12. bölüm / 25
Sansürsüz TeklifSon Raund
Bölümler 25Şu an: Son Raund
- 1 Tozlu Sokaklar2.686 kelime
- 2 Maskelenmiş sırlar3.836 kelime
- 3 Yersiz hesaplaşma3.837 kelime
- 4 Sansürsüz teklif3.289 kelime
- 5 Açık yara2.950 kelime
- 6 Yeminli şefkat3.113 kelime
- 7 Yıkıcı kıvılcım4.199 kelime
- 8 Ürkek kaçış2.935 kelime
- 9 Ölümcül kontra3.126 kelime
- 10 Fersahlarca uzak2.048 kelime
- 11 Ucuz düşler3.721 kelime
- 12 Son Raund2.939 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Sessiz çıglık2.395 kelime
- 14 Parıltılı tuzak4.781 kelime
- 15 Yıldızlar kadar4.961 kelime
- 16 Rüzgara karşı4.837 kelime
- 17 Son sürat4.252 kelime
- 18 Cam tavanlar2.888 kelime
- 19 Derin mavi3.450 kelime
- 20 Zehirli fısıltı4.021 kelime
- 21 Son bakış6.423 kelime
- 22 Kristal gerilim4.243 kelime
- 23 Can kırıkları2.826 kelime
- 24 Geçmişin izinde3.471 kelime
- 25 Buz kırağı4.707 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Banu’nun zihninde uğuldayan, bitmek bilmeyen dedikodu gürültüsü, Şüheda evin ağır ahşap kapısını arkasından kapatıp kilidi yuvasına oturttuğu an bıçak gibi kesildi. Ev, duvarlarıyla onu sarmalayan sessiz bir sığınaktı ama koridorun loşluğunda hâlâ dün gecenin, o yeraltı deposunun paslı ve kanlı havası asılı gibiydi. İçindeki kurşun gibi ağır yorgunluğu bastırmak ister gibi mutfağa geçti.
Boğazından zorla geçen birkaç lokma, midesine oturan birer taş parçasıydı. Zihni o kadar tükenmişti ki, odasına geçip kalın perdeleri sıkıca çektiğinde loş karanlık onu bir girdap gibi içine çekti ve bilincini hızla yuttu.Saatler sonra, boğazını kurutan keskin bir susuzlukla gözlerini aniden açtı. Haziran sıcağı, odanın tavanına yapışmış boğucu bir duman gibiydi; tenini yakan o kuru hava içerideki oksijeni tüketmişti. Yataktan doğrulup komodindeki bardağa uzandığı an, karanlığı yırtan dik bir ışık odanın duvarına vurdu. Telefonu, komodinin üzerinde sessizce ama amansızca titriyordu.
Ekrandaki ismi gördüğü an, Şüheda’nın göğüs kafesinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. Hücrelerine sızan o tanıdık korku yeniden şahlandı. Telefonun soğuk camına dokunurken,
bildirim panelinde parlayan mesajın her bir harfi zihninde beton zemine inen birer balyoz gibi yankılandı:"Bu gece son maç. Hazır ol."Midesine aniden inen o yoğun stres krampıyla yutkundu. Dün gece o deponun zemininde yansıyan kırmızı sayacın dijital ışıklarını, saniyelerin geriye doğru amansız akışını görür gibi oluyordu. Ama duramazdı, kendini toparlamak zorundaydı.Hızla üzerindeki hantal ev kıyafetlerini fırlatıp bacaklarını bir zırh gibi sıkıca saran mavi bir kot pantolon geçirdi. Üzerine düz, siyah bir sweatshirt giydi; Haziran gecesinin o tekinsiz, serin rüzgârından korunmak için mevsimlik ceketini üzerine aldı.
