Sansürsüz Teklif kitap kapağı

3. bölüm / 24

Sansürsüz Teklif

Yersiz hesaplaşma

Vaveyla Yazarı: Hezal Arcı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: Yersiz hesaplaşma

Bahçe kapısının o döküm demir gövdesi, bu sabah üzerlerine çöken o sabah yorgunluğunu söküp almak ister gibi ardına kadar açıktı. Hafta sonu fast-food dükkanında, o kızgın yağ kokusunun altında geçen uzun saatlerin ardından, pazartesi güneşinin henüz yakmayan o taze, ılık ışığı Şüheda’nın yüzünü yalayıp geçti. İçinde, tarifi zor ama temiz bir hafiflik vardı bu sabah. Neco’nun telefonunu açmamış olması canını sıksa da, bu sabah huzurlu bir sessizlik hissi kalbini ısıtıyordu.Banu hemen sağında adımlarken, yolda gördüğü hırpani bir kedinin arkasından nasıl koştuğunu el kol hareketleriyle o kadar komik anlatıyordu ki, Şüheda daha fazla dayanamadı. Dudaklarının kenarından içten, sarsıntılı bir kıkırdama döküldü."Kızım, yavaş ol, okulun kapısındaki güvenlikler bizi deli sanacak," dedi Şüheda, Banu’nun koluna hafifçe vurarak. Banu da ona katıldı, omuz omuza vermiş, mavi Koleji’nin o steril kaldırımlarında kendi küçük ve samimi dünyalarını kurmuşlardı. Okulun o pırıltılı, lüks binaları aralarındaki bu sahici neşeyi gölgeleyemiyordu.Tam o sırada, binanın önündeki o geniş beton basamakların orada, sırt çantası omuzunda tek başına dikilen Buğra’yı gördüler. Buğra, tıpkı onlar gibi bu okulun o keskin sınıfsal çemberinin dışında kalan, kendi halinde, sakin bir bursluydu. Şüheda ve Banu’yu gördüğü an yüzünde o bildik, sığınacak bir liman bulmuş gibi duru bir tebessüm açtı."Günaydın kızlar," dedi Buğra, sesindeki o mütevazı ve güven veren tonla onlara doğru iki adım atarak. "Hafta sonunun yorgunluğunu üzerinizden atabilmişsiniz bakıyorum, bahçeye neşeyle girdiniz."Şüheda, içtenlikle gülümsedi. Buğra'nın varlığı, bu okulda yalnız olmadıklarını hatırlatan sessiz bir güvence gibiydi.
"Günaydın Buğra. Sorma, Banu sabah sabah yine formunda," dedi, gözlerini Buğra'nın o temiz, masum bakışlarına dikerek. "Sen nasılsın, toparlayabildin mi?""Toparladım, şuan gayet iyi hissediyorum," derken Buğra’nın gözlerinde o saf, temiz arkadaşlık parıltısı dalgalandı. Kısa ama insanı bu yabancı okulda güvende hissettiren, ruhuna dokunan bir merhabalaşmaydı bu.Ancak o duru an, bahçenin o yapay fısıltılarını anında yutan vahşi bir kükremeyle bıçak gibi kesildi.Siyah, devasa bir sürat motoru, bahçe kapısından içeriye adeta bir gölge gibi süzüldü. Üzerindeki siluet, o mesafeli, insanı yutan aurasıyla Balamir Alaz’dan başkası değildi. Motoru, binanın önündeki o kimsenin park etmeye cesaret edemediği dokunulmaz alana doğru sert bir manevrayla savurdu. Tekerleklerin asfalta sürtünürken çıkardığı o tiz, çiğ ses henüz havada asılıyken, Balamir tek bir pürüzsüz hareketle kaskını çıkardı.Zaman, o saliseye sıkışıp kaldı. Şüheda’nın az önceki o hafif, neşeli gülüşü dudaklarında dondu. Yüzündeki o taze renk, milimetrik bir hızla çekilirken ayak tabanları zemine çakıldı.Balamir, rüzgârın dağıttığı siyah saçlarını umursamaz bir hamleyle geriye doğru atarken, bakışlarını ağır ağır bahçedeki kalabalığa doğru çevirdi. Ve o dipsiz, simsiyah kirpikli gözler; Buğra'nın, Banu'nun, o pırıltılı markaların arasından sıyrılıp doğrudan Şüheda’nın çehresine kilitlendi.O bakışta, hafta sonu o sefil odada, ağzından sızan kanı silerken elleri titreyen, acıyla kıvranan o maskesi düşmüş çocuktan eser yoktu. Yüzündeki morluklar, profesyonel bir elin dokunuşuyla tamamen kamufle edilmiş, pürüzsüz cildinin altına gizlenmişti. Yolda yürürken ayağına takılan, çiğneyip geçeceği tekinsiz bir taşa bakar gibi çiğ, yabancı ve tepeden bakan bir buz kütlesiydi o gözler. Ama en dibinde, sadece ikisinin bildiği o vahşi, sarsıntılı sırrın fırtınası gizliydi. Bakışları saliseliğine kızın elini ceketinin cebine atıp paraları sıktığı parmak boğumlarına kaydı.Balamir’in zihninin en karanlık, kilitli odasında Şüheda’nın o nemli bezle şefkatle terini sildiği yaralı elleri dönüyordu. İçindeki o babasından miras kalan karanlık güç parıltısı hırçınlaşmıştı. Benden uzak durmalıydın,diye düşündü Balamir, adımlarını sertleştirirken. O sefil mahallenin sefil sırrını bu okulun duvarları arasına taşırsan, seni de o gururunu da ezip geçmek zorunda kalırım.

