Sansürsüz Teklif kitap kapağı

14. bölüm / 25

Sansürsüz Teklif

Parıltılı tuzak

Vaveyla Yazarı: Hezal Arcı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Parıltılı tuzak

Sarı bir mahalle taksisi, şehrin en lüks otelinin o devasa, kristal avizelerle aydınlatılmış görkemli giriş kapısının önünde yavaşlayıp durdu. Taksinin yıpranmış kapısı açıldığında, Banu o pembe straplez, fırfır detaylı elbisenin eteklerini parmaklarının ucuyla toparlayarak neşeyle dışarı adım attı. Yüzünde, aylardır hayalini kurduğu dünyaya adım atmanın o dizginlenemez çocuksu sevinci vardı.Hemen ardından Şüheda indi. Otelin önündeki o upuzun kırmızı halı, etrafta homurdayan lüks spor araçlar ve kapıdaki valelerin, görevlilerin yüzlerine maske gibi taktıkları yapay kibarlık, Şüheda’nın üzerindeki o siyah dantel elbisenin asil ağırlığıyla tuhaf bir tezat oluşturuyordu.

Şüheda, bu parıltılı, sahte dünyaya ait değildi; ait olmayı da hiçbir zaman istememişti. Fakat bu gece, o çiğ ışıkların altında, geçmişinden aldığı bir güçle dimdik ayaktaydı.Tam o sırada, gecenin karanlığını yırtan güçlü, homurtulu bir motor sesi otelin girişinde yankılandı. Okulun zirvesindeki Mavi Grup’un lideri Berk Uraz, kırmızı, üstü açık spor arabasını keskin ve kibirli bir manevrayla tam kapının önünde durdurdu.
Arabanın kapısını açıp indiğinde, üzerindeki kusursuz kesim siyah takım elbisesi, dik duruşu ve o her zamanki kibirli, yeşil-mavi gözleriyle etraftaki tüm bakışları bir mıknatıs gibi üzerine çekmişti. Anahtarı fırlatır gibi valenin avucuna bıraktığı sırada bakışları, taksiden yeni inen iki kıza, en çok da Şüheda’ya kaydı.
Berk, adımları kapı eşiğinde tam atacağı sırada bir anlığına olduğu yerde tamamen donakaldı.Yeşil-mavi gözlerindeki o her şeyi, herkesi küçümseyen kibirli ışık saniyeler içinde söndü; yerini derin, afallamış ve nutku tutulmuş bir büyülenmeye bıraktı. Karşısında, okul koridorlarında hırkalarının arkasına gizlenen, o kendi halinde, burslu kız yoktu artık.
Şüheda, beline doğru asil bir şelale gibi uzanan, haziran rüzgârıyla hafifçe dalgalanan kestane renkli su dalgası saçlarıyla gecenin tam ortasında bir heykel gibi duruyordu. Banu’nun evde titizlikle, saatlerce uğraşarak yaptığı o koyu, buğulu göz makyajı, hafif elaya çalan kahve gözlerine derin, tekinsiz ve erişilmez bir gizem katmıştı.Annesinin gençlik hatırası olan o siyah elbise, milimetrik pensleriyle ince belini ve zarif vücut hatlarını öyle kusursuz sarmıştı ki, dantellerin şeffaf geçişleri teninde adeta asil bir dövme gibi parıldıyordu.
Sadeydi, sığlıktan fersah fersah uzaktı ama salondaki tüm o milyarlık yapay pırıltıları tek bir bakışla yerle bir edecek kadar ölümcül bir zarafet kuşanmıştı.Berk, yutkunarak gözlerini Şüheda'nın üzerinden ayırmaya çalıştı ama aralarındaki o tarifi imkânsız, tehlikeli çekim gücü, onu da o an görünmez bir ağın içine sertçe çekmişti.
Şüheda’nın o mağlupsuz, o boyun eğmeyen mesafeli duruşu, Berk’in doğuştan gelen aristokrat kibrini ilk kez kökünden sarsmıştı.Banu, Berk’in o afallamış ve gözlerini Şüheda’dan bir salise bile ayıramayan hayran bakışlarını fark ettiği an, yüzüne sinsi ama muzip bir gülümseme yerleşti. Bu durumu tam da kendi planına uydurmak, arkadaşına bir alan açmak ister gibi, Şüheda’nın bir şey demesine fırsat vermeden elini arkadaşının ince beline attı."Hadi ama, podyumu kapatıyorsun," diye fısıldadı Banu ve Şüheda'yı Berk’e doğru hafifçe itti.
Şüheda bu ani hamleyle dengesini korumak için bir adım öne atılıp doğrulurken, Banu hemen arkasından kulağına doğru iyice yaklaştı. Heyecanla titreyen bir fısıltıyla, "Mert Vural gelmek üzereymiş mesaj attı, ben kaçar, hadi!" diyerek onu bir kez daha öne doğru itekledi. Banu, kendi pırıltılı rüyasına doğru koşmak için can atarken, Şüheda’yı o lüks girişin tam ortasında, Berk ile baş başa bırakmıştı.Şüheda, siyah dantel elbisesinin dökümlü eteklerini toparlayıp adımlarına yön vermeye çalışırken, Berk aralarındaki o mesafeyi kapatacak adımı attı
. Karşısındaki bu boyun eğmeyen zarafet karşısında kibri tamamen sarsılmış olan çocuk, ceketinin önünü tek eliyle iliklerken sağ kolunu Şüheda’ya doğru ağır, davetkar bir hareketle uzattı."Bu gece yalnız yürümeyi planlamıyordun herhalde?" dedi Berk. Sesi, her zamanki alaycı tonundan uzak, tuhaf bir hayranlıkla kısılmıştı. Gözlerindeki o yeşil-mavi ışık, kızın buğulu bakışlarında asılı kalmıştı.
