13. bölüm / 25
Sansürsüz TeklifSessiz çıglık
Bölümler 25Şu an: Sessiz çıglık
- 1 Tozlu Sokaklar2.686 kelime
- 2 Maskelenmiş sırlar3.836 kelime
- 3 Yersiz hesaplaşma3.837 kelime
- 4 Sansürsüz teklif3.289 kelime
- 5 Açık yara2.950 kelime
- 6 Yeminli şefkat3.113 kelime
- 7 Yıkıcı kıvılcım4.199 kelime
- 8 Ürkek kaçış2.935 kelime
- 9 Ölümcül kontra3.126 kelime
- 10 Fersahlarca uzak2.048 kelime
- 11 Ucuz düşler3.721 kelime
- 12 Son Raund2.939 kelime
- 13 Sessiz çıglık2.395 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Parıltılı tuzak4.781 kelime
- 15 Yıldızlar kadar4.961 kelime
- 16 Rüzgara karşı4.837 kelime
- 17 Son sürat4.252 kelime
- 18 Cam tavanlar2.888 kelime
- 19 Derin mavi3.450 kelime
- 20 Zehirli fısıltı4.021 kelime
- 21 Son bakış6.423 kelime
- 22 Kristal gerilim4.243 kelime
- 23 Can kırıkları2.826 kelime
- 24 Geçmişin izinde3.471 kelime
- 25 Buz kırağı4.707 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Motor, Şüheda’nın o loş ve sarı sokak lambalarıyla aydınlanan sessiz kaldırım kenarında yavaşlayıp durdu. Gecenin ayazında motorun o hırıltılı, yırtıcı sesi sustuğunda, mahallenin o sağır edici ıssızlığı bir kez daha ikisinin arasına çöktü.
Şüheda, aralarındaki o bıçak sırtı mesafeyi koruyarak motordan yavaşça indi. Ayakları soğuk asfalta bastığında, sırtındaki o tekinsiz huzur yerini yeniden gerçekliğin o tanıdık ağırlığına bıraktı.
Başındaki siyah kaskı dikkatle çıkardı; saçları gecenin rüzgarında omuzlarına doğru dökülen Şüheda, kaskı Balamir’in gidonu tutan hırpalanmış, bandajlardan yeni kurtulmuş çıplak eline doğru uzattı.Kaskı teslim ederken parmaklarının uçları, adamın soğuk ve sert tenine milimetrik bir anlığına değdi. İkisi de irkilmedi ama aralarındaki o görünmez sınır, o an sanki görünür bir duvara dönüştü. Ne bir adım ileri attılar ne de o mesafeyi kapatacak bir hamle yaptılar.Balamir, kaskı Şüheda’dan alırken gözlerini kızın elaya çalan kahve gözlerine dikti.
Yüzündeki o patlamış dudağın, kaşındaki sızan kanın ve kemiklerine kadar işleyen yorgunluğun arasında, sadece ikisinin anlayabileceği donuk bir gurur vardı. Fırtına dinmişti ama ikisi de hâlâ o enkazın üzerinde duruyordu."Gittiler," dedi Balamir,
sesi gecenin soğuğunda pürüzlü ve mesafeli bir uğultu gibi yayıldı. "Bir daha bu sokağın gölgesine bile basamazlar.
"Şüheda, ellerini yeniden ceketinin ceplerine gömdü. Omuzlarını hafifçe kaldırıp rüzgara karşı amansız bir duruş sergiledi. Gözlerini adamın o taştan yontulmuş profilinden ayırmadan, kelimelerini tartarak konuştu. "Bitti yani. Gerçekten."Balamir, motorun gidonunu hafifçe sıktı, bakışlarını sokağın sonundaki zifiri karanlığa çevirdi.
"Buradaki her şeyi ringin brandasında bıraktım. Artık herkes kendi sınırında kalacak."Şüheda başını hafifçe salladı. Bu bir teşekkür değildi; aralarındaki o tarifi imkansız çekim gücünün ve aşamadıkları o sert sınırların sessiz bir kabulüydü.