Şüheda’nın göğüs kafesi aldığı nefese dar geldi. Kalbi boğazında, ritimsiz bir hırçınlıkla atmaya başladı. İçinden bir şeylerin kopup aşağıya doğru kaydığını, diz kapaklarının hafifçe titrediğini hissetti. O karanlık kibrin altında ezilmemek için çenesini yukarı kaldırdı, gözlerindeki mağrur öfkeyle Balamir'in o ezici bakışına kafa tuttu. Beni herkesin içinde bir hiç gibi göremezsin, diye geçirdi zihninden. O gece o çamurlu sokakta canını kurtaran, o kibri evimin eşiğinde bıraktıran bendim.Banu, aralarında saniyeler içinde kopan o sessiz, elektrikli fırtınayı hissetmiş gibi aniden Şüheda’nın koluna yapıştı. Parmakları kızın etine gömülürken gözleri şokla açılmıştı. Buğra bile aradaki o ağır havayı fark edip sessizce geri çekilmişti."Şüho..." diye fısıldadı Banu, sesi heyecan ve şaşkınlıkla titreyerek. "O... o az önce sana mı baktı, bana mı öyle geldi? Kızım neydi o öyle, resmen gözleriyle seni deşip geçti!"
Banu’nun fısıltısı Şüheda’nın kulağında asılı kalırken, genç kızın içindeki o eski, tanıdık hırs yeniden uyandı. Cebindeki buruşuk, yüksek meblağlı banknotlar adeta tenini dağlıyor, attığı her adımda üzerine yapıştırılmış bir etiket gibi ağırlık yapıyordu. İki yetim kardeşin gururunu birkaç kağıt parçasıyla satın alabileceğini sanan o çocuktan bu aşağılanmanın hesabını sormalıydı. Banu’nun elini kolundan sertçe sıyırdı. "Benim bir işim var, hemen gelirim sınıfta buluşuruz," diyerek adımlarını hızlandırdı.Koridorun en kalabalık, meraklı gözlerin pusuya yattığı metal dolapların önüne geldiğinde Balamir’i gördü. Arkası dönüktü; dolabından birkaç kalın kitap alıyordu. Oraya her yaklaştığında etrafında oluşan o dalkavuk çemberi, Balamir'in yaydığı o mesafeli, tekinsiz auranın etkisiyle birkaç adım geri çekilmiş, fısıldaşarak koridorun derinliklerinde gözden kaybolmuştu. Okulun odak noktası her zamanki gibi oydu; etrafındaki dünyayı kendi ekseninde döndürmeye alışkın, ulaşılmaz bir kibir abidesi.

