6. bölüm / 36
Tevrat İncil ZeburDevamı
Bölümler 36Şu an: Devamı
- 1 TEVRAT7.167 kelime
- 2 İncil3.166 kelime
- 3 ZEBUR2.466 kelime
- 4 بِسْمِ اَللّٰهِ اَلْرَحْمَانِ اَلْرَحِيمِ171 kelime
- 5 Kitab-ül Devran12.336 kelime
- 6 Devamı13.638 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Devamı9.257 kelime
- 8 Devamı12.657 kelime
- 9 Devamı8.260 kelime
- 10 Devamı7.871 kelime
- 11 Devamı6.923 kelime
- 12 Devamı3.642 kelime
- 13 Devamı4.159 kelime
- 14 Devamı2.014 kelime
- 15 Devamı2.616 kelime
- 16 Devamı1.568 kelime
- 17 Devamı1.898 kelime
- 18 Devamı2.069 kelime
- 19 Devam7.092 kelime
- 20 Devamı5.071 kelime
- 21 Devamı3.686 kelime
- 22 Devamı3.622 kelime
- 23 Devamı2.509 kelime
- 24 Devamı4.969 kelime
- 25 Devamı1.875 kelime
- 26 Devamı5.582 kelime
- 27 Devamı4.476 kelime
- 28 Devamı3.128 kelime
- 29 Devamı6.201 kelime
- 30 Devamı2.200 kelime
- 31 Devamı1.434 kelime
- 32 Devamı5.081 kelime
- 33 Devamı3.145 kelime
- 34 Devamı 15.kitap2.032 kelime
- 35 Devamı3.310 kelime
- 36 Devamı 15.kitap3.374 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ÜÇÜNCÜ KİTAP
HZ. NUH
KİTÂBÜ’S-SABR
Uzun Tebliğ, Büyük Mücadele, Gemi ve Tufan
BİRİNCİ BÖLÜM
Kavmini Tevhide Çağırması
A‘râf Suresi 59–64
Hz. Nuh’un kıssası, peygamberlerin ortak çağrısını açık biçimde ortaya koyar:Yalnız Allah’a kulluk etmek, O’ndan başka ilah kabul etmemek ve hesap gününden sakınmak.Hz. Nuh’un temsili kitabının Sabır Kitabı olarak adlandırılmasının sebebi, onun uzun yıllar boyunca kavmini gece gündüz uyarmasına rağmen vazifesini bırakmamasıdır.
A‘râf Suresi 59. Ayet
Tevhid Çağrısının Başlaması
Allah, Hz. Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderir. Hz. Nuh onlara yalnız Allah’a kulluk etmelerini, O’ndan başka ilahları bulunmadığını bildirir. Büyük bir günün azabından korktuğunu söyleyerek kavmini uyarır.
Peygamberlerin Ortak Sözü
Hz. Nuh’un ilk çağrısı karmaşık değildir:Allah’a kulluk edin.
O’ndan başka ilah yoktur.
Hesap gününü unutmayın.Peygamberlerin vazifesi insanları kendilerine kulluğa çağırmak değildir. Onlar insanlarla Allah arasına giren ilahlar değil, Allah’ın kulları ve elçileridir.Hz. Nuh da kavminden:
kendisine tapmalarını,
mal vermelerini,
makamını büyütmelerini
istememiştir.Onun çağrısı yalnız Allah’adır.
Kavmi İçin Duyduğu Korku
Hz. Nuh, kavminin başına gelecek azaptan korktuğunu söyler.Bu korku kin veya intikam isteği değildir. Bir peygamberin kavmine duyduğu merhamettir.Gerçek uyarı:
insanları aşağılamak için değil,
felaketten korumak için,
tövbe kapısını göstermek için yapılır.
Hz. Nuh’un sert inkâr karşısında tebliğe devam etmesi, kavmini bütünüyle gözden çıkarmadığını gösterir.
A‘râf Suresi 60. Ayet
Kavmin İleri Gelenlerinin Suçlaması
Kavminin ileri gelenleri, Hz. Nuh’u açık bir sapıklık içinde gördüklerini söyler.
Hakikatin Tersine Çevrilmesi
Hz. Nuh onları putlara kulluktan kurtarmaya çağırdığı hâlde, kendisini sapıklıkla suçlamışlardır.Bu durum, bozulmuş toplumlarda ölçülerin nasıl tersine çevrilebileceğini gösterir:
Hak yol yanlış ilan edilir.
Yanlış gelenek kutsallaştırılır.
Uyarıcı kişi suçlanır.
Güçlülerin alışkanlığı gerçek kabul edilir.
Bir düşüncenin çoğunluk tarafından kabul edilmesi, onun mutlaka doğru olduğunu göstermez.Hakikatin ölçüsü insanların sayısı değil, Allah’ın bildirdiği ölçüdür.
İleri Gelenlerin Etkisi
Kur’an kıssalarında peygamberlere karşı çıkanların arasında sık sık kavmin ileri gelenleri bulunur.Çünkü hakikat çağrısı:
haksız ayrıcalıkları,
kurulu çıkar düzenini,
insanları sömürme yollarını,
sahte üstünlükleri
tehdit edebilir.Hz. Nuh’un tevhid çağrısı, yalnızca putların reddedilmesi değildir. İnsanların, başka insanları veya güçleri mutlak hâkim saymamasını da gerektirir.Bu nedenle kibirli yöneticiler ve çıkar sahipleri tevhid çağrısından rahatsız olabilir.
A‘râf Suresi 61. Ayet
Hz. Nuh’un Sakin Cevabı
Hz. Nuh, kavmine kendisinde hiçbir sapıklık bulunmadığını; âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söyler.
Hakaret Karşısında Ölçü
Hz. Nuh, kendisine yapılan suçlamaya aynı biçimde hakaret ederek cevap vermez.Sözünü açıkça söyler:
Sapık değildir.
Allah’ın elçisidir.
Vazifesi tebliğdir.
Bu tavır sabrın önemli bir yönünü gösterir.Sabır, haksız suçlama karşısında hakikati terk etmek değildir. Fakat cevap verirken ölçüyü ve ahlakı korumaktır.Hz. Nuh kendisini savunmuş, fakat kavminin hakaret diliyle konuşmamıştır.
A‘râf Suresi 62. Ayet
İlahi Mesajı Ulaştırması
Hz. Nuh, Rabbinin mesajlarını kavmine ulaştırdığını, onlara öğüt verdiğini ve Allah tarafından bildirilen, onların bilmediği gerçekleri bildiğini söyler.
Tebliğin Üç Yönü
Bu ayette Hz. Nuh’un vazifesi üç bölümde görülür:Tebliğ: Allah’ın mesajlarını eksiksiz ulaştırmak.
Nasihat: Kavmin iyiliğini isteyerek öğüt vermek.
İlahi bilgi: Allah’ın bildirdiği hakikatleri açıklamak.Peygamber kendi düşüncesini vahiy gibi sunmaz. Allah’tan aldığı mesajı insanlara ulaştırır.Hz. Nuh’un bilgisi de kendisinden kaynaklanan mutlak bir bilgi değildir. Allah’ın ona bildirdiği kadardır.
Nasihat Ahlakı
Nasihat, bir insanın hatasını yüzüne vurup onu küçültmek değildir.Gerçek nasihat:
iyiliğini istemek,
doğruyu açıklamak,
tehlikeyi haber vermek,
dönüş yolunu göstermek,
bunu samimiyetle yapmak
demektir.Hz. Nuh’un uzun yıllar boyunca kavmine öğüt vermesi, nasihatin sabır istediğini gösterir.İnsan bir sözü söylediğinde hemen karşılık görmeyebilir. Fakat doğru yöntemle ve güzel ahlakla vazifesini sürdürmelidir.
A‘râf Suresi 63. Ayet
İçlerinden Bir Uyarıcı Gelmesine Şaşmaları
Hz. Nuh, kavminin içinden bir kişi aracılığıyla kendilerine uyarı gelmesine şaşmalarını sorgular. Bu uyarının Allah’a karşı sorumluluk taşımaları ve merhamete erişmeleri için gönderildiğini açıklar.
Peygamberin İnsan Olması
Kavimler çoğu zaman peygamberin kendileri gibi bir insan olmasını küçümsemiştir.Oysa peygamberin insan olması büyük bir hikmet taşır:
İnsanların yaşadığı zorlukları bilir.
İbadeti insan olarak yaşar.
Aile, toplum ve geçim içinde örnek olur.
İnsanların uygulayabileceği bir hayat gösterir.
Melek peygamber gönderilseydi insanlar onun yaşayışını kendi hayatlarına örnek göstermekte zorlanabilirdi.Peygamber, insanlığın içinden seçilmiş bir insandır; fakat Allah’tan vahiy almasıyla diğer insanlardan ayrılır.
Uyarının Amacı
Hz. Nuh’un uyarısı üç sonuca yöneliktir:Hatırlatma: İnsanların yanlışlarını fark etmeleri.
Takva: Allah’ın sınırlarını gözetmeleri.
Rahmet: Bağışlanma ve kurtuluşa erişmeleri.İlahi uyarının amacı yalnızca korkutmak değildir. İnsanları rahmete ulaştırmaktır.Azap uyarısı, tövbe kapısının hâlâ açık bulunduğunu gösterir.
A‘râf Suresi 64. Ayet
Yalanlama, Kurtuluş ve Tufan
Kavmi Hz. Nuh’u yalanlar. Bunun üzerine Allah, Hz. Nuh’u ve gemide onunla beraber bulunanları kurtarır. Ayetleri yalanlayanları ise tufanda boğar. Onların hakikati görmek istemeyen bir topluluk oldukları bildirilir.
Yalanlama
Kavminin suçu yalnızca Hz. Nuh’un sözlerini anlamamak değildir.Onlar uzun süre boyunca:
mesajı reddetmiş,
peygamberi suçlamış,
uyarıya karşı direnmiş,
yanlışlarını sürdürmüşlerdir.
Yalanlama, hakikat açıklandıktan sonra onu bilinçli biçimde reddetmeye dönüşmüştür.
Gemi ve Kurtuluş
Gemi, Hz. Nuh kıssasında:
Allah’ın emrine itaat,
zahirî tedbir,
iman,
kurtuluş
anlamlarını taşır.Hz. Nuh yalnızca dua edip beklememiştir. Allah’ın emriyle gemiyi inşa etmiştir.Bu durum dua ile çalışma arasındaki dengeyi gösterir:Kul Allah’a güvenir, fakat üzerine düşen tedbiri de yerine getirir.Gemi tahtadan yapılmış bir araçtır; fakat kurtuluşu sağlayan asıl güç Allah’ın rahmetidir.
Körlük İfadesi
Ayette kavmin hakikate karşı körleştiği bildirilir.Bu körlük bedensel görme kaybı değildir. Kalbin hakikati görmek istememesidir.İnsan:
delilleri görüp reddedebilir,
uyarıyı duyup önemsemeyebilir,
alışkanlığını korumak için gerçeğe kapanabilir.
Bu durumda göz görse de gönül ibret almaz.
BİRİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. Nuh’un A‘râf Suresi’ndeki çağrısı şu esasları taşır:Tevhid: Yalnız Allah’a kulluk etmek.
Merhamet: Kavmi için azaptan korkmak.
Tebliğ: İlahi mesajı eksiksiz ulaştırmak.
Nasihat: İnsanların iyiliğini istemek.
Sabır: Suçlamalara rağmen vazifeyi sürdürmek.
Tedbir: Allah’ın emriyle gemiyi hazırlamak.
Kurtuluş: İman edenlerin Allah’ın rahmetiyle korunması.Hz. Nuh’un sabrı, insanlardan karşılık görmesine bağlı değildi. O, kavmi kabul etsin veya reddetsin, kendisine verilen emaneti taşımaya devam etti.
İKİNCİ BÖLÜM
Tebliğde Kararlılık ve Allah’a Tevekkül
Yunus Suresi 71–73
Yunus Suresi’nde Hz. Nuh’un kavmine karşı gösterdiği kararlı duruş anlatılır. Kavminin kendisine karşı plan kurmasına rağmen Allah’a güvendiği ve tebliği karşılığında herhangi bir ücret istemediği bildirilir.
Yunus Suresi 71. Ayet
Kavmine Açık Meydan Okuması
Hz. Nuh, kavmine kendi aralarında durumunu düşünmelerini, ortak koştukları varlıkları da çağırarak kararlarını kesinleştirmelerini söyler. Sonra kendisine karşı yapacaklarını gizlemeden uygulamalarını ve ona süre vermemelerini ister.Ardından Allah’a tevekkül ettiğini bildirir.
Korkunun Aşılması
Hz. Nuh’un bu sözü gururdan doğan bir meydan okuma değildir. Allah’a güvenen bir peygamberin kararlılığıdır.Kavminin:
hakaretleri,
tehditleri,
toplu karşı çıkışı,
kurdukları planlar
onu tebliğden vazgeçirmemiştir.Hz. Nuh, kendisini koruyan asıl gücün insanlar veya maddi imkânlar değil, Allah olduğunu bilir.
Tevekkül Nedir?
Tevekkül hiçbir tedbir almadan beklemek değildir.Tevekkül:
doğru olanı yapmak,
gerekli tedbiri almak,
sonucu Allah’a bırakmak,
insanların tehdidini Allah’ın kudretinden büyük görmemektir.
Hz. Nuh tebliğ etmiş, sabretmiş, gemiyi yapmış ve ardından Allah’a güvenmiştir.Bu sebeple tevekkül, çalışma ile teslimiyetin birleşmesidir.
Ortak Koşulanların Güçsüzlüğü
Hz. Nuh, kavmine ortak koştukları varlıklarla birlikte bütün planlarını uygulamalarını söylemiştir.Bu söz, sahte ilahların gerçek bir güce sahip olmadığını göstermektedir.İnsanlar:
putları,
liderleri,
serveti,
çoğunluğu,
kendi güçlerini
mutlaklaştırabilir.Fakat bütün güçler Allah’ın hükmü altındadır.Allah dilemedikçe hiçbir varlık bağımsız biçimde zarar veya fayda veremez.
Yunus Suresi 72. Ayet
Tebliğ Karşılığında Ücret İstememesi
Hz. Nuh, kavmi kendisinden yüz çevirirse onlardan hiçbir ücret istemediğini söyler. Karşılığının yalnız Allah’a ait olduğunu ve Müslümanlardan olmakla emrolunduğunu bildirir.
Peygamberlik ve Menfaat
Hz. Nuh’un tebliği:
maddi kazanç,
makam,
övgü,
yönetim arzusu
üzerine kurulmamıştır.Kavminden ücret istememesi, mesajının samimiyetini gösterir.Peygamber, tebliği bir ticarete dönüştürmez. İnsanları kendisine bağımlı hâle getirmek için dini kullanmaz.Onun karşılığı Allah katındadır.
Teslimiyet Ahlakı
Hz. Nuh, teslim olanlardan olmakla emredildiğini söyler.İslam kelimesinin temelinde:
Allah’a teslimiyet,
O’nun hükmünü kabul etmek,
kalbi sahte ilahlardan arındırmak
bulunur.Hz. Nuh’un çağrısı, Hz. Muhammed’den önce yaşamış olsa da özünde Allah’a teslimiyet çağrısıdır.Bütün peygamberlerin dini, temelinde tevhid ve teslimiyettir.
Yunus Suresi 73. Ayet
Yalanlama ve Kurtuluş
Kavmi Hz. Nuh’u yalanlar. Allah onu ve gemide onunla beraber olanları kurtarır. Onları yeryüzünde devam eden nesiller hâline getirir. Ayetleri yalanlayanlar ise boğulur.
Yeni Bir Başlangıç
Tufandan sonra kurtulanlar, insanlığın yeni dönemini başlatır.Gemi yalnızca ölümden kurtuluş değildir. Aynı zamanda:
yeni bir hayat,
yeni bir toplum,
imanın yeniden kök salması,
sorumluluğun devamı
anlamına gelir.Kurtuluş, insana yeni bir emanet yükler. Felaketten kurtulan kişi geçmişten ders almalı ve aynı bozulmayı yeniden üretmemelidir.
İKİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Yunus Suresi’ndeki Hz. Nuh kıssası şu ahlakları öğretir:
Tehdit karşısında Allah’a güvenmek.
Tebliği maddi menfaate dönüştürmemek.
İnsanların kabulünü değil Allah’ın rızasını aramak.
Tedbir aldıktan sonra sonucu Allah’a bırakmak.
Kurtuluşu yeni bir sorumluluk olarak görmek.
Hz. Nuh’un gücü kavminin desteğinden değil, Allah’a teslimiyetinden gelmiştir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Peygamberlik Görevi ve Kavmin İtirazları
Hûd Suresi 25–31
Hûd Suresi, Hz. Nuh’un kıssasını en ayrıntılı biçimde anlatan bölümlerden biridir. Bu ayetlerde onun tevhid çağrısı, kavmin ileri gelenlerinin itirazları ve yoksul müminleri uzaklaştırması yönündeki baskılar ele alınır.
Hûd Suresi 25–26. Ayetler
Açık Bir Uyarıcı
Hz. Nuh kavmine açık bir uyarıcı olarak gönderildiğini bildirir. Onları yalnız Allah’a kulluk etmeye çağırır ve acı bir günün azabından korktuğunu söyler.
Açıklık Ahlakı
Hz. Nuh’un mesajı gizli ve anlaşılmaz değildir.O:
kime kulluk edileceğini,
neden uyarıldıklarını,
yanlışta ısrarın sonucunu
açıkça anlatmıştır.Peygamberlik tebliğinde belirsizlikle insanları yönetmek değil, hakikati anlaşılır biçimde bildirmek esastır.
Hûd Suresi 27. Ayet
“Sen de Bizim Gibi Bir İnsansın”
Kavminin inkârcı ileri gelenleri, Hz. Nuh’u kendileri gibi sıradan bir insan olarak gördüklerini söyler. Ona yalnız toplumun düşük görülen ve düşüncesiz sayılan kimselerinin uyduğunu ileri sürerler. Hz. Nuh ile müminlerde kendilerine üstün bir özellik görmediklerini ve onları yalancı sandıklarını belirtirler.
İnsan Olmayı Eksiklik Saymaları
Kavmi, Hz. Nuh’un insan oluşunu peygamberliğine karşı delil gibi kullanmıştır.Oysa peygamberin insan olması, mesajın insanlar tarafından yaşanabileceğini gösterir.Hz. Nuh:
acıkır,
yorulur,
ailesiyle yaşar,
kavminin baskısına uğrar,
buna rağmen kulluğunu sürdürür.
Bu yönüyle insanlara gerçek bir örnektir.
Yoksul Müminleri Küçümsemeleri
Kavmin ileri gelenleri, Hz. Nuh’a uyanların toplumda düşük görülen kişiler olmasını peygamberliğe karşı delil saymıştır.Bu tavır, onların hakikati servet ve sınıf ölçüsüyle değerlendirdiğini gösterir.Onlara göre:
zenginlerin kabul etmediği şey değersiz,
yoksulların kabul ettiği şey aşağı,
soyluların sözü doğru,
güçsüzlerin sözü önemsizdir.
Oysa Allah katında değer, servet ve toplumsal sınıfa göre belirlenmez.İman eden yoksul kişi, inkâr eden zenginden Allah katında daha değerli olabilir.
Hûd Suresi 28. Ayet
Açık Delil ve Rahmet
Hz. Nuh, Rabbinden açık bir delile sahip olması ve kendisine Allah tarafından rahmet verilmesi hâlinde, kavmi bunu göremiyorsa onları zorla kabul ettiremeyeceğini söyler.