"Dikkat et," dedi sadece. Sesi sığlıktan uzak, bir o kadar da yalındı.Balamir hiçbir şey söylemedi. Vitesi sertçe yükseltti, gazı kökledi. Motor gecenin karanlığında rüzgarı yırtarak büyük bir hızla ileri fırlarken, arkasında sadece lastiklerin asfaltta bıraktığı o keskin koku ve lambanın altındaki loş sarılık kaldı.Şüheda, motorun sesi sokağın başında tamamen kaybolana kadar arkasından baktı.
Ardından, kendi evinin güvenli ama artık başka bir dünyaya açılan kapısına doğru ilk adımını attı. Sınırlar hâlâ oradaydı, mesafe korunmuştu ama ikisinin de ruhu o karanlık sahada sonsuza dek mühürlenmişti.Cumartesi sabahının o pırıltılı, taze ışığı pencerelerden içeri sızarken, Şühedaların evinin önündeki sokak haftanın yorgunluğunu atmış, dingin bir güne uyanmıştı.
Gece fırtınalar kopmamış, yeraltının o boğucu tekinsizliği yaşanmamış gibi, hava hafif bir bahar serinliği ve kuş sesleriyle doluydu.Banu, ellerinin arasındaki beze sarılmış tepsiyi düşürmemeye çalışarak, neşeyle evin kapısına doğru adımladı.
Annesinin sabahın köründe fırından çıkardığı o mis kokulu, nar gibi kızarmış patatesli börek kokusu bezin aralarından sızıp sokağa yayılıyordu. Merdivenleri ikişer ikişer tırmanıp Şühedaların kapısının önüne geldiğinde, tam zile uzanacaktı ki arkasındaki dairenin kapısı hafif bir gıcırtıyla açıldı.
Neco, üzerinde solmuş bir tişört, gözlerinde geceden kalma derin bir uykusuzluk ve dağınık saçlarıyla kapı eşiğinde belirdi. Esneyerek gözlerini ovuştururken, karşısında elinde börek tepsisiyle duran Banu’yu görmeyi hiç beklemiyordu. Banu da aynı şaşkınlıkla duraksadı. Neco’nun o uykusuz, açlıktan guruldayan mide sinyalleri veren hırpani haliyle, burnuna gelen o sıcak patatesli börek kokusu havada muazzam bir tezat yarattı.
"Sabah sabah bu ne koku ya..." diye mırıldandı Neco, gözleri doğrudan beze sarılı tepsiye kilitlenirken. "Rüya falan görmüyorum de mi? Gerçek börek bu?"Banu gözlerini devirip kıkırdadı, yüzüne o her zamanki neşeli ve sinsi sevecenliği yerleşti.
"Gerçek tabii ki! Annem sabahın köründe yaptı. Hadi, içeri geç de soğumadan yiyelim. Zaten kurt gibi açsındır sen şimdi."Kapı o sırada Şüheda tarafından açıldı. Şüheda, üzerindeki rahat ev kıyafetleriyle karşılaştığı bu samimi manzara karşısında bir an duraksadı, ardından yüzüne nadir görülen içten bir tebessüm yayıldı.
Banu içeri süzülür süzülmez tepsiyi mutfak masasına bıraktı ve hemen arkasından içeri sızan Neco ile birlikte masanın etrafına üşüştüler. Dakikalar içinde mutfak; demlenen çayın tıkırtısı, çatalların tabağa vuruş sesleri ve Neco’nun böreği iştahla çiğnerken çıkardığı o memnuniyet mırıltılarıyla sıcacık bir cumartesi kahvaltısına ev sahipliği yapmaya başladı.Banu çayından bir yudum alıp sırtını arkaya yasladı, gözleri heyecanla parlıyordu.