Aynanın karşısına geçtiğinde, sırılsıklam uykudan yeni çıkmış, omuzlarına dökülen karmaşık saçlarıyla karşılaştı. Parmaklarındaki sızlayan yara bantlarına aldırmadan elleriyle hızlıca, dağınık bir örgü haline getirdi saçlarını. Aynadaki solgun yüzüne, gözlerindeki o ürkek ama kararlı bakışa baktı.
Ruhunun tüm direnişine rağmen, o karanlık yörünge onu yeniden eşiğine çağırmıştı.Evden bir gölge gibi sessizce çıkıp mahallenin loş, sarı sokak lambalarıyla aydınlanan ıssız kaldırımına indi. Elleri ceketinin ceplerinde kenetlenmişti. İçindeki devasa gerginlik dalgası her geçen saniye büyürken, kulağı sokağın başındaki zifiri karanlıktaydı.
Gecenin sağır edici sessizliğini yırtarak gelecek olan o hırıltılı motor sesini nefesini tutarak beklemeye başladı.Gecenin koruyucu sessizliği, sokağın başından yükselen ve eski beton duvarlarda yankılanarak büyüyen o tanıdık, yırtıcı sesle parça parça oldu. Balamir, karanlığın içinden simsiyah bir kâbus gibi sıyrılıp Şüheda’nın tam önünde durdu.
Motorun güçlü farı, kızın siyah ceketini ve dağınık örgüsünden firar eden saç tellerini çiğ bir ışıkla aydınlatıyordu.Balamir kaskın vizörünü kaldırmadı, tek bir kelime dahi etmedi. Dudakları dümdüz bir çizgi halindeydi, çene kemiği dışarıdan fırlayacakmış gibi kasılmıştı. Şüheda’nın yüzüne bakmaya bile tenezzül etmeden, elindeki ikinci siyah kaskı ona doğru soğukça, aralarındaki o aşılmaz mesafeyi ilan eden sert bir hareketle uzattı.
Motorun altındaki o devasa makine homurdanırken, Balamir’in zihninde sabahtan beri tek bir sahne dönüp duruyordu: Yemekhanede Berk’in o milimetrik bir kibirle parıldayan gözleriyle Şüheda’nın tam karşısına oturduğu, o sinsi ve korunaklı dünyanın sessizce etraflarını sardığı o lanet an. Balamir, motorun gidonunu sıkmaktan eldivenin altındaki parmak boğumlarının beyazladığını, nasırlı avuçlarının sızladığını hissetti.İçten içe kendine öfkeleniyor, içini kor bir demir gibi kemiren o vahşi, tanımsız hırsa bir isim koyamıyordu.
Neden o kızın Berk’le aynı masada oturması, onun o steril yörüngesine yaklaşması canını bu kadar yakmıştı? Neden hiçbir şeyi olmayan, o lisenin koridorlarında gölge gibi dolaşan ürkek bir kıza karşı böylesine kural tanımaz, böylesine çiğ bir sahiplenme içgüdüsü taşıyordu? Kendini bu yabancı duygudan ötürü lanetlese de içindeki o karanlık kıskançlık dalgasını bastıramıyordu.
Şüheda ise kaskı kafasına geçirirken gözlerini Balamir’in o sert, taştan yontulmuş gibi duran keskin profilinden ayıramıyordu. Aralarındaki o tekinsiz bağ, genç kızı bir kez daha tamamen esir almıştı. Balamir’in bu sessiz ve buz gibi tavrının ardındaki yıkıcı fırtınayı, etrafa yayılan o tekinsiz enerjiyi hissedebiliyordu.
Bu gece aralarındaki anlaşmanın sonuydu, biliyordu; ama şu an tek bir şey için, bu karanlık adamın o ölüm makinesi Goliath’ın karşısından hiçbir yara almadan, sapasağlam kurtulabilmesi için içinden sessizce, yalvarırcasına dua ediyordu.Şüheda motora bindiğinde, aralarındaki o kırgın mesafeyi ya da gurur duvarlarını tamamen unuttu. İleriye doğru atılıp kollarını Balamir’in o geniş, adeta bir duvarı andıran sırtına doladı; ona sımsıkı, sanki bırakırsa o karanlıkta kaybolacakmış gibi sarıldı.