Şüheda, bir anlığına adımlarını yavaşlattı. İçindeki o çekingen, bu yabancı dünyaya karşı tetikte olan mahalleli kızla; o pırıltılı sahnede dimdik durmasını, ezilmemesini söyleyen o mağlupsuz kararlılık zihninde büyük bir savaşa tutuştu. Gözlerini bir an bile Berk’in üzerinden ayırmadı. Çekingen ama bir o kadar da meydan okuyan bir tavırla, Berk’in uzattığı koluna parmaklarını doladı.Parmakları, Berk’in pahalı takım elbisesinin kumaşına dokunduğu an, otelin o devasa kristal avizelerinin altında, havuz başındaki o sahte pırıltının ortasında geri dönülmez bir sınır daha aşılmıştı.
Şüheda, Berk’in kolunda otel salonunun kapısına doğru ilk adımını atarken, Mavi Grup’un fısıltıları ve suyun yüzeyinde kırılan spot ışıkları onları kaçınılmaz bir entrikanın içine çekmek için bekliyordu.Devasa, çift kanatlı oyma ahşap kapılar iki görevli tarafından ağır ağır açıldığında, içeriden yükselen baslar ve yüzlerce gencin uğultusu Şüheda’nın yüzüne sert bir rüzgâr gibi çarptı.
Salon, yetişkinlerin olmadığı, zengin gençlerin kendi acımasız krallıklarını ilan ettiği pırıltılı bir kurtlar sofrasıydı. Tavandan sarkan devasa kristal avizelerin keskin ışığı, buz kovalarının içinde bekleyen kristal kadehlerde kırılıyor; masaları donatan beyaz orkidelerin kokusu, lüks parfümlerin ağır ve boğucu kokusu altında eziliyordu.Şüheda, Berk'in kolunda salona ilk adımını attığı an, yüzlerce yargılayıcı, aşağılayıcı gözü üzerinde hissetti.
Girişteki fotoğraf duvarının önünde flaşlar ardı ardına, gözleri kör edercesine patlıyordu.Berk, Şüheda'nın parmaklarının gerildiğini hissederek başını hafifçe ona doğru eğdi. "Bakışlarını düz tut," diye fısıldadı. Sesindeki o eski kibirli tınıdan eser yoktu; sadece Şüheda'yı bu çiğ, acımasız kalabalığa yem etmek istemeyen tuhaf, korumacı bir sahiplenme vardı. "Hepsi bize bakıyor. Bırak baksınlar."Haklıydı. Onlar kırmızı halı kaplı basamaklardan ana salona doğru inerken fısıltılar lüks kumaşların hışırtısına karıştı, salonun tüm frekansı anında değişti. Herkes okulun zirvesindeki Berk’in yanındaki o "siyah dantelli" gizemi, o burslu kızın bu inanılmaz dönüşümünü çözmeye çalışıyordu.
Şüheda, parmaklarını Berk'in koluna biraz daha bastırdı. Salonun epoksi zemini o kadar pürüzsüz ve kaygandı ki, sanki en ufak bir zayıflık anında ayaklarının altından çekilecekmiş gibiydi.Tam o sırada, salonun üst katındaki VIP localardan aşağıya doğru inen cam merdivenlerde bir hareketlilik oldu. DJ müziğin sesini kıstı, salondaki tüm gözler tek bir yöne, o şeffaf basamaklara kilitlendi.
Alya ve hemen arkasında, o karanlık gölgesi gibi duran Balamir salona giriş yapıyordu.Alya, bu podyumun tek ve mutlak hakimi olduğunu herkese bir kez daha kanıtlamak istercesine, adımlarıyla etraftaki tüm nefesleri toplayarak yürüyordu. Üzerindeki kırmızı, ince askılı elbise vücudunu tehlikeli bir yılan gibi kusursuzca sarmıştı. Elbisenin üzerindeki yoğun pullar ve payetler, avizelerin ışığı altında adeta yanan bir alev gibi parıldıyor, attığı her adımda çiğ, cüretkar ve meydan okuyan bir ihtişam saçıyordu.
Alya arkasını döndüğü an ortaya çıkan o derin, cüretkar sırt dekoltesi, salondaki tüm kızların aylar süren elbise hazırlıklarını tek bir hamlede gölgede bırakacak kadar iddialıydı.Ancak asıl şok, onun hemen arkasından gelen Balamir’di. Üzerindeki siyah ceket, yüzündeki o dün geceden kalma, Şüheda'nın çok iyi bildiği taze yaralar ve patlamış dudağın üzerindeki o buz gibi ifade, bu lüks salona ait olmadığının en büyük kanıtıydı.
Balamir gözlerini salonda gezdirirken, bakışları en aşağıda, Berk'in kolunda duran Şüheda'ya ve üzerindeki o tanıdık siyah elbiseye kilitlendi.O an, havuz başındaki tüm spot ışıkları sanki bu dörtlü arasında görünmez, kanlı bir savaş başlatmak için patladı.

Balamir’in gözleri ne Alya’nın üzerindeki o cüretkar kırmızının alevindeydi ne de etraftan yükselen hayran mırıltılarında. Cam merdivenin son şeffaf basamağına geldiği an, adımları bıçak gibi kesildi.
Bakışları, salonun girişindeki o devasa kapıdan içeri süzülen çifte; Berk ve Şüheda’ya kilitlendi.Berk’in koluna girmiş o siyah dantelli asaleti gördüğü an, Balamir’in yüzündeki o her şeyi boş vermiş, alaycı ve sert maske saniyeler içinde paramparça oldu. Berk’in elinin Şüheda’nın ince beline yakın duruşu, kızın parmaklarının Berk'in pahalı takım elbisesinin kumaşı üzerindeki o tanıdık, hafif dokunuşu...
Balamir’in göğüs kafesinde tekinsiz, karanlık bir kıskançlık kıvılcımı çaktı. Gözbebekleri öfkeyle büyürken, yüzündeki taze patlamış dudağı gerildi, kaşındaki dikiş sızladı. Yumruklarını sıktığını bu çiğ kalabalığa belli etmemek için elindeki kristal kadehi parmak eklemleri bembeyaz kesilene kadar sıktı. Okulun en dokunulmaz ismi olan Berk’in, o mağlupsuz kıza bu gece tüm salonun önünde krallar gibi eşlik etmesi, Balamir’in içten içe tırnaklarını avucunun etine geçirmesine yetmişti.
Şüheda ise Balamir’i gördüğü an salonun tüm gürültüsünün kısıldığını, zamanın bir bataklık gibi ağırlaştığını hissetti. Bakışları, adamın o meydan okuyan, öfkeli ve kırgın gözlerine takılı kaldı. Kalbinin ritmi göğüs kafesini delmek istercesine hızlanırken, zihnindeki o karanlık ve bencil itiraf nihayet su yüzüne çıktı:Şüheda, Berk’in bu balodaki partnerlik teklifini sadece ve sadece Balamir’den uzak durabilmek, onun canını yakmak ve aralarındaki o tehlikeli, yeraltı kokan çekimi tamamen öldürmek için kabul etmişti. Berk onun için bir kurtuluştu; Balamir’e karşı kuşanılmış, pırıltılı ama buz gibi soğuk bir zırhtı.
Adamın gözlerinin içine bakarken Şüheda'nın bakışlarında asılı kalan o hüzünlü ve mesafeli duruş, bu kaçışın en acı ve en sahte kanıtıydı.Bu gergin, barut kokulu atmosferi aniden yırtan ise salonun diğer ucundan yükselen pürüzsüz bir neşe oldu. Banu, Mert Vural’la birlikte, dudaklarında hayat dolu, kusursuz bir gülümsemeyle salona adım attı. Banu, az önce mahalle taksisinden inen o telaşlı, elbiseli kız değildi artık; uçuş uçuş, pudra pembesi kat kat tül elbisesinin içinde adeta bu lüks salona ait zarif bir kuğu gibi görünüyordu.
Elbisenin etekleri o yürüdükçe arkasından pembe bir bulut gibi süzülüyor, Mert’in nizamî smokiniyle kusursuz bir tezat oluşturuyordu. Mert, Banu’nun belini hafifçe kavrayarak ona eşlik ederken, ikisinin etrafa saçtığı o pürüzsüz, dertsiz enerji, salonun ortasında dönen bu gizli savaşın, kıskançlığın ve intikam planlarının üzerini geçici bir süreliğine örten büyüleyici bir perde gibiydi.Şüheda, tam Balamir’in gözlerindeki o karanlık öfkeye kilitlenmişken, salonun farklı köşelerinden aynı anda düzinelerce, yüzlerce bildirim sesi yükseldi. Telefonların ekranları ardı ardına aydınlanıyor, masalardaki kadehlerden yansıyan kristal pırıltı, yerini gençlerin yüzlerine vuran o tanıdık, çiğ mavi ekran ışığına bırakıyordu.Okulun resmi olmayan, hayatları karartan o acımasız dedikodu ağı, Mavi İtiraf, mezuniyet balosu canlı yayınına başlamıştı. Girişteki fotoğraf duvarında flaşlar patlar patlamaz, o kusursuz yüksek çözünürlüklü kareler hesaba düşmüştü bile.
Herkes bir anda kafasını telefonuna gömdü. Şüheda, Berk’in ceketinin iç cebindeki telefonun da sertçe titrediğini hissetti ama Berk ekranına bakmadı; çenesini dik tuttu, bakışlarını salondan ayırmadı. Ancak etraftaki fısıltıların ritmi, yerini ekran kaydırma seslerine ve şaşkın soluklara bırakmıştı. Ekranlarda ilk beliren, merdivenlerden inen Alya ve Balamir çiftinin karesiydi.
@mavi_itiraf: Kırmızı Alarm! 🚨 Alya podyumu ateşe vermeye gelmiş, o sırt dekoltesi halis mi? Balamir’in her zamanki 'kimseyi takmaz' modu peki? Gecenin kral ve kraliçesi çoktan belli olmuş.Hemen iki saniye sonra, hesabın ana sayfasına ikinci bir fotoğraf düştü. Taksiden yeni inmiş, siyah danteller içinde mağlupsuz bir zarafetle duran Şüheda ve onun kolundaki Berk. Bu kare, salona tam anlamıyla bir meteor gibi düştü. Yorumlar saniyeler içinde yüzleri buldu, beğeni sayıları havada uçuştu.
@mavi_itiraf: YIKILDI BURALAR! 💥 Gecenin en büyük şoku! Okulun dokunulmazı Berk, baloya kiminle katılıyor dersiniz? Şüheda?! O eski solgun burslu kız nerede, bu siyah kuğu kim? Şaka mısınız siz, bu kombinasyon nereden çıktı?!Şüheda, hemen karşısındaki masada oturan iki kızın kafalarını telefondan kaldırıp önce kendisine, ardından da Balamir’e doğru şok içinde baktıklarını gördü. Sanal dünyadaki o acımasız yorumlar ve şaşkınlıklar, salondaki havayı daha da ağırlaştırmıştı. Berk, Şüheda’nın parmaklarının kolunda kasıldığını, gerildiğini anlayarak kendi kolunu biraz daha büktü ve kızı gövdesine iyice yaklaştırdı. Dijital dünyada kıyamet koparken, onlar gerçek dünyanın tam ortasında, Balamir’in gözlerindeki o hırçın dalgalara doğru yürümeye devam ediyorlardı.Mavi İtiraf'ın yarattığı o dijital şok dalgası salonda bir uğultu halinde gezinirken, mekanın devasa kolonlarından yükselen ağır caz müziği anında bıçak gibi kesildi. Salon bir anlığına zifiri karanlığa gömüldü. Herkes nefesini tutmuşken, sahnedeki DJ'in kabininden yükselen sert, ciğerleri sarsan bir bas dalgası epoksi zemini, şampanya kadehlerini ve gençlerin göğüs kafesini titretti.
Tavandaki kristal avizelerin keskin ışıkları söndü; yerini salonun altını üstüne getiren neon mavi ve kan kırmızısı lazer spotlarına bıraktı. İşte şimdi o resmi, kasıntı mezuniyet töreni bitmiş, lüks otelin balo salonu şehrin en vahşi, en pahalı gece kulübüne dönüşmüştü."İşte aradığım ritim!" diye bağırdı Banu.
Pudra pembesi tül elbisesinin eteklerini zerre umursamadan, altındaki yüksek topuklu ayakkabıları tek bir hamlede masanın altına fırlattı. Mert Vural, onun bu ani, hayat dolu ve kuralsız neşesine gözlerini kısarak, hayranlık dolu bir kahkahayla karşılık verdi; ceketinin düğmelerini gevşetti. Banu, Mert’in elinden tuttuğu gibi onu pistin tam ortasına, o vahşi ışıkların altına çekti. Uçuş uçuş pembeliğiyle, basların ritmine ayak uydururken salondaki o kasvetli havayı dağıtan ilk kıvılcımı çakmıştı.Pist bir anda patladı.
Kızlar o binlerce dolarlık tasarım elbiselerinin eteklerini ellerinde toplayıp çılgınca zıplıyor; erkekler gömlek kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, havaya kalkan shot kadehleriyle ritme eşlik ediyordu. Havada uçuşan parlak konfetiler, lazer ışıklarının altında parıldayan ter damlalarına karışıyordu.Işıkların kırmızısı, pistin hemen kenarında duran Alya’nın yoğun pullarla kaplı elbisesinde kırılıyordu. Alya, DJ’in çalmaya başladığı sert hip-hop ritmiyle kalçasını yavaşça sallayarak piste doğru kibirli bir adım attı, gözleri fırıl fırıl etraftaki o alıştığı hayranlığı topluyordu.
Ancak Balamir, onunla birlikte dans etmek ya da ona ayak uydurmak yerine, elindeki kadehi tek dikişte bitirip boş bardağı yanından geçen garsonun tepsisine sertçe bıraktı. Gözleri neon ışıkların her git-gelinde, kalabalığın arkasında Berk’le yan yana duran Şüheda’yı arıyordu. Bakışları çarpıştığında, aralarında ne müzik kaldı ne de bu parıltılı kalabalık.Müzik daha da hızlandı, baslar kulakları sağır edecek noktaya geldiğinde DJ mikrofonu eline aldı. Sesi, devasa kolonlardan yükselen bas dalgasını yararak salonda yankılandı:"Ve beklenen an! Mavi Grubu hazır mısınız? Bu yılın Balo Kralı ve Kraliçesi oylaması sonuçlandı! Dijital oylarınız sayıldı!"Salondan büyük bir çığlık koptu.
Herkes birbirini ittirerek sahnenin önüne doğru yığılırken, Alya zafer dolu, sinsi bir gülümseme ve başını hafifçe yana eğerek saçlarını geriye attı. O taç onundu, her yıl olduğu gibi bu yıl da zirve onundu; bundan adı gibi emindi.Ama yanındaki Balamir’in, kalabalığı yararak kendisine doğru değil, tam tersi istikamette, o siyah dantelli elbisesiyle basların ritminde adeta donakalmış gibi duran Şüheda’ya doğru büyük adımlarla yürüdüğünden tamamen habersizdi.
DJ’in sesi basları bastırarak hoparlörlerden patladı:"Mavi Grubu’nun oylarıyla, bu yılın Balo Kralı ve Kraliçesi... Berk Uraz ve Şüheda!"Salondan bir anlığına neye uğradığını şaşırmış, uğultulu ve buz gibi bir sessizlik yükseldi. Alya’nın yüzündeki o zafer dolu tebessüm bir anda dondu, gözleri fal taşı gibi açıldı. Hemen ardından, salonun arka tarafından yükselen Banu’nun tiz çığlığı ve Mert Vural’ın coşkulu alkışı o ölümcül sessizliği paramparça etti. Balamir ise adımları Şüheda'ya birkaç metre kala durduğunda, gözlerini Berk'in zafer kazanmış gibi duran yüzüne dikti. Savaş şimdi başlıyordu.

Sahnenin önünden renkli konfetiler büyük bir gürültüyle patlarken, neon spot ışıklarının tamamı tek bir noktaya; siyah danteller içindeki Şüheda ve yanındaki Berk’e kilitlendi.Alya, sahneye doğru o her zamanki muzaffer ilk adımını atmak üzereyken, spot ışıklarının üzerinden kayıp gittiğini hissetti. Yüzündeki o sinsi tebessüm bir anda dondu; hatları kaskatı kesildi.
Kırmızı, yoğun pullu elbisesinin içinde, sanki tüm salonun ortasında çırılçıplak kalmış gibi sarsıldı. Gözleri şok ve dehşet içinde Şüheda’ya kayarken, tırnaklarını avuç içlerine geçirdi. O taç onun hakkıydı, doğduğu günden beri unvan onundu; mahallenin o solgun, burslu kızının değil!Berk ise yüzünde dış dünyaya karşı kuşanılması gereken o mesafeli, kibirli ama bir o kadar da gururlu gülümsemeyle Şüheda’ya döndü. Kameraların ve telefonların onlara döndüğünü bildiği için, dudaklarını neredeyse hiç kıpırdatmadan, sadece Şüheda’nın duyabileceği buz gibi bir tonda fısıldadı:"Gülümse Şüheda. Herkes bize bakıyor.
Kameralara o nefret ettiğin ezik kız olmadığını göster."Şüheda’nın kalbi göğüs kafesini delmek ister gibi çarpıyordu. Berk’in elinin sıcaklığını belinde hissederken, bedeninin titrediğini gizlemek için dişlerini sıktı. Etraftaki alkışlar ve kameraların çiğ ışıkları altında yüzüne yapay, zoraki bir tebessüm yerleştirdi. İnsanlara bakarken gözlerinde hırsla karışık bir kaçış arzusu vardı.
Bu pırıltılı dünyaya ait olmadığını düşünürken, şimdi Balamir’den kaçmak ve onun canını yakmak için o dünyanın tam tepesine, celladının elini tutarak çıkıyordu.
Berk'in rehberliğinde sahneye çıkan basamakları teker teker tırmandılar.Görevli kızlar, parıldayan taşlarla süslü o ağır iki tacı getirip başlarına yerleştirdiğinde salondan yapay bir coşku daha yükseldi.
DJ mikrofonu tekrar eline aldı: "Ve şimdi, Balo Kralı ve Kraliçesi için geleneksel ilk dans zamanı! Işıkları kısıyoruz!"Hareketli ritim anında kesildi. Yerini basları derinden vuran, hipnotik ve yavaş bir elektronik R&B şarkısına bıraktı. Salonun neon ışıkları tekinsiz bir loş maviye döndü.Berk, Şüheda’nın elini parmaklarının arasına alarak onu pistin tam ortasına, spot ışığının tam kalbine doğru çekti. Bir eli kızın ince beline hoyratça yerleşirken, Şüheda da titreyen elini Berk’in omzuna, o pahalı kumaşın üzerine koydu.
Aralarındaki mesafe sıfıra indiğinde, Şüheda başını hafifçe kaldırıp Berk’in yeşil-mavi gözlerine dikti bakışlarını. İnsanlara karşı gülümsemeye devam ediyordu ama sesi bir bıçak kadar keskin çıktı:"Bu neydi Berk? Ne ara organize ettin bu oylamayı? Beni buraya fırlatacağını söylememiştin.
"Berk, belindeki elini biraz daha sıkılaştırıp kızı kendine doğru çekerken dudaklarında o asil kibri taşıyan tebessüm hiç bozulmadı. Etraftaki herkes onların birbirine aşkla fısıldaştığını sanıyordu."Mavi İtiraf'ın küçük bir gücü diyelim," diye mırıldandı Berk, bakışlarını salondaki kalabalığa çevirip onlara el sallarken. "Alya çok uzun zamandır tahtta oturuyordu ve canımı sıkmaya başlamıştı.
Ayrıca... Sana bir zırh olacağımı söylemiştim Şüheda. Bak tam karşına, Balamir sana bakıyor. Benim kollarımdayken sana dokunamaz bile. Hoşuna gitmedi mi?"Şüheda, Berk'in omzundaki parmaklarını elbisenin kumaşını yırtmak ister gibi sıktı. Yüzündeki o zoraki gülümsemenin arkasında fırtınalar kopuyordu. "Beni kendi oyununa piyon yaptın," dedi fısıltıyla, sesi öfkeyle titriyordu. "Balamir'in canını yakmak için beni kullandın."Berk, başını Şüheda'nın saçlarına doğru hafifçe eğdi, dışarıdan bakıldığında ona sarılıyor gibiydi ama kelimeleri zehirliydi: "Sen de onun canını yakmak istiyordun Şüheda. Bakışlarından anlıyorum. Şu an canı yanıyor.
İkimiz de istediğimizi aldık, şimdi sadece ritme ayak uydur ve dans et."Şüheda gözlerini kapatmamak için kendini zorladı. Tam o sırada kalabalığı yarıp Balamir’in yanına ulaşan Alya’yı gördü. Alya, hırsından patlamak üzere olan adımlarla, kırmızı pullu elbisesinin parıltısıyla Balamir’in nizamî smokininin önünde durmuştu. Elleri Balamir’in omuzlarına sertçe yerleşirken, gözleri nefretle Şüheda’nın başındaki taçta çakılı kalmıştı.Balamir ise Alya’nın belindeki elini adeta mekanik bir refleksle, öfkesini bastırmak ister gibi sıkılaştırırken, bakışlarını bir saniye bile Şüheda’nın buğulu, sahte bir neşeyle parlayan gözlerinden ayırmıyordu.
Göz göze geldikleri an, Balamir’in çenesi kasıldı, Şüheda’ya "bunun hesabını vereceksin" der gibi baktı. Kırmızı ve siyah, pistin ortasında birbirine en yakın tezat olarak, gizli bir intikam yeminiyle dönmeye başlamıştı.Hemen birkaç metre ötede ise salonun tek pürüzsüz, lekelenmemiş neşesi yükseliyordu. Mert Vural, Banu’yu belinden kavrayarak onu müziğin o yavaş R&B ritmine doğru çekmişti.
Pudra pembesi kat kat tül elbisesiyle Mert'in kollarında bir kuğu gibi dönen Banu, kalabalığın arasından Şüheda ile göz göze gelmeyi başardı. Banu, salonda dönen o kanlı savaştan, Balamir'in öfkesinden ya da Berk'in sinsi planlarından tamamen habersizdi. Arkadaşının bu gecenin kraliçesi olmasının verdiği o saf zafer duygusuyla, Mert’in omzunun üzerinden Şüheda’ya doğru muzipçe göz kırptı ve dudaklarını büzüp havadan sıcacık bir öpücük gönderdi.Bu jest, o pırıltılı, zehirli sahteliğin tam ortasında Şüheda’nın sırtındaki o ağır zırha dokunan tek samimi, tek gerçek şeydi.Şüheda, Banu’nun gönderdiği o hayali öpücüğü kalbinde hissederken derin, sarsıcı bir nefes aldı ve Berk’in omzundaki elini biraz daha dikleştirdi.
Adımlarını Berk'in adımlarına uydururken, içindeki o yabancı dünyaya karşı tetikte olan mahalleli kız, o tacın ağırlığı altında eziliyordu.Berk, Balamir’in gözlerinin içine meydan okuyan, aristokrat kibriyle dolu bir gülümsemeyle bakarak Şüheda’yı kendi göğsüne doğru bir milim daha yaklaştırdı. Kulaklarına doğru eğildi: "Kasılma artık. Rolünü iyi oyna. Bu gece bu tacı ikimiz de kafamızda taşıyacağız, düşmesine izin verirsen seni ilk o yırtıcı kurtlar yer.
"Pistteki çiftlerin sayısı arttıkça, bu dörtlü arasındaki o görünmez, elektrikli ipler daha da geriliyor; müzik onları kaçınılmaz, kanlı bir fırtınanın tam kalbine doğru sürüklüyordu. Şüheda, Berk'in kollarında dönerken, gözlerini Balamir'in karanlığına kilitledi. Sahte bir tebessümle geriye doğru yaslandı, ama içindeki o amansız sıkışmışlık hissi, bu gece birilerinin canının çok fena yanacağını fısıldıyordu.
Şarkının derin basları lüks otelin epoksi zeminini bir deprem dalgası gibi alttan alta titretirken, salonun neon mavi ve kan kırmızısı lazer spotları dans pistini tekinsiz bir girdaba dönüştürmüştü. Şüheda, Berk’in kollarında mekanik bir ritimle dönerken, gözlerini pistin kenarında dikilen o zifiri karanlıktan ayıramıyordu.
Balamir, elindeki kadehi garsonun tepsisine bırakırken attığı o tek bakışla, Şüheda’nın üzerindeki siyah dantelli zırhı cayır cayır yakmıştı bile.Tam o esnada, DJ’in kabininden yükselen hipnotik melodi ani bir geçişle kırıldı. Hoparlörlerden yükselen pürüzsüz erkek sesi, Mavi Grubu’nun o çok sevdiği, her baloda yapılan o acımasız ritüeli başlattı: "Ve şimdi, gecenin asil çiftleri... Frekansı değiştiriyoruz. Geleneksel eş değiştirme zamanı! Ritme güvenin ve partnerinizi yanınızdakine bırakın.
"Salondaki zengin çocuklarından bir coşku nidası yükseldi. Şüheda’nın kalbi göğüs kafesini yırtacak gibi çarparken kaçış alanının kapandığını hissetti. Berk, yüzündeki o mağlupsuz aristokrat tebessümü bozmadan Şüheda’nın belindeki elini hafifçe gevşetti, kızın parmaklarını kibar ama göstermelik bir hareketle dışarıya doğru yönlendirdi."Oyun yeni başlıyor," diye fısıldadı Berk, yeşil-mavi gözlerindeki o sinsi meydan okumayla.Şüheda daha ne olduğunu anlamadan, kalabalığın arasından sıyrılan bir el, onun ince belini sert, hoyrat ve tartışmaya kapalı bir hamleyle kavradı.
Balamir, Alya’nın kollarından bir gölge gibi sıyrılmış, Şüheda’yı tek bir nefeste kendi çekim alanına çekmişti. O an, Alya’nın kırmızı pullu elbisesinin parıltısı Berk’in nizamî smokininin önüne çarptı; Berk ve Alya, hırs ve kibir dolu bir refleksle birbirlerinin ellerini tutmak zorunda kalırken, gözleri pistin tam ortasında duran siyah kuğuya kilitlenmişti.Balamir,
Şüheda’yı sertçe kendine doğru çektiğinde, aralarındaki o bıçak sırtı mesafe bir anda un ufak oldu. Şüheda, adamın göğsüne çarpmamak için hafifçe geriye doğru yaslanmaya, o aşamadıkları sert sınırların arkasına kaçmaya çalıştı. Ancak Balamir’in geniş avucu, sırtındaki Fransız dantelinin şeffaf geçişlerini ezercesine beline yapışmıştı."Bırak beni... Herkes bize bakıyor," diye tısladı Şüheda, dişlerinin arasından. Yüzündeki o insanları kandıran kibar maske tamamen düşmüş, yerini mahalledeki o çıplak öfkeye bırakmıştı."Bırakmam," dedi Balamir. Sesi gecenin ayazından daha pürüzlü, yeraltı depolarının barut kokusunu taşır gibi sertti.
"Benden kaçmak için bu züppenin arkasına saklandın Şüheda. O emanet tacı kafana takınca benden kurtulabileceğini mi sandın?"Şüheda kaçmak için hafif bir hamle yaptı ama Balamir’in adımları onun direnişini kırdı. O an, neon mavisi ışığın altında, ikisinin de teni milimetrik bir saniyeliğine birbirine değdi. Şüheda’nın köprücük kemiğindeki dantelin altından sızan teninin sıcaklığı, Balamir’in hırpalanmış, bandajlardan yeni kurtulmuş çıplak parmaklarına bulaştı. İkisi de irkilmedi ama o ten temasıyla birlikte aralarındaki elektrik dalgası salonun tüm baslarını bastırdı. Şüheda’nın hafif elaya çalan gözleri, Balamir’in yüzündeki o patlamış dudağın kenarına, kaşındaki taze sızıya kaydı. Onun canını yakmak istemişti ama şu an kendi canı daha çok acıyordu.Hemen iki metre ötede, Berk ve Alya dönüyordu.
Alya, ellerini Berk’in omuzlarına yerleştirirken gözlerindeki nefretle Şüheda’yı izliyordu. "Bu rezilliğe nasıl izin verirsin Berk?" diye mırıldandı Alya, kibrinden ödün vermeyen o çiğ sesiyle. Berk ise Alya’yı yönlendirirken gözlerini Şüheda’dan ayıramıyordu. Yeşil-mavi gözlerinde ilk kez kontrolü kaybetmenin verdiği o aristokratik öfke vardı. "Sakin ol Alya," dedi Berk, çenesini sıkarak. "Kimsenin bir şey kazandığı yok. Sadece izle."Pistin diğer köşesinde ise salonun en dertsiz, en pürüzsüz enerjisi dönüyordu. Pudra pembesi kat kat tül elbisesiyle Mert Vural’ın kollarında bir kuğu gibi dönen Banu, hemen yanlarında dans eden kıvırcık saçlı Buğra ile göz göze geldi.
Okulun o neşeli, kıvırcık saçlı çocuğu Buğra, elindeki içki kadehini havaya kaldırıp Banu’ya muzipçe sırıttı. Buğra, o her zamanki umursamaz tavrıyla ritme ayak uydururken, Banu Mert’in omzunun üzerinden Şüheda ve Balamir’in arasındaki o ölümcül gerilimi fark etti. Banu’nun yüzündeki o zafer dolu gülümseme saniyelik bir şaşkınlıkla gölgelendi. Salonda dönen o kanlı savaşı, yeraltının tekinsiz gölgelerini ilk kez hisseder gibi oldu ama Mert onu kendi etrafında yavaşça döndürerek dikkatini yeniden kendine çekti.