"Kızım, asıl bombayı daha söylemedim size! Mert Vural... Dün gece bana mesaj attı. Baloya benimle gelmek istiyormuş! Kavalyelik teklifini resmen kabul ettim!"Neco, ağzındaki devasa lokmayı yutmaya çalışarak öksürdü. "Mert Vural mı? O zengin, kibirli herif mi? Banu, bence o çocukta bir iş var, dikkat et.
"Şüheda’nın elindeki çay bardağı havada asılı kaldı. Hafif elaya çalan gözlerini Banu’nun o saf, zafer kazanmış gibi ışıldayan yüzüne dikti. İçindeki o savunma mekanizması, dün gecenin karanlığından kalan o tetikte olma hissi anında uyandı. Mert Vural gibi okulun en tepesindeki, Alya ile her daim yan yana duran bir çocuğun durup dururken Banu’ya yaklaşması hiç normal değildi.
Arkada sinsi bir ağın, bir entrikanın örüldüğünü hisseder gibi oldu."Banu..." dedi Şüheda, sesindeki o içten dostluk ama aynı zamanda kaçınılmaz şüphe mutfaktaki neşeli havayı hafifçe gerdi.
"Mert durup dururken neden böyle bir teklifle geldi? Alya’yla araları her zaman iyiyken, bu zamanlama bana biraz tuhaf geliyor. Emin misin?"Banu eleni havada sallayarak Şüheda’nın endişesini savuşturdu.
"Ay Şüheda, her şeyin altında bir şey aramaktan bıkmadın mı? Çocuk sadece Alya’nın o boğucu havasından sıkılmış işte. Beni fark etti sonunda, olay bu! Akşam o salona girdiğimizde herkes bize bakacak. Şimdi bırakın şüpheyi falan da, kahvaltımızı bitirip şu balo hazırlıklarına başlayalım. Saç, makyaj, elbiseler... Yapacak çok işimiz var!"
Neco, tabağındaki son kırıntıyı da parmağının ucuyla sıyırıp ağzına attıktan sonra sandalyeyi gıcırdatarak ayağa kalktı. Mutfaktaki o sıcak, patatesli börek kokusunun ve kızların bitmek bilmeyen heyecanının ortasında, yüzüne yorgun ama kocaman, içten bir tebessüm yerleşti.
Önce Banu’nun, hemen ardından da Şüheda’nın yanına gidip iki eliyle kızların yanaklarını sevgiyle, hafifçe sıktı. "Muhabbetinize doyum olmaz valla," dedi Neco, esnemesini bastırmaya çalışarak.
Sesi uykusuzluktan iyice çatallanmış, kalınlaşmıştı. "Hadi siz kız kıza dedikodunun dibine vurun, hazırlanın. Ben gece boyu çalıştım, uykusuzluktan kelimenin tam anlamıyla ölüyorum şu an. Odama gidip yatacağım; yemin ederim şu saatten sonra top patlasa uyanmam.
Akşama bomba gibi olmanız lazım, sizi seviyorum."Banu yanağını ovuşturup Neco’nun arkasından öpücük atarken, Şüheda onun bu abice korumacılığına karşılık içtenlikle el salladı.
Neco kapıyı arkasından yavaşça çekip kendi dairesine, o derin uykunun kollarına doğru geçtiğinde, mutfakta yeniden sadece iki kızın nefesi ve masada yükselen o hafif gerilimli balo havası kaldı.Banu, Neco’nun gitmesiyle boşalan sandalyeye iyice yerleşip Şüheda’ya doğru sinsi bir sevinçle eğildi.
"Bak gördün mü, Neco bile akşama bomba gibi olmamızı istiyor! Mert Vural diyorum kızım sana, boru değil! Çocuk resmen tüm okulun gözü önünde benimle yürüyecek. Alya’nın o her şeyi ben bilirim havası bu gece o havuzun dibine batacak, izle ve gör!" dedi."Umarım her şey senin istediğin gibi olur Banu," dedi
Şüheda, sesindeki o durgun ve olgun tonla. Masayı toplamaya başlarken gözü duvardaki saate kaydı. Akşama sadece birkaç saat kalmıştı. "Hadi, masayı kaldıralım da şu senin dillerden düşmeyen elbisene bakalım.