Balamir vitesi sertçe yükseltip gazı köklediğinde, motor gecenin ağır havasını yırtarak ileri fırladı. Şüheda, yüzünü adamın sırtına yaslarken garip bir gerçeği fark etti. Artık eskisi kadar çok korkmuyordu. O tekinsiz sanayi mahallesine, kan ve nem kokan yeraltı boks salonuna doğru son sürat giderken, içindeki o dehşet hissi yerini tuhaf, buz gibi bir teslimiyete bırakmıştı.
Hayatını altüst eden bu adama, canını emanet edecek kadar güvendiğini ilk kez bu kadar çıplak ve savunmasız bir şekilde hissediyordu.Balamir motoru hangarın arka kapısındaki loş, çöp ve pas kokan tenha boşluğa çekip susturdu.
Şüheda kaskı çıkarıp yüzüne dağılan saçlarını düzeltirken, Balamir onun bileğinden hafifçe ama sarsılmaz bir güçle tuttı. Parmaklarının sıcaklığı kızın tenini yakarken, onu kimseye görünmeden doğrudan yeraltı boks salonunun o gürültülü, bağırış çağırış dolu hengamesinden yalıtılmış soyunma odasına soktu.İçerinin havası ağırdı; duvarlara sinmiş eski erkek teri, nemli deri eldivenler ve geniz yakan keskin kas gevşetici kremlerin kokusu Şüheda’nın ciğerlerine doldu.
Duvara monte edilmiş paslı aynanın önünde durduklarında, Balamir ilk kez yüzünü dönüp Şüheda’nın gözlerinin içine baktı. Gözlerinde o her zamanki vahşi sertliğin yerini alan, kırılması imkansız bir inanç vardı."Seni buraya bu gece her şeyin tamamen bittiğini kendi gözlerinle görmen için getirdim," dedi Balamir. Sesi, odanın çıplak beton duvarlarında yankılanıp kızın göğsüne çarpıyordu.
"Dışarıdaki o Horozcu ve patronlar... Tam bir pislikler, biliyorum. Ama bu illegal dünyanın tek bir namus kuralı vardır; kumarın sözüne daima sadık kalırlar. Bu gece o ringden galip çıktığım an, o kirli ellerini ikimizin üzerinden de sonsuza dek çekecekler. Bu geceden sonra ikimiz de tamamen özgür olacağız, bana inan."Şüheda adamın gözlerindeki o sarsılmaz, kaya gibi duran güvene bakarken, içindeki tüm şüphelerin ve korku kırıntılarının o beton zemine dökülüp dağıldığını hissetti.
Ona inanıyordu.Aynı dakikalarda, salonun yukarısındaki kırmızı kadife perdeli, duman altı olmuş VIP locasında ise ağır bir gerilim hakimdi. Horozcu, mürdüm rengi takım elbisesinin içinde öfkeyle yerinden fırlamış, elindeki yılan başlı gümüş değneği locaların kalın camına sertçe vurmuştu. Yanındaki büyük patronlar, ellerindeki puroları küllüklere fırlatıp şok içinde birbirlerine bakıyorlardı.
Çünkü adamları az önce haber getirmişti; Balamir’in tek başına gelmediğini, dün gece o ölüm havuzundan kurtulan o kızı da yanında, doğrudan soyunma odasına getirdiğini öğrenmişlerdi. Horozcu’nun sinsi yüzündeki o kibirli, her şeyi yöneten gülüş tamamen silinmişti; Balamir’in bu meydan okuyan, kural tanımaz tavrı ve kızı resmen kendi bölgesine, kalbine sokması kurdukları tüm o kirli planları altüst etmek üzereydi
Soyunma odasında Balamir ellerine o beyaz, sert bandajları sarmaya başlarken içindeki vahşi canavar tamamen uyandı. Bandajı her dolayışında kemikleri çıtırdıyor, zihni bir yangın yeri gibi kavruluyordu. Berk’in yemekhanede Şüheda’nın tam karşısına oturduğu o an, o kurnaz gözleri ve kıza yaklaşmaya çalışması aklına geldikçe damarlarındaki kanın delirdiğini, kulaklarında uğuldadığını hissetti.