İmanda Zorlama Olmaması
Peygamberler hakikati açıklar; fakat insanları zorla iman ettiremez.İman:
bilinç,
kabul,
kalp yönelişi
gerektirir.Zorlanan kişi dışarıdan boyun eğebilir; fakat kalbi inanmış olmayabilir.Hz. Nuh’un vazifesi mesajı ulaştırmaktır. Hidayet ise Allah’ın dilemesi ve kulun samimi yönelişiyle gerçekleşir.
Hûd Suresi 29. Ayet
Kavminden Mal İstememesi
Hz. Nuh, tebliği karşılığında kavminden mal istemediğini; ücretinin yalnız Allah’a ait olduğunu söyler. İman edenleri kovmayacağını, onların Rablerine kavuşacaklarını bildirir. Kavmini ise bilgisizce davranan bir topluluk olarak görür.
Müminleri Kovma Baskısı
Kavmin ileri gelenleri, toplumda düşük gördükleri müminlerle aynı yerde bulunmak istememiş olabilirler.Onların yaklaşımı şöyledir:Yoksulları uzaklaştırırsan seni dinleyebiliriz.Hz. Nuh ise bu şartı kabul etmemiştir.Çünkü iman topluluğu:
servete,
soya,
makama,
görünüşe
göre kurulmaz.Allah’a iman eden kişi, dünya ölçüsüne göre düşük görülse bile peygamberin meclisinden kovulamaz.
Hûd Suresi 30. Ayet
Müminleri Kovarsa Allah’a Karşı Kim Yardım Edebilir?
Hz. Nuh, iman edenleri uzaklaştırdığı takdirde Allah’a karşı kendisine kimin yardım edebileceğini sorar. Kavmini düşünmeye çağırır.
İnsanları Memnun Etmek İçin Zulmetmemek
Hz. Nuh güçlü ve zengin kişilerin desteğini kazanmak için zayıf müminleri feda etmemiştir.Bu tavır önemli bir ahlak ölçüsüdür:Güçlülerin rızasını kazanmak için güçsüzlerin hakkı çiğnenemez.Bir topluluğun büyümesi, zengin kişilerin katılması veya sayının artması uğruna adalet terk edilirse ilahî ölçü bozulur.Hz. Nuh yalnız Allah’ın yardımını esas almıştır.
Hûd Suresi 31. Ayet
Peygamberin Beşer Oluşu ve Gaybın Sınırı
Hz. Nuh, Allah’ın hazinelerinin yanında olduğunu söylemez. Gaybı bildiğini veya melek olduğunu da iddia etmez. İnsanların küçümsediği müminler için Allah’ın onlara hayır vermeyeceğini söyleyemeyeceğini açıklar. Allah’ın onların kalplerinde olanı daha iyi bildiğini belirtir.
Peygamberin Sınırı
Hz. Nuh kendisini insanüstü ve bağımsız bir güç sahibi gibi göstermemiştir.O:
Allah’ın hazinelerine sahip değildir.
Gaybı kendi başına bilmez.
Melek değildir.
İnsanların kalplerine hükmedemez.
Kimin Allah katında değersiz olduğunu kendi keyfine göre belirleyemez.
Bu sözler peygamberlik makamının doğru anlaşılması için önemlidir.Peygamber Allah’ın kuludur. Allah’ın bildirdiği ölçüde bilir ve O’nun izniyle görev yapar.
Kalplerin Bilgisi Allah’a Aittir
Kavmin ileri gelenleri, yoksul müminleri dış görünüşlerine göre küçümsemiştir.Hz. Nuh ise onların iç dünyalarını Allah’ın bildiğini söyler.İnsan başka bir kişinin:
imanının samimiyetini,
kalbindeki niyeti,
Allah katındaki derecesini
kesin biçimde bilemez.Bu nedenle dış görünüş, servet ve toplumsal konum üzerinden kesin manevi hükümler vermek doğru değildir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hûd Suresi 25–31. ayetlerde Hz. Nuh’un şu ahlakları ortaya çıkar:Açıklık: Mesajını açık biçimde ulaştırması.
Tevazu: Melek veya gaybı bilen biri olduğunu iddia etmemesi.
Adalet: Yoksul müminleri kovmayı reddetmesi.
Samimiyet: Tebliğ karşılığında mal istememesi.
Tevekkül: İnsanların desteği yerine Allah’ın yardımını esas alması.
Eşitlik: İnsanları servet ve sınıfa göre ayırmaması.Hz. Nuh’un meclisinde zenginlik üstünlük, yoksulluk ise değersizlik sebebi değildir. Gerçek değer kalpteki iman ve Allah’a bağlılıktır.
ÜÇÜNCÜ KİTAP
HZ. NUH
KİTÂBÜ’S-SABR
Uzun Tebliğ, Büyük Mücadele, Gemi ve Tufan
BİRİNCİ BÖLÜM
Kavmini Tevhide Çağırması
A‘râf Suresi 59–64
Hz. Nuh’un kıssası, peygamberlerin ortak çağrısını açık biçimde ortaya koyar:Yalnız Allah’a kulluk etmek, O’ndan başka ilah kabul etmemek ve hesap gününden sakınmak.Hz. Nuh’un temsili kitabının Sabır Kitabı olarak adlandırılmasının sebebi, onun uzun yıllar boyunca kavmini gece gündüz uyarmasına rağmen vazifesini bırakmamasıdır.
A‘râf Suresi 59. Ayet
Tevhid Çağrısının Başlaması
Allah, Hz. Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderir. Hz. Nuh onlara yalnız Allah’a kulluk etmelerini, O’ndan başka ilahları bulunmadığını bildirir. Büyük bir günün azabından korktuğunu söyleyerek kavmini uyarır.
Peygamberlerin Ortak Sözü
Hz. Nuh’un ilk çağrısı karmaşık değildir:Allah’a kulluk edin.
O’ndan başka ilah yoktur.
Hesap gününü unutmayın.Peygamberlerin vazifesi insanları kendilerine kulluğa çağırmak değildir. Onlar insanlarla Allah arasına giren ilahlar değil, Allah’ın kulları ve elçileridir.Hz. Nuh da kavminden:
kendisine tapmalarını,
mal vermelerini,
makamını büyütmelerini
istememiştir.Onun çağrısı yalnız Allah’adır.
Kavmi İçin Duyduğu Korku
Hz. Nuh, kavminin başına gelecek azaptan korktuğunu söyler.Bu korku kin veya intikam isteği değildir. Bir peygamberin kavmine duyduğu merhamettir.Gerçek uyarı:
insanları aşağılamak için değil,
felaketten korumak için,
tövbe kapısını göstermek için yapılır.
Hz. Nuh’un sert inkâr karşısında tebliğe devam etmesi, kavmini bütünüyle gözden çıkarmadığını gösterir.
A‘râf Suresi 60. Ayet
Kavmin İleri Gelenlerinin Suçlaması
Kavminin ileri gelenleri, Hz. Nuh’u açık bir sapıklık içinde gördüklerini söyler.
Hakikatin Tersine Çevrilmesi
Hz. Nuh onları putlara kulluktan kurtarmaya çağırdığı hâlde, kendisini sapıklıkla suçlamışlardır.Bu durum, bozulmuş toplumlarda ölçülerin nasıl tersine çevrilebileceğini gösterir:
Hak yol yanlış ilan edilir.
Yanlış gelenek kutsallaştırılır.
Uyarıcı kişi suçlanır.
Güçlülerin alışkanlığı gerçek kabul edilir.
Bir düşüncenin çoğunluk tarafından kabul edilmesi, onun mutlaka doğru olduğunu göstermez.Hakikatin ölçüsü insanların sayısı değil, Allah’ın bildirdiği ölçüdür.
İleri Gelenlerin Etkisi
Kur’an kıssalarında peygamberlere karşı çıkanların arasında sık sık kavmin ileri gelenleri bulunur.Çünkü hakikat çağrısı:
haksız ayrıcalıkları,
kurulu çıkar düzenini,
insanları sömürme yollarını,
sahte üstünlükleri
tehdit edebilir.Hz. Nuh’un tevhid çağrısı, yalnızca putların reddedilmesi değildir. İnsanların, başka insanları veya güçleri mutlak hâkim saymamasını da gerektirir.Bu nedenle kibirli yöneticiler ve çıkar sahipleri tevhid çağrısından rahatsız olabilir.
A‘râf Suresi 61. Ayet
Hz. Nuh’un Sakin Cevabı
Hz. Nuh, kavmine kendisinde hiçbir sapıklık bulunmadığını; âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söyler.
Hakaret Karşısında Ölçü
Hz. Nuh, kendisine yapılan suçlamaya aynı biçimde hakaret ederek cevap vermez.Sözünü açıkça söyler:
Sapık değildir.
Allah’ın elçisidir.
Vazifesi tebliğdir.
Bu tavır sabrın önemli bir yönünü gösterir.Sabır, haksız suçlama karşısında hakikati terk etmek değildir. Fakat cevap verirken ölçüyü ve ahlakı korumaktır.Hz. Nuh kendisini savunmuş, fakat kavminin hakaret diliyle konuşmamıştır.
A‘râf Suresi 62. Ayet
İlahi Mesajı Ulaştırması
Hz. Nuh, Rabbinin mesajlarını kavmine ulaştırdığını, onlara öğüt verdiğini ve Allah tarafından bildirilen, onların bilmediği gerçekleri bildiğini söyler.
Tebliğin Üç Yönü
Bu ayette Hz. Nuh’un vazifesi üç bölümde görülür:Tebliğ: Allah’ın mesajlarını eksiksiz ulaştırmak.
Nasihat: Kavmin iyiliğini isteyerek öğüt vermek.
İlahi bilgi: Allah’ın bildirdiği hakikatleri açıklamak.Peygamber kendi düşüncesini vahiy gibi sunmaz. Allah’tan aldığı mesajı insanlara ulaştırır.Hz. Nuh’un bilgisi de kendisinden kaynaklanan mutlak bir bilgi değildir. Allah’ın ona bildirdiği kadardır.
Nasihat Ahlakı
Nasihat, bir insanın hatasını yüzüne vurup onu küçültmek değildir.Gerçek nasihat:
iyiliğini istemek,
doğruyu açıklamak,
tehlikeyi haber vermek,
dönüş yolunu göstermek,
bunu samimiyetle yapmak
demektir.Hz. Nuh’un uzun yıllar boyunca kavmine öğüt vermesi, nasihatin sabır istediğini gösterir.İnsan bir sözü söylediğinde hemen karşılık görmeyebilir. Fakat doğru yöntemle ve güzel ahlakla vazifesini sürdürmelidir.
A‘râf Suresi 63. Ayet
İçlerinden Bir Uyarıcı Gelmesine Şaşmaları
Hz. Nuh, kavminin içinden bir kişi aracılığıyla kendilerine uyarı gelmesine şaşmalarını sorgular. Bu uyarının Allah’a karşı sorumluluk taşımaları ve merhamete erişmeleri için gönderildiğini açıklar.
Peygamberin İnsan Olması
Kavimler çoğu zaman peygamberin kendileri gibi bir insan olmasını küçümsemiştir.Oysa peygamberin insan olması büyük bir hikmet taşır:
İnsanların yaşadığı zorlukları bilir.
İbadeti insan olarak yaşar.
Aile, toplum ve geçim içinde örnek olur.
İnsanların uygulayabileceği bir hayat gösterir.
Melek peygamber gönderilseydi insanlar onun yaşayışını kendi hayatlarına örnek göstermekte zorlanabilirdi.Peygamber, insanlığın içinden seçilmiş bir insandır; fakat Allah’tan vahiy almasıyla diğer insanlardan ayrılır.
Uyarının Amacı
Hz. Nuh’un uyarısı üç sonuca yöneliktir:Hatırlatma: İnsanların yanlışlarını fark etmeleri.
Takva: Allah’ın sınırlarını gözetmeleri.
Rahmet: Bağışlanma ve kurtuluşa erişmeleri.İlahi uyarının amacı yalnızca korkutmak değildir. İnsanları rahmete ulaştırmaktır.Azap uyarısı, tövbe kapısının hâlâ açık bulunduğunu gösterir.
A‘râf Suresi 64. Ayet
Yalanlama, Kurtuluş ve Tufan
Kavmi Hz. Nuh’u yalanlar. Bunun üzerine Allah, Hz. Nuh’u ve gemide onunla beraber bulunanları kurtarır. Ayetleri yalanlayanları ise tufanda boğar. Onların hakikati görmek istemeyen bir topluluk oldukları bildirilir.
Yalanlama
Kavminin suçu yalnızca Hz. Nuh’un sözlerini anlamamak değildir.Onlar uzun süre boyunca:
mesajı reddetmiş,
peygamberi suçlamış,
uyarıya karşı direnmiş,
yanlışlarını sürdürmüşlerdir.
Yalanlama, hakikat açıklandıktan sonra onu bilinçli biçimde reddetmeye dönüşmüştür.
Gemi ve Kurtuluş
Gemi, Hz. Nuh kıssasında:
Allah’ın emrine itaat,
zahirî tedbir,
iman,
kurtuluş
anlamlarını taşır.Hz. Nuh yalnızca dua edip beklememiştir. Allah’ın emriyle gemiyi inşa etmiştir.Bu durum dua ile çalışma arasındaki dengeyi gösterir:Kul Allah’a güvenir, fakat üzerine düşen tedbiri de yerine getirir.Gemi tahtadan yapılmış bir araçtır; fakat kurtuluşu sağlayan asıl güç Allah’ın rahmetidir.
Körlük İfadesi
Ayette kavmin hakikate karşı körleştiği bildirilir.Bu körlük bedensel görme kaybı değildir. Kalbin hakikati görmek istememesidir.İnsan:
delilleri görüp reddedebilir,
uyarıyı duyup önemsemeyebilir,
alışkanlığını korumak için gerçeğe kapanabilir.
Bu durumda göz görse de gönül ibret almaz.
BİRİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. Nuh’un A‘râf Suresi’ndeki çağrısı şu esasları taşır:Tevhid: Yalnız Allah’a kulluk etmek.
Merhamet: Kavmi için azaptan korkmak.
Tebliğ: İlahi mesajı eksiksiz ulaştırmak.
Nasihat: İnsanların iyiliğini istemek.
Sabır: Suçlamalara rağmen vazifeyi sürdürmek.
Tedbir: Allah’ın emriyle gemiyi hazırlamak.
Kurtuluş: İman edenlerin Allah’ın rahmetiyle korunması.Hz. Nuh’un sabrı, insanlardan karşılık görmesine bağlı değildi. O, kavmi kabul etsin veya reddetsin, kendisine verilen emaneti taşımaya devam etti.
İKİNCİ BÖLÜM
Tebliğde Kararlılık ve Allah’a Tevekkül
Yunus Suresi 71–73
Yunus Suresi’nde Hz. Nuh’un kavmine karşı gösterdiği kararlı duruş anlatılır. Kavminin kendisine karşı plan kurmasına rağmen Allah’a güvendiği ve tebliği karşılığında herhangi bir ücret istemediği bildirilir.
Yunus Suresi 71. Ayet
Kavmine Açık Meydan Okuması
Hz. Nuh, kavmine kendi aralarında durumunu düşünmelerini, ortak koştukları varlıkları da çağırarak kararlarını kesinleştirmelerini söyler. Sonra kendisine karşı yapacaklarını gizlemeden uygulamalarını ve ona süre vermemelerini ister.Ardından Allah’a tevekkül ettiğini bildirir.
Korkunun Aşılması
Hz. Nuh’un bu sözü gururdan doğan bir meydan okuma değildir. Allah’a güvenen bir peygamberin kararlılığıdır.Kavminin:
hakaretleri,
tehditleri,
toplu karşı çıkışı,
kurdukları planlar
onu tebliğden vazgeçirmemiştir.Hz. Nuh, kendisini koruyan asıl gücün insanlar veya maddi imkânlar değil, Allah olduğunu bilir.
Tevekkül Nedir?
Tevekkül hiçbir tedbir almadan beklemek değildir.Tevekkül:
doğru olanı yapmak,
gerekli tedbiri almak,
sonucu Allah’a bırakmak,
insanların tehdidini Allah’ın kudretinden büyük görmemektir.
Hz. Nuh tebliğ etmiş, sabretmiş, gemiyi yapmış ve ardından Allah’a güvenmiştir.Bu sebeple tevekkül, çalışma ile teslimiyetin birleşmesidir.
Ortak Koşulanların Güçsüzlüğü
Hz. Nuh, kavmine ortak koştukları varlıklarla birlikte bütün planlarını uygulamalarını söylemiştir.Bu söz, sahte ilahların gerçek bir güce sahip olmadığını göstermektedir.İnsanlar:
putları,
liderleri,
serveti,
çoğunluğu,
kendi güçlerini
mutlaklaştırabilir.Fakat bütün güçler Allah’ın hükmü altındadır.Allah dilemedikçe hiçbir varlık bağımsız biçimde zarar veya fayda veremez.
Yunus Suresi 72. Ayet
Tebliğ Karşılığında Ücret İstememesi
Hz. Nuh, kavmi kendisinden yüz çevirirse onlardan hiçbir ücret istemediğini söyler. Karşılığının yalnız Allah’a ait olduğunu ve Müslümanlardan olmakla emrolunduğunu bildirir.
Peygamberlik ve Menfaat
Hz. Nuh’un tebliği:
maddi kazanç,
makam,
övgü,
yönetim arzusu
üzerine kurulmamıştır.Kavminden ücret istememesi, mesajının samimiyetini gösterir.Peygamber, tebliği bir ticarete dönüştürmez. İnsanları kendisine bağımlı hâle getirmek için dini kullanmaz.Onun karşılığı Allah katındadır.
Teslimiyet Ahlakı
Hz. Nuh, teslim olanlardan olmakla emredildiğini söyler.İslam kelimesinin temelinde:
Allah’a teslimiyet,
O’nun hükmünü kabul etmek,
kalbi sahte ilahlardan arındırmak
bulunur.Hz. Nuh’un çağrısı, Hz. Muhammed’den önce yaşamış olsa da özünde Allah’a teslimiyet çağrısıdır.Bütün peygamberlerin dini, temelinde tevhid ve teslimiyettir.
Yunus Suresi 73. Ayet
Yalanlama ve Kurtuluş
Kavmi Hz. Nuh’u yalanlar. Allah onu ve gemide onunla beraber olanları kurtarır. Onları yeryüzünde devam eden nesiller hâline getirir. Ayetleri yalanlayanlar ise boğulur.
Yeni Bir Başlangıç
Tufandan sonra kurtulanlar, insanlığın yeni dönemini başlatır.Gemi yalnızca ölümden kurtuluş değildir. Aynı zamanda:
yeni bir hayat,
yeni bir toplum,
imanın yeniden kök salması,
sorumluluğun devamı
anlamına gelir.Kurtuluş, insana yeni bir emanet yükler. Felaketten kurtulan kişi geçmişten ders almalı ve aynı bozulmayı yeniden üretmemelidir.
İKİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Yunus Suresi’ndeki Hz. Nuh kıssası şu ahlakları öğretir:
Tehdit karşısında Allah’a güvenmek.
Tebliği maddi menfaate dönüştürmemek.
İnsanların kabulünü değil Allah’ın rızasını aramak.
Tedbir aldıktan sonra sonucu Allah’a bırakmak.
Kurtuluşu yeni bir sorumluluk olarak görmek.