"Mutfaktaki o samimi hava geride kalıp iki kız Şüheda’nın odasına geçtiğinde, Banu’nun sabırsızlığı adeta odanın duvarlarını dövüyordu.
Banu, Şüheda’nın bir şey demesine fırsat bile vermeden doğrudan gardırobun önüne adımladı. "Hadi, zaman daralıyor!" diyerek gardırobun kapaklarını hızla iki yana doğru açtı. "Benim elbisenin yanına koyalım da renklerin uyumuna bir bakalım.
"Banu ellerini askıların arasına daldırıp kıyafetleri sabırsızca sağa sola çekmeye, dolabın içini altüst etmeye başladı. Askıların çıkardığı o ince metal sesleri odada yankılanırken Banu’nun elleri bir anda duraksadı. Dolabın en arkasına kadar baktı, rafları altüst etti ama aradığı o kumaşı bulamadı. Kaşlarını çatarak arkasını döndü. "Şüheda... Elbise yok," dedi Banu, şaşkınlıkla gözlerini kısarak.
"Dolabı altüst ettim ama göremiyorum elbiseyi. Nereye koydun?"Şüheda odanın ortasında, elleri koynunda öylece kalakalmıştı. Parmakları ceketinin cebindeki yara bantlarına giderken gözlerini Banu’dan kaçırdı. O elbiseyi baloya saatler kala neden getiremediğini, arkasında yatan o tekinsiz gerekçeleri arkadaşına açık açık anlatamazdı.
Yeraltı dünyasının, o kan kokan deponun sırlarını bu odaya taşıyamazdı. İçindeki o amansız sıkışmışlık hissi boğazına bir düğüm gibi oturdu."Bu akşam o elbiseyi giyemeyeceğim Banu," dedi Şüheda, sesi mesafeli ve pürüzlüydü. "Ama sana sebebini... şu an gerçekten açıklayamam. Açıklayamayacağım bir aksilik oldu.
"Banu’nun yüzündeki o neşeli telaş bir anda dondu. Gardırobun kapağına tutunarak bir adım öne attı. "Nasıl yani? Şaka yapıyorsun değil mi? Şüheda balo bu akşam! Ne demek göremiyorum, ne demek açıklayamam?"
Odanın içinde bir anda gergin bir sessizlik ve amansız bir çaresizlik dalgası yayıldı. Banu ne yapacağını bilemez halde saçlarını çekiştirerek yatağın kenarına çökerken, Şüheda dolaptaki o boş askılara bakarak sessizliğini korudu.Şüheda, dolaptaki o boş askılara bakarak sessizliğini korudu.
Banu’nun yatağın kenarından ona yönelttiği o hesapsız ve hesap soran bakışları altında ezildiğini hissetti. Derin, pürüzlü bir nefes alıp sessizliğini bozdu."
Sana söyleyemedim..." dedi Şüheda, sesi odanın duvarlarında suçlu bir fısıltı gibi yankılandı. "O gün yolda yürürken başıma çok kötü bir aksilik geldi Banu. O hengamede... sana elbisenin olmadığıyla ilgili hiç bir şey demedim üzgünüm."
Banu oturduğu yerden doğrulup inanamayarak Şüheda'ya bakarken, Şüheda gözlerini arkadaşının yüzüne dikip amansız bir dürüstlükle devam etti.
"Mahalleden birinden basit bir şey buluruz diye düşündüm aslında. Bir şekilde hallederim diye düşündüm, seni de telaşlandırmak istemedim tamamen unuttum Ama yok işte. Zaman daraldı ve benim elimde hiçbir şey yok."
Banu’nun dudakları aralandı. Öfkeyle parlayacak gibi olan gözleri, Şüheda’nın yüzündeki o sığlıktan uzak, çaresiz ama dik duruşu görünce aniden yumuşadı. Gardırobun kapağına sertçe kapatıp ayağa kalktı. "Kızım sen delirdin mi?" diye çıkıştı Banu, sesindeki o panik yerini amansız bir dostluğa bırakırken.
"Balo bu akşam diyorum sana! Mahalleden basit bir şey bulmak ne demek? Berk Uraz ve Alya'nın karşısına, o pırıltılı havuz başına öyle sıradan bir şeyle çıkmana hayatta izin vermem! Yürü, şu evde giyebileceğin ne varsa altüst edeceğiz şimdi."İki kız, odanın içindeki o gergin havayı dağıtmak istercesine sağa sola koşturmaya, yatağın üzerine eski kıyafetleri yığmaya başladı.
Çözüm arayışının o en umutsuz, en sıkışmış anında, ikisinin de nefesi tükenmek üzereyken Şüheda’nın gözleri odanın en kuytu köşesinde duran o eski ahşap sandığa kaydı.
Banu, odadaki diğer kıyafetleri de çaresizce yatağın üzerine fırlattıktan sonra ellerini beline koyup soluklandı. Gözleri, Şüheda’nın odasının en loş köşesinde, yıllardır dokunulmamış gibi duran, üzeri pirinç kakmalı eski ceviz ahşap sandığa kilitlendi.
Banu, sandığa doğru bir adım atarak annenin o eski elbiselerine bir bakalım, mutlaka bir şeyler kalmıştır ondan dedi.Şüheda’nın içindeki o korumacı içgüdü anında şahlandı. Bir adım öne atılıp Banu’nun önüne geçmek istedi.
Onlar olmaz Banu, onlar annemin hatırası, hem çok eskiler, baloya falan uymaz dedi. Sesindeki mesafeli ve katı ton belirgindi.Banu onun bu direnişini dinlemedi bile. Saçmalama, şu an hatıra düşünecek zaman değil, çıplak kalacaksın diyerek Şüheda’yı hafifçe kenara itti. İki kız, o sandığın ağır ahşap kapağını pirinç kilitlerinden tutarak zorla açtılar.
Kapağın kalkmasıyla birlikte odaya yıllanmış lavanta köklerinin, eski kumaşların ve zamanın o kendine has, hüzünlü kokusu yayıldı. Banu ellerini sandığın içindeki ipek kılıfların arasına daldırdı ve en alttan o siyah elbiseyi çekip çıkardı.O an, odadaki o gergin kriz havası bıçak gibi kesildi.
Annesinin yirmili yaşlarında, tam elli kilo olduğu o gençlik dönemi elbisesi, askısından dökülen asil bir kuğu gibi kızların ellerinin arasında duruyordu.
Elbisenin omuz başlarından başlayıp göğüs dekoltesine ve kollarına doğru bir dövme gibi uzanan simsiyah Fransız dantelleri vardı. Kumaşı ne ucuz bir payet gibi parlıyor ne de sönük kalıyordu; asil, ağır bir kadife-saten karışımının üzerine titizlikle işlenmiş el emeği göz nuru bir şaheserdi.
Şüheda elbiseyi eline aldı, parmak uçlarını o siyah, asil dantelin üzerinde yavaşça gezdirdi. Dokunduğu pürüzsüz kumaş, ona yeraltı dünyasının o sert gerçekliğinden sonra tamamen başka bir zamandan kalan bir masal gibi gelmişti. Elbiseye öylece bakakaldı; gözlerini o ince işçilikten ayırmadan, geçmişin o hüzünlü lavanta kokusunu uzun uzun ciğerlerine çekti.
Sanki o dantellerin her bir düğümünde annesinin gençliği, kokusu ve hiç bozulmamış hatırası asılıydı. Aynada elbiseyi yavaşça üzerine tuttuğunda, zaman odanın içinde tamamen durdu.Korsaj kısmındaki o milimetrik sert pensler ve bel oyuntusu, sanki yıllar öncesinden bugünü, tam olarak Şüheda’nın o elli kiloluk incecik belini bilerek kesilmiş gibiydi. Dantelin o şeffaf, zarif geