Sarmaşık kitap kapağı

27. bölüm / 30

Sarmaşık

27. BÖLÜM / YILDIRIM KRİSTALİ 🍃

Vaveyla Yazarı: Büşra Kurt

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 27. BÖLÜM / YILDIRIM KRİSTALİ 🍃

🍃

Alaz benim için aşktı, mutluluktu. Bana ne kadar zarar verirse versin ,beni ne kadar yakarsa yaksın ona karşı olan hislerimi hiçbir şey değiştiremezdi.

Ben artık sevdiklerimi bir güç uğruna , bir taht uğruna kaybetmek istemiyorum. Neden birlikte yönetmek varken bu kadar masum ölmek zorundaydı. Neden bunca kötülüğün acısı masumlardan çıkmak zorundaydı neden?

Kalbimdeki bu acı cadının alaza emanet ettiği görü gücünden kaynaklanıyordu.

Peki ya alaza dokunduğumda o gördüğüm şeyler neydi. Sanki oradaki kişi bendim ama değilmişim gibi hissettiriyordu.

Sanki hareket eden ben değilimde beni yöneten başka biriymiş gibiydi.

Belkide korkularımın ve zihninin oynadığı bir oyundu.

Lâkin oldukça gerçekçiydi.

***

Gözlerimi araladığımda sağıma döndüm. Fakat alazı göremedim. Sanırım benden önce kalkmış ve bizimkilerin yanına gitmişti.

Ayağa kalkıp banyoya musluğun başına geçtim.

Avucumun suyu aldığı kadar doldurup yüzüme boşalttım. Bir kaç kere tekrarladıktan sonra buğulu aynadan bir ses işittim biri ismimle bana sesleniyordu. " sarmaşık " demişti sesin sahibi.

Aynayı kazağımın yeniyle silip baktım.

Kekeleyerek

"Se se senn" dedim ve ekledim " cadı "

"Evet benim . Sarmaşık güçleri başka birine aktarmamışsın. Sandığımdanda güçlüymüşsün "

Dediğinde şaşırmıştım. Kaşlarım yukarı kalkmıştı.

"Şaşırmanın sebebi hala hayatta olmam mı ?"

Demiştim kaşlarımı geri indirirken .

" evet " demişti keskin gözleriyle gözlerime bakarken .

Ve ekledi

"Şu ana kadar dayanmış olabilirsin ama bundan sonrada dayanabileceğin anlamına gelmiyor.

Benim gücüm haricinde içinde büyük bir enerji hissediyorum . Ondan daha fazlasını kaldıramazsın."

Dediğinde bir müddet duraksadım.

"Peki o zaman dediğin gibi yapacağım. Gücü başkasına aktaracağım "

"Ben artık bu dünyadan siliniyorum. Gücümü senin gibi iyi birine emanet et alazıma da çok iyi bak ."

"hiç şüphen olmasın cadı elimden ne gerekiyorsa onu yapacağım."

Dediğimde görüntü bulanıklaşmaya başladı sanki cadı yavaş yavaş küle dönüşüyor gibiydi.

"Fazla vaktim yok . Sana söyleyeceğim çok önemli bir şey daha var "

Bunu söylerken yavaş yavaş koybolduğunu görebiliyordum .

Boynundaki kolyeyi çıkarıp aynadan çıkan eliyle bana doğru uzandı . Almakta biraz tereddüt etsemde uzanıp kolyeyi elinden aldım.

Gözlerinden yaş aka aka şu sözleri söyledi.

Sanırım bu cadının son sözleriydi. "Onu bulduğumda boynunda bu kolye vardı. kolyeyi alaza ver lütfen . Bu sadece bir kolye değil aynı zamanda bir anahtar "

"Anahtar mı ? " dedim şaşırarak .

Ve ekledim " nerenin kilidini açıyor " dedim.

"Ait olduğu ....." Cümlesini bitiremeden gözlerimin önünde tamamen küle dönmüştü. Ve külleri etrafa saçılmaya başladı.

Şimdi aynada kendi yansımamı görüyordum.

Cadının vermiş olduğu kolyeyi gözüm yaşlı incelemeye başladım.

Siyah bir taş ve taşın üzerinde ateş kıvılcımları vardı.

Çok göz alıcı bir renge sahip ve tasarımı oldukça dikkat çekiciydi.

Aynı bizim armalarımız gibi şekil değiştirmiş bir nesne gibiydi. Ama asıl şekli ne olabilirdi.