Hz. Nuh’un gücü kavminin desteğinden değil, Allah’a teslimiyetinden gelmiştir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Peygamberlik Görevi ve Kavmin İtirazları
Hûd Suresi 25–31
Hûd Suresi, Hz. Nuh’un kıssasını en ayrıntılı biçimde anlatan bölümlerden biridir. Bu ayetlerde onun tevhid çağrısı, kavmin ileri gelenlerinin itirazları ve yoksul müminleri uzaklaştırması yönündeki baskılar ele alınır.
Hûd Suresi 25–26. Ayetler
Açık Bir Uyarıcı
Hz. Nuh kavmine açık bir uyarıcı olarak gönderildiğini bildirir. Onları yalnız Allah’a kulluk etmeye çağırır ve acı bir günün azabından korktuğunu söyler.
Açıklık Ahlakı
Hz. Nuh’un mesajı gizli ve anlaşılmaz değildir.O:
kime kulluk edileceğini,
neden uyarıldıklarını,
yanlışta ısrarın sonucunu
açıkça anlatmıştır.Peygamberlik tebliğinde belirsizlikle insanları yönetmek değil, hakikati anlaşılır biçimde bildirmek esastır.
Hûd Suresi 27. Ayet
“Sen de Bizim Gibi Bir İnsansın”
Kavminin inkârcı ileri gelenleri, Hz. Nuh’u kendileri gibi sıradan bir insan olarak gördüklerini söyler. Ona yalnız toplumun düşük görülen ve düşüncesiz sayılan kimselerinin uyduğunu ileri sürerler. Hz. Nuh ile müminlerde kendilerine üstün bir özellik görmediklerini ve onları yalancı sandıklarını belirtirler.
İnsan Olmayı Eksiklik Saymaları
Kavmi, Hz. Nuh’un insan oluşunu peygamberliğine karşı delil gibi kullanmıştır.Oysa peygamberin insan olması, mesajın insanlar tarafından yaşanabileceğini gösterir.Hz. Nuh:
acıkır,
yorulur,
ailesiyle yaşar,
kavminin baskısına uğrar,
buna rağmen kulluğunu sürdürür.
Bu yönüyle insanlara gerçek bir örnektir.
Yoksul Müminleri Küçümsemeleri
Kavmin ileri gelenleri, Hz. Nuh’a uyanların toplumda düşük görülen kişiler olmasını peygamberliğe karşı delil saymıştır.Bu tavır, onların hakikati servet ve sınıf ölçüsüyle değerlendirdiğini gösterir.Onlara göre:
zenginlerin kabul etmediği şey değersiz,
yoksulların kabul ettiği şey aşağı,
soyluların sözü doğru,
güçsüzlerin sözü önemsizdir.
Oysa Allah katında değer, servet ve toplumsal sınıfa göre belirlenmez.İman eden yoksul kişi, inkâr eden zenginden Allah katında daha değerli olabilir.
Hûd Suresi 28. Ayet
Açık Delil ve Rahmet
Hz. Nuh, Rabbinden açık bir delile sahip olması ve kendisine Allah tarafından rahmet verilmesi hâlinde, kavmi bunu göremiyorsa onları zorla kabul ettiremeyeceğini söyler.
İmanda Zorlama Olmaması
Peygamberler hakikati açıklar; fakat insanları zorla iman ettiremez.İman:
bilinç,
kabul,
kalp yönelişi
gerektirir.Zorlanan kişi dışarıdan boyun eğebilir; fakat kalbi inanmış olmayabilir.Hz. Nuh’un vazifesi mesajı ulaştırmaktır. Hidayet ise Allah’ın dilemesi ve kulun samimi yönelişiyle gerçekleşir.
Hûd Suresi 29. Ayet
Kavminden Mal İstememesi
Hz. Nuh, tebliği karşılığında kavminden mal istemediğini; ücretinin yalnız Allah’a ait olduğunu söyler. İman edenleri kovmayacağını, onların Rablerine kavuşacaklarını bildirir. Kavmini ise bilgisizce davranan bir topluluk olarak görür.
Müminleri Kovma Baskısı
Kavmin ileri gelenleri, toplumda düşük gördükleri müminlerle aynı yerde bulunmak istememiş olabilirler.Onların yaklaşımı şöyledir:Yoksulları uzaklaştırırsan seni dinleyebiliriz.Hz. Nuh ise bu şartı kabul etmemiştir.Çünkü iman topluluğu:
servete,
soya,
makama,
görünüşe
göre kurulmaz.Allah’a iman eden kişi, dünya ölçüsüne göre düşük görülse bile peygamberin meclisinden kovulamaz.
Hûd Suresi 30. Ayet
Müminleri Kovarsa Allah’a Karşı Kim Yardım Edebilir?
Hz. Nuh, iman edenleri uzaklaştırdığı takdirde Allah’a karşı kendisine kimin yardım edebileceğini sorar. Kavmini düşünmeye çağırır.
İnsanları Memnun Etmek İçin Zulmetmemek
Hz. Nuh güçlü ve zengin kişilerin desteğini kazanmak için zayıf müminleri feda etmemiştir.Bu tavır önemli bir ahlak ölçüsüdür:Güçlülerin rızasını kazanmak için güçsüzlerin hakkı çiğnenemez.Bir topluluğun büyümesi, zengin kişilerin katılması veya sayının artması uğruna adalet terk edilirse ilahî ölçü bozulur.Hz. Nuh yalnız Allah’ın yardımını esas almıştır.
Hûd Suresi 31. Ayet
Peygamberin Beşer Oluşu ve Gaybın Sınırı
Hz. Nuh, Allah’ın hazinelerinin yanında olduğunu söylemez. Gaybı bildiğini veya melek olduğunu da iddia etmez. İnsanların küçümsediği müminler için Allah’ın onlara hayır vermeyeceğini söyleyemeyeceğini açıklar. Allah’ın onların kalplerinde olanı daha iyi bildiğini belirtir.
Peygamberin Sınırı
Hz. Nuh kendisini insanüstü ve bağımsız bir güç sahibi gibi göstermemiştir.O:
Allah’ın hazinelerine sahip değildir.
Gaybı kendi başına bilmez.
Melek değildir.
İnsanların kalplerine hükmedemez.
Kimin Allah katında değersiz olduğunu kendi keyfine göre belirleyemez.
Bu sözler peygamberlik makamının doğru anlaşılması için önemlidir.Peygamber Allah’ın kuludur. Allah’ın bildirdiği ölçüde bilir ve O’nun izniyle görev yapar.
Kalplerin Bilgisi Allah’a Aittir
Kavmin ileri gelenleri, yoksul müminleri dış görünüşlerine göre küçümsemiştir.Hz. Nuh ise onların iç dünyalarını Allah’ın bildiğini söyler.İnsan başka bir kişinin:
imanının samimiyetini,
kalbindeki niyeti,
Allah katındaki derecesini
kesin biçimde bilemez.Bu nedenle dış görünüş, servet ve toplumsal konum üzerinden kesin manevi hükümler vermek doğru değildir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hûd Suresi 25–31. ayetlerde Hz. Nuh’un şu ahlakları ortaya çıkar:Açıklık: Mesajını açık biçimde ulaştırması.
Tevazu: Melek veya gaybı bilen biri olduğunu iddia etmemesi.
Adalet: Yoksul müminleri kovmayı reddetmesi.
Samimiyet: Tebliğ karşılığında mal istememesi.
Tevekkül: İnsanların desteği yerine Allah’ın yardımını esas alması.
Eşitlik: İnsanları servet ve sınıfa göre ayırmaması.Hz. Nuh’un meclisinde zenginlik üstünlük, yoksulluk ise değersizlik sebebi değildir. Gerçek değer kalpteki iman ve Allah’a bağlılıktır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Tartışmanın Sonu ve Azap Talebi
Hûd Suresi 32–35
Hz. Nuh’un kavmi, uzun süren tebliğin ardından hakikati araştırmak yerine tartışmayı sürdürmüş ve sonunda kendilerine bildirilen azabın getirilmesini istemiştir. Bu ayetler, inkârda ısrar eden kişinin nasihati nasıl meydan okumaya dönüştürebildiğini gösterir.
Hûd Suresi 32. Ayet
“Bizimle Çok Tartıştın”
Kavmi Hz. Nuh’a, kendileriyle tartıştığını ve bu tartışmayı çok uzattığını söyler. Doğru söylüyorsa kendilerini tehdit ettiği azabı getirmesini isterler.
Tebliğin Tartışma Gibi Görülmesi
Hz. Nuh’un amacı kavmiyle sonuçsuz bir çekişmeye girmek değildir. O:
Allah’ın birliğini açıklamış,
putların fayda veremeyeceğini bildirmiş,
insanları tövbeye çağırmış,
yaklaşan tehlike konusunda uyarmıştır.
Fakat hakikati kabul etmek istemeyenler, öğüdü tartışma olarak değerlendirmiştir.Bir insan doğru sözü duymak istemediğinde, kendisine yapılan samimi uyarıyı:
baskı,
suçlama,
çekişme,
huzursuzluk verme
gibi algılayabilir.Bu durum uyarının yanlış olduğunu değil, kalbin ona kapandığını gösterebilir.
Azabı İstemeleri
Kavminin:“Doğru söylüyorsan bize vaat ettiğini getir.”anlamındaki sözü, inkârın meydan okumaya dönüştüğünü gösterir.İnsan azabı görmeden önce onu küçümseyebilir. Fakat azap geldiğinde iman etmek için verilen zaman sona erebilir.Peygamberler azabı getirmekle görevli değildir. Onların vazifesi:
uyarmak,
tövbeye çağırmak,
kurtuluş yolunu göstermek
ve Allah’ın hükmünü bildirmektir.
Hûd Suresi 33. Ayet
Azabı Yalnız Allah Getirir
Hz. Nuh, kendilerine bildirilen azabı ancak Allah’ın dilemesi hâlinde getireceğini açıklar. Böyle bir durumda kavminin Allah’ın hükmünden kaçamayacağını bildirir.
Peygamberin Kudret Sınırı
Hz. Nuh kendisini azabı yöneten bağımsız bir güç gibi göstermemiştir.O:
azabın vaktini belirlemez,
tabiat olaylarını kendi kudretiyle başlatmaz,
insanlara dilediği gibi ceza vermez.
Hüküm yalnız Allah’a aittir.Bu, peygamberlerin kulluk makamını koruyan önemli bir ölçüdür. Peygamberler Allah’ın elçileridir; Allah’ın yetkilerine ortak değildir.
Kaçışın Mümkün Olmaması
Allah’ın kesin hükmü geldiğinde hiçbir maddi güç insanı O’ndan bağımsız biçimde koruyamaz.Kavmin:
kalabalığı,
önderleri,
serveti,
alıştıkları düzen,
taptıkları putlar
tufan karşısında fayda vermeyecektir.İnsan tedbir almakla yükümlüdür; ancak tedbirleri mutlak kurtarıcı saymamalıdır.
Hûd Suresi 34. Ayet
Nasihatin Fayda Vermemesi
Hz. Nuh, Allah onların sapıklıkta kalmalarını dilemişse ne kadar öğüt vermek istese de nasihatinin fayda sağlamayacağını söyler. Rablerinin Allah olduğunu ve sonunda O’na döndürüleceklerini bildirir.
Hidayetin Allah’a Ait Olması
Peygamberin vazifesi tebliğdir; insanların kalplerini zorla değiştirmek değildir.Hz. Nuh:
en güzel sözü söyleyebilir,
tekrar tekrar uyarabilir,
bütün samimiyetiyle kurtuluşlarını isteyebilir.
Fakat insan hakikati bilinçli biçimde reddetmekte ısrar ederse, peygamber onu zorla iman ettiremez.Bu durum tebliğ yapan kişiye de bir sınır öğretir:Vazife doğruyu ulaştırmaktır; kalpler üzerinde mutlak hüküm kurmak değildir.
Allah’a Dönüş
Kavmi Hz. Nuh’un uyarısını reddetse de sonunda Allah’ın huzuruna döndürülecektir.Dünya hayatında insan:
hesap vermeyeceğini,
gücünün kalıcı olduğunu,
yaptığı zulmün unutulacağını
sanabilir.Fakat ölüm, bütün insanların dünya makamlarını ortadan kaldırır ve onları Allah’ın hükmüne götürür.
Hûd Suresi 35. Ayet
Vahyin Uydurulduğu İddiası
Ayet, vahyin uydurulduğunu söyleyenlere karşı, onu uyduran kişinin günahının kendisine ait olacağını; peygamberin ise onların işlediği suçlardan uzak olduğunu bildirir.
İftira Karşısında Sorumluluk
Peygamberin vahyi kendisinin oluşturduğu iddiası, tebliği etkisizleştirmek için kullanılan ağır bir suçlamadır.Bu ayet şu ölçüyü ortaya koyar:
Her insan kendi sözünün sorumluluğunu taşır.
İftirada bulunan kişi iftirasının günahını yüklenir.
Peygamber başkasının inkârından sorumlu tutulmaz.
Hakikat, insanların suçlamasıyla değişmez.
Hz. Nuh kendisine düşen vazifeyi yerine getirmiştir. Kavminin tercihi ise kendilerine aittir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Bu ayetlerde Hz. Nuh’un sabrı ile kavminin ısrarı karşı karşıya gelir:Hz. Nuh nasihat eder; onlar tartışma sayar.
Hz. Nuh uyarır; onlar azabı ister.
Hz. Nuh Allah’ın hükmünü bildirir; onlar kendi güçlerine güvenir.
Hz. Nuh tebliğini tamamlar; sorumluluklarını kendilerine bırakır.Sabır, insanların mutlaka değişmesini sağlamak değildir. Sabır, sonuç görülmese bile doğru vazifeyi Allah’ın rızası için sürdürmektir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Vahyin Son Bildirimi ve Geminin İnşası
Hûd Suresi 36–39
Kavminin uzun süre devam eden inkârından sonra Hz. Nuh’a, artık daha önce iman edenlerin dışında kimsenin iman etmeyeceği vahyedilir. Ardından Allah’ın gözetimi altında gemiyi yapması emredilir.Bu aşamayla birlikte sözlü uyarı dönemi, ilahî hükmün uygulanacağı hazırlık dönemine dönüşür.
Hûd Suresi 36. Ayet
Artık Yeni Bir İman Eden Olmayacak
Hz. Nuh’a, daha önce iman etmiş olanların dışında kavminden başka kimsenin iman etmeyeceği bildirilir. Onların yaptıkları sebebiyle üzülmemesi istenir.
Uzun Tebliğin Ardından Gelen Hüküm
Hz. Nuh’un kavmi bir anda cezalandırılmamıştır.Onlara:
uzun süre öğüt verilmiş,
açık deliller sunulmuş,
gece ve gündüz çağrıda bulunulmuş,
tövbe imkânı tanınmıştır.
İlahî hüküm, bütün bu uyarıların ardından gelmiştir.Bu sebeple tufan, düşünmeden verilen ani bir ceza değil; uzun süren inkârın ve zulmün sonucudur.
Peygamberin Üzüntüsü
Allah’ın Hz. Nuh’a üzülmemesini bildirmesi, onun kavmi için derin bir üzüntü taşıdığını gösterir.Peygamber, insanların inkârından memnun olmaz. Onların helakini kişisel bir intikam olarak istemez.Hz. Nuh’un sabrı yalnız hakaretlere dayanmak değildir. Aynı zamanda kurtuluşlarını istediği insanların sürekli yüz çevirmesinin acısını taşımaktır.
Merhametin Sınırı
Merhamet, kötülüğü sonsuza kadar sonuçsuz bırakmak anlamına gelmez.Bir toplum:
zulümde ısrar eder,
bütün uyarıları reddeder,
hakikati susturmaya çalışır,
iyiliğe dönüş kapısını kendi eliyle kapatırsa
adalet hükmü ortaya çıkar.Allah’ın rahmeti geniş, hükmü ise adildir.
Hûd Suresi 37. Ayet
Gemiyi Allah’ın Gözetimi Altında Yapmak
Hz. Nuh’a, Allah’ın gözetimi ve vahyi doğrultusunda gemiyi yapması emredilir. Zulmedenler hakkında artık bağışlanma talebinde bulunmaması istenir; onların boğulacağı bildirilir.
Gemi Yapma Emri
Hz. Nuh’un kurtuluşu yalnız beklemekle gerçekleşmemiştir. Allah ona somut bir görev vermiştir:Gemiyi yap.Bu emir:
iman,
çalışma,
planlama,
emek,
sabır
gerektirir.Hz. Nuh tufanın henüz görünür bir işareti yokken gemiyi yapmaya başlamıştır. Bu, vahye güvenin davranışa dönüşmesidir.
Allah’ın Gözetimi
Geminin Allah’ın gözetimi altında yapılması, Hz. Nuh’un yalnız bırakılmadığını gösterir.Bu gözetim:
korunma,
yönlendirme,
vahiy ile öğretme,
işin doğru biçimde tamamlanmasını sağlama
anlamlarını taşır.Hz. Nuh çalışmıştır; fakat başarısını yalnız kendi becerisine bağlamamıştır.Kul gayret eder, Allah yardım eder.
Zulmedenler Hakkında Söz Söylememesi
Hz. Nuh’a, zulmedenler hakkında artık kendisine başvurmaması bildirilir.Bu emir, ilahî hükmün kesinleştiğini gösterir.Daha önce:
çağrı,
uyarı,
tövbe,
bağışlanma
kapısı açıktı.Fakat inkâr ve zulüm kesinleştiğinde hüküm aşamasına geçilmiştir.Bu, tövbenin geciktirilmemesi gerektiğini öğretir. İnsan, dönüş fırsatının sonsuza kadar açık kalacağını zannetmemelidir.
Hûd Suresi 38. Ayet
Kavmin Alay Etmesi
Hz. Nuh gemiyi yaparken kavminin ileri gelenleri yanından geçtikçe onunla alay eder. Hz. Nuh, onların kendisiyle alay ettiği gibi ileride kendilerinin de alaylarının sonucunu göreceklerini söyler.
Görünmeyen Tehlikeye Karşı Hazırlık
Kavmi tufanı görmediği için gemiyi anlamsız bulmuştur.Onlara göre:
ortada su yoktur,
gemiye ihtiyaç bulunmamaktadır,
Hz. Nuh boş bir işle uğraşmaktadır.
Fakat Hz. Nuh görünene değil, Allah’ın haberine güvenmiştir.İnsan bazen henüz gerçekleşmemiş bir tehlikeye karşı tedbir aldığı için küçümsenebilir. Ancak gerçek bilgiye dayanan tedbir, alay sebebi değil hikmettir.
Alay Karşısında Sabır
Hz. Nuh gemiyi bırakıp kavmiyle sonuçsuz çekişmeye girmemiştir.O:
çalışmaya devam etmiş,
görevini sürdürmüş,
alayın kendisini durdurmasına izin vermemiştir.
Bu, Sabır Kitabı’nın en güçlü sahnelerinden biridir.Sabır, insanların söylediklerine takılıp vazifeyi bırakmamak; doğru olduğu bilinen işi sessizce tamamlamaktır.
Alayın Ahlaki Tehlikesi
İnsan anlamadığı bir şeyi hemen küçümsememelidir.Kavmin alayı:
bilgisizlik,
kibir,
çoğunluk güveni,
peygambere karşı önyargı
üzerine kuruludur.Alay, delil değildir. Bir düşünceyi gülünç göstermek, onun yanlış olduğunu kanıtlamaz.Hakikat bazen ilk bakışta toplumun alışkanlıklarına aykırı görünebilir.
Hûd Suresi 39. Ayet
Alçaltıcı Azabı Kimin Yaşayacağının Bilinmesi
Hz. Nuh, kavminin kısa süre içinde alçaltıcı azabın kime geleceğini ve kalıcı azabın kimin üzerine ineceğini bileceğini bildirir.
Sonuçların Ortaya Çıkması
Dünya hayatında yanlış davranış geçici olarak güçlü görünebilir.Kavmin ileri gelenleri:
kalabalıktır,
güçlüdür,
Hz. Nuh’la alay edebilmektedir.
Hz. Nuh ve müminler ise zayıf ve az görünür.Fakat hak ile bâtılın sonucu yalnız o anki güç dengesine göre belirlenmez.İlahî hüküm geldiğinde:
alay edenlerin güçsüzlüğü,
iman edenlerin kurtuluşu,
vahyin doğruluğu
ortaya çıkacaktır.
BEŞİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Bu bölümde Sabır Kitabı’nın temel ahlakı davranış hâline gelir:Hz. Nuh uzun süre tebliğ eder.
İman etmeyecekleri bildirildiğinde hükme teslim olur.
Gemiyi Allah’ın emriyle yapar.
Alaylara rağmen çalışmayı bırakmaz.
Kurtuluş için dua ile birlikte tedbir alır.Gemi, sabrın tahtalarla kurulmuş hâlidir. Her parçası, görünmeyen ilahî vaade duyulan güveni ve yıllarca süren emeği temsil eder.
ALTINCI BÖLÜM
Tufanın Başlaması ve Gemiye Biniş
Hûd Suresi 40–41
Geminin yapımı tamamlandıktan sonra Allah’ın emri gelir ve tufanın işaretleri ortaya çıkmaya başlar. Hz. Nuh’a iman edenleri, ailesinden haklarında hüküm verilmemiş olanları ve canlılardan çiftler hâlinde gemiye alması emredilir.
Hûd Suresi 40. Ayet
İlahi Emrin Gelmesi
Allah’ın emri gelip tufanın işareti ortaya çıktığında Hz. Nuh’a her canlıdan birer çift, ailesinden haklarında hüküm verilmemiş olanlar ve iman edenlerin gemiye alınması bildirilir.Hz. Nuh’la birlikte iman edenlerin sayısının az olduğu belirtilir.
Kurtuluş Hazırlığının Tamamlanması
Tufan başladığında gemi henüz yapılmaya başlanmamıştır. Gemi önceden hazırlanmıştır.Bu durum tedbirin zamanında alınmasının önemini gösterir.Tehlike başladıktan sonra:
gemi yapmak,
uzun hazırlığa girişmek,
geçmişteki fırsatları geri getirmek
mümkün olmayabilir.İnsan manevi hayatında da iyiliği ve tövbeyi sürekli ertelememelidir.
Canlılardan Çiftlerin Alınması
Gemide canlı türlerinden çiftlerin bulunması, tufanın ardından hayatın devam etmesine yönelik bir koruma tedbiridir.Bu, peygamberlik sorumluluğunun yalnız insanlarla sınırlı olmayan bir yönünü düşündürür.Hz. Nuh’un gemisi:
insanları,
hayvanları,
hayatın devamını
koruyan bir rahmet vesilesidir.İnsan yeryüzünde yalnız kendisinin değil, diğer canlıların da korunmasından sorumludur.
Aileden Olmak Tek Başına Yetmez
Hz. Nuh’a ailesinden haklarında hüküm verilmiş olanların dışında kalanları gemiye alması emredilir.Bu ifade, soy bağının iman olmadan tek başına kurtuluş sağlamadığını gösterir.Peygamber ailesinden olmak büyük bir yakınlık olsa da insanın kendi tercihini ortadan kaldırmaz.Gerçek bağ:
iman,
itaat,
güzel ahlak
ile kurulur.Bu hakikat ilerleyen ayetlerde Hz. Nuh’un oğluyla yaşadığı imtihanda daha açık biçimde görülecektir.
İman Edenlerin Azlığı
Hz. Nuh’la beraber iman edenlerin az olması, hakikatin değerinin sayı ile belirlenmediğini gösterir.Uzun yıllar süren tebliğe rağmen az kişi iman etmiştir. Fakat bu durum Hz. Nuh’un başarısız olduğu anlamına gelmez.Peygamberin başarısı:
kaç kişinin kendisine uyduğu,
ne kadar güçlü bir topluluk kurduğu,
dünya hâkimiyeti elde edip etmediği
ile ölçülmez.Başarı, Allah’ın verdiği görevi sadakatle yerine getirmektir.
Hûd Suresi 41. Ayet
“Onun Yürümesi de Durması da Allah’ın Adıyladır”
Hz. Nuh gemiye bineceklere, onun hareketinin ve durmasının Allah’ın adıyla olduğunu söyleyerek binmelerini emreder. Rabbinin çok bağışlayan ve çok merhamet eden olduğunu bildirir.
Allah’ın Adıyla Başlamak
Hz. Nuh kurtuluş aracına güvenirken aracın kendisini mutlaklaştırmamıştır.Gemi vardır; fakat:
onu yüzdüren suyun düzenini yaratan,
tufan içinde koruyan,
doğru yere ulaştıran
Allah’tır.Bu sebeple yolculuk Allah’ın adıyla başlar.İnsan sebepleri kullanmalı, fakat sonucu sebeplerden bağımsız olarak Allah’ın kudretine bağlamalıdır.
Hareket ve Duruş
Geminin hareketi de durması da Allah’ın izniyledir.Bu söz, insan hayatının bütün yolculuklarına uygulanabilecek bir teslimiyet taşır:
başlamak,
ilerlemek,
beklemek,
durmak,
sonuca ulaşmak
Allah’ın bilgisi ve hükmü altındadır.Kul üzerine düşeni yapar; yolun güvenliğini Rabbine emanet eder.
Bağışlama ve Merhametin Anılması
Tufan gibi büyük bir felaket başlarken Hz. Nuh’un Allah’ı bağışlayan ve merhamet eden sıfatlarıyla anması dikkat çekicidir.Bu, kurtuluşun yalnız insanın ameliyle kazanılmış bir hak olmadığını gösterir.İman edenler:
gemiye binmiş,
peygambere uymuş,
tedbir almışlardır.
Fakat nihai kurtuluş Allah’ın merhametiyledir.
ALTINCI BÖLÜMÜN ÖZÜ
Tufan başladığında hakikat açık biçimde ortaya çıkmıştır:
Gemi önceden hazırlanmıştır.
İman edenler azdır.
Soy bağı tek başına kurtarmamıştır.
Canlı hayat korunmuştur.
Yolculuk Allah’ın adıyla başlamıştır.
Kurtuluş Allah’ın bağışlama ve merhametine bağlanmıştır.
Tevekkül, gemisiz tufana girmek değildir. Gemiyi Allah’ın emriyle yapmak, ona binmek ve onu yüzdürenin Allah olduğunu bilmektir.
YEDİNCİ BÖLÜM
Dağlar Gibi Dalgalar ve Oğul İmtihanı
Hûd Suresi 42–43
Gemi, dağlar gibi yükselen dalgalar arasında hareket etmeye başlar. Bu sırada Hz. Nuh, kendilerinden ayrı bir yerde bulunan oğluna seslenir ve onu gemiye davet eder.Bu sahne, Hz. Nuh’un peygamberlik sabrının yanında babalık merhametinin de en ağır biçimde sınandığı andır.
Hûd Suresi 42. Ayet
Babanın Son Çağrısı
Hz. Nuh oğluna:“Yavrucuğum, bizimle birlikte bin; inkârcılarla beraber olma.”anlamında seslenir.
Merhamet Dili
Hz. Nuh, oğlunun inkârcılarla beraber bulunmasına rağmen ona öfke ve hakaret diliyle seslenmez.“Yavrucuğum” anlamı taşıyan şefkatli bir hitap kullanır.Bu, uyarının son ana kadar merhametle yapılabileceğini gösterir.Hz. Nuh oğlunu:
küçümsememiş,
bütünüyle terk etmemiş,
kurtuluş kapısını göstermeye devam etmiştir.
Ancak sevgi, hakikat ölçüsünü değiştirmemiştir. Oğluna inkârcılarla beraber olmamasını açıkça söylemiştir.
Hûd Suresi 43. Ayet
Dağa Sığınma Düşüncesi
Oğlu, kendisini sudan koruyacak bir dağa sığınacağını söyler.Hz. Nuh ise o gün Allah’ın hükmünden, Allah’ın merhamet ettiği kişiler dışında kimsenin korunamayacağını bildirir.Aralarına dalga girer ve oğlu boğulanlardan olur.
Sebepleri Mutlaklaştırmak
Hz. Nuh’un oğlu dağa güvenmiştir.Normal şartlarda dağ:
yüksek,
güçlü,
selden korunmaya uygun
görünebilir.Fakat olağanüstü ilahî hüküm karşısında dağ da koruma sağlayamamıştır.Bu, sebepleri kullanmanın yanlış olduğunu değil, sebepleri Allah’tan bağımsız kurtarıcı saymanın yanlışlığını gösterir.Dağ bir sebeptir; Allah ise sebeplerin yaratıcısıdır.
Yakınlığın Kurtarmaması
Hz. Nuh’un oğlu, bir peygamberin öz oğludur. Fakat iman etmediği ve çağrıya uymadığı için bu soy bağı onu kurtarmamıştır.Bu kıssa şu temel ölçüyü ortaya koyar:İnsan başkasının imanıyla kurtulamaz; kendi tercihinden sorumludur.Peygamberin sevgisi büyüktür, fakat ilahî adalet kişisel yakınlığa göre değişmez.
Dalgaların Ayırması
Hz. Nuh ile oğlu arasına giren dalga yalnızca bedensel bir ayrılığı değil, imanla inkâr arasındaki ayrılığı da görünür hâle getirir.Tufan gelmeden önce aynı aile içinde bulunabilirlerdi. Fakat karar anında yolları ayrılmıştır:Hz. Nuh vahye güvenerek gemiye binmiştir.
Oğlu kendi görüşüne güvenerek dağa yönelmiştir.Sonuç, tercihlerin farkını ortaya çıkarmıştır.
YEDİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. Nuh’un oğluyla yaşadığı imtihan şu gerçekleri öğretir:
Peygamber merhametle son ana kadar çağırır.
Sevgi, hakikati değiştirmez.
Soy bağı iman yerine geçmez.
Maddi güç Allah’ın hükmünden bağımsız koruma sağlayamaz.
Her insan kendi seçiminin sorumluluğunu taşır.
Sabır Kitabı’nın en ağır sayfası, Hz. Nuh’un yalnız kavminin inkârına değil, kendi oğlunun yüz çevirmesine de dayanmasıdır.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Tartışmanın Sonu ve Azap Talebi
Hûd Suresi 32–35
Hz. Nuh’un kavmi, uzun süren tebliğin ardından hakikati araştırmak yerine tartışmayı sürdürmüş ve sonunda kendilerine bildirilen azabın getirilmesini istemiştir. Bu ayetler, inkârda ısrar eden kişinin nasihati nasıl meydan okumaya dönüştürebildiğini gösterir.
Hûd Suresi 32. Ayet
“Bizimle Çok Tartıştın”
Kavmi Hz. Nuh’a, kendileriyle tartıştığını ve bu tartışmayı çok uzattığını söyler. Doğru söylüyorsa kendilerini tehdit ettiği azabı getirmesini isterler.
Tebliğin Tartışma Gibi Görülmesi
Hz. Nuh’un amacı kavmiyle sonuçsuz bir çekişmeye girmek değildir. O:
Allah’ın birliğini açıklamış,
putların fayda veremeyeceğini bildirmiş,
insanları tövbeye çağırmış,
yaklaşan tehlike konusunda uyarmıştır.
Fakat hakikati kabul etmek istemeyenler, öğüdü tartışma olarak değerlendirmiştir.Bir insan doğru sözü duymak istemediğinde, kendisine yapılan samimi uyarıyı:
baskı,
suçlama,
çekişme,
huzursuzluk verme
gibi algılayabilir.Bu durum uyarının yanlış olduğunu değil, kalbin ona kapandığını gösterebilir.
Azabı İstemeleri
Kavminin:“Doğru söylüyorsan bize vaat ettiğini getir.”anlamındaki sözü, inkârın meydan okumaya dönüştüğünü gösterir.İnsan azabı görmeden önce onu küçümseyebilir. Fakat azap geldiğinde iman etmek için verilen zaman sona erebilir.Peygamberler azabı getirmekle görevli değildir. Onların vazifesi:
uyarmak,
tövbeye çağırmak,
kurtuluş yolunu göstermek
ve Allah’ın hükmünü bildirmektir.
Hûd Suresi 33. Ayet
Azabı Yalnız Allah Getirir
Hz. Nuh, kendilerine bildirilen azabı ancak Allah’ın dilemesi hâlinde getireceğini açıklar. Böyle bir durumda kavminin Allah’ın hükmünden kaçamayacağını bildirir.
Peygamberin Kudret Sınırı
Hz. Nuh kendisini azabı yöneten bağımsız bir güç gibi göstermemiştir.O:
azabın vaktini belirlemez,
tabiat olaylarını kendi kudretiyle başlatmaz,
insanlara dilediği gibi ceza vermez.
Hüküm yalnız Allah’a aittir.Bu, peygamberlerin kulluk makamını koruyan önemli bir ölçüdür. Peygamberler Allah’ın elçileridir; Allah’ın yetkilerine ortak değildir.
Kaçışın Mümkün Olmaması
Allah’ın kesin hükmü geldiğinde hiçbir maddi güç insanı O’ndan bağımsız biçimde koruyamaz.Kavmin:
kalabalığı,
önderleri,
serveti,
alıştıkları düzen,
taptıkları putlar
tufan karşısında fayda vermeyecektir.İnsan tedbir almakla yükümlüdür; ancak tedbirleri mutlak kurtarıcı saymamalıdır.
Hûd Suresi 34. Ayet
Nasihatin Fayda Vermemesi
Hz. Nuh, Allah onların sapıklıkta kalmalarını dilemişse ne kadar öğüt vermek istese de nasihatinin fayda sağlamayacağını söyler. Rablerinin Allah olduğunu ve sonunda O’na döndürüleceklerini bildirir.
Hidayetin Allah’a Ait Olması
Peygamberin vazifesi tebliğdir; insanların kalplerini zorla değiştirmek değildir.Hz. Nuh:
en güzel sözü söyleyebilir,
tekrar tekrar uyarabilir,
bütün samimiyetiyle kurtuluşlarını isteyebilir.
Fakat insan hakikati bilinçli biçimde reddetmekte ısrar ederse, peygamber onu zorla iman ettiremez.Bu durum tebliğ yapan kişiye de bir sınır öğretir:Vazife doğruyu ulaştırmaktır; kalpler üzerinde mutlak hüküm kurmak değildir.
Allah’a Dönüş
Kavmi Hz. Nuh’un uyarısını reddetse de sonunda Allah’ın huzuruna döndürülecektir.Dünya hayatında insan:
hesap vermeyeceğini,
gücünün kalıcı olduğunu,
yaptığı zulmün unutulacağını
sanabilir.Fakat ölüm, bütün insanların dünya makamlarını ortadan kaldırır ve onları Allah’ın hükmüne götürür.
Hûd Suresi 35. Ayet
Vahyin Uydurulduğu İddiası
Ayet, vahyin uydurulduğunu söyleyenlere karşı, onu uyduran kişinin günahının kendisine ait olacağını; peygamberin ise onların işlediği suçlardan uzak olduğunu bildirir.
İftira Karşısında Sorumluluk
Peygamberin vahyi kendisinin oluşturduğu iddiası, tebliği etkisizleştirmek için kullanılan ağır bir suçlamadır.Bu ayet şu ölçüyü ortaya koyar:
Her insan kendi sözünün sorumluluğunu taşır.
İftirada bulunan kişi iftirasının günahını yüklenir.
Peygamber başkasının inkârından sorumlu tutulmaz.
Hakikat, insanların suçlamasıyla değişmez.
Hz. Nuh kendisine düşen vazifeyi yerine getirmiştir. Kavminin tercihi ise kendilerine aittir.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Bu ayetlerde Hz. Nuh’un sabrı ile kavminin ısrarı karşı karşıya gelir:Hz. Nuh nasihat eder; onlar tartışma sayar.
Hz. Nuh uyarır; onlar azabı ister.
Hz. Nuh Allah’ın hükmünü bildirir; onlar kendi güçlerine güvenir.
Hz. Nuh tebliğini tamamlar; sorumluluklarını kendilerine bırakır.Sabır, insanların mutlaka değişmesini sağlamak değildir. Sabır, sonuç görülmese bile doğru vazifeyi Allah’ın rızası için sürdürmektir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Vahyin Son Bildirimi ve Geminin İnşası
Hûd Suresi 36–39
Kavminin uzun süre devam eden inkârından sonra Hz. Nuh’a, artık daha önce iman edenlerin dışında kimsenin iman etmeyeceği vahyedilir. Ardından Allah’ın gözetimi altında gemiyi yapması emredilir.Bu aşamayla birlikte sözlü uyarı dönemi, ilahî hükmün uygulanacağı hazırlık dönemine dönüşür.
Hûd Suresi 36. Ayet
Artık Yeni Bir İman Eden Olmayacak
Hz. Nuh’a, daha önce iman etmiş olanların dışında kavminden başka kimsenin iman etmeyeceği bildirilir. Onların yaptıkları sebebiyle üzülmemesi istenir.
Uzun Tebliğin Ardından Gelen Hüküm
Hz. Nuh’un kavmi bir anda cezalandırılmamıştır.Onlara:
uzun süre öğüt verilmiş,
açık deliller sunulmuş,
gece ve gündüz çağrıda bulunulmuş,
tövbe imkânı tanınmıştır.
İlahî hüküm, bütün bu uyarıların ardından gelmiştir.Bu sebeple tufan, düşünmeden verilen ani bir ceza değil; uzun süren inkârın ve zulmün sonucudur.
Peygamberin Üzüntüsü
Allah’ın Hz. Nuh’a üzülmemesini bildirmesi, onun kavmi için derin bir üzüntü taşıdığını gösterir.Peygamber, insanların inkârından memnun olmaz. Onların helakini kişisel bir intikam olarak istemez.Hz. Nuh’un sabrı yalnız hakaretlere dayanmak değildir. Aynı zamanda kurtuluşlarını istediği insanların sürekli yüz çevirmesinin acısını taşımaktır.
Merhametin Sınırı
Merhamet, kötülüğü sonsuza kadar sonuçsuz bırakmak anlamına gelmez.Bir toplum:
zulümde ısrar eder,
bütün uyarıları reddeder,
hakikati susturmaya çalışır,
iyiliğe dönüş kapısını kendi eliyle kapatırsa
adalet hükmü ortaya çıkar.Allah’ın rahmeti geniş, hükmü ise adildir.
Hûd Suresi 37. Ayet
Gemiyi Allah’ın Gözetimi Altında Yapmak
Hz. Nuh’a, Allah’ın gözetimi ve vahyi doğrultusunda gemiyi yapması emredilir. Zulmedenler hakkında artık bağışlanma talebinde bulunmaması istenir; onların boğulacağı bildirilir.
Gemi Yapma Emri
Hz. Nuh’un kurtuluşu yalnız beklemekle gerçekleşmemiştir. Allah ona somut bir görev vermiştir:Gemiyi yap.Bu emir:
iman,
çalışma,
planlama,
emek,
sabır
gerektirir.Hz. Nuh tufanın henüz görünür bir işareti yokken gemiyi yapmaya başlamıştır. Bu, vahye güvenin davranışa dönüşmesidir.
Allah’ın Gözetimi
Geminin Allah’ın gözetimi altında yapılması, Hz. Nuh’un yalnız bırakılmadığını gösterir.Bu gözetim:
korunma,
yönlendirme,
vahiy ile öğretme,
işin doğru biçimde tamamlanmasını sağlama
anlamlarını taşır.Hz. Nuh çalışmıştır; fakat başarısını yalnız kendi becerisine bağlamamıştır.Kul gayret eder, Allah yardım eder.
Zulmedenler Hakkında Söz Söylememesi
Hz. Nuh’a, zulmedenler hakkında artık kendisine başvurmaması bildirilir.Bu emir, ilahî hükmün kesinleştiğini gösterir.Daha önce:
çağrı,
uyarı,
tövbe,
bağışlanma
kapısı açıktı.Fakat inkâr ve zulüm kesinleştiğinde hüküm aşamasına geçilmiştir.Bu, tövbenin geciktirilmemesi gerektiğini öğretir. İnsan, dönüş fırsatının sonsuza kadar açık kalacağını zannetmemelidir.
Hûd Suresi 38. Ayet
Kavmin Alay Etmesi
Hz. Nuh gemiyi yaparken kavminin ileri gelenleri yanından geçtikçe onunla alay eder. Hz. Nuh, onların kendisiyle alay ettiği gibi ileride kendilerinin de alaylarının sonucunu göreceklerini söyler.
Görünmeyen Tehlikeye Karşı Hazırlık
Kavmi tufanı görmediği için gemiyi anlamsız bulmuştur.Onlara göre:
ortada su yoktur,
gemiye ihtiyaç bulunmamaktadır,
Hz. Nuh boş bir işle uğraşmaktadır.
Fakat Hz. Nuh görünene değil, Allah’ın haberine güvenmiştir.İnsan bazen henüz gerçekleşmemiş bir tehlikeye karşı tedbir aldığı için küçümsenebilir. Ancak gerçek bilgiye dayanan tedbir, alay sebebi değil hikmettir.
Alay Karşısında Sabır
Hz. Nuh gemiyi bırakıp kavmiyle sonuçsuz çekişmeye girmemiştir.O:
çalışmaya devam etmiş,
görevini sürdürmüş,
alayın kendisini durdurmasına izin vermemiştir.
Bu, Sabır Kitabı’nın en güçlü sahnelerinden biridir.Sabır, insanların söylediklerine takılıp vazifeyi bırakmamak; doğru olduğu bilinen işi sessizce tamamlamaktır.
Alayın Ahlaki Tehlikesi
İnsan anlamadığı bir şeyi hemen küçümsememelidir.Kavmin alayı:
bilgisizlik,
kibir,
çoğunluk güveni,
peygambere karşı önyargı
üzerine kuruludur.Alay, delil değildir. Bir düşünceyi gülünç göstermek, onun yanlış olduğunu kanıtlamaz.Hakikat bazen ilk bakışta toplumun alışkanlıklarına aykırı görünebilir.
Hûd Suresi 39. Ayet
Alçaltıcı Azabı Kimin Yaşayacağının Bilinmesi
Hz. Nuh, kavminin kısa süre içinde alçaltıcı azabın kime geleceğini ve kalıcı azabın kimin üzerine ineceğini bileceğini bildirir.
Sonuçların Ortaya Çıkması
Dünya hayatında yanlış davranış geçici olarak güçlü görünebilir.Kavmin ileri gelenleri:
kalabalıktır,
güçlüdür,
Hz. Nuh’la alay edebilmektedir.
Hz. Nuh ve müminler ise zayıf ve az görünür.Fakat hak ile bâtılın sonucu yalnız o anki güç dengesine göre belirlenmez.İlahî hüküm geldiğinde:
alay edenlerin güçsüzlüğü,
iman edenlerin kurtuluşu,
vahyin doğruluğu
ortaya çıkacaktır.
BEŞİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Bu bölümde Sabır Kitabı’nın temel ahlakı davranış hâline gelir:Hz. Nuh uzun süre tebliğ eder.
İman etmeyecekleri bildirildiğinde hükme teslim olur.
Gemiyi Allah’ın emriyle yapar.
Alaylara rağmen çalışmayı bırakmaz.
Kurtuluş için dua ile birlikte tedbir alır.Gemi, sabrın tahtalarla kurulmuş hâlidir. Her parçası, görünmeyen ilahî vaade duyulan güveni ve yıllarca süren emeği temsil eder.
ALTINCI BÖLÜM
Tufanın Başlaması ve Gemiye Biniş
Hûd Suresi 40–41
Geminin yapımı tamamlandıktan sonra Allah’ın emri gelir ve tufanın işaretleri ortaya çıkmaya başlar. Hz. Nuh’a iman edenleri, ailesinden haklarında hüküm verilmemiş olanları ve canlılardan çiftler hâlinde gemiye alması emredilir.
Hûd Suresi 40. Ayet
İlahi Emrin Gelmesi
Allah’ın emri gelip tufanın işareti ortaya çıktığında Hz. Nuh’a her canlıdan birer çift, ailesinden haklarında hüküm verilmemiş olanlar ve iman edenlerin gemiye alınması bildirilir.Hz. Nuh’la birlikte iman edenlerin sayısının az olduğu belirtilir.
Kurtuluş Hazırlığının Tamamlanması
Tufan başladığında gemi henüz yapılmaya başlanmamıştır. Gemi önceden hazırlanmıştır.Bu durum tedbirin zamanında alınmasının önemini gösterir.Tehlike başladıktan sonra:
gemi yapmak,
uzun hazırlığa girişmek,
geçmişteki fırsatları geri getirmek
mümkün olmayabilir.İnsan manevi hayatında da iyiliği ve tövbeyi sürekli ertelememelidir.
Canlılardan Çiftlerin Alınması
Gemide canlı türlerinden çiftlerin bulunması, tufanın ardından hayatın devam etmesine yönelik bir koruma tedbiridir.Bu, peygamberlik sorumluluğunun yalnız insanlarla sınırlı olmayan bir yönünü düşündürür.Hz. Nuh’un gemisi:
insanları,
hayvanları,
hayatın devamını
koruyan bir rahmet vesilesidir.İnsan yeryüzünde yalnız kendisinin değil, diğer canlıların da korunmasından sorumludur.
Aileden Olmak Tek Başına Yetmez
Hz. Nuh’a ailesinden haklarında hüküm verilmiş olanların dışında kalanları gemiye alması emredilir.Bu ifade, soy bağının iman olmadan tek başına kurtuluş sağlamadığını gösterir.Peygamber ailesinden olmak büyük bir yakınlık olsa da insanın kendi tercihini ortadan kaldırmaz.Gerçek bağ:
iman,
itaat,
güzel ahlak
ile kurulur.Bu hakikat ilerleyen ayetlerde Hz. Nuh’un oğluyla yaşadığı imtihanda daha açık biçimde görülecektir.
İman Edenlerin Azlığı
Hz. Nuh’la beraber iman edenlerin az olması, hakikatin değerinin sayı ile belirlenmediğini gösterir.Uzun yıllar süren tebliğe rağmen az kişi iman etmiştir. Fakat bu durum Hz. Nuh’un başarısız olduğu anlamına gelmez.Peygamberin başarısı:
kaç kişinin kendisine uyduğu,
ne kadar güçlü bir topluluk kurduğu,
dünya hâkimiyeti elde edip etmediği
ile ölçülmez.Başarı, Allah’ın verdiği görevi sadakatle yerine getirmektir.
Hûd Suresi 41. Ayet
“Onun Yürümesi de Durması da Allah’ın Adıyladır”
Hz. Nuh gemiye bineceklere, onun hareketinin ve durmasının Allah’ın adıyla olduğunu söyleyerek binmelerini emreder. Rabbinin çok bağışlayan ve çok merhamet eden olduğunu bildirir.
Allah’ın Adıyla Başlamak
Hz. Nuh kurtuluş aracına güvenirken aracın kendisini mutlaklaştırmamıştır.Gemi vardır; fakat:
onu yüzdüren suyun düzenini yaratan,
tufan içinde koruyan,
doğru yere ulaştıran
Allah’tır.Bu sebeple yolculuk Allah’ın adıyla başlar.İnsan sebepleri kullanmalı, fakat sonucu sebeplerden bağımsız olarak Allah’ın kudretine bağlamalıdır.
Hareket ve Duruş
Geminin hareketi de durması da Allah’ın izniyledir.Bu söz, insan hayatının bütün yolculuklarına uygulanabilecek bir teslimiyet taşır:
başlamak,
ilerlemek,
beklemek,
durmak,
sonuca ulaşmak
Allah’ın bilgisi ve hükmü altındadır.Kul üzerine düşeni yapar; yolun güvenliğini Rabbine emanet eder.
Bağışlama ve Merhametin Anılması
Tufan gibi büyük bir felaket başlarken Hz. Nuh’un Allah’ı bağışlayan ve merhamet eden sıfatlarıyla anması dikkat çekicidir.Bu, kurtuluşun yalnız insanın ameliyle kazanılmış bir hak olmadığını gösterir.İman edenler:
gemiye binmiş,
peygambere uymuş,
tedbir almışlardır.
Fakat nihai kurtuluş Allah’ın merhametiyledir.
ALTINCI BÖLÜMÜN ÖZÜ
Tufan başladığında hakikat açık biçimde ortaya çıkmıştır:
Gemi önceden hazırlanmıştır.
İman edenler azdır.
Soy bağı tek başına kurtarmamıştır.
Canlı hayat korunmuştur.
Yolculuk Allah’ın adıyla başlamıştır.
Kurtuluş Allah’ın bağışlama ve merhametine bağlanmıştır.
Tevekkül, gemisiz tufana girmek değildir. Gemiyi Allah’ın emriyle yapmak, ona binmek ve onu yüzdürenin Allah olduğunu bilmektir.
YEDİNCİ BÖLÜM
Dağlar Gibi Dalgalar ve Oğul İmtihanı
Hûd Suresi 42–43
Gemi, dağlar gibi yükselen dalgalar arasında hareket etmeye başlar. Bu sırada Hz. Nuh, kendilerinden ayrı bir yerde bulunan oğluna seslenir ve onu gemiye davet eder.Bu sahne, Hz. Nuh’un peygamberlik sabrının yanında babalık merhametinin de en ağır biçimde sınandığı andır.
Hûd Suresi 42. Ayet
Babanın Son Çağrısı
Hz. Nuh oğluna:“Yavrucuğum, bizimle birlikte bin; inkârcılarla beraber olma.”anlamında seslenir.
Merhamet Dili
Hz. Nuh, oğlunun inkârcılarla beraber bulunmasına rağmen ona öfke ve hakaret diliyle seslenmez.“Yavrucuğum” anlamı taşıyan şefkatli bir hitap kullanır.Bu, uyarının son ana kadar merhametle yapılabileceğini gösterir.Hz. Nuh oğlunu:
küçümsememiş,
bütünüyle terk etmemiş,
kurtuluş kapısını göstermeye devam etmiştir.
Ancak sevgi, hakikat ölçüsünü değiştirmemiştir. Oğluna inkârcılarla beraber olmamasını açıkça söylemiştir.
Hûd Suresi 43. Ayet
Dağa Sığınma Düşüncesi
Oğlu, kendisini sudan koruyacak bir dağa sığınacağını söyler.Hz. Nuh ise o gün Allah’ın hükmünden, Allah’ın merhamet ettiği kişiler dışında kimsenin korunamayacağını bildirir.Aralarına dalga girer ve oğlu boğulanlardan olur.
Sebepleri Mutlaklaştırmak
Hz. Nuh’un oğlu dağa güvenmiştir.Normal şartlarda dağ:
yüksek,
güçlü,
selden korunmaya uygun
görünebilir.Fakat olağanüstü ilahî hüküm karşısında dağ da koruma sağlayamamıştır.Bu, sebepleri kullanmanın yanlış olduğunu değil, sebepleri Allah’tan bağımsız kurtarıcı saymanın yanlışlığını gösterir.Dağ bir sebeptir; Allah ise sebeplerin yaratıcısıdır.
Yakınlığın Kurtarmaması
Hz. Nuh’un oğlu, bir peygamberin öz oğludur. Fakat iman etmediği ve çağrıya uymadığı için bu soy bağı onu kurtarmamıştır.Bu kıssa şu temel ölçüyü ortaya koyar:İnsan başkasının imanıyla kurtulamaz; kendi tercihinden sorumludur.Peygamberin sevgisi büyüktür, fakat ilahî adalet kişisel yakınlığa göre değişmez.
Dalgaların Ayırması
Hz. Nuh ile oğlu arasına giren dalga yalnızca bedensel bir ayrılığı değil, imanla inkâr arasındaki ayrılığı da görünür hâle getirir.Tufan gelmeden önce aynı aile içinde bulunabilirlerdi. Fakat karar anında yolları ayrılmıştır:Hz. Nuh vahye güvenerek gemiye binmiştir.
Oğlu kendi görüşüne güvenerek dağa yönelmiştir.Sonuç, tercihlerin farkını ortaya çıkarmıştır.
YEDİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. Nuh’un oğluyla yaşadığı imtihan şu gerçekleri öğretir:
Peygamber merhametle son ana kadar çağırır.
Sevgi, hakikati değiştirmez.
Soy bağı iman yerine geçmez.
Maddi güç Allah’ın hükmünden bağımsız koruma sağlayamaz.
Her insan kendi seçiminin sorumluluğunu taşır.
Sabır Kitabı’nın en ağır sayfası, Hz. Nuh’un yalnız kavminin inkârına değil, kendi oğlunun yüz çevirmesine de dayanmasıdır.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Tufanın Sona Ermesi ve Geminin Cûdî’ye Oturması
Hûd Suresi 44
Tufan en şiddetli hâline ulaştıktan sonra Allah’ın hükmü gerçekleşir. Ardından yeryüzüne suyunu çekmesi, göğe de yağmurunu durdurması emredilir. Su azalır, hüküm tamamlanır ve gemi Cûdî üzerine yerleşir.Bu ayet, büyük felaketin ardından gelen ilahî sükûneti ve yeni başlangıcı anlatır.
Yeryüzüne Verilen Emir
Allah yeryüzüne suyunu yutmasını emreder.Tufan sırasında taşan ve her tarafı kaplayan sular, Allah’ın emriyle çekilmeye başlar.Bu durum tabiatın başıboş olmadığını gösterir. Su:
Allah’ın yaratmasıyla meydana gelir,
O’nun koyduğu düzen içerisinde hareket eder,
O’nun emriyle yükselir,
O’nun emriyle çekilir.
İnsan tabiat olaylarını sebepleriyle inceler ve tedbir alır. Fakat sebeplerin arkasındaki yaratıcı kudretin Allah olduğunu unutmamalıdır.
Göğe Verilen Emir
Göğe yağmurunu durdurması emredilir.Tufanı başlatan düzen nasıl Allah’ın hükmüyle ortaya çıkmışsa, sona ermesi de yine O’nun emriyle gerçekleşmiştir.Bu, hiçbir sıkıntının sonsuza kadar sürmediğini düşündürür.Allah dilediğinde:
yükselen suyu indirir,
şiddetli yağmuru durdurur,
karışıklığı sükûnete çevirir,
korkudan sonra güvenlik verir.
Sabreden kul, sıkıntının içinde sonu göremese bile Allah’ın hükmüne güvenmelidir.
Hükmün Tamamlanması
Ayet, ilahî hükmün yerine getirildiğini bildirir.Hz. Nuh’un kavmi uzun süre uyarılmış; fakat inkârda, zulümde ve alayda ısrar etmiştir. Tufan bu ısrarın ardından gelmiştir.Hükmün gerçekleşmesi:
peygamberin sözünün doğruluğunu,
inkârın sonucunu,
müminlerin kurtuluşunu,
ilahî adaletin tecellisini
ortaya koymuştur.Allah’ın hükmü gecikebilir; fakat unutulmuş değildir.
Geminin Cûdî’ye Oturması
Gemi, tufanın ardından Cûdî üzerine yerleşir.Kur’an, geminin oturduğu yeri bu isimle bildirir; ancak kıssanın temel amacı coğrafi ayrıntılar üzerinde tartışmak değildir.Asıl anlam, hareket hâlindeki geminin sonunda güvenli bir yere ulaşmasıdır.Gemi:
dalgalar arasında sallanmış,
korku ve belirsizlik taşımış,
Allah’ın adıyla hareket etmiş,
sonunda Allah’ın emriyle durmuştur.
Bu yönüyle Cûdî, tufandan sonraki güvenliği ve yeni hayatın başlangıcını temsil eder.
Zulmeden Topluluğun Uzaklaştırılması
Ayetin sonunda zalim topluluğun Allah’ın rahmetinden uzak olduğu bildirilir.Burada yalnız inançsızlık değil, zulüm de özellikle vurgulanır.Onların zulmü:
Allah’ın ayetlerini yalanlamaları,
peygamberle alay etmeleri,
iman edenleri küçümsemeleri,
hakikate karşı kibir göstermeleri,
bozulmuş düzenlerinde ısrar etmeleridir.
İnkâr, insanlara ve hakikate karşı zulümle birleştiğinde toplumsal yıkıma dönüşür.
SEKİZİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Tufanın sona ermesi şu hakikatleri gösterir:
Felaket Allah’ın hükmüyle başlamış ve sona ermiştir.
Tabiat Allah’ın yarattığı düzene bağlıdır.
Sabırla yapılan gemi güvenliğe ulaşmıştır.
İlahi uyarıları küçümseyen zulüm düzeni sona ermiştir.
Kurtuluşun ardından yeni bir hayat başlamıştır.
Allah’ın emriyle yükselen su yine O’nun emriyle çekilmiş; sabırla yapılan gemi Cûdî’de huzura kavuşmuştur.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Hz. Nuh’un Oğlu Hakkındaki Yakarışı
Hûd Suresi 45–47
Tufanın sona ermesinin ardından Hz. Nuh, oğlunun durumu hakkında Rabbine yönelir. Bu ayetler peygamberin babalık merhametiyle ilahî hüküm karşısındaki teslimiyetini bir arada gösterir.
Hûd Suresi 45. Ayet
“Oğlum Benim Ailemdendi”
Hz. Nuh Rabbine seslenerek oğlunun ailesinden olduğunu, Allah’ın vaadinin hak olduğunu ve Allah’ın hükmedenlerin en adili olduğunu ifade eder.
Babalık Acısı
Hz. Nuh’un bu sözü, oğlunun kaybından duyduğu derin acıyı gösterir.O bir peygamber olmakla birlikte aynı zamanda bir babadır. Oğlunun boğulması kalbinde büyük bir üzüntü meydana getirmiştir.Peygamberlerin sabrı, acı hissetmemeleri anlamına gelmez. Onlar:
üzülür,
ağlar,
özlem duyar,
kayıplarından etkilenirler.
Fakat acıları onları Allah’a isyana götürmez.Hz. Nuh da acısını Rabbine arz etmiştir.
İlahi Vaadi Anlama Arayışı
Hz. Nuh’a ailesinden bazı kimselerin gemiye alınacağı bildirilmişti. Oğlunun ailesinden olması sebebiyle onun da bu vaade dâhil olduğunu düşünmüş olabilir.Bu yüzden Rabbine yönelerek hükmün hikmetini anlamak istemiştir.Hz. Nuh’un sözü Allah’ı adaletsizlikle suçlamak değildir. O, Allah’ın hükmedenlerin en adili olduğunu açıkça kabul eder.Bu, kulun anlamadığı durumda bile Allah’ın adaletinden şüphe etmemesi gerektiğini öğretir.
Hûd Suresi 46. Ayet
Gerçek Aile Bağının Açıklanması
Allah, Hz. Nuh’un oğlunun onun ailesinden sayılmadığını; davranışının salih olmadığını bildirir. Hz. Nuh’a bilmediği şeyi istememesi ve bilgisizce davrananlardan olmaması için öğüt verilir.
Aile Kavramının Manevi Yönü
Oğlu biyolojik olarak Hz. Nuh’un çocuğudur. Fakat iman ve salih amel bakımından onun yoluna bağlı değildir.Bu sebeple ilahî vaat kapsamında bulunan aile, yalnızca kan bağına göre değil, iman bağına göre değerlendirilmiştir.Kur’an burada önemli bir ölçü koyar:Peygamber yakınlığı, iman ve itaat bulunmadığında tek başına kurtuluş sağlamaz.Gerçek manevi yakınlık:
aynı soydan gelmekten önce,
aynı iman ve kulluk yoluna bağlı olmaktır.
“Onun İşi Salih Değildir”
Ayetin ifadesi, oğlun davranışının doğru ve salih olmadığını ortaya koyar.O:
peygamberin çağrısını reddetmiş,
gemiye binmemiş,
inkârcılarla birlikte kalmış,
kendi tedbirini vahyin önüne geçirmiştir.
Bu tercihleri onun sonunu belirlemiştir.İnsan ailesinin iyiliğiyle övünmek yerine kendi davranışını düzeltmelidir.
Bilgi Olmadan İstekte Bulunmamak
Allah, Hz. Nuh’a bilmediği bir konuda talepte bulunmamasını öğretir.Bu, dua ederken ve hüküm verirken bilgi sınırını bilmenin önemini gösterir.Kul bazen:
kendisi için neyin hayırlı olduğunu bilemez,
olayların bütün yönlerini göremez,
sevdiği şeyin sonucunu kestiremez.
Bu nedenle dua ederken isteğini Allah’ın bilgisine ve hikmetine teslim etmelidir.
Hûd Suresi 47. Ayet
Hz. Nuh’un Tevbesi
Hz. Nuh, hakkında bilgisi bulunmayan şeyi istemekten Allah’a sığınır. Allah kendisini bağışlamaz ve merhamet etmezse kaybedenlerden olacağını söyler.
Peygamberin Tevazusu
Hz. Nuh hemen savunmaya geçmemiştir.O:
uyarıyı kabul etmiş,
bilgisinin sınırını fark etmiş,
Allah’a sığınmış,
bağışlanma ve merhamet dilemiştir.
Bu tavır, peygamber ahlakının büyüklüğünü gösterir.İnsan bir konuda yanıldığını fark ettiğinde:
ısrar etmemeli,
sözünü savunmak için hakikati çarpıtmamalı,
tevazuyla düzeltmelidir.
Nuh’un Duası ile Âdem’in Duası Arasındaki Bağ
Hz. Nuh’un duası, Hz. Âdem’in duasıyla benzer bir kulluk taşır.Hz. Âdem:“Bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen kaybedenlerden oluruz.”demiştir.Hz. Nuh da aynı şekilde bağışlanma ve merhametin Allah’tan olduğunu kabul eder.Bu, peygamberlerin ortak ahlakıdır:
hatasını fark etmek,
Allah’a yönelmek,
rahmetten ümit kesmemek.
DOKUZUNCU BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. Nuh’un oğluyla ilgili yakarışı şu dersleri verir:
Peygamberler de aile acısıyla sınanır.
Kan bağı iman bağı olmadan kurtuluş sağlamaz.
Allah’ın hükmü insanın duygularına göre değişmez.
Kul bilmediği konuda kesin hüküm vermemelidir.
Uyarı karşısında tevazu göstererek Allah’a yönelmelidir.
Hz. Nuh oğlunu sevdi; fakat ilahî hüküm karşısında sevgisini hakikatin önüne geçirmedi.
ONUNCU BÖLÜM
Güvenle İnme ve Bereketli Yeni Başlangıç
Hûd Suresi 48–49
Tufan sona erdikten sonra Hz. Nuh’a gemiden güvenlik ve bereketle inmesi emredilir. Bu ayetler Sabır Kitabı’nın tufan bölümünü korkuyla değil, selam ve yeni başlangıçla tamamlar.
Hûd Suresi 48. Ayet
Selam ve Bereketle İnmek
Hz. Nuh’a Allah’tan gelen bir güvenlik, selam ve bereketlerle gemiden inmesi emredilir. Kendisiyle birlikte bulunan topluluklara ve onların nesillerine nimet verileceği bildirilir.
Tufandan Sonra Selam
Uzun yıllar süren tebliğ, alay, gemi inşası, tufan ve aile imtihanından sonra Hz. Nuh’a verilen ilk büyük ikram selamdır.Selam:
korkudan güvenliğe,
karışıklıktan huzura,
tehlikeden korunmaya,
savaş ve felaketten esenliğe
geçişi ifade eder.Allah, sabreden kullarını tufanın ortasında koruduğu gibi tufandan sonra da yalnız bırakmamıştır.
Bereketin Anlamı
Bereket, yalnızca malın veya sayının artması değildir.Bereket:
az şeyin hayırlı sonuç vermesi,
neslin iyilikle devam etmesi,
emeklerin faydalı olması,
hayatın Allah’ın rızasına yönelmesi
anlamlarını taşır.Hz. Nuh ve beraberindekiler az kişiydi. Fakat Allah onların hayatına ve nesline bereket vermiştir.Bu da çoğunluk ile bereketin aynı şey olmadığını gösterir.
Yeni Bir Toplum Kurma Sorumluluğu
Gemiden inmek yalnız kurtuluş değil, yeni bir sorumluluğun başlangıcıdır.Tufandan kurtulanlar:
tevhidi korumak,
geçmiş kavmin hatalarını tekrarlamamak,
adaletli bir toplum kurmak,
gelecek nesillere doğru yolu aktarmak
zorundadır.Kurtuluş, başıboşluk değildir. Allah’ın verdiği yeni fırsatı doğru kullanma emanetidir.
Bazı Toplulukların Yeniden Sınanması
Ayet, sonraki nesillerden bazılarının dünya nimetlerinden faydalanacağını, ardından yanlışları sebebiyle azapla karşılaşabileceğini de bildirir.Bu durum her neslin kendi imtihanını yaşayacağını gösterir.Atalarının kurtulmuş olması, çocuklarının otomatik olarak doğru kalacağı anlamına gelmez.Her nesil:
imanı öğrenmeli,
ahlakını korumalı,
kendi tercihlerinin sorumluluğunu taşımalıdır.
Hûd Suresi 49. Ayet
Gayb Haberinin Vahiy Yoluyla Bildirilmesi
Hz. Nuh’un kıssasının daha önce Hz. Muhammed ve kavmi tarafından bilinmeyen gayb haberlerinden olduğu bildirilir. Ona sabretmesi emredilir ve güzel sonun takva sahiplerine ait olduğu açıklanır.
Kıssaların Vahiy Olması
Hz. Muhammed bu olaylara şahit olmamıştır. Hz. Nuh ile aynı çağda yaşamamıştır.Kıssanın kendisine bildirilmesi, vahyin bir delili olarak sunulur.Peygamber kıssaları yalnız tarih anlatmak için değil:
iman vermek,
sabrı güçlendirmek,
önceki peygamberlerin mücadelesini öğretmek,
tebliğ yolundaki benzerlikleri göstermek
için aktarılır.
Hz. Muhammed’e Sabır Emri
Hz. Nuh’un uzun mücadelesinin ardından Hz. Muhammed’e sabretmesi emredilir.Bu bağlantı, peygamberlerin görevlerindeki ortaklığı gösterir.Hz. Muhammed de:
yalanlanmış,
alaya alınmış,
baskıya uğramış,
az sayıda müminle başlamıştır.
Hz. Nuh’un kıssası onun kalbini güçlendiren bir örnek olmuştur.
Güzel Son Takva Sahiplerinindir
Ayetin sonundaki ölçü Sabır Kitabı’nın temel sonucudur:Güzel son, takva sahiplerinindir.Dünya hayatında inkârcılar bir süre güçlü, müminler ise zayıf görünebilir. Fakat nihai sonuç geçici güce göre değil, Allah’ın hükmüne göre belirlenir.Takva:
Allah’a karşı sorumluluk bilinci,
günahlardan sakınma,
haksızlık yapmama,
doğru yolda sabretme
demektir.
ONUNCU BÖLÜMÜN ÖZÜ
Tufanın sonu yalnız helak değil, yeni bir başlangıçtır:Gemi güvenle durmuştur.
Hz. Nuh selamla inmiştir.
Bereketli bir nesil başlamıştır.
Geçmiş kıssa sonraki peygamberlere sabır örneği olmuştur.
Güzel sonun takva sahiplerine ait olduğu bildirilmiştir.Sabır, tufanın hiç gelmemesi değildir. Sabır, tufan geldiğinde gemiyi terk etmemek ve sular çekildiğinde emaneti yeniden omuzlamaktır.
ON BİRİNCİ BÖLÜM
Gemi, Şükür ve Yeni Nesil
Mü’minûn Suresi 23–30
Mü’minûn Suresi’nde Hz. Nuh’un tevhid çağrısı, kavminin itirazları, geminin yapımı ve tufandan sonraki şükür duası yeniden anlatılır.
Mü’minûn Suresi 23. Ayet
Yalnız Allah’a Kulluk Çağrısı
Hz. Nuh kavmine gönderilir ve onlara Allah’a kulluk etmelerini söyler. Allah’tan başka ilahlarının bulunmadığını bildirir ve sakınmaları gerektiğini hatırlatır.
Tevhidin Değişmeyen Çağrısı
Hz. Nuh’un çağrısı bütün peygamberlerin çağrısıyla aynıdır:Allah’a kulluk edin.Tevhid yalnızca Allah’ın varlığını kabul etmek değildir.Tevhid:
kulluğu yalnız Allah’a yöneltmek,
hükümde O’nu ölçü kabul etmek,
yaratılmışları ilahlaştırmamak,
korku ve umudu mutlak biçimde başka varlıklara bağlamamaktır.
Mü’minûn Suresi 24. Ayet
İleri Gelenlerin İnsan Peygamber İtirazı
Kavminin inkârcı ileri gelenleri Hz. Nuh’un kendileri gibi bir insan olduğunu, onlara üstünlük kurmak istediğini iddia eder. Allah elçi göndermek isteseydi melekler göndereceğini söyler ve atalarından böyle bir şey işitmediklerini belirtirler.
Peygamberliği İktidar Arzusu Gibi Göstermek
Hz. Nuh’un amacı üstünlük kurmak olmadığı hâlde kavmi onun tebliğini kişisel iktidar isteği gibi sunmuştur.Bu, hakikate karşı kullanılan eski bir yöntemdir:
Mesajı tartışmak yerine kişinin niyeti suçlanır.
Peygamber makam arıyor gibi gösterilir.
Tevhid çağrısı siyasi veya kişisel bir çıkar gibi sunulur.
Oysa Hz. Nuh daha önce kavminden ücret istemediğini açıkça bildirmiştir.
Ataların Yolunu Delil Saymaları
Kavminin:“Atalarımızdan böyle bir şey duymadık.”anlamındaki sözü, geleneği hakikatin önüne koyduklarını gösterir.Atalardan gelen her şey yanlış değildir. Fakat bir davranışın eski olması onu otomatik olarak doğru yapmaz.Gelenek:
vahye,
adalete,
güzel ahlaka
aykırıysa sorgulanmalıdır.
Mü’minûn Suresi 25. Ayet
Delilik Suçlaması
Kavmi Hz. Nuh’u kendisinde delilik bulunan biri olarak tanıtır ve bir süre beklenmesini ister.
Peygamberi Etkisizleştirme Çabası
Hakikate cevap veremeyenler, mesajı getiren kişiyi itibarsızlaştırmaya çalışabilir.Hz. Nuh’a yöneltilen delilik suçlaması:
sözlerini dinlememek,
halkın ondan uzaklaşmasını sağlamak,
tebliğini önemsiz göstermek
amacı taşır.Fakat hakaret, delil değildir. Bir kişiyi kötü sıfatlarla anmak onun söylediği gerçeği çürütemez.
Mü’minûn Suresi 26. Ayet
Yardım Duası
Hz. Nuh, kavminin kendisini yalanlamasına karşı Rabbinden yardım ister.
Sabır ve Dua
Hz. Nuh uzun süre mücadele etmiş; fakat kendi gücünü yeterli görmemiştir.Sabır, insanın her şeyi tek başına taşıması değildir. Sabır aynı zamanda:
aczini kabul etmek,
Allah’tan yardım istemek,
yükünü dua ile Rabbine sunmaktır.
Dua, sabrın zayıflığı değil, dayanağıdır.
Mü’minûn Suresi 27. Ayet
Geminin Vahiy ve Gözetim Altında Yapılması
Allah, Hz. Nuh’a gözetimi altında ve vahyi doğrultusunda gemiyi yapmasını bildirir. Tufan işareti geldiğinde canlılardan çiftleri ve ailesinden hüküm dışında kalanları gemiye alması emredilir.Zalimler hakkında artık talepte bulunmaması istenir.
İlahi Öğretimle Yapılan Gemi
Hz. Nuh gemiyi kendi keyfine göre değil, ilahî yönlendirmeyle yapmıştır.Gemi:
vahye güvenin,
çalışmanın,
tedbirin,
sabrın
birleştiği kurtuluş aracıdır.
Mü’minûn Suresi 28. Ayet
Gemiye Yerleşince Hamd Etmek
Hz. Nuh’a, kendisi ve beraberindekiler gemiye yerleştiklerinde onları zalim topluluktan kurtaran Allah’a hamdetmesi öğretilir.
Kurtuluştan Sonra Şükür
İnsan tehlike anında dua eder; fakat kurtulduktan sonra şükrü unutabilir.Hz. Nuh’a kurtuluşun hemen ardından hamd etmesi emredilmiştir.Şükür:
kurtuluşu kendi başarısından bilmemek,
nimetin sahibini anmak,
yeni hayatı Allah’ın rızasına uygun kullanmaktır.
Mü’minûn Suresi 29. Ayet
Bereketli Bir Yere İndirilme Duası
Hz. Nuh’a, Rabbinden kendisini bereketli bir yere indirmesini istemesi öğretilir. Allah’ın konaklatanların en hayırlısı olduğu bildirilir.
Yolculuğun Sonunu Allah’a Bırakmak
Gemiye binmek kadar gemiden nerede inileceği de önemlidir.Hz. Nuh:
güvenli,
hayırlı,
bereketli
bir yer istemiştir.İnsan yalnızca bir sıkıntıdan çıkmayı değil, çıktıktan sonra hayırlı bir yere ve doğru bir hayata ulaşmayı da dilemelidir.
Mü’minûn Suresi 30. Ayet
Kıssadaki İşaretler
Bu olayda büyük işaretlerin bulunduğu ve insanların sınandığı bildirilir.
Tufanın Çok Yönlü İmtihanı
Tufan kıssasında:
peygamberin sabrı,
kavmin inkârı,
müminlerin teslimiyeti,
geminin inşası,
aile bağı,
dua,
şükür,
yeniden başlangıç
bir arada sınanmıştır.Her kişi aynı olay içerisinde farklı bir ahlak göstermiştir.
ON BİRİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Mü’minûn Suresi’ndeki kıssa şu ölçüleri öğretir:
Tevhid çağrısı makam isteği değildir.
Gelenek hakikatin önüne geçirilmemelidir.
Hakaret, peygamberin mesajını geçersiz kılmaz.
Sabır dua ile güçlenir.
Kurtuluş tedbir, vahiy ve Allah’ın rahmetiyle gerçekleşir.
Nimetten sonra hamd edilmelidir.
Yeni başlangıcın bereketli olması Allah’tan istenmelidir.
Hz. Nuh yalnız tufandan kurtulmayı değil, kurtuluştan sonra bereketli bir hayata ulaşmayı da Rabbinden istemiştir.
ON İKİNCİ BÖLÜM
Kavminin Yalanlaması ve Peygamberin Güvenilirliği
Şuarâ Suresi 105–122
Şuarâ Suresi’nde Hz. Nuh’un kavmiyle mücadelesi, onun güvenilir bir peygamber oluşu, tebliğ karşılığında ücret istememesi ve yoksul müminleri dışlamayı reddetmesi üzerinden anlatılır.Bu bölüm, Sabır Kitabı’nın adalet, sadakat ve tebliğ ahlakını ortaya koyar.
Şuarâ Suresi 105. Ayet
Nuh Kavminin Peygamberleri Yalanlaması
Hz. Nuh’un kavminin peygamberleri yalanladığı bildirilir.
Bir Peygamberi Yalanlamak
Hz. Nuh’un kavmi kendi döneminde yalnız Hz. Nuh’la karşılaşmıştır. Buna rağmen ayette çoğul biçimde peygamberleri yalanladıkları ifade edilir.Çünkü peygamberlerin temel çağrısı birdir:
yalnız Allah’a kulluk etmek,
şirkten uzaklaşmak,
adaleti korumak,
ahirete hazırlanmak.
Bir peygamberin getirdiği bu ortak hakikati reddetmek, peygamberlik yolunun tamamına karşı çıkmak anlamı taşır.Bütün peygamberler aynı ilahî zincirin halkalarıdır.
Şuarâ Suresi 106. Ayet
Hz. Nuh’un Kardeşçe Hitabı
Hz. Nuh onlara Allah’a karşı sorumluluk taşımalarını söyler.Kur’an’ın onu kavminin kardeşi olarak anması, aynı toplumun içinden geldiğini gösterir.
Peygamberin Kavmiyle Bağı
Hz. Nuh:
kavminin dilini bilen,
hayat şartlarını tanıyan,
onların arasında yaşayan,
iyiliklerini isteyen
bir peygamberdir.“Kardeşleri Nuh” ifadesi inanç ortaklığını değil, aynı toplumdan olmayı ve insani yakınlığı anlatır.Kavminin kendisini reddetmesine rağmen Hz. Nuh onları bütünüyle yabancı görmemiştir. Onların kurtuluşunu isteyen bir kardeş merhametiyle konuşmuştur.
Şuarâ Suresi 107. Ayet
Güvenilir Elçi
Hz. Nuh kendisinin onlar için güvenilir bir peygamber olduğunu bildirir.
Emanet Ahlakı
Peygamberlik büyük bir emanettir. Güvenilir peygamber:
vahyi değiştirmez,
kendisine ekleme yapmaz,
mesajdan bir şey gizlemez,
dini kişisel çıkarı için kullanmaz,
insanlar arasında haksızlık yapmaz.
Hz. Nuh’un kavmi onu peygamberlikten önce de tanıyordu. Onun dürüstlüğünü ve hayatını biliyorlardı.Fakat tevhid çağrısı çıkarlarına dokunduğunda güvenilirliğini görmezden geldiler.
Şuarâ Suresi 108. Ayet
Takva ve Peygambere İtaat
Hz. Nuh kavmine Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımalarını ve kendisine itaat etmelerini söyler.
Peygambere İtaatin Ölçüsü
Peygambere itaat, onu Allah’tan bağımsız bir otorite görmek değildir.Peygambere itaat edilir; çünkü o:
Allah’ın vahyini bildirir,
ilahî emri açıklar,
doğru hayatı yaşayarak gösterir.
Peygambere itaat, sonuçta Allah’a itaattir.Hz. Nuh kavmini kendisinin şahsî isteklerine değil, Allah’ın emrine çağırmıştır.
Şuarâ Suresi 109. Ayet
Ücret İstememesi
Hz. Nuh yaptığı tebliğ karşılığında kavminden herhangi bir ücret istemediğini söyler. Karşılığının yalnız âlemlerin Rabbine ait olduğunu bildirir.
Tebliğin Saflığı
Dini tebliğ:
zenginleşme,
şöhret kazanma,
insanların üzerinde üstünlük kurma,
kişisel çıkar sağlama
aracı hâline getirilmemelidir.Hz. Nuh’un sabrı, dünyadan bir karşılık beklemediği için güçlüdür.İnsanlardan övgü, mal veya makam bekleyen kişi bunları göremediğinde vazgeçebilir. Fakat karşılığını Allah’tan bekleyen kişi, insanlar yüz çevirse de görevini sürdürebilir.
Şuarâ Suresi 110. Ayet
Çağrının Tekrarı
Hz. Nuh yeniden Allah’a karşı sorumluluk taşımalarını ve kendisine itaat etmelerini ister.
Tekrarın Hikmeti
Aynı çağrının tekrarlanması, peygamberin sabrını gösterir.İnsan bir gerçeği bir defa duymakla her zaman kabul etmeyebilir. Bazen:
alışkanlıklar,
kibir,
korku,
çevre baskısı
hakikati anlamasını engeller.Nasihat gerektiğinde tekrar edilir. Fakat bu tekrar hakaretle değil, sabır ve açıklıkla yapılır.
Şuarâ Suresi 111. Ayet
Yoksul Müminleri Küçümsemeleri
Kavmi, Hz. Nuh’a toplumun düşük gördüğü kimseler kendisine uymuşken ona inanıp inanamayacaklarını sorar.
Sınıf Kibri
Kavmin ileri gelenleri mesajın doğruluğunu değil, iman edenlerin sosyal durumunu ölçü almıştır.Onlara göre:
yoksulların bulunduğu topluluk değersiz,
güçsüzlerin kabul ettiği inanç önemsiz,
seçkinlerin katılmadığı yol yanlış görünmektedir.
Bu düşünce hakikati sınıf ayrıcalığına bağlar.Oysa iman kapısı:
zengine de,
yoksula da,
güçlüye de,
güçsüze de
açıktır.Allah katında değer, toplumun verdiği unvanla değil, iman ve takvayla ölçülür.
Şuarâ Suresi 112. Ayet
İnsanların Geçmişlerini Yargılamamak
Hz. Nuh, iman edenlerin daha önce ne yaptıkları hakkında bilgi sahibi olmadığını söyler.
Tebliğde Sınır Bilinci
Peygamber, insanların geçmişteki bütün davranışlarını kendiliğinden bilemez. O yalnız Allah’ın bildirdiği kadar bilgi sahibidir.İnsanların yeni iman etmiş olması, geçmişlerinin sürekli yüzlerine vurulmasını gerektirmez.Samimi biçimde doğru yola yönelen kişi için yeni bir başlangıç mümkündür.Hz. Nuh onların toplum içindeki eski durumlarına değil, mevcut imanlarına bakmıştır.
Şuarâ Suresi 113. Ayet
Hesabın Allah’a Ait Olması
Hz. Nuh, iman edenlerin hesabının yalnız Rabbine ait olduğunu bildirir.
Kalpleri Yargılamamak
İnsan başka bir kişinin:
samimiyetini,
bütün niyetlerini,
Allah katındaki derecesini,
sonunu
kesin biçimde bilemez.Hz. Nuh müminlerin hesabını kendisinin görmeyeceğini açıklamıştır.Peygamber bile Allah’ın yetkisini kendisine mal etmezken, insanların başkaları hakkında kesin manevi hükümler vermesi doğru değildir.
Şuarâ Suresi 114. Ayet
Müminleri Kovmayı Reddetmesi
Hz. Nuh, iman edenleri kovmayacağını açıkça bildirir.
Güçlüler Uğruna Zayıfları Feda Etmemek
Kavmin ileri gelenlerinin isteği açıktır: Yoksul müminleri uzaklaştır, sonra seni değerlendirelim.Hz. Nuh bu şartı reddetmiştir.Çünkü peygamberlik meclisi:
servet sahiplerinin özel alanı,
soyluların üstünlük makamı,
güçsüzlerin dışlandığı bir topluluk
değildir.Bir insanı fakir olduğu için iman topluluğundan uzaklaştırmak zulümdür.Hz. Nuh güçlülerin desteğini kazanmak için güçsüzleri terk etmemiştir.
Şuarâ Suresi 115. Ayet
Açık Uyarıcılık Görevi
Hz. Nuh yalnızca açık bir uyarıcı olduğunu bildirir.
Peygamberin Vazifesi
Onun görevi:
mesajı ulaştırmak,
tehlikeyi açıklamak,
doğru yolu göstermek,
insanları tövbeye çağırmaktır.
İnsanları zorlamak, kalplerine hükmetmek veya imanlarını satın almak peygamberin görevi değildir.Açık uyarıdan sonra seçim insanlara aittir.
Şuarâ Suresi 116. Ayet
Taşlanma Tehdidi
Kavmi, çağrısından vazgeçmediği takdirde Hz. Nuh’u taşlayacaklarını söyler.
Sözlü Baskının Şiddete Dönüşmesi
Kavmin tepkisi aşamalar hâlinde büyümüştür:
önce yalanlamış,
sonra küçümsemiş,
ardından onunla tartışmış,
en sonunda şiddetle tehdit etmiştir.
Hakikate cevap veremeyen kişi, susturmak için zor kullanmaya yönelebilir.Hz. Nuh bu tehdit karşısında görevini bırakmamış, fakat Rabbine sığınmıştır.
Şuarâ Suresi 117–118. Ayetler
Hüküm ve Kurtuluş Duası
Hz. Nuh, kavminin kendisini yalanladığını Rabbine arz eder. Kendisiyle kavmi arasında kesin hüküm verilmesini ve beraberindeki müminlerin kurtarılmasını ister.
Duanın Sebebi
Bu dua tebliğin ilk gününde yapılmamıştır.Hz. Nuh:
uzun yıllar çağırmış,
her yöntemi denemiş,
hakaretlere sabretmiş,
ölüm tehdidiyle karşılaşmıştır.
Dua, bütün uyarılar sonuçsuz kaldıktan ve kavmin zulmü kesinleştiğinde yapılmıştır.Bu sebeple kişisel öfkeden doğan ani bir beddua olarak görülmemelidir. İlahi adaletin ortaya çıkmasını istemektedir.
Şuarâ Suresi 119. Ayet
Dolu Gemide Kurtuluş
Allah, Hz. Nuh’u ve onunla beraber bulunanları dolu gemide kurtarır.
Geminin Taşıdığı Emanet
Gemi yalnız insanları değil:
imanı,
yeni nesli,
canlı hayatını,
geleceğin sorumluluğunu
taşımaktadır.Bu yüzden gemi doludur. İçinde yalnız bedenler değil, yeni başlangıcın emaneti vardır.
Şuarâ Suresi 120. Ayet
Geride Kalanların Boğulması
Gemidekilerin kurtarılmasının ardından geride kalanların boğulduğu bildirilir.
Kurtuluş Yolunu Reddetmenin Sonucu
Gemi herkesten gizlenen bir kurtuluş aracı değildi. Hz. Nuh kavmini açıkça uyarmıştı.Onlar:
gemiyle alay etmiş,
çağrıyı reddetmiş,
kendi güçlerine güvenmişlerdir.
Geride kalmaları kendilerine yapılan bir haksızlık değil, bilinçli tercihlerinin sonucudur.
Şuarâ Suresi 121. Ayet
Kıssadaki Büyük İşaret
Bu olayda büyük bir işaret bulunduğu, fakat çoğunun iman etmediği bildirilir.
İşareti Görmek
Tufan yalnız tarihî bir felaket olarak okunmamalıdır.Kıssada görülen işaretler şunlardır:
uzun sabrın değeri,
kibirli çoğunluğun yanılabilmesi,
güçsüz müminlerin kurtuluşu,
ilahî uyarının gerçekleşmesi,
tedbirle tevekkülün birleşmesi.
İnsan olayın dış görünüşünü bilip ahlak dersini almazsa gerçek işareti görmemiş olur.
Şuarâ Suresi 122. Ayet
Kudret ve Merhamet
Allah’ın mutlak güç sahibi ve çok merhametli olduğu bildirilir.
Kudret ile Rahmetin Birlikteliği
Tufan kıssasında hem kudret hem rahmet görülür:Kudret: Zulümde ısrar eden düzenin sona erdirilmesi.
Rahmet: Hz. Nuh’un, müminlerin ve canlıların gemide korunması.Allah’ın kudreti merhametten, merhameti adaletten ayrı değildir.
ON İKİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Şuarâ Suresi’ndeki Hz. Nuh kıssası şu ilkeleri öğretir:
Peygamber güvenilir bir elçidir.
Tebliğini maddi menfaate dönüştürmez.
Zenginlerin desteği için yoksul müminleri kovmaz.
İnsanların kalplerinin hesabını Allah’a bırakır.
Tehdit karşısında Rabbine sığınır.
Kurtuluş Allah’ın rahmetiyle gerçekleşir.
Hz. Nuh’un sabrı yalnız kavminin inkârına dayanmak değil, adaleti koruyarak güçlülerin baskısına boyun eğmemektir.
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Dokuz Yüz Elli Yıllık Tebliğ
Ankebût Suresi 14–15
Ankebût Suresi, Hz. Nuh’un kavmi arasındaki tebliğ süresini bildirerek onun sabrının büyüklüğünü açıklar.
Ankebût Suresi 14. Ayet
Uzun Yıllar Süren Davet
Hz. Nuh’un kavmi arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldığı bildirilir. Onlar zulümlerini sürdürürken tufanın kendilerini yakaladığı açıklanır.
Dokuz Yüz Elli Yıl
Ayetin açık ifadesine göre Hz. Nuh kavmi arasında dokuz yüz elli yıl kalmıştır.Bu sürenin onun bütün ömrünü mü, yoksa kavmi arasındaki peygamberlik ve tebliğ dönemini mi kapsadığı konusunda ayet, tebliğ bağlamını öne çıkarır.Kesin olarak anlaşılan, onun çok uzun bir süre kavmini uyardığıdır.Bu süre Sabır Kitabı’nın en belirgin ölçüsüdür.Hz. Nuh:
birkaç gün,
birkaç ay,
birkaç yıl
değil, nesiller boyunca tebliğine devam etmiştir.
Nesiller Boyu Sabır
Hz. Nuh’un karşısındaki kişiler zamanla değişmiş olabilir; fakat inkâr kültürü nesilden nesle aktarılmıştır.O yine de:
yeni doğan nesillere tebliğ etmiş,
toplumun değişmesini beklemiş,
vazifesinden vazgeçmemiştir.
Bu sabır, yalnız kişilere değil, kökleşmiş bir toplumsal düzene karşı sürdürülmüştür.
Sabır ile Sonuç Arasındaki Fark
Dokuz yüz elli yıllık tebliğin sonunda iman edenlerin az olması, Hz. Nuh’un görevini eksik yaptığı anlamına gelmez.Bu kıssa başarı ölçüsünü düzeltir:Sonuç her zaman kulun elinde değildir; sadakat ve gayret kulun sorumluluğundadır.İnsan doğru bir işi yapabilir, fakat beklediği sonucu göremeyebilir. Allah katındaki değer, vazifeyi samimiyetle yerine getirmesinde olabilir.
Zulüm İçindeyken Tufanın Gelmesi
Ayet, tufanın onları zulmetmekte oldukları sırada yakaladığını bildirir.Bu ifade, helakin yalnız fikir ayrılığı yüzünden değil; inkârın zulümle birleşmesi sonucunda meydana geldiğini gösterir.Onlar:
peygamberi yalanlamış,
müminleri küçümsemiş,
şiddetle tehdit etmiş,
bozulmayı sürdürmüşlerdir.
İlahi hüküm uzun bir mühletin ardından gelmiştir.
Ankebût Suresi 15. Ayet
Gemi Halkının Kurtarılması
Allah, Hz. Nuh’u ve gemide bulunanları kurtardığını, gemiyi âlemler için bir işaret kıldığını bildirir.
Gemi Bir Ayettir
Gemi yalnızca tahtadan yapılmış tarihî bir araç değildir. İnsanlığa bırakılmış bir işarettir.Gemi şunları temsil eder:
vahye güvenmek,
tehlikeden önce hazırlanmak,
sabırla çalışmak,
müminlerle dayanışmak,
Allah’ın rahmetine sığınmak.
Gemi, tufan başlamadan önce inanmanın ve tedbir almanın değerini gösterir.
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Ankebût Suresi’nde Hz. Nuh’un sabrı zaman ölçüsüyle ortaya çıkar:Dokuz yüz elli yıl tebliğ
Az sayıda iman eden
Zulümde ısrar eden toplum
Tufan ve kurtuluş
Gemiyle bırakılan kalıcı işaretSabır, sürenin uzunluğuyla tükenmeyen; sonuç geciktiğinde vazifeyi terk etmeyen sadakattir.
ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Duanın Kabulü ve Güzel Bir İsimle Anılması
Sâffât Suresi 75–82
Sâffât Suresi’nde Hz. Nuh’un duası, kurtuluşu, soyunun devamı ve sonraki nesiller arasında güzel bir isimle anılması anlatılır.
Sâffât Suresi 75. Ayet
Hz. Nuh’un Rabbine Seslenmesi
Hz. Nuh’un Allah’a dua ettiği, Allah’ın da dualara en güzel karşılık veren olduğu bildirilir.
Sabır ve Duanın Birleşmesi
Hz. Nuh yalnız çalışmamış, yalnızca beklememiştir. Bütün çabasının yanında Rabbine yönelmiştir.Dua:
vazifeden kaçış,
çalışmayı bırakma,
sorumluluğu terk etme
değildir.Hz. Nuh önce tebliğ etmiş, sabretmiş, gemiyi yapmış; ardından Allah’ın yardımına sığınmıştır.
Sâffât Suresi 76. Ayet
Büyük Sıkıntıdan Kurtuluş
Allah, Hz. Nuh’u ve ailesinden iman edenleri büyük sıkıntıdan kurtardığını bildirir.
Büyük Sıkıntının Yönleri
Hz. Nuh’un sıkıntısı yalnız tufan değildir.Onun imtihanı:
uzun süre yalanlanmak,
alay edilmek,
taşlanmakla tehdit edilmek,
az sayıda kişi tarafından kabul edilmek,
oğlunu kaybetmek,
tufanın dehşetini yaşamak
gibi birçok yön taşır.Allah onu bu ağır imtihanların içinden çıkarmıştır.
Sâffât Suresi 77. Ayet
Soyunun Devam Ettirilmesi
Hz. Nuh’un soyunun devam edenler hâline getirildiği bildirilir.
Yeni İnsanlık Dönemi
Tufandan sonra Hz. Nuh’un soyunun devamı, onun insanlık tarihindeki büyük yerini gösterir.Ancak soyun devamı yalnız şeref değil, sorumluluktur.Sonraki nesiller:
Hz. Nuh’un tevhid çağrısını,
sabrını,
tufan dersini
korumakla yükümlüdür.Soy bağı tek başına kurtuluş sağlamadığı gibi, büyük bir ataya sahip olmak da güzel ahlak olmadan yeterli değildir.
Sâffât Suresi 78–79. Ayetler
Sonraki Nesillerde Güzel Bir İsim
Hz. Nuh’a sonraki insanlar arasında güzel bir anılma bırakıldığı ve âlemler içinde ona selam olduğu bildirilir.
Güzel Hatıra
İnsan dünyadan ayrıldığında:
malı,
makamı,
bedeni
geride kalır.Fakat ahlakı, yaptığı hayır ve bıraktığı doğru örnek nesiller boyunca yaşayabilir.Hz. Nuh sabrı ve tevhid mücadelesiyle anılmaktadır.Bu, gerçek kalıcılığın dünya mülkünde değil, Allah’ın razı olduğu bir hayat bırakmakta olduğunu gösterir.
Sâffât Suresi 80. Ayet
İyilik Yapanların Karşılığı
Allah’ın iyilik yapanları bu şekilde mükâfatlandırdığı bildirilir.
İhsan Ahlakı
Hz. Nuh’un sabrı yalnız dayanmak değildir. Vazifesini güzel biçimde yerine getirmesidir.İhsan:
görevi baştan savma değil özenle yapmak,
kötülüğe rağmen ahlakı korumak,
Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek yaşamak
demektir.Hz. Nuh’un güzel anılması, onun ihsanla yaptığı vazifenin karşılığıdır.
Sâffât Suresi 81. Ayet
Mümin Kul
Hz. Nuh’un Allah’ın iman eden kullarından olduğu bildirilir.Peygamberlik makamının temelinde de kulluk bulunur.Hz. Nuh önce Allah’ın kuludur. Onun şerefi Allah’a bağlılığındadır.
Sâffât Suresi 82. Ayet
Diğerlerinin Boğulması
Geride kalan inkârcıların tufanda boğulduğu bildirilir.Bu sonuç, uzun uyarı sürecinden sonra gelmiştir.Hz. Nuh’un kurtuluşuyla kavminin helaki aynı kıssada yer alır:
iman ve teslimiyet kurtuluşa,
zulümde ısrar yıkıma götürmüştür.
ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Sâffât Suresi Hz. Nuh’un kıssasını şu şekilde özetler:Dua etti.
Allah duasına karşılık verdi.
Büyük sıkıntıdan kurtarıldı.
Soyu devam ettirildi.
Sonraki nesillerde güzel bir isimle anıldı.
Ona selam verildi.Hz. Nuh’un sabrı tufanla sona ermedi; insanlığın hafızasında selamla yaşamaya devam etti.
ON BEŞİNCİ BÖLÜM
Tufanın Şiddeti ve Kolaylaştırılan İbret
Kamer Suresi 9–17
Kamer Suresi’nde Hz. Nuh’un kavmi tarafından yalanlanması, onun Rabbine duası, gökten boşalan sular, yerden fışkıran kaynaklar ve geminin ilahî koruma altında yüzmesi güçlü ifadelerle anlatılır.Bu bölüm, uzun süre küçümsenen ilahî uyarının vakti geldiğinde nasıl açık bir gerçeğe dönüştüğünü gösterir.
Kamer Suresi 9. Ayet
Hz. Nuh’un Yalanlanması ve Engellenmesi
Hz. Nuh’un kavminin daha önce peygamberlerini yalanladığı bildirilir. Onlar Hz. Nuh’u yalanlamış, onu delilikle suçlamış ve tebliğden vazgeçmesi için baskı uygulamışlardır.
Yalanlamanın Ötesindeki Baskı
Hz. Nuh’un kavmi yalnızca onun sözünü kabul etmemekle kalmamıştır. Onu susturmaya ve görevinden uzaklaştırmaya çalışmıştır.İnkâr şu aşamalara ulaşmıştır:
Peygamberin sözünü reddetmek,
şahsiyetini kötülemek,
onu akılsızlıkla suçlamak,
tebliğini engellemek,
tehditle susturmaya çalışmak.
Bu tavır, hakikate cevap veremeyen kişinin söz sahibini değersizleştirmeye yönelmesini gösterir.
“Delidir” Suçlaması
Hz. Nuh’un akılsızlıkla suçlanması, kavminin mesajı tartışmak yerine kişiliğine saldırdığını gösterir.Oysa Hz. Nuh’un:
uzun süre sabretmesi,
tutarlı biçimde çağrıda bulunması,
maddi ücret istememesi,
yoksul müminleri koruması
onun akıl, ahlak ve güvenilirlik taşıdığını açıkça ortaya koymaktadır.Bir insanı kötü bir sıfatla anmak, onun söylediği hakikati geçersiz kılmaz.
Kamer Suresi 10. Ayet
“Ben Yenik Düştüm; Bana Yardım Et”
Hz. Nuh Rabbine yönelerek kavmi karşısında yenik ve güçsüz bırakıldığını bildirir ve Allah’tan yardım ister.
Aczi Kabul Etmek
Hz. Nuh yüzyıllar süren tebliğin ardından kendi gücünün sınırını açıkça kabul etmiştir.Bu dua:
vazifeden kaçış,
ümitsizlik,
teslim olma
anlamına gelmez.Aksine kulun, bütün gayretinden sonra sonucun Allah’ın elinde olduğunu bilmesidir.İnsan elinden geleni yaptıktan sonra:“Artık gücüm yetmiyor; yardımını senden istiyorum.”diyebilir.Bu söz zayıflık değil, kulluk bilincidir.
Dua ve Mücadele
Hz. Nuh yalnız dua eden fakat çalışmayan biri değildir. O:
kavmini çağırmış,
nasihat etmiş,
tehditlere dayanmış,
gemiyi inşa etmiştir.
Bütün bunlardan sonra Rabbinden yardım istemiştir.Bu nedenle onun duası, gayretin yerine geçen değil, gayreti tamamlayan bir yöneliştir.
Kamer Suresi 11. Ayet
Göğün Kapılarının Açılması
Allah, göğün kapılarını boşalan bir suyla açtığını bildirir.
Yağmurun Olağanüstü Şiddeti
Bu anlatım, sıradan bir yağmurdan daha güçlü ve kuşatıcı bir tufanı ifade eder.Gökyüzünden sürekli ve yoğun biçimde su boşalmıştır.Kavmin daha önce küçümsediği uyarı artık görünür hâle gelmiştir. Fakat hüküm başladıktan sonra geçmişteki alayları geri almak mümkün değildir.Bu durum insana şu dersi verir:Uyarı zamanı hazırlık zamanıdır; hüküm zamanı ise sonucun ortaya çıktığı zamandır.
Kamer Suresi 12. Ayet
Yerin Kaynaklarla Yarılması
Allah, yeryüzünü kaynaklar hâlinde yardığını ve gökten inen suyla yerden çıkan suyun önceden takdir edilmiş bir iş için birleştiğini bildirir.
Gök ve Yerin Sularının Birleşmesi
Tufan yalnız gökten yağan yağmurla oluşmamıştır. Yerden de sular fışkırmış ve iki yönden gelen sular birleşmiştir.Bu sahne, insanın gücünü aşan büyük bir hükmü gösterir.Kavmin:
evleri,
yüksek yerleri,
birikimleri,
toplumsal gücü
sular karşısında koruyucu olamamıştır.
Önceden Takdir Edilen Hüküm
Suların birleşmesi başıboş ve amaçsız bir olay değildir. İlahi bilgi ve hüküm dâhilinde meydana gelmiştir.Bu, Hz. Nuh’un önceden yaptığı geminin de tesadüfî olmadığını gösterir.Gemi hazırlanmış, hüküm belirlenmiş ve vakti geldiğinde olaylar bir araya gelmiştir.
Kamer Suresi 13. Ayet
Tahtalar ve Çivilerle Yapılmış Gemi
Allah, Hz. Nuh’u tahtalar ve çivilerle yapılmış bir gemide taşıdığını bildirir.
Basit Malzemelerle Büyük Kurtuluş
Gemi:
tahtadan,
bağlantı sağlayan çivilerden veya bağlayıcı unsurlardan
meydana gelmiştir.Bu malzemeler tek başına olağanüstü görünmeyebilir. Fakat Allah’ın emri, Hz. Nuh’un emeği ve ilahî koruma birleştiğinde büyük bir kurtuluş aracına dönüşmüştür.Bu durum bereketin yalnızca malzemenin büyüklüğünden gelmediğini öğretir.Allah dilerse sade araçlarla büyük sonuçlar meydana getirir.
Emeğin Değeri
Gemi hazır hâlde gökten indirilmemiştir. Hz. Nuh onu emek vererek yapmıştır.Her tahta:
sabrın,
itaatin,
görünmeyen vaade güvenmenin
bir işareti gibidir.
Kamer Suresi 14. Ayet
Allah’ın Gözetimi Altında Yüzmesi
Geminin Allah’ın gözetimi altında yüzdüğü ve bunun yalanlanmış olan Hz. Nuh için bir karşılık olduğu bildirilir.
İlahi Gözetim
Dağlar gibi dalgalar arasında gemiyi asıl koruyan:
tahtaların gücü,
insan becerisi,
hava şartlarının uygunluğu
değildir.Bunlar birer sebeptir. Koruyucu hüküm Allah’a aittir.Hz. Nuh kavmi tarafından dışlanmış ve yalanlanmıştır; fakat Allah onu gözden çıkarmamıştır.İnsanlar bir kulu değersiz görebilir, ancak Allah’ın koruması insanların hükmüne bağlı değildir.
Yalanlanan Peygambere İlahi Karşılık
Kavmi Hz. Nuh’u değersizleştirmek istemiştir. Allah ise onu:
korumuş,
duasına cevap vermiş,
gemide taşımış,
sonraki nesiller arasında güzel bir adla yaşatmıştır.
Bu, dünya ölçüsüyle ilahî hükmün aynı olmadığını gösterir.
Kamer Suresi 15. Ayet
Geminin Bir İşaret Olarak Bırakılması
Allah bu olayı ve gemiyi bir ibret olarak bıraktığını bildirir. Ardından düşünüp öğüt alacak kimsenin bulunup bulunmadığı sorulur.
İbret Almak
Bir kıssayı bilmek ile ondan ibret almak aynı değildir.İbret alan kişi şu soruları kendisine yöneltir:
Hz. Nuh’un sabrından ne öğreniyorum?
Kavminin kibri bende var mı?
İlahi uyarıları erteliyor muyum?
Görünmeyen tehlikeye karşı hazırlık yapıyor muyum?
Gemi gibi bir kurtuluş yoluna çağrıldığımda alay mı ediyorum, itaat mi ediyorum?
Kıssa, yalnız geçmişin insanlarını yargılamak için değil, bugünün kalbini düzeltmek için anlatılır.
Kamer Suresi 16. Ayet
Azabın ve Uyarının Sonucu
Allah, azabının ve uyarılarının nasıl gerçekleştiğine dikkat çeker.
Uyarıdan Sonra Gelen Sonuç
Hz. Nuh’un kavmine azap gelmeden önce uzun süre uyarı yapılmıştır.Bu nedenle tufan:
habersiz bir baskın,
açıklamasız bir felaket,
tövbe imkânı verilmeden gelen bir ceza
değildir.Uyarı ile sonuç arasında uzun bir zaman vardır. Fakat kavim bu zamanı dönüş için değil, inkârı artırmak için kullanmıştır.
Kamer Suresi 17. Ayet
Kur’an’ın Öğüt İçin Kolaylaştırılması
Allah, Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdığını bildirir ve öğüt alacak kimsenin bulunup bulunmadığını sorar.
Kıssanın Okuyucuya Yönelmesi
Hz. Nuh’un kıssası anlatıldıktan sonra hitap doğrudan Kur’an’ı dinleyen insana yönelir.Amaç yalnız tufanın ayrıntısını öğrenmek değildir. Amaç:
öğüt almak,
kalbi düzeltmek,
inkâr ve kibirden sakınmak,
sabır ve imanı kuşanmaktır.
Kur’an’ın kolaylaştırılması, onun hiçbir açıklama ve çaba olmadan bütün yönleriyle anlaşılacağı anlamına gelmez. Temel öğütlerinin insanlara açık ve erişilebilir kılındığını gösterir.
ON BEŞİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Kamer Suresi, Hz. Nuh kıssasını güçlü bir tablo hâlinde sunar:Peygamber yalanlandı ve susturulmak istendi.
Hz. Nuh Rabbinden yardım istedi.
Göğün kapıları açıldı.
Yerin kaynakları fışkırdı.
Sular ilahî hüküm üzere birleşti.
Gemi Allah’ın gözetiminde yüzdü.
Olay insanlığa ibret olarak bırakıldı.Hz. Nuh’un kavmi gemiyi gördü fakat anlamadı; tufanı gördüğünde ise hazırlık vakti geçmişti. İbret, hüküm gelmeden önce uyarıyı anlayabilmektir.
ON ALTINCI BÖLÜM
Gece ve Gündüz Süren Davet
Nuh Suresi 1–4
Nuh Suresi, baştan sona Hz. Nuh’un tebliğini, kavminin davranışını, onun dualarını ve uzun sabrını anlatır.Surenin ilk ayetlerinde Allah’ın Hz. Nuh’u, acı azap gelmeden önce kavmini uyarmak üzere gönderdiği bildirilir.
Nuh Suresi 1. Ayet
Azap Gelmeden Önce Uyarı
Allah, Hz. Nuh’u kavmine, kendilerine acı bir azap gelmeden önce onları uyarması için gönderdiğini bildirir.
Uyarı Rahmettir
Azap gelmeden önce peygamber gönderilmesi ilahî rahmetin göstergesidir.Allah insanları:
habersiz,
ölçüsüz,
dönüş yolu gösterilmeden
cezalandırmaz.Önce:
doğru yol açıklanır,
yanlış gösterilir,
tövbeye çağrı yapılır,
sonuçlar bildirilir.
Bu sebeple uyarı, yalnız korkutma değil, kurtuluş fırsatıdır.
Vaktinden Önce Hazırlanmak
Hz. Nuh’un kavmi azabı görmeden önce karar vermeye çağrılmıştır.İman, hüküm gözle görüldükten sonra mecburi bir kabul hâline gelmemelidir. Gerçek iman, Allah’ın haberine güvenerek vaktinde yönelmektir.
Nuh Suresi 2. Ayet
Açık Bir Uyarıcı
Hz. Nuh kavmine kendisinin açık bir uyarıcı olduğunu söyler.
Mesajın Açıklığı
Hz. Nuh’un çağrısı:
gizli şifreler,
yalnız belirli kişilerin anlayacağı kapalı sözler,
belirsiz vaatler
üzerine kurulmamıştır.O, kavmine ne yapmaları gerektiğini açıkça bildirmiştir.Peygamberlik mesajı insanların bilgisizliği üzerinden hüküm kurmaz. Onlara anlayabilecekleri biçimde hakikati açıklar.
Nuh Suresi 3. Ayet
Üç Temel Emir
Hz. Nuh kavmine:
Allah’a kulluk etmelerini,
O’na karşı sorumluluk taşımalarını,
kendisine itaat etmelerini
emreder.
Allah’a Kulluk
Allah’a kulluk, yalnız belirli ibadetleri yerine getirmek değildir.Kulluk:
Allah’ı tek ilah kabul etmek,
nimetleri O’ndan bilmek,
emirlerine teslim olmak,
hayatın ahlakını O’nun ölçüsüne göre düzenlemektir.
Takva
Takva, Allah’ın huzurunda hesap vereceğini bilerek yaşamak ve günaha karşı korunmaktır.Takva korkudan ibaret değildir. İçinde:
saygı,
sevgi,
dikkat,
sorumluluk
bulunur.
Peygambere İtaat
Hz. Nuh’a itaat, onun şahsî çıkarlarına boyun eğmek değildir. Allah’ın elçisi olarak getirdiği vahye uymaktır.Peygamberin yolu Allah’a kulluğa götürür; kendisine kulluğa değil.
Nuh Suresi 4. Ayet
Bağışlanma ve Belirlenmiş Süre
Allah’a kulluk edip peygambere uymaları hâlinde günahlarının bağışlanacağı ve belirlenmiş vakitlerine kadar kendilerine süre verileceği bildirilir.Allah’ın belirlediği vakit geldiğinde onun ertelenmeyeceği açıklanır.
Tövbenin Sonucu
Hz. Nuh’un kavmine yalnız azap bildirilmemiştir. Bağışlanma sözü de verilmiştir.Onlar:
şirkten vazgeçer,
Allah’a yönelir,
peygambere uyarlarsa
geçmiş günahlarının bağışlanması mümkündür.Bu, ilahî rahmetin ceza uyarısından önce açık tutulduğunu gösterir.
Sürenin Değeri
İnsana verilen mühlet sınırsız değildir.Hayat:
tövbe,
ibadet,
düzeltme,
iyilik
için verilmiş bir zamandır.İnsan bu zamanı gafletle tüketirse belirlenmiş vakit geldiğinde geri dönme fırsatı bulamayabilir.Bu yüzden tövbe:“Daha sonra yaparım.”diye sürekli ertelenmemelidir.
ON ALTINCI BÖLÜMÜN ÖZÜ
Nuh Suresi’nin başlangıcında kurtuluş yolu açıkça bildirilir:Azap gelmeden önce uyarı yapılır.
Allah’a kulluk çağrısı yapılır.
Takva emredilir.
Peygambere itaat istenir.
Bağışlanma vaat edilir.
Hayat süresinin sınırlı olduğu hatırlatılır.İlahi uyarı kapıyı kapatmak için değil, kul henüz dönebiliyorken rahmet kapısını göstermek için gelir.
ON YEDİNCİ BÖLÜM
Hz. Nuh’un Gece Gündüz Tebliği
Nuh Suresi 5–9
Hz. Nuh Rabbine, kavmini gece ve gündüz çağırdığını; fakat onların bu çağrı karşısında daha fazla uzaklaştıklarını arz eder.Bu ayetler, onun tebliğde kullandığı farklı yolları ve kavminin bilinçli kaçışını gösterir.
Nuh Suresi 5. Ayet
Gece Gündüz Çağrı
Hz. Nuh Rabbine kavmini gece ve gündüz çağırdığını söyler.
Kesintisiz Gayret
Gece ve gündüz ifadesi, tebliğin devamlılığını gösterir.Hz. Nuh:
uygun zamanı beklemiş,
farklı vakitlerde konuşmuş,
toplumun her hâline ulaşmaya çalışmış,
kısa süreli bir çağrıyla yetinmemiştir.
Sabır Kitabı’nın temel niteliği burada görünür:Sabır, bir defa söyleyip karşılık beklemek değil; doğru yöntemleri koruyarak vazifeyi uzun süre sürdürmektir.
Gece Tebliği
Gece:
sessizliğin,
özel görüşmenin,
derin düşüncenin
zamanı olabilir.Hz. Nuh bazı insanlara daha sakin ve kişisel ortamlarda ulaşmaya çalışmış olabilir.
Gündüz Tebliği
Gündüz ise:
toplum önünde,
açık biçimde,
kalabalıklara
yapılan çağrıyı düşündürür.Böylece Hz. Nuh hem özel hem açık yöntemler kullanmıştır.
Nuh Suresi 6. Ayet
Çağrının Kaçışı Artırması
Hz. Nuh, çağrısının kavminin yalnızca kaçışını artırdığını söyler.
Hakikatten Kaçmak
Tebliğin insanı hakikatten uzaklaştırması, mesajın yanlış olmasından değil, kişinin ona karşı direncinden kaynaklanabilir.Kavmi çağrıyı duydukça:
inkârını güçlendirmiş,
kalbini kapatmış,
peygamberden uzaklaşmış,
hakikatle karşılaşmamak için kaçmıştır.
Bu durum, sürekli reddedilen hakikatin kalpte daha büyük bir katılığa dönüşebileceğini gösterir.
Peygamberin Sorumluluğu
Kavminin kaçışı Hz. Nuh’un tebliği bırakmasına sebep olmamıştır.O sonucun kendi elinde olmadığını bilir.İnsan doğruyu güzel biçimde anlattıktan sonra karşı tarafın seçimini kontrol edemez.
Nuh Suresi 7. Ayet
Parmaklarını Kulaklarına Tıkamaları
Hz. Nuh, onları bağışlanmaya çağırdıkça parmaklarını kulaklarına tıkadıklarını, elbiselerine büründüklerini, inkârda ısrar ettiklerini ve büyük bir kibir gösterdiklerini anlatır.
Dört Aşamalı Direniş
Kavmin tavrı dört güçlü davranışla açıklanır:Kulaklarını kapatmak: Hakikati dinlemek istememek.
Elbiselerine bürünmek: Peygamberi görmekten ve onunla karşılaşmaktan kaçınmak.
Israr etmek: Yanlışta bilinçli biçimde devam etmek.
Kibirlenmek: Hakikati kendisine yakıştırmamak ve üstünlük taslamak.Bu artık yalnız bilgi eksikliği değildir. Bilinçli bir reddediştir.
Bağışlanma Çağrısından Kaçmaları
Hz. Nuh onları cezaya değil, bağışlanmaya çağırmıştır.Buna rağmen kaçmaları, insanın bazen kendi iyiliğine olan çağrıyı bile kibir sebebiyle reddedebileceğini gösterir.Tövbe etmek:
hatayı kabul etmeyi,
yanlışta olduğunu söylemeyi,
Allah’a muhtaçlığını bilmeyi
gerektirir.Kibirli kişi bunları yapmak istemeyebilir.
Nuh Suresi 8. Ayet
Açık Çağrı
Hz. Nuh daha sonra kavmini açıkça çağırdığını bildirir.
Toplum Önünde Tebliğ
Hz. Nuh yalnız bireysel ve gizli görüşmelerle yetinmemiştir. Mesajını toplum önünde de duyurmuştur.Açık tebliğ:
mesajın saklanmaması,
herkesin duymasına imkân verilmesi,
yöneticilerin ve halkın aynı hakikatle karşılaşması
anlamına gelir.
Nuh Suresi 9. Ayet
Hem Açık Hem Gizli Anlatım
Hz. Nuh onlara hem açıkça seslendiğini hem de gizli biçimde konuştuğunu bildirir.
Farklı Yöntemler Kullanmak
İnsanların karakterleri ve ihtiyaçları farklıdır.Bazıları:
toplum önündeki açık çağrıdan,
bazıları kişisel konuşmadan,
bazıları tekrar edilen öğütten
etkilenebilir.Hz. Nuh tek bir yöntem üzerinde ısrar etmemiştir. Mesajı değiştirmeden yöntemlerini çeşitlendirmiştir.Bu tebliğ ahlakı önemli bir ölçü verir:Hakikat değişmez; fakat onu anlatma yöntemi muhatabın hâline göre hikmetle düzenlenebilir.
ON YEDİNCİ BÖLÜMÜN ÖZÜ
Hz. Nuh’un tebliği:
gece ve gündüz,
açık ve gizli,
topluma ve kişilere,
sabır ve tekrar ile
sürmüştür.Kavmi ise:
kulaklarını kapatmış,
yüz çevirmiş,
yanlışta ısrar etmiş,
büyüklenmiştir.
Hz. Nuh bütün yolları denemiş; kavmi ise hakikati işitmemek için bütün yolları kapatmıştır. Sabır, muhatabın kapısını zorla açmak değil, doğru sözü vazifeye uygun biçimde ulaştırmaya devam etmektir.
Bölüm etkileşimi