Şüheda, etraftaki bakışların uzağa savrulmasını bekledikten sonra, saniyeler sonra kopacak fırtınaları zerre umursamadan doğrudan Balamir’in arkasında durdu. Omuzlarını dikleştirdi, tüm yorgunluğuna rağmen omurgasını gerdi."Balamir," dedi. Sesi, koridorun gürültülü uğultusunu keskin bir hatla ikiye böldü.Balamir, adını duyduğu an omuz kasları hafifçe kasıldı, duruşu milimetrik bir sertlikle dikleşti. Ancak acele etmedi. Acele etmek, onun dünyasında zayıflık demekti. Neredeyse sinir bozucu bir yavaşlıkla arkasını döndü. Şüheda onun yüzüne baktığında boğazına bir düğüm saplandı.O geceden, yatağında acıyla kıvranan, ağzından sızan kanı silerken elleri titreyen, maskesi düşmüş o darmadağın çocuktan eser yoktu. Yüzündeki morluklar profesyonel bir makyajla tamamen kamufle edilmiş gibiydi, pürüzsüz cildinin altına gizlenmişti. Gözleri, Şüheda’nın nemli bezle şefkatle terini sildiği o gözler değildi; yolda yürürken ayağına takılan, çiğneyip geçeceği bir taşa bakar gibi çiğ, yabancı ve tepeden bakan bir buz kütlesiydi.Şüheda, elini montunun cebine atıp o buruşuk paraları çıkardı. Avucunun içindeki paraları, koridordaki herkesin nefesini tuttuğu o ölümcül sessizlikte, Balamir’in açık dolap kapağının içine sertçe fırlattı."Bunu bende unutmuşsun. Benim evimde senin kirli parana yer yok," dedi. Sesi, lise koridorunun yüksek tavanlarında yankılandı.Balamir’in göz kapakları hafifçe kısıldı. Bakışları saliseliğine dolaptaki paralara, ardından Şüheda’nın fast-food dükkanında çalışmaktan kızarmış, tahriş olmuş ellerine kaydı. O ellerdeki yaraları görmek, Balamir'in yüzündeki kusursuz maskeyi daha da katılaştırdı. Şüheda’ya doğru tek bir adım attı. Aralarındaki boy farkı, Balamir'in geniş omuzlarıyla birleştiğinde kızın üzerinde boğucu, ezici bir gölge oluşturdu. Kızın nefes alanını tamamen işgal etmişti."Sen," dedi Balamir. Sesi adeta bir kuyu dibinden gelen kısık ama öldürücü bir tondaydı. "Sen benimle ne hakla bu şekilde konuşursun?"Gözlerini kızın göz bebeklerine dikti. Bakışlarında, babasından miras kalan o kibirli ve karanlık güç parıltısı vardı. Üstolda hafifçe yukarı kıvrıldı, bedenini Şüheda'nın üzerine doğru biraz daha eğerek tehdidini somutlaştırdı. "Çizgiyi çok zorluyorsun, Şüheda. Karşında kimin olduğunu unutuyorsun galiba."Şüheda tek bir milim bile geri adım atmadı. Çenesini yukarı kaldırdı, gözlerindeki o mağrur öfkeyle Balamir'in ezici gölgesine kafa tuttu. Balamir’in bu kibirli tavrı canını yakıyordu ama o gece onun canını kurtaran, o kusursuz çehresini ölümün eşiğinden çekip alan kendisiydi."Karşımda kimin olduğunu çok iyi biliyorum Balamir," diye fısıldadı, aralarındaki mesafeyi eritirken. Sesi sadece ikisinin duyabileceği bir frekanstaydı. "Asıl sen hafta sonu nerede, ne halde olduğunu unutmuşsun."Balamir’in göz bebekleri anlık bir refleksle titredi, çene kemiği öfkeyle kasıldı. Sırrının ve zayıflığının bu okulun ortasında, gözü üzerinde olan insanların önünde dökülme ihtimali onu çileden çıkarmıştı. Sağ eli hızla hareket etti ve dolabının metal kapağını büyük bir gürültüyle, adeta tüm koridorda yankılanacak bir şiddetle çarparak kapattı."Sana o gece her şeyin o odada kaldığını söylemiştim," dedi dişlerinin arasından, nefesi Şüheda'nın yüzünü yalayıp geçerken. "Burası senin o sefil mahallen değil. Bir daha benimle bu şekilde iletişim kurmaya çalışırsan..."Duraksadı, gözlerini Şüheda'nın gözlerine bir çivi gibi çaktı. Ses tonu tamamen ruhsuz ve mekanik bir hal aldı: "...o çok korktuğun küçük aileni mahvederim. Beni anladın mı?"Arkasını döndü.
Ceketinin etekleri havada savrulurken, koridordaki kalabalığı bir kez bile umursamadan, o mutlak otoriteyi barındıran adımlarıyla yürüyüp gitti. Arkasında ise gururu kırılmış ama öfkeden gözü dönmüş, parmakları titreyen bir Şüheda bıraktı.Ona yardım etmemeliydi. Kendini beğenmiş, ukala bir ucubeydi o. Şüheda, göğüs kafesinin altındaki o karanlık boşlukta bir kalbin bile olduğundan ilk defa bu kadar sert bir şekilde şüphe etmeye başlamıştı.Haziran ayının başlarıydı. Okulun son zamanlarına az kalmıştı. koridorlara çöken o sıcak ve yapışkan rehavetle birlikte akıp gidiyordu. Sınıflardaki pencereler sonuna kadar açık olsa da içeri giren hava serinletmiyor, aksine tebeşir kokusu ve ahşap sıraların sıcaklığıyla birleşip insanı boğuyordu. Öğretmenler sınıflara sadece yoklama fişini doldurmak için giriyor, ardından geriye derin sessizlikler ya da fısıltılar kalıyordu.Şüheda ve Banu sınıfın en arka sırasına sığınmış, akıp gitmeyen dakikaları bitirmeye çalışıyorlardı. Ancak Şüheda’nın bedeni o sırada olsa da aklı, iki gün önce koridordaki o dolapların önünde, kendisine adeta bir hiçmiş gibi bakan o siyah kirpikli gözlerde asılı kalmıştı. Balamir, o fırtınalı yüzleşmenin ardından Şüheda’yı tamamen görünmez ilan etmişti.