Belkide anahtardı .

Fakat o anahtar nerenin kilidini açıyordu.

Kendimi toparlayıp banyodan çıktığımda Farah koluma girerek. " kahvaltı hazır bizde senin uyanmanı bekliyorduk. İyi uyudun mu ?"

"Evet uyudum" dediğimde Farah tebessüm etmişti.

Birlikte masaya doğru ilerledik. Herkes masadaki yerini almış başlamak için beni bekliyordu.

" beni beklemenize gerek yoktu" dedim .

" birlikte kahvaltı yapalım istedik " dedi Sahra .

Alaz masanın başına Merih ise diğer başa oturmuştu. İkisininde yanı boştu aynı anda elleriyle boş sandalyeyi gösterip otur işareti yapmışlardı.

Alazın yanına doğru ilerleyip oturdum.

İstemsizce gözüm merihe takıldı. Yanına oturmadığım için sanki biraz bu duruma bozulmuş gibiydi.

Elimdeki kolyeyi sıkıca kavramıştım.

Ben derin düşüncelere dalmışken Merih dalgınlığımı bölerek " kahvaltıdan sonra kendi dünyamıza gideceğiz. Fakat ufak bir sorunumuz var yada ufak değil büyük sorun " diyerek öfkeyle alaza baktı.

"Neymiş büyük sorun " dedim Merihe bakarak

"Bu üç insanda bizimle gelmek istiyormuş hatta istiyor değiller kesin geleceklermiş "

Alaz öfkeyle merihe bakıp küfürler savuracakken

Alaz'ın dudağını parmağımla susturup konuşmamasını sağladım .

"Evet farkındayım insanlar bizim kadar güçlü olmayabilirler . Alaz'a ne söylersem söyleyeyim ne yapar ne eder yinede gelir. O yüzden alaza birşey diyemem . Ama Sahra ve Akçan sizler bizimle gelmek zorunda değilsiniz"

"Evet zorunda değiliz belki ama madem bu yola girdik bunun geri dönüşü yok " dedi Akçan.

"Aynen akçanın da dediği gibi. Her ne kadar savunmasız olsakta mutlaka bir yerde size yardımımız dokunacaktır. Her ne kadar insan olmuş olsakta en azından sayımız fazla olur "

Efgen araya girerek " ölebilirsiniz biliyorsunuz değil mi."

"Evet biliyoruz "dedi Akçan sahraya bakarken .

"Gelmekte gönüllü olmanız çok iyi . Çünkü gelmek zorundasınız kehanette sizde varsınız.

Siz olmassanız bu savaşı kazanamayız"

Alaz öksürerek " evet doğruya şu kehanet. " dedi.

Bir an önce geç olmadan annesiyle ilgili olanları alaza anlatmalıydım.

Sıkıca kavradığım kolyeyi alaza doğru uzattım.

"Bu bu kolye " demişti kekeleyerek.

Ve ekledi " annemin kolyesi bunu hiçbir zaman boynundan çıkarmazdı."dediğinde gözleri biraz dolmuştu.

"Banyoya gittiğimde aynada annenle konuştum.

Seni bulduğunda boynunda bu kolye varmış.

Şimdi onu sana vermemi istedi."

Dediğimde uzanıp kolyeyi elimden aldı .

Mavi gözleri pür dikkat kolyeyi inceliyordu.

Ve ekledim " bu kolye aynı zamanda bir anahtarmış . Ama nereyi açtığını bilmiyorum.

Herşeyi tam konuşamadık."

"Neden konuşamadınız ?" Demişti bir anda kaşlarını çatarak .

"Seni çok sevdiğini söylememi istedi. "

Genelde böyle şeyler ölmeden öncede söylenirdi.

Alaz bunu anlamış gibi yeşil gözlerime bakıyordu.

"Öldü mü?" Dediğinde sanki o an kalbim bir buz kütlesine dönüşmüş gibiydi.

Cevap verememiştim. Tekrar dudaklarını araladı

"Söylesene sarmaşık annem öldü mü "

Gözleri kıpkırmızıydı.

"Üzgünüm " dediğimde birden ayağa kalktı .

"Yalan söylüyorsun ölmedi benim annem hala yaşıyor."

"Keşke yalan söylemiş olsaydım " dedim gözümden yaşlar akmaya başlamışken.

"Yoo yoo yoo hayır annem ölmedi " sanki delirmiş gibiydi bu cümleleri söylerken. Başını ellerinin arasına almış kendi etrafında dönüp duruyordu.

Gözlerinden yaşlar akıyordu. Hemde fazlasıyla .

Cadı onun için bir anne gibiydi. Onu büyütüp herşeyi öğreten biricik annesiydi.

Alaz bir anda dışarıya doğru yürümeye başladı

Ayağa kalkıp " alaz " dediğimde

"Yalnız kalmak istiyorum " dediğinde

"Ama ..." Cümlemi bitirmeme izin vermeden " lütfen sarmaşık "

Yerime geri oturup sadece gidişini izlemiştim.

Ağlıyordum. O dışarda ağlarken bende burada sandalyeye oturmuş ağlıyordum.

Omzumda bir el hissetmiştim.

Bu hissi daha öncedende biliyordum.

Dönüp baktığımda yanıma oturan , omzundaki elin sahibi merihti.

"Üzülme " demişti keskin bir sesle.

"Elimde değil " dedim karanlık gözlerine bakarak.

"O zaman elinde olsun " diyerek kızgınlıkla söylemişti bu sözleri.

Sanki alaz için üzülmemi ve ağlamamı istemiyordu.

"Yok daha fazla dayanamayacağım . O orada öyle üzgünken ben ondan uzak duramam " diyerek bir anda ayağa kalktım.

"Gitme " demişti kolumu sıkıca kavrayarak.

"Gitmeliyim " diyerek sıkıca kavradığı kolumu gevşettiğinde alazın olduğu yöne doğru ilerledim.

Büyük bir taşın üzerine oturmuş elini yüzüne kaldırıyordu.

Sanırım gözünden akan yaşları siliyor olmalıydı.

Tam aramızdaki mesafeyi sonlandıracakken bana lütfen beni yalnız bırak dediği cümlesi kulaklarımda çınlıyordu.

Sırf bu yüzden olduğum yerde duraksadım ve oraya oturup alazı izlemeye başladım.

Aramızda 7 veya 8 adım vardı. Fakat daha fazla ileri gitmemiştim.

# FARAH'IN ANLATIMIYLA#

masada gözlerim istemsizce merihe kenetlenmişti. Beni kurtardığından beri ona olan düşüncelerim , ve bakışlarım değişmişti.

Kraliçeyi iyileştirmek için altın çiçeği yetiştirirken zehire yakalandım. Bu benim için hiç iyi olmamıştı . O anda ölüm fermanım verilmişti.

Katledilecektim hemde acımasızca .

Tam kılıç bedenime temas edecekken karşıdan bir beden bana doğru geliyordu. Ama öyle bir geliyordu ki içimden bu sanırım benim kahramanım demiştim.

O kişi merihti beni ölümden kurtarmış ve sevdiklerimin yanına götürmüştü.

İşte o gün ona farklı gözle bakmaya başladım.

Ondan etkilenmiştim. Kötü biri olabilirdi ama ben onu iyi bir adama dönüştürebilirdim.

Fakat o başkasına aşıktı çok sevdiğim birine, sarmaşığa.

Gözleri hep onu kolluyordu.

Kalbi yalnız sarmaşığa aitti .

Benide görsün farketsin istedim. Ama beni bir türlü göremedi. Bu beni derinden yaralamıştı.

Sarmaşık abime aşıktı. Bunu en başından beri biliyordum. Bence merihte bunu biliyordu fakat inanmak istemiyordu. Ve şimdi artık emindi.

Her ne kadar beni sevmesede onu bu halde yalnız bırakmak istemedim. Mutlu olsun istedim.

Sırf kötü biri diye mutluluğu ondan esirgeyecekmiydik.

Sarmaşık alazın peşinden gittiğinde merihte yanımızdan ayrılarak odaya girmişti.

Merihin girdiği odaya girdim bir anda.

Başını ellerinin arasına almış öylece boş boş yere bakıyordu.

Başını kaldırarak sordu " neden geldin"

"İyi misin diye bakmaya geldim "

Dediğimde öfkelenmişti. Sanki onun iyiliğini istemem kötü birşeymiş gibi bana köpürüyordu.

"Sanane kızım benim iyi olup olmamdan "

Dediğinde afalladım. Bu kadar sert bir tepki vermesini beklemiyordum.

" ben sade sadece seni merak ettim " bu cümleleri kekeleyerek zorla söylemiştim.

"Etme kızım merak. İyiki seni bir kere kurtardık. Yapıştın kaldın üstüme. Düş yakamdan kızım düş. Gözlerini üzerimden çek rahat bırak beni.

Gözlerinin bana hapsolmasından ,mahkum olmasından nefret ediyorum."

"Kırıcı oluyorsun Merih " diyebildim.

Neden bu kadar kırıcı konuşuyordu. Ben ona yapışmıydım. Gerçekten onun gözünde öyle birimiydim.

Bu beni hem üzmüş hemde öfkelendirmişti.

Gözlerimden yavaş yavaş su akıyordu.

Sadece abim için ağlayan ben şimdi ise başka bir erkek için ağlıyordum peki neden ağlıyordum.

Söyledikleri neden beni bu kadar çok kırmıştı.

Gözlerinin içine bakıp haykırarak " senin gözlerin kör , kulaklarında sağır ,kalbin ise kapkara "

dediğimde şaşırarak bana baktı.Sanırım böyle bir tepki vereceğimi beklemiyordu.

"Gözlerin kör çünkü seni sevmeyen gözlere bakıyorsun. Kulakların sağır çünkü seni sevmeyen birini dinliyorsun her zaman onun sesini duymak istiyorsun. Kalbin ise seni sevmeyen biri için atıyor."

Duraksadım.

Derin bir nefes aldıktan sonra ekledim." Bu yüzden senin kalbin kapkara " dediğimde tam araya girecekken elimle sus işareti yaparak konuşmaya devam ettim.

O ise susmuş ne diyeceğimi merak edip pür dikkat beni dinliyordu.

"Oysa baksan bi etrafına seni seven gözlere baksan seni seveni dinlesen onun sesini duymak istesen ve kalbin gerçekten seni seven biri için atsa tüm içindeki bu kötülükten kurtulmuş olurdun. Ama tüm bunlar imkansız sen bencil ,pislik herifin tekisin sana ne söylersem nafile. Seni karşılıksız aşkınla baş başa bırakıyorum" dediğimde parmağımla yüzünü işaret ettim. Gözlerimden hâlâ yaşlar akmaya devam ediyordu.

Bir gölü dolduracak kadar fazla.

"Kurtardığın için teşekkür ederim. Ama eğer öncesinde benim için böyle düşüneceğini bilseydim orada ölür sana muhtaç olmazdım. Anladınmı olmazdım."

Diyerek kapıyı yüzüne çarpıp dışarı çıktım.

Sırtımı kapıya yaslayıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

Artık o kötüyü düşünmemeli ve onu aklımdan ve kalbimden tamamen silmeliydim. Aksi halde çok acı çekecektim.

# SARMAŞIĞIN ANLATIMIYLA #

Gözlerim çok uzaklara dalmıştı.

Arkamdan biri bana sıkıca sarılıyordu.

Bu koku , bu sıcaklık oldukça tanıdıktı.

O kişi sevdiğim adam , alazdı.

Ellerimle kollarını kavrayıp gülümsedim.

"Ne zamandan beri buradasın "

Demişti kollarını benden çekip önüme otururken.

"Sen buraya geldiğinden beri " dedim yüzüm biraz asıktı. Çünkü alaza çok üzülmüştüm.

"O zamandan beri burada öylece beni mi izliyordun. Neden yanıma gelmedin?"

"Yalnız kalmak istediğini söylemiştin "

"Bir dahakine eğer yine yalnız kalmak istersem beni sakın yalnız bırakma " diyerek gülümsemişti.

"Bırakmam " dedim tebessüm ederek.

Kolye hala elinde duruyordu.

Elimi uzatıp kolyeyi elinden aldım.

"Kolye ait olduğu yerde durmalı " dedim kolyeyi alazın boynuna takarken.

Yüzlerimiz birbirine oldukça yakındı.

Bedenim yine tarif edilemez bir sıcaklık içerisindeydi, yanıyordum hemde cayır cayır.

Belimden tutup beni kendine çekmişti.

Yüzlerimiz arasındaki mesafe artık ortadan kaybolmuş burunlarımız birbirine sürünüyordu.

Yumuşak dudakları dudaklarıma yaklaşıyordu.

Ve işte o muhteşem hazzı alıyordum.

Kollarımı ensesinde birleştirdim.

Birbirimizi sımsıkı öpüyorduk .

Dudaklarımız birbirini keşfediyordu.

Dudaklarımdan başlayan kıvılcım bedenimden aşağıya doğru ilerlerken tıpkı bir ateş gibi yakıyordu beni.

Ama ben bundan rahatsız değildim tam tersi keyif alıyordum ...

******

Hazırdık artık perigenyaya gidebilirdik. Buraya gerçekten alışmaya başlamıştım.

Hepimiz büyük ağacın önünde efgenin geçidi açmasını bekliyorduk yalnız biri eksikti Farah.

Kahvaltıdan sonra onu hiçbir yerde görememiştim.

Arkamdan gelen ayak seslerini işittiğimde Farah yavaş adımlarla bize doğru geliyordu. Merih dönüp faraha baktından sonra tekrar önüne döndü.

Sanki mutlu değil gibiydi. Neşeli güler yüzlü kız gitmiş yerine mutsuz ,üzgün kız gelmişti .

Faraha doğru ilerleyip karşısında durdum. Gözlerinin içine baktım ağlamış görünüyordu. Uzaktan yüzüne bakan anlamazdı. Ama yüzüne yakından bakan sanki kıyamet koptu zannederdi.

"İyi misin Farah " dedim merakla.

"İyiyim " demişti sadece. Fakat bu cevabı beni hiç tatmin etmemişti.

Elimi omzuna koyup "bir sıkıntın varsa benimle paylaşabilirsin . Elimden geldiğince yardımcı olmaya çalışırım."

Bakışları sanki yardımcı olamassın dergibiydi.

Onu bu denli üzen şey neydi. Benim bilmediğim , görmediğim ne olmuş olabilirdi.

"Anlatsamda çözebileceğini sanmıyorum ."

Bu cevabına pekde şaşırdığım söylenemez bakışları bunu ima eder gibiydi.

"Anlatmadan hemen sonuca varmayalım "

"Benim muttuzluğum güçle , büyü ile veya kavgayla hallolacak birşey değil. O yüzden boşuna kendini yorma . Yinede beni düşündüğün için teşekkür ederim sarmaşık"

Dedikten sonra arkasını bana dönüp alaz'a doğru ilerledi.

Alaz farahın saçlarını okşayıp gülümsedi.

Farahta gülümsüyordu fakat içinin kan ağladığını anlayabiliyordum. Abisine belli etmemeye çalışıyordu.

Bizimkilere doğru ilerledim. Yanlarına vardığımda

Merih bana bakarak "nereye gideceğiz"

"Arkadaşım dora'nın evine kendisi renksizlerden "

"Aaa şu sizin dünyanıza ilk geldiğim zaman beni iyileştirmek için evine getirdiğin kişi değilmi" dedi alaz.

"Evet sevgilim " dedim tebessüm ederek.

Merih bana dişlerini sıkarak bakarken Farah ise merihe bakıyordu.

Sanki Merih benim alazla olan yakınlığıma , sevgili dememe sinirlenmiş gibiydi.

Farah ise merihin bana bakıp sinirlenmesine üzülmüştü.

Şu anda çok tohaf şeyler yaşanıyordu henüz anlayamamış olsamda elbet bir gün anlayacaktım.

Efgenin yanına geçip gideceğimiz yerin kordinatlarını meganizmaya girdikten sonra diğerleri geçitten geçerken akçan ve sahranın geçmediğini fark ederek duraksadım.

Sahra akçana birşeyler söylüyordu.

Onu rahatlatmaya çalışıyor gibiydi .

"Bir sorun mu var Akçan " diyerek omzuna dokundum."

"Biraz midem bulanıyor. Işıklar falan " dedi Akçan .

"Bir an önce geçmemiz gerekiyor geçit açılan bölgeler saraydan görülebiliyor." Dedim elimi kolundan indirirken.

"Peki gidelim o zaman" demişti Akçan bir bana birde sahraya bakarak.

onlar önden geçitten geçerken bende arkalarından ilerleyip geçitten geçtim.

Doranın evinin önündeydik.

"Neden geç kaldınız "dedi alaz bana bakarak.

"Ufak bir sorunumuz vardı hallettik." Diyerek akçana baktım.

"Şimdi biraz daha iyi misin " dedi sahra akçana bakarak

"Evet iyiyim " dedi Akçan sahraya gülümseyerek.

Kapıya yaklaşıp bir kaçkere kapıyı tıkladım.

Tık tık tık

Ne ses vardı nede gelen biri.

Kapıyı tekrar tıklayıp seslendim " dora benim kapıyı açar mısın ? "

"Sanırım kimse yok " dedi Sahra.

"Herkes şuradaki çiçek saksılarının içine bakabilirmi belki anahtarı oraya koymuş olabilir .

Yüksek ihtimalle meyve toplamaya gitmiştir."

Diyerek saksıları işaret ettim.

Herkes bir saksının başına geçip anahtar aramaya başladı.

Farah elini havaya kaldırarak " buldum " dedi.

Farahın elinden anahtarı alıp kapıyı açtım.

İçeriye girdiğimde arkamdan gelip yanımda durdular. Hepimiz salonun ortasında öylece duruyorduk.

Açık olan kapı bir anda kapanmıştı Ve camlar teker teker kırılmaya başladı .

Hepimiz tedirgindik neler olduğunu anlamaya çalıştık . Bir yandan birbirimize bakarken bir yandanda yerdeki kırık camlara bakıyorduk.

Efgen eliyle saçlarını karıştırarak"Bence buradan çıkmalıyız " diyerek kapıya doğru gidecekken bir şey onu geri yerine sürükledi.

" Buda neydi böyle sanki bir şey beni çarptı gibi" dedi efken yerden doğrulurken.

" elektrik mi ?" Dedi şaşırarak Merih.

" evet sanırım " dedi efgen.

Merih anlamdıramadığım şekilde evin heryerine dikkatlice bakıyordu. Ve sonunda gözleri bir yere takılı kaldı . Eliyle beş farklı yeri işaret ederek o yönlere bakmamızı sağladı.

Merih kekeleyerek " bunlar yıldırım kristalleri. İşimiz bitti"

dediğinde herkes birbirine şaşkınlıkla bakmaya başladı.

Nasıl yani işimiz bitti derken. Ayrıca yıldırım kristalleri de ne demek oluyordu veya ne işe yarıyorlardı.

Tedirgin bir sesle "İşimiz bitti derken " dedi Farah.

"Şöyle ki bu görmüş olduğunuz kristalleri cadılar tuzak için kullanıyorlar . Bizi bir yere hapsedip tüm enerjimizi kristaller emiyor ve sonrası ölüm."

Hepimiz şaşırmıştık. "Peki kurtulmanın bir yolu yok mu " dedim.

"Var fakat imkansız . Dışardan birinin kristalleri kırması gerekiyor. Lanet olsun ki hepimiz aynı yerdeyiz "

"Dora mutlaka gelecektir o bizi bu durumdan kurtarır tek umudumuz o "

"Aynen bekleyelim belki büyü sadece bizim için yapılmış olabilir. İnsanları hesaba katmamış olabilirler " demişti Merih.

Biraz olsun rahatlamıştık en azından çıkış yolu için bir değilde iki yolumuz vardı. Beklemekten başka yapabileceğimiz hiçbir şey yoktu.

Yarım saat sonra

İçimde tohaf şeyler hissediyordum. Sanki tüm enerjim içimden söküp alınıyor gibiydi.

Tek ben değil diğerleride benim gibi görünüyordu fakat aramızda insan olanlar gayet iyi görünüyordu.

Bir anda Merih yere yığılmıştı . Peşinden Farah merihin üzerine doğru yığıldı.

Gözleri açık bize bakıyor olsalarda bedenlerini hareket ettiremiyorlardı.

Ve sonrada ben .

Gözlerim haricinde hiçbir yerimi oynatamıyordum.

Alaz yanıma eğilerek başımı göğsüne yasladı.

Biz bu durumda olduğumuza göre demekki büyü sadece bize yapılmıştı.

Büyü insanlarda işe yaramıyordu.

Gözlerim akçanı bulmuştu. Tıpkı oda benim gibi bir noktaya kenetlenmişti. Gözleri bembeyazdı.

Tıpkı benim görü gördüğüm zamanlarda olduğu gibi.

" arkadaşının adı Dora mıydı ? "Demişti Akçan bana bakarak .

Başımı zar zor evet anlamında salladım .

"Savaşta Dora diye biri düşman safındaydı. kızıl saçlı yuvarlak yüzlü bir kız ." Dediğinde o kişinin Dora olduğuna artık emindim.

Bana , diyarımıza ihanet etmişti.

Gözlerimden yaşlar akıyordu.

Çok sevdiğim yakın dostum bana ihanet etmiş bizi tuzağa düşürmüştü.

Bu bana yapılan ikinci ihanetti...

🍃 BÖLÜM SONU 🍃

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.