Müzik daha da ağırlaşıp hipnotik bir durulmaya doğru geçerken, Balamir Şüheda’nın kulağına doğru eğildi. Nefesi kızın boynundaki dantelleri titretti. "Bu gece bu havuz başında ne oyun dönerse dönsün Şüheda," diye fısıldadı Balamir, sesi bir intikam yemini gibiydi. "O siyah elbisenin içindeki ruhu benden başka kimse mühürleyemez. O zırhın arkasına saklanamazsın."Şüheda derin, titrek bir nefes aldı.
Gözleri salonun loş köşesinde, beyaz orkidelerle süslenmiş o antı defteri köşesine kaydı. Gençlerin sarhoş kafayla yalan sırlar yazdığı o büyük, pirinç kaplı defterin hemen yanında dijital ekranlar parıldıyordu. Mavi İtiraf hesabı canlı yayında bu anı kare kare paylaşıyordu ve salondaki frekans tamamen değişmişti.
Şüheda, Berk’in kolundaki o sahte güvenlikten çıkıp Balamir’in bu vahşi, tehlikeli karanlığına gömüldüğünde, bu gece o havuz başında ne olursa olsun geri dönüşü olmayan bir sınırın geçildiğini anladı. İki genç kızın o sabah mutfakta kurduğu mezuniyet rüyası, lüks parfümlerin ve yeraltının barut kokusunun birbirine karıştığı bu acımasız girdabın içinde sonsuza dek lekeleniyordu.
Şarkının ritmi ağırlaşıp baslar derinden vurmaya devam ederken, salonun tavanındaki devasa led ekranlarda aniden kan kırmızısı bir flaş patladı. Mavi İtiraf hesabı, mezuniyet balosunun o en çok korkulan, hayatları tek saniyede altüst eden geleneksel ritüelini başlatmıştı: Gece Yarısı İtirafları. Salonun dört bir yanındaki masalardan, localardan ve hatta dans pistinin tam ortasından aynı anda yükselen yüzlerce bildirim sesi, müziğin sesini bastıran bir uğultuya dönüştü.
Gençlerin yüzlerine vuran o çiğ mavi ekran ışığı, birazdan dökülecek olan yalanların ilk habercisiydi.Herkes nefesini tutup kafasını telefonuna gömdü, gözler tavan panelindeki devasa ekrana kilitlendi.Kıvırcık saçlı Buğra, elindeki içki kadehini yanından geçen garsonun tepsisine bırakıp telefonuna baktığı an ıslık çaldı. "Oha!" diye mırıldandı, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. "Millet, turnayı gözünden vurmuşlar bu gece. Ekranı izleyin, ortalık fena karışacak!"Devasa ekranda ilk itiraf belirdiğinde, pistin ortasındaki üçlünün tam göğsüne amansız bir darbe indi:
@mavi_itiraf: "Herkes bu gecenin Kral ve Kraliçesi’ne bakıyor ama kimse asıl gerçeği konuşmuyor. 🤫 Şüheda’nın bu gece okulun dokunulmazı Berk’in kolunda salona girmesi bir aşk falan değil. Şüheda, sırf Balamir’e inat olsun diye, onun canını en derinden yakmak için Berk'in teklifini kabul etti.
Büyük savaş başladı, izleyelim."Şüheda, Balamir’in göğsünde dönerken ekranı gördüğü an adımları tamamen kilitlendi. Yüzündeki o zoraki, insanları kandıran kibar tebessüm bir anda dondu; dudakları titredi. Gözlerini hızla Balamir’in öfkeyle parlayan gözlerine diktiğinde, adamın çenesinin kasıldığını, yüzündeki taze yaraların hırsla gerildiğini gördü. Balamir, elindeki kadehi öyle bir sıktı ki, parmak eklemleri bembeyaz kesildi.
Şüheda’nın onu vurmak için Berk’i bir piyon olarak kullandığı gerçeği, tüm okulun gözü önünde yüzüne vurulmuştu.Hemen ardından, ekrandaki yazılar hızla kaydı ve ikinci itiraf düştü. Bu kez hedef, pistin kenarında pudra pembesi elbisesiyle Mert'in kollarında mutluktan uçan Banu'ydu:
@mavi_itiraf: "Pudra pembeli kıza küçük bir uyarı... Mert Vural’ın sana böyle sıcak baktığına aldanma tatlım. Mert, Banu’ya asla o gözle bakmaz, çünkü onun başka bir kolejden aylardır herkesten sakladığı ciddi bir sevgilisi var. Bu kavalye oyunu sadece bu gecelik bir formalite, uyan artık."Banu, Mert’in kollarında dönerken ekrandaki yazıyı okuduğu an yüzündeki o hayat dolu, kusursuz gülümseme bir bıçakla kesilmiş gibi yok oldu.
Gözleri anında dolarken, Mert’in omzundaki eli yavaşça aşağı kaydı. Mert Vural ise suçlulukla gözlerini kaçırdı, ceketinin önünü iliklerken dişlerini sıktı. Banu’nun o sabah mutfakta kurduğu tüm o saf, pırıltılı rüya saniyeler içinde o havuzun dibine batmıştı.
Şüheda, arkadaşının o yıkılmış halini görünce içindeki o korumacı kız anında şahlandı ama Balamir’in belindeki sert eli onu tutmaya devam ediyordu.Ancak ekran durmadı. Mavi İtiraf, gecenin en büyük patlamasını sona saklamıştı. Ekrandaki harfler büyüdü ve salona tam anlamıyla bir meteor gibi düştü:
@mavi_itiraf: "Ve en büyük inkar... Berk Uraz, bu gece Şüheda'yı sadece bir ortak olarak yanında taşımıyor. Herkes bilsin ki, Berk Şüheda’dan gerçekten hoşlanıyor ve bunu ne kadar inkar etmeye çalışsa da her bakışından, onu sahiplenmesinden çok belli. Kraliçe’nin kalbi yeraltında olabilir ama Kral bu gece tahtını bırakmaya hazır."Salondan bir anlığına neye uğradığını şaşırmış, uğultulu ve buz gibi bir sessizlik yükseldi. Alya’nın kırmızı pullu elbisesinin içinde hırstan gözleri döndü; Berk’e doğru bakarken tırnaklarını etine geçirdi. Berk ise tam önlerinde durmuş, yeşil-mavi gözlerini Şüheda’ya dikmişti
. Yüzündeki o her zamanki mesafeli, aristokrat kibir tamamen silinmişti; bu itiraf onun içindeki o saklanan, inkar ettiği duyguyu çırılçıplak bırakmıştı. Şüheda’ya bakarken gözlerinde yakalanmış olmanın verdiği o hırçın ama dürüst pırıltı vardı.Şüheda, başındaki o parıldayan ağır tacın altında adeta ezildiğini hissetti. İçinde koca bir fırtına kopuyordu; burası ona göre değildi, bu insanların çiğ fısıltılarından, bu acımasız kurtlar sofrasından hemen şimdi arkasına bakmadan kaçmak istiyordu. Ama tuhaf bir şekilde, Balamir’in hırpalanmış çıplak parmaklarının tenindeki o sert, koruyucu baskısı ona gitmekten çok, tam burada, onun o tekinsiz karanlığının içinde kalmak istediğini fısıldıyordu.
Balamir’den kaçmak için Berk’in koluna girmişti ama şimdi Berk’in gerçek hisleri ve Balamir’in o ilk defa gözlerinde gördüğü garip, ne olduğunu bilmediği korumacı sızı Şüheda’yı pistin ortasına çivilemişti.Balamir hayatında ilk kez, göğsünün tam ortasında tarif edemediği ağır bir sızı hissetti. Şüheda’yı o züppelerin, o çiğ fısıltıların eline bırakmak istemiyordu. Kızın kaçmak isteyen ama aslında onun göğsüne sığınan o çaresiz, mağrur duruşu, Balamir’in içindeki o yırtıcı adamı ilk kez evcilleştirmişti.

Şarkının derinden vuran ritmi, DJ kabininden gelen ani bir müdahaleyle bıçak gibi kesildi. Müziğin aniden çekilmesiyle salona çöken o kurşun gibi ağır sessizlik, az önceki dijital çalkantının yarattığı uğultuyu daha da çıplak hale getirdi. Tavandaki lazer spotları, dans pistinin tam ortasında donup kalmıştı.Şüheda, Balamir’in göğsünde atan o hırçın ritimden ve belini saran ellerinden yavaşça koptu. Parmakları adamın sert teninden milim milim ayrılırken, aralarında esen o gizli rüzgâr havada asılı kaldı.
Bir adım geri çekildi; başındaki parıltılı tacı düzeltirken, Balamir’in gözlerinde ilk kez gördüğü o ne olduğunu bilmediği korumacı sızıdan kaçmak ister gibi bakışlarını yere indirdi.Tam o esnada Banu, gözlerindeki o saf kırgınlığı anında amansız bir hırsa dönüştürerek hızla arkadaşının yanına geldi. Ekranda yazanlar canını yakmıştı; aşktan değil, bu zengin bebelerinin onu bir gecelik formalite yerine koyup tüm okula rezil etmesinden ötürü hırstan dişlerini sıkıyordu.
Telefonunu Şüheda’nın gözünün önüne doğru uzattı."Şüheda, kızım şuna bak!" diye fısıldadı Banu. Sesi öfkeden tir tir titriyordu ama tek bir damla yaş bile akıtmıyordu. "Herkes ekranlara bakıyor. Beni bu salonda bir gecelik formalite, bir figüran durumuna düşürmüşler! Mert’in başka bir okulda sevgilisi varmış, bana sadece oyun oynamış! Ben bu geceyi böyle bitirmem.
"Şüheda, arkadaşının kolunu tutmak için hamle yaptı. "Banu, dur lütfen...""Hayır, durmayacağım," diye çıkıştı Banu. O sırada Mert Vural, yüzündeki o suçlu ama kibrinden ödün vermeyen ifadesiyle kalabalığı yararak yanlarına ulaştı. Banu, Şüheda’ya son bir kez bakıp çenesini dikleştirdi ve Mert’in uzattığı koluna hoyratça girdi. "Mert’le konuşmam gereken, yarım kalan şeyler var. Geliyorum ben."Banu, Mert’in kolunda, fısıldaşan öğrencilerin arasından geçerek otelin loş bahçe kapısına doğru kararlı adımlarla ilerledi.
Tül etekleri arkasından sertçe sürüklenirken, içindeki o kırılmaz mahalleli inadıyla felaketine doğru yürüdüğünden habersizdi. Şüheda, arkalarından bakarken içindeki o tekinsiz sıkışmışlık hissi yeniden şahlandı; bu ayrılışın sadece sıradan bir balo tartışması olmadığını, fırtınanın bu kez Banu’nun o lekesiz dünyasının üzerine çökeceğini hissediyordu.Pistin ortasında Balamir’in o karanlık bakışları ve her şeyin ortaya çıkmasıyla sarsılan Berk ile baş başa kaldıklarında, Berk duruma el koymak ister gibi bir adım öne çıktı.
Yeşil-mavi gözlerindeki o aristokratik kibir zedelense de, Şüheda’nın kolunu sahiplenici bir tavırla kavradı."Yürü," dedi Berk, sesini sadece üçünün duyacağı şekilde ayarlayarak. "Bu çiğ kalabalığa daha fazla malzeme vermeyeceğiz. Masamıza geçelim, orada konuşacağız."Şüheda, Balamir’in yüzündeki o gitgide koyulaşan yeraltı karanlığına son bir kez baktı. Balamir’den kaçmak, içindeki o tehlikeli çekimi öldürmek için Berk’in koluna girmişti ama şimdi her şey daha da karmaşık bir hal almıştı. Berk’in rehberliğinde, pistteki o yargılayıcı bakışların arasından sıyrılarak salonun kenarındaki loş masalarına doğru yürümeye başladılar. Başındaki o emanet taç ağır bir yük gibi kafasını eziyordu ama o masaya oturup bu savaşı sürdürmekten başka çaresi yoktu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

52okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.