Koridorda yanından geçerken gözünü bile kırpmıyor, varlığını tamamen yok sayıyordu. Bu katı sessizlik, Şüheda’nın içindeki o "Bu borç nasıl ödenecek?" sorusunu daha da büyüterek fırtına öncesi sessizliğe dönüştürüyordu. Üstelik Neco hâlâ kayıptı; telefonları kapalıydı ve geride bıraktığı o karanlık boşluk Şüheda’nın omuzlarına çökmüştü.Öğle zili çaldığında, yemekhanenin o gürültülü, tabldot sesleriyle yankılanan basık atmosferine indiler. Havaya ağır bir yemek kokusu ve yüzlerce öğrencinin uğultusu hakimdi. Şüheda, elindeki plastik tepsiyle sıraya girdi. İçindeki huzursuzluğu bastırmak ister gibi dumanı tüten bir kase çorbayı ve yemeğini alıp, ileride kendisini bekleyen Banu’nun masasına doğru yürümeye başladı. Kafası o kadar doluydu ki, etrafındaki dünyayla bağı tamamen kopmuş gibiydi.Tam o sırada, kalabalığın içinden sıyrılan Berk hamlesini yaptı. Sanki arkasındaki arkadaş grubuna laf yetiştiriyormuş gibi geriye doğru büyük, hesaplı bir adım attı. Bu hareket dışarıdan bakan biri için o kadar profesyonel ve doğal bir sakarlıktı ki, kimse altında bir kasıt aramazdı. Berk’in omzu, Şüheda’nın elindeki tepsinin kenarına sertçe çarptı.Şüheda’nın dengesi sarsıldı, ayakları birbirine dolandı. Elindeki sıcak çorba kasesi devrilmek üzereyken Berk, sözde onu düşmekten kurtarmak ister gibi bir refleksle hamle yaptı. Ama asıl amacı kızı kurtarmak değil, köşeye sıkıştırmaktı."Ah, çok özür dilerim! Dikkat edemedim," dedi Berk. Sesindeki o yapay kibarlık tüyler ürperticiydi. Eli, Şüheda’nın beline doğru sıkıca kayarken, gözlerindeki o 'iyi çocuk' maskesinin ardında sinsi, hesapçı bir parıltı dalgalandı.

Berk, Balamir’in bu kıza olan o gizli ilgisini, koridordaki o hararetli konuşmalarını uzaktan izlemişti. Balamir’in zırhını delecek zayıf noktayı bulduğunu düşünüyordu ve bunu tam burada, everyone'ın gözü önünde test etmek istiyordu.Şüheda neye uğradığını şaşırarak geri çekilmeye çalışırken tepsi elinden tamamen kaydı. Sıcak çorba üzerine dökülmek, tenini yakmak üzereydi ki...Aniden arkasından uzanan, parmak boğumları beyaz sargılarla kaplı güçlü bir el, havada sarsılan tepsiyi tam alttan, milimetrik bir zamanlamayla yakaladı. Diğer eli ise Şüheda’yı omzundan kavrayıp hiç sakınmadan, sertçe kendi göğsüne doğru çekti.

Yemekhanedeki yüzlerce çatal bıçak sesi, gülüşmeler ve uğultu sanki görünmez bir el tarafından anında kesildi. Zaman, o daracık saliseye sıkışıp donmuş gibiydi; plastik tabldotların çiğ gürültüsü bıçakla kesilirken geriye sadece ağır, uğursuz bir boşluk kalmıştı. Şüheda, sırtında Balamir’in o sert, ödün vermez göğsünü hissettiği an akciğerlerindeki tüm nefes bir saniyeliğine kurudu. Kumaşın altından bile tenine vuran o hızlı, hırçın ve öfkeli kalp atışları, sanki doğrudan kendi nabzına ritim veriyordu. Burnuna dolan o tanıdık, odunsu ve yakıcı pahalı parfüm kokusu, hafta sonunun o karanlık, kan kokulu gecesinde sığındığı odanın havasına sinen kokunun tıpatıp aynısıydı. O gece acıyla kıvranan çocuk, şimdi arkasında bir dağ gibi dikilmiş, soluğuyla kızın ensesindeki küçük tüyleri ürpertiyordu.Balamir, tek bir kelime dahi etmeden sol elindeki sarsılan tepsiyi yanlarındaki masanın üzerine metalik, tok bir gürültüyle bıraktı. Hamlesi o kadar ani ve pürüzsüzdü ki, çorba kasesindeki dumanı tüten sıvıdan tek bir damla bile yere ziyan olmadı. Şüheda’yı omzundan hafifçe sarsarak tamamen arkasına, kendi cüssesinin ördüğü o geçilmez ve güvenli duvarın ardına aldı.O an, Balamir'in yüzünde ne o Alaz Koleji'nin koridorlarında her sabah kuşandığı üstenci kibir vardı ne de Şüheda’yı yok saydığı o son iki günün umursamazlığı. Esmer çehresinde, her an avını parçalamaya hazır bir dövüşçünün o çiğ, vahşi ve kontrolsüz öfkesi dalgalanıyordu. Siyah kirpikleri altındaki gözlerini, üvey kardeşi Berk’in tam göz bebeklerine bir çivi gibi çaktı. Sargılı yumruklarını öyle bir kuvvetle sıktı ki, ellerindeki taze dikişlerin gerilmesiyle şakağındaki tek bir damar görünür bir hat halinde kabardı, çenesi öfkeyle kasıldı."Önüne bak, Berk," dedi Balamir. Sesi, yemekhanenin yüksek ve basık tavanında yankılanan, derinden gelen tekinsiz bir yeraltı uğultusuydu. "Kazalarını da, o sahte nezaketini de benden uzak tut. Bir dahakine bu kadar ucuz kurtulamazsın."Berk, Balamir’in bu beklenmedik, kuralları yıkan sert hamlesi ve sınırları zorlayan korumacı tepkisi karşısında saniyeliğine bir bocalama yaşadı; gözlerindeki o sinsi parıltı donuklaştı. Ancak bu şaşkınlık uzun sürmedi.