O pisliğin Şüheda’ya dokunma, onu kendi steril çöplüğüne çekerek elinden alma fikri, içindeki maça olan öfkeyi, o saf nefreti katlanarak artırıyordu.Balamir bandajın son düğümünü dişleriyle kavrayıp sıkıca çekerken, gözlerini duvardaki paslı aynaya dikti. Aynadaki yansıması bir insan değil, kafese kısılmış bir yırtıcıydı.
Bu gece ringe sadece özgürlüğü için değil; Berk’e, Horozcu’ya ve onun sınırlarını zorlamaya cüret eden herkese, sahip olduğu şeyi kanının son damlasına kadar savunacağını göstermek için çıkacaktı.Soyunma odasının o ağır, ter ve kas gevşetici kokan sessizliği, dışarıdaki amansız uğultunun kapıyı dövmesiyle parça parça oldu. Aynadaki o tekinsiz yansımasına son kez baktıktan sonra kapıyı açtı ve o cehennemin kalbine doğru yürümeye başladı.
Şüheda, vahşi kalabalığın arasında görünmez olmak ister gibi en arkaya, paslı bir demir sütunun gölgesine sığındı.Spot ışıkları duman altı olmuş tavanın loşluğundan sızıp ringin ortasını aydınlattığında, elindeki mikrofonu yukarıya doğru kaldıran anonsörün gırtlaktan gelen o yırtıcı sesi hoparlörlerden patladı:"Ve gecenin ana maçı! Sol köşede, yeraltı dünyasının yenilmez balyozu, yaşayan bir imha planı...
ÖLÜM MAKİNESİ GOLIATH!"Salon, iki metrelik devasa cüssenin ringe adım atmasıyla adeta sarsıldı. Adamların kükremesi deponun duvarlarını döverken, anonsörün sesi bu kez doğrudan Şüheda’nın kalbine saplandı:"Karşısında ise... Zincirlerini kırmaya gelen, gecenin kural tanımaz karanlığı...
CEHENNEM KAPANI BALAMİR!"Gong sesi salonun duman altı olmuş tavanında bir infaz emri gibi yankılandığında, yüzlerce adamın kükremesi beton blokları titretti. İlk raunt resmi olarak, geri dönüşü olmayan bir vaatle başlamıştı.Goliath, unvanının hakkını veren amansız bir soğukkanlılıkla ringin ortasına doğru iki ağır adım attı. Acele etmiyordu.
İki metrelik cüssesini saklayan gardını o kadar sağlam, o kadar milimetrik almıştı ki, dışarıdan bakıldığında gövdesi adeta üzerine et giydirilmiş çelikten bir duvarı andırıyordu. Dirseklerini kaburgalarına yapıştırmış, dev yumruklarını çenesinin hizasında sabitlemişti. Gözlerini bir an bile Balamir’in üzerinden ayırmadan, ringin iplerine doğru onu sinsi, ağır bir baskıyla daraltmaya başladı.Balamir ise tam aksine, içindeki o yakıcı Berk kıskançlığı ve Şüheda’yı bu cehennemden kurtarma hırsıyla dolup taşıyordu.
Bu öfke patlaması, her zaman bir satranç oyuncusu gibi hesaplı dövüşen boksörün adımlarını sabırsız ve aceleci kıldı. Goliath’ın o aşılmaz çelik duvarını tek bir hamlede delmek ister gibi, sağ direğiyle rakibinin gardının ortasına kör bir hırsla saldırdı.Ancak bu büyük öfke, Balamir’in savunmasında ölümcül bir açık yarattı.
Sağ yumruğu havayı döverek boşa çıkıp ağırlık merkezi öne kaydığı an, Goliath aradığı o tek saniyeyi çoktan yakalamıştı. Goliath, Balamir’in savunmasız olduğu o saliseyi acımasız bir avcı refleksiyle değerlendirdi. Belinden aldığı o devasa gücü sol omzuna aktardı ve havayı yırtan, boks eldiveninin kalın derisinden kıvılcım çıkacak kadar şiddetli bir sol kroşe indirdi.
Küt.Kemik sesinin deponun en arkasındaki demir sütuna kadar ulaştığı o korkunç darbe, tam Balamir’in çenesinin sol yanına oturdu. Balamir’in kafası darbenin şiddetiyle acı bir şekilde sağa doğru savruldu. Gözlerindeki o saf öfke ışığı bir anda söndü, yerini derin ve dipsiz bir karanlığa bıraktı. Dizlerinin bağı tamamen çözülen Balamir, sersemlemiş ve bilincini yarı yarıya kaybetmiş bir halde, ringin kan lekeli brandasına büyük bir gürültüyle yere yığıldı.Salon bir anlığına buz kesti, ardından kumarbazların çılgınca bağırışları ani bir şoka ve feryada döndü.
Orta hakem hemen Balamir’in üzerine doğru eğildi, elini havaya kaldırıp o uğursuz parmak işaretleriyle yüksek sesle saymaya başladı: "Bir... İki... Üç..."
Yukarıdaki kırmızı kadife perdeli VIP locasında oturan büyük patronlar, Balamir’in bu kadar çabuk yere serilmesini izlerken büyük bir keyifle arkalarına yaslandılar.
Ellerindeki pahalı puroların dumanını havaya savururken, viski kadehlerini kibirli bir zevkle birbirine tokuşturmaya başladılar. Horozcu, parmağındaki altın yüzükleri parlatarak sinsi bir gülüşle öne eğildi. Balamir’in bu maçı kesinlikle kaybedeceğini düşünüp şimdiden zaferlerini kutluyorlardı; bu kural tanımaz boksörün yeraltı dünyasından silinişi onlar için dikensiz bir gül bahçesi demekti.En arkada, paslı demir sütunun gölgesine sığınmış olan Şüheda ise içindeki o dipsiz endişeyle, nefesini tamamen tüketmiş bir vaziyette ringe kilitlenmişti.
Balamir’in o devasa gövdesinin brandanın üzerine cansız bir külçe gibi serilişini gördüğünde, boğazından kuru bir hıçkırık koptu. Parmak uçlarındaki yara bantlarını ceketinin cebinde öyle bir sıktı ki, sızlayan tırnak etleri yeniden kanayacak gibi oldu. Midesine inen o korkunç kramplar ruhunu teslim alıyordu.
Dudaklarından sadece tek bir fısıltı döküldü: "Kalk... Lütfen kalk Balamir."Hakem saymaya devam ediyordu: "Dört... Beş... Altı..." Balamir’in parmakları brandanın üzerinde hafifçe kıpırdandı ama bilinci hâlâ o sol kroşenin bıraktığı karanlığın içindeydi.Balamir’in brandanın üzerindeki bandajlı parmakları birden sertçe kasıldı, tozlu zemini bir pençe gibi hırsla kavradı.
Zihninin içindeki o koyu karanlık, Şüheda’nın o ürkek ve hırpalanmış suretiyle bir anda ortadan ikiye yırtıldı. Kafasını ağır ağır kaldırıp doğrulmaya başladığında, ağzından sızan kan damlaları ringin eski, kurumuş lekelerine karıştı. Balamir, acımasız dişlilerin arasından sıyrılır gibi yavaşça ayağa kalktı. Bacakları ilk birkaç salise titredi, fakat hemen ardından gövdesi o eski, yenilmez beton duruşuna geri döndü. Gözlerini açtığı an, çenesine yediği o korkunç darbenin acısı yerini saf bir çılgınlığa bıraktı; şimdi öfkeden deliye dönmüştü.
Salon, bu imkansız geri dönüşle birlikte adeta bir kıyamet yerine döndü. Kumarbazların, vahşi adamların alkış ve ıslıklarla kükreyen sesleri hangarın çatısını patlatacak gibi yankılanırken, Balamir’in zihninde geçmiş ve gelecek tamamen silindi. Ne dün geceki o paslı ölüm havuzu ne okul koridorundaki o zengin bebesi ne de yarının bilinmezliği... Her şey bir anda buharlaştı. Zaman durdu; sadece şu an, ringin ortasındaki o kanlı saniyeler asılı kaldı.
Balamir bir boksör olmaktan çıkmış, kafese kapatılmış vahşi bir yırtıcıya dönüşmüştü.Goliath, karşısındaki adamın gözlerindeki o deliliği gördüğünde sağlam gardının arkasında ilk kez bir adım geri kaçmak istedi. Ancak Balamir ona o şansı vermedi. Havayı balyoz gibi yırtan sağ sol darbelerle rakibini adeta paralamaya başladı. Devasa yumrukları Goliath’ın o çelikten duvarını birer mermi gibi iniyordu. Etin kemiğe çarpma sesleri, kıkırdakların ezilişi hangarda çınlıyordu.
Her darbede Goliath’ın yüzü, burnu ve kaşı dağılıyor, yeraltı dünyasının o yenilmez ölüm makinesi ringin iplerine doğru acı içinde geriliyordu.Rauntlar birbirini kovalarken, Balamir rakibini paramparça ediyordu ama içindeki o ilkel ses ona asıl gerçeği fısıldadı: Bu devasa canavarı sadece hırpalayarak bitiremezdi. Zamanı azdı, gücü tükeniyordu. Tek bir yumrukla rakibini tamamen yere serip bu maçı kesin olarak kazanmak zorunda olduğunun derinden farkına vardı. Başka ihtimali yoktu; ya o tek yumruğu vurup ikisini de özgür kılacaktı ya da bu ringde ölecekti.En arkadaki gölgesinden maçı izleyen Şüheda ise Balamir’in ne etrafındaki o vahşi kalabalığı ne de salonu inleten sesleri duymadığını fark ederek derinden ürkmüştü.
Genç kız, boksörün dünyaya tamamen kapanmış ve sadece yok etmeye odaklanmış mekanik hareketlerini net bir şekilde görebiliyordu. Balamir artık orada değildi; etrafındaki insanları, hakemi, hatta kendisi için bağıranları bile silmişti. Karşısındaki bu adam, Şüheda’nın o tarifi güç çekim gücüyle bağlandığı adamın çok ötesinde, tamamen kontrolden çıkmış ölümcül bir güce dönüşmüştü ve bu vahşet kızın yüreğini korkuyla titretiyordu.
Maçın son anlarına yaklaşıldığında, salonun tavanından sızan spot ışıklarının altında iki dövüşçünün de bedeninden boşalan ter ve kan brandanın üzerine dökülüyordu. Salonun o vahşi, çiğ uğultusu yavaş yavaş nefes nefese bir bekleyişe dönerken, Balamir herkesi şoka uğratacak o intihar hamlesini yaptı.Balamir, o saniyeye kadar bir kale gibi koruduğu gardını iyice açarak rakibin ona tüm gücüyle yüklenmesine bilerek izin verdi. Göğsü ve çenesi tamamen savunmasızdı.
Goliath, karşısındaki adamın tükendiğini ya da delirdiğini düşünerek zafer sarhoşluğuyla öne atıldı, devasa kollarını Balamir’i tamamen bitirmek için savurdu. Ancak Balamir’in aradığı tam olarak bu kör noktaydı.Rakibin o devasa gövdesiyle üzerine geldiği salisede, Balamir yana doğru milimetrik bir hamleyle sıyrıldı.
Belinden ve tüm o Berk öfkesinden aldığı o son, yıkıcı gücü sağ koluna topladı; rakibin sol kulağının hemen dibine, dengesini ve beynini tamamen sarsacak o sağır edici yumruğu tam isabetle indirdi.Goliath, kafasının içinde patlayan o korkunç basınçla bir anlığına tamamen sersemlemiş bir halde donakaldı. Gözlerindeki o ölüm makinesi ışığı tamamen söndü.
Devasa rakip dengesini kaybedip ağır bir çınar gibi yalpalamaya başlarken, Balamir ona toparlanma şansı tanımadı; yumrukları ardı ardına, makineli tüfek süratiyle rakibin yüzüne ve göğsüne inmeye başladı. Son üç darbe havayı yırtarak patladı ve yeraltı dünyasının o yenilmez, korkunç canavarı brandanın üzerine büyük bir gürültüyle sırtüstü yere serildi.Depo adeta sarsıldı.
Orta hakem hemen Goliath’ın üzerine eğilip saymaya başladı ama dev adamın gözleri tavandaki vantilatörlere sabitlenmişti, kıpırdamıyordu bile. Sayım bitti, gong acı acı çaldı ve maç resmen Balamir’in mutlak galibiyetiyle mühürlendi.
Yukarıdaki kırmızı kadife perdeli VIP locasında tam bir enkaz hali vardı. Büyük patronlar, Balamir’in yenilgisine oynadıkları için tek bir rauntta inanılmaz bir servet kaybetmişlerdi. Viski kadehlerini ellerinde donakalmış, yarıya kadar yanmış purolarını kristal küllüklerin içine tek bir kelime bile etmeden sertçe bastırıp söndürdüler. Horozcu, elindeki yılan başlı değneğe tutunarak şok içinde ringe bakıyordu. Tütünün o yoğun, geniz yakan dumanı locanın loşluğunda asılı kalırken, ceketlerinin önünü ilikleyip arkalarına bile bakmadan karanlık çıkış koridoruna doğru çekip gittiler. Arkalarında bıraktıkları tek şey, masanın üzerinde bırakılmış boş kadehler ve yenilginin getirdiği o buz gibi tekinsiz sessizlikti.
Balamir ise hayatının en büyük kumarını oynayarak bir o kadar büyük bir servet ve en önemlisi, ikisinin de özgürlüğünü o ringden söke söke almıştı.Aşağıda ise Balamir, ringin iplerinden aşağı süzüldüğünde göğsü amansız bir körük gibi inip kalkıyordu. Kaşından sızan taze kan, elmacık kemiği boyunca inip çenesinden tozlu brandaya damlıyordu. İçinde fırtınalar kopuyordu; o ilkel dövüş hırsı yerini ham, sarsıcı bir gurura ve kemiklerine kadar işleyen kurşun gibi ağır bir yorgunluğa bırakmıştı.
Kazanmıştı. Ama yüzünde muzaffer bir boksörün neşesi yoktu; sadece bir yükten kurtulmuş olmanın verdiği o donuk, sert ifade vardı.Gözleri kalabalığı delip doğrudan o paslı demir sütunun gölgesine kilitlendi. Canavar yeniden uykuya dalmış, geriye sadece onun için dövüşen adam kalmıştı.Şüheda, gölgenin içinden ağır adımlarla sıyrıldı. Etrafındaki o bağırıp çağıran, ter kokan adamlara dönüp bakmadı bile. Aralarındaki o görünmez sınır çizgisini koruyarak,
Balamir’in tam önünde, aralarında iki adımlık bir mesafe bırakarak durdu. Gözleri adamın patlamış dudağında, yüzündeki taze kesiklerde gezindi. İçindeki o tarifi imkânsız çekim gücü hâlâ oradaydı ama Şüheda sınırlarını biliyordu; ileriye doğru tek bir hamle yapmadı, ona sarılmadı.
Sadece bakışlarıyla sordu duymak istediği cevabı.Balamir başıyla kapıyı işaret etti. "Yürü," dedi sadece. Sesi yorgunluktan pürüzlü ve derindi. Kalabalığı yararak doğrudan o gürültüden yalıtılmış soyunma odasına yöneldiler.Ağır demir kapı arkalarından kapandığı an, yeraltının o boğucu hengamesi bıçak gibi kesildi. Odadaki keskin kas gevşetici ve nemli deri kokusu duvarlara sinmişti. Balamir sırtını çıplak beton duvara yaslayıp yavaşça yere çöktü. Başını arkaya atıp gözlerini kapattı. Dişleriyle ellerindeki beyaz, kan lekeli bandajın düğümünü çözmeye çalıştı ama parmakları kasılmıştı, beceremedi.
Şüheda birkaç adım atıp tam önünde durdu. Diz çöktü ama ona dokunmadı. Elini bandajın ucuna uzatırken duraksadı, gözleriyle izin istedi. Balamir gözlerini açıp düz bir bakışla onay verince, Şüheda dikkatle, adamın sızlayan eklemlerini incitmekten kaçınarak bandajı çözmeye başladı.
"Bir an orada kalacaksın sandım," dedi Şüheda, sesini odanın sessizliğine uydurarak. "Gözlerin... buraya ait değil gibiydi."Balamir derin bir nefes alıp başını duvara vurdu hafifçe. "Oraya ait olan hiçbir şey kalmadı zaten." Gözlerini kızın bandajı çözen parmaklarına dikti.
"Geri dönülmez bir sınırdaydım. Geçtim."Şüheda son katı da açıp bandajı kenara koydu. Adamın hırpalanmış, kızarmış çıplak avuç içlerine baktı ama ellerini tutmadı. Aralarındaki o mesafeli saygıyı ve çizgiyi korudu. "Şimdi ne olacak? Gerçekten bitti mi?"Balamir ellerini kapatıp yumruk yaptı, eklemlerinden gelen o hafif çıtırtıyı dinledi. Yüzündeki o sert profil yavaşça gevşetildi, gözlerinde yorgun bir gurur belirdi. "Buradaki herkes paraya tapar ama kelimelerin kölesidir. Kumarın kuralı budur.
Bu gece o masayı devirdim. Kirli olan ne varsa ringde kaldı." Doğrulup ayağa kalktı. Üzerindeki lekeli tişörtü çıkarıp siyah sweatshirt'ünü üzerine geçirdi. "Buradan gidelim. Bu koku nefes aldırmıyor."Hangarın arka kapısından Haziran gecesinin serin rüzgârına çıktıklarında, temiz hava ikisinin de yüzüne sertçe çarptı. Ama bu kez rüzgâr tenlerini yakmıyor, temiz bir soluk gibi ciğerlerini dolduruyordu.
Balamir simsiyah motorunun üzerine yerleşti. Motoru çalıştırdığında, o hırıltılı ve yırtıcı ses sokağın duvarlarında yankılandı.Şüheda arkaya bindi. Eskisi gibi Balamir'in beline sımsıkı sarılmadı; ellerini ceketinin ceplerine gömüp mesafesini korudu, sadece dengesini sağlamak için hafifçe arkasına yaslandı. Sınırlar hâlâ oradaydı, aralarındaki o kırılmaz mesafe korunuyordu ama ikisi de aynı karanlığın içinde aynı hıza teslim olmuştu. Motor asfalta gömülerek ileri fırlarken, yeraltı salonunun o kanlı ışıkları dikiz aynasında küçülüp tamamen karanlığa gömüldü.
Bölüm etkileşimi
