek makamHz. İdris’in yüksek makama yükseltilmesi, ilmin tek başına değil; doğruluk, sabır ve salihlikle birleştiğinde insanı yücelttiğini gösterir.
İLİM KİTABI’NIN ANA MESAJI
Gerçek ilim, yalnızca zihni dolduran bilgi değildir. İnsanı doğru sözlü, sabırlı, salih ve Allah’a karşı mütevazı hâle getiren hikmettir.Bilgi insanın:
yalanını artırıyorsa doğruluk kazanmamıştır,
kibrini artırıyorsa hikmete dönüşmemiştir,
zulmüne araç oluyorsa hayır getirmemiştir,
güzel ahlakını artırıyorsa faydalı hâle gelmiştir.
İlim sahibinin en güzel sözü:“Bildiğim Allah’ın öğretmesiyle, bilmediğim ise bildiğimden çoktur.”anlayışını taşımaktır.
İKİNCİ KİTABIN SONU
Hz. İdris — Kitâbü’l-İlim
Temsil ettiği ahlak: Doğruluk, sabır ve salihlik
Kur’an’daki temel vasfı: Dosdoğru bir peygamber
Öne çıkan imtihanı: Kur’an’da ayrıntılı biçimde bildirilmemiştir
İlahî ikramı: Rahmete alınması ve yüksek bir makama yükseltilmesi
İnsanlığa bıraktığı ders: İlmi doğrulukla taşımak, sabırla korumak ve salih amele dönüştürmek
ÜÇÜNCÜ KİTAP
HZ. NUH
KİTÂBÜ’S-SABR
Uzun Tebliğ, Büyük Mücadele, Gemi ve Tufan
Hz. Nuh’un temsili kitabı Kitâbü’s-Sabr — Sabır Kitabıdır.Kur’an’da Hz. Nuh’un kıssası birçok surede anlatılır. Başlıca ayetler şunlardır:A‘râf Suresi 59–64
Yunus Suresi 71–73
Hûd Suresi 25–49
Mü’minûn Suresi 23–30
Şuarâ Suresi 105–122
Ankebût Suresi 14–15
Sâffât Suresi 75–82
Kamer Suresi 9–17
Nuh Suresi 1–28Hz. Nuh’un kıssasında:
tevhid çağrısı,
uzun süreli sabır,
kavminin inkârı,
gece ve gündüz yapılan tebliğ,
geminin inşası,
tufan,
aile imtihanı,
dua,
kurtuluş ve yeniden başlangıç
anlatılır.
BİRİNCİ BÖLÜM
Kavmini Tevhide Çağırması
A‘râf Suresi 59–64
Bölüm etkileşimi