Toparlanması saliseler aldı ve dudaklarının kenarında, zafer kazanmış bir akbabanın iğrenç kıvrılması belirdi. Planı tam da istediği gibi, pürüzsüzce işlemişti. Balamir’in o aşılmaz, kusursuz zırhını delecek, onu çıldırtıp delirtecek o gizli zayıf noktayı herkesin ortasında parmağıyla basmış gibi bulmuştu. Ellerini iki yana doğru yavaşça açıp, sözde teslim olur gibi bir adım geri çekildi."Sadece bir kazaydı üzgünüm, sakin ol. Kıza yardım etmek istemiştim," dedi. Sesindeki o alaycı tonu gizleme gereği bile duymadan Şüheda’ya doğru sinsi bir göz kırptı, ardından arkasını dönüp fısıldaşan kalabalığın arasında sinsice kayboldu.Balamir, Berk’in uzaklaşan sırtına nefretle bakarken etraftaki fısıltıların bir çığ gibi yükseldiğini, yüzlerce meraklı ve yargılayıcı gözün üzerlerine kilitlendiğini hissetti. Çevredeki o boğucu atmosferi fark ettiği an, çehresi milimetrik bir hızla yeniden o eski, aşılmaz buz kütlesine dönüştü. Yavaşça arkasındaki Şüheda’ya döndü. Göz göze geldikleri o ilk salisede, Balamir’in o az önceki koruyucu, hırçın öfkesi tamamen buharlaştı; yerini yine o kibirli ve ulaşılmaz duvarlar devraldı. Şüheda’nın gözlerindeki o darmadağın şaşkınlığı ve titreyen omuzlarını buz gibi bir süzüşle inceledi. Çenesini her zamanki gibi dikleştirdi, o üstenci ve araya kilometreler koyan ses tonuna bürünerek, sadece Şüheda’nın duyabileceği bir frekansta fısıldadı:"Kendini korumayı öğren, Şüheda. Her seferinde arkanda ben olmayacağım."Balamir, arkasında neye uğradığını şaşırmış, gururu ile minneti arasında donakalmış bir genç kız ve çalkalanan bir okul dolusu insan bırakarak yemekhaneden fırtına gibi çıkıp gitti. Ama ikisi de çok iyi biliyordu ki; aralarındaki o çiğ sınıfsal duvarlar, Balamir’in Şüheda’yı göğsüne çekip koruduğu o saliselik anda dipten gelen bir sarsıntıyla çoktan çatırdamıştı..

Okulda dedikodunun yayılma hızı, o lüks okulun sınıfsal duvarlarından çok daha acımasızdı. Yemekhanedeki o saliselik fırtınanın üzerinden henüz birkaç saat geçmişti ki, olay okulun gizli forumlarında ve WhatsApp gruplarında çoktan "Balamir Alaz’ın gizemli burslu kızı koruma altına alışı" başlığıyla dönmeye başlamıştı.
🔊 #Maviİtiraf #GününŞovu 👀🔥"Bugün yemekhanede Alazların iki veliahdının arasında kalan o 'burslu kutsal kaseyi' gören var mıııı?? 💀 Berk’in sakarlığındaki asalet şaka mı peki, child haksız yere suçlandı resmen resmennn 🤫 Kızın çorbaya sarılır gibi Balamir’in göğsüne kapaklanışı... Ucuz wattpad kurgusu izledik canlı canlı jskdjskd 🎬🍿 Kızım, Alaz hanedanlığı sana iki beden büyük gelir sry tatlım 💅🏼 o tepsiyi düzgün tutmayı öğren önce, burası senin mahalle pazarın değil!!! 🤫❌ #BalamirAlaz #BerkAlaz #BursluŞov"💬 @alaz_kolej_fan: "Balamir Alaz’ın sargılı elleriyle kızı tutması peki??? 😍 Çocuk ringden yeni çıkmış, bir de üstüne yemekhanede bodyguardcılık oynatıyorlar koskoca Alaz'a 🤦🏼♀️ Kız resmen Berk’e pusu kurmuş prim kasmak için, çok ucuz hareketlerrrr 👀"💬 @doruk_12B: "Çorba dökülseydi de okulun en pahalı granitleri kirlenmeseydi bari jskdjskd 😂😂 Alazların zayıf noktası bu varoş kız mı yani şimdi? Berk turnayı gözünden vurdu, Balamir’in sigortalarını attırdı beyler vaziyet alın ortalık karışacak 💣💥"💬 @melis.11A: "Alya’nın dünkü sinir krizi sebebini şimdi anladım fjdkfjdk 🤫 Kız haklıymış, bu tipler görünmez olmak yerine olay çıkarmaya geliyo buraya. Balamir yüz vermez buna kasmayın boşa 🤮💅🏼"

Şüheda, kolunun altında sıkıştırdığı edebiyat defteriyle koridorda yürürken, her adımında zemindeki granit taşların soğukluğunu ayak tabanlarında hissediyordu. Koridorun iki yanına dizilmiş gri metal dolapların önünde kümelenen herkes, o geçerken fısıldaşmayı kesiyor, bakışlarını Şüheda’ya dikiyordu. Kimi dolabının kapağının arkasından dik dik bakıyor, kimi yanındaki arkadaşının omzuna dokunup çenesiyle Şüheda’yı işaret ediyordu. O koskoca okul, görünmez ama hissedilir bağlarla birbirine bağlanmış tek bir dedikodu ağına dönüşmüştü: Burslu kız, Alazların iki veliahdını birbirine düşürmüştü.Banu, Şüheda’nın hemen sağında, adeta bir koruma kalkanı gibi yürümeye çalışıyordu ama sinirden yanakları alev alev yanıyordu. Gözlerini etraftaki gruplara dikip ters ters bakıyor, çantasının askısını parmakları beyazlaşana kadar sıkıyordu. Sonunda, koridorun köşesindeki panonun önünde duran bir grup 11. sınıf öğrencisinin açıkça Şüheda’ya bakıp kıkırdadığını görünce dayanamadı.Banu adımlarını aniden yavaşlatıp o tarafa doğru döndü ve sesini koridorda yankılanacak şekilde yükseltti: "Ne bakıyorsunuz be? Hayatınızda hiç koridorda yürüyen insan görmediniz mi? Dönün önünüze!" Şüheda hızla Banu’nun kolunu kavradı. "Banu, lütfen... Yapma, dikkat çekmek istemiyorum," diye fısıldadı sesi titreyerek. Sesi, koridorun o yapışkan sessizliğini yırtmıştı.Tam o sırada, merdivenlerin oradaki hareketlilik gerilimi tavan yaptırdı. Yan şubeden, okulun o dokunulmaz 12. sınıf kız grubu koridorun ortasında belirdi. Grubun başında, Balamir’e olan takıntısıyla bilinen Alya vardı. Arkasında iki kız arkadaşıyla birlikte, Şüheda begging ve Banu’nun tam önünü kapatacak şekilde barikat kurdular. Alya’nın üzerinde okul forması yerine, son günlerin rahatlığına sığınarak giydiği pahalı, tasarım bir keten gömlek vardı. Kolları göğsünde birleşmişti, dudaklarında küçümseyici bir eğrilik vardı.Alya, zayıf, adeta rüzgarda kırılacakmış gibi duran narin bedenine tezat oluşturan o hırçın kibriyle tam karşılarındaydı. Babasının sınırsız servetinin getirdiği o dokunulmazlık zırhını kuşanmış, her adımında pahalı mücevherlerinin şıkırtısını koridora bırakıyordu. Ama o şatafatlı duruşun ardında, Balamir’e karşı duyduğu hastalıklı, iç kemiren o marazi sahiplenme duygusunun getirdiği çiğ bir öfke gizliydi. Balamir'in adının bir bursluyla, hem de bu şekilde anılması onun o küçük ama pırıltılı krallığını sarsmıştı."Bak sen şu koruyucu meleğe," dedi Alya, gözlerini Banu’dan ayırıp doğrudan Şüheda’nın yüzüne dikerek. Sesindeki o sınıfsal kıskançlık koridordaki havayı bir anda ağırlaştırdı. "Arkadaşın senin yerine konuşuyor Şüheda, çünkü senin bugünkü şovdan sonra söyleyecek sözün kalmadığını tahmin edebiliyoruz." Etraftaki fısıltılar anında kesildi. Dolapların önündeki öğrenciler, pencerelerin pervazlarına tünemiş olanlar yavaşça bu çemberin etrafına doğru yanaştı. Herkes yeni bir raunt bekliyordu.Alya, Şüheda’ya doğru bir adım daha attı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Alya’nın ağır, şekerli parfümü Şüheda’nın genzini yaktı. "Yemekhanedeki o zavallı, ezik numaranı yedik mi sanıyorsun?" diye fısıldadı Alya, ama sesini herkesin duyabileceği bir tonda tutarak. "Balamir’in arkasına saklanıp okulun odak noktası olabileceğini mi düşündün gerçekten? Senin gibi tiplerin buraya sadece ders çalışıp görünmez olmak için alındığını sanıyordum. Berk’e pusu kurup, Balamir’in kahramanlık taslamasını sağlamak... Gerçekten ucuz bir taktik." "Düzgün konuş senin ağzını yırtarım!" diye öne atıldı Banu, ancak Alya’nın arkasındaki kızlardan biri Banu’nun omzuna elini koyup onu sertçe geride tuttu. "Sen bir dur bence tatlım, büyükler konuşuyor," dedi hırsla.Şüheda’nın kalbi göğüs kafesini dövüyordu. Neco’nun borç yükü, evdeki çaresizlik, şimdi de bu okulun koridorunda bir magazin malzemesi gibi ortaya atılması içindeki sabır taşını çatlatmak üzereydi. Gözlerini Alya’nın kusursuz makyajlı, öfkeyle parlayan gözlerine dikti. Yumruklarını sıktı ama sesini olabildiğince soğuk ve derin tutmayı başardı."Ben kimseye pusu kurmadım, Alya," dedi Şüheda, kelimeleri tek tek seçerek. “ bugün orada ne olduğunu öğrenmek istiyorsan, git o çok sevdiğin Berk’e sor. Bana çarptığında nasıl bir yüz ifadesi olduğunu belki kendisi sana anlatır. Ama senin asıl derdinin dünkü kaza olmadığını ikimiz de biliyoruz. Senin derdin, Balamir’in gözünde bir saniye bile yer edinememişken, onun adını benim üzerimden anıp kendini rahatlatmaya çalışmak." Koridorda bir fısıltı dalgası koptu. Alya’nın yüzündeki o kibirli maske, Şüheda’nın bu doğrudan vuruşuyla bir anlığına yarıldı. Yanaklarına öfkeden ani bir kırmızılık yayıldı. Beklemediği bir cevaptı bu; burslu, sessiz kızın karşısında ezilmesini umuyordu ama Şüheda tam kalbinden vurmuştu.Alya tam öfkeyle Şüheda’nın üzerine yürüyecek, belki de o çizgiyi tamamen aşacak bir hamle yapacaktı ki... Koridorun diğer ucundaki o ağır ahşap kapı büyük bir gürültüyle açıldı ve nöbetçi öğretmenin topuk sesleri yankılandı. "Neler oluyor orada? Dağılın çabuk sınıflara!" Alya, parmağını Şüheda’ya doğru sallayarak, "Bu burada bitmedi, o gururunu bu okulun kapısında bırakmayı sana öğreteceğim," diye tısladı ve kız grubuyla birlikte arkasını dönüp hızlı adımlarla uzaklaştı.Banu derin bir nefes alıp Şüheda’nın omzuna sarıldı. "Kızım... harika konuştun, resmen morardı pislik!" dedi heyecanla. Ama Şüheda’nın gözleri, koridorun en ucunda, müdür odasının önünde durmuş, bu sahneyi baştan sona ifadesiz bir yüzle, cebindeki elleriyle izleyen Balamir’e kaydı. Balamir, Şüheda’nın gözlerindeki o yorgun ama dik duruşu son bir kez süzdü, ardından hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp merdivenlerden yukarı çıktı.Okul koridorundaki o gergin yüzleşmenin ardından Şüheda ve Banu, kendilerini bahçenin en ucundaki, yaşlı çınar ağacının gölgesinde kalmış eski tahta banka attılar. Haziran güneşi yaprakların arasından sızıp Şüheda’nın edebiyat defterinin üzerine geometrik şekiller çizerken, genç kız başını iki elinin arasına aldı. İçindeki ağır yorgunluk, omuzlarını çökertiyordu."Bitti dediğim her an yeni bir şey çıkıyor," diye mırıldandı Şüheda, sesi çınar yapraklarının hışırtısı arasında kaybolup gidiyordu. "Okulun bir an önce bitmesini, şu kapıdan son kez çıkıp gitmeyi dilerken... Bir de başıma Alya gibi bir belayı aldım. Keşke o gün o yemekhanede o tepsi tamamen devrilseydi, keşke çorba üzerime dökülseydi de hiçbirine malzeme vermeseydim. Çok pişmanım Banu."

Banu, elindeki pet şişeyi bankın üzerine bırakıp hızla Şüheda’nın omuzlarından tuttu. Onu hafifçe sarsarak yüzünü kendine çevirdi."Saçmalama Şüho, ne pişmanlığı?" dedi, sesindeki o korumacı tonla. "Alya kim ya? Sırf babasının parası var ve Balamir ona bakmıyor diye herkese saracak yer arıyor. Sen bugün koridorda resmen onun o aşılmaz sandığı havasını söndürdün. Hem bitti işte, bitti! Şunun şurasında sadece birkaç hafta kaldı. Ne Alya kalacak, ne Berk, ne de o fısıldaşan asalaklar."

Tam o sırada, binanın gölgeliğinden sıyrılıp çınar ağacına doğru adımlayan bir karaltı belirdi. Kıvırcık saçları Haziran rüzgarında hafifçe dağılan, omzundaki sırt çantasının tek askısını kavramış Buğra, elindeki iki karton bardakla onlara doğru geliyordu. Karton bardaklardan yükselen o tanıdık, acı kahve kokusu, bankın etrafındaki o gergin, kasvetli havayı saliseliğine dağıttı.Buğra, adımlarını yavaşlatıp bankın tam önünde durduğunda yüzünde ne sabahki o duru, sakin tebessüm vardı ne de o her zamanki mesafeli duruşu. Gözlerinde, tüm okul binasını sarmış olan o yangının endişeli parıltısı dalgalanıyordu. Kahvelerden birini Banu’nun yanına bırakıp, diğerini Şüheda’ya doğru uzattı."Okul çalkalanıyor Şüheda," dedi Buğra. Sesi, sabahleyin bahçe kapısında merhabalaşırken kullandığı o sakin tondan çok uzaktı; pürüzlü, derin ve her an patlamaya hazır bir merakla doluydu. "Her yerde sen, Balamir ve Berk konuşuluyor. Telefonlardaki o itiraf sayfaları, gruplar... Herkes dünkü yemekhane olayını ve az önce koridorda Alya’ya verdiğin o cevabı konuşuyor. Neler oluyor Allah aşkına? Ne çeviriyorsunuz siz?"Şüheda, Buğra’nın uzattığı sıcak karton bardağa doğru parmaklarını uzattı ama kahveyi almak için bile dermanı kalmamış gibiydi. Kıvırcık saçlarının arasından sızan güneş ışığıyla Buğra, bu okulun pırıltılı yalanlarına inanmayan o birkaç temiz ruhun son kalesi gibi karşılarında dikiliyordu. Onun bu haklı, endişeli sorusu, Şüheda’nın göğüs kafesinde sakladığı o büyük sırrın duvarlarına sert bir darbe daha indirdi.
"Bak, Şüheda," diye fısıldadı Buğra. Sesi o kadar düşüktü ki, çınar yapraklarının hışırtısı bile onu neredeyse yutacaktı. "Alya’nın ne söylediği, o aptal gruplardaki itiraflar benim umurumda değil. Hepsi paranın arkasına saklanmış asalaklar. Ama senin dünkü yemekhaneden beri o çocukların arasında nasıl bir barut fıçısının üzerinde oturduğunu herkes görüyor. Berk ve Balamir’den kesinlikle uzak durmalısın."Banu tam lafa girip "Buğra, o Berk pisliği bilerek—" diyecek oldu ki, Buğra elini hafifçe kaldırarak onu susturdu. Bakışlarındaki o her zamanki sakin, kendi halindeki çocuk gitmiş, yerine bu okulun arka planındaki o karanlık entrikaları çok iyi çözmüş birinin tekinsiz ciddiyeti
gelmişti."Hatırlasanıza," dedi Buğra, sesini iyice kısarak Şüheda ve Banu’ya doğru eğildi. "Geçen sene tam da bu zamanlar Balamir’den hoşlanan 11. sınıflardan bir kız vardı. Melisa'ydı adı, hani şu sarışın kız. Bir öğle arası ne olduysa oldu, okulun o tenha arka merdivenlerinden aşağı yuvarlandı. Bacağı feci şekilde kırıldı, günlerce okula gelemedi. Sonra ne oldu? Kız apar topar kaydını sildirdi bu okuldan."Şüheda’nın karton bardağı sıkan parmakları donakaldı. Sıcak kahvenin ısısı avucunu yakıyordu ama içindeki kan saniyeler içinde çekildi. Geçen seneki o olayı hayal meyal hatırlıyordu; herkes kıza "sakar" deyip geçiştirmişti."Hiç kimse o gün o merdivenlerde gerçekte ne olduğunun peşine düşmedi," diye devam etti Buğra, gözlerini Şüheda'nın göz bebeklerine bir çivi gibi çakarak. "Çünkü kamera kayıtları o gün 'arıza' gerekçesiyle silinmişti. Ama ben eminim, Şüheda... Bunu o kıza Alya yaptı. Alya, Balamir’in etrafında dönen, ona bir adım bile yaklaşan her kızı yok etmeye yeminli bir akıl hastası. Berk dünkü yemekhanede seni Balamir'in kucağına iterek Alya'nın önüne yem gibi attı. Artık çok daha fazla tetikte olmak zorundasın. Alya'nın o şımarık, narin zengin kızı imajının arkasında ne kadar tehlikeli bir psikopat olduğunu unutma."Banu şok içinde elini ağzına götürürken, Şüheda’nın bakışları yaşlı çınarın yaprakları arasından süzülen o parlak ışıkta asılı kaldı. Koridorda Alya’ya verdiği o cesur cevabı düşündü; asıl şimdi piyonu olduğu o tehlikeli oyunun en büyük hedefi haline gelmişti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

96okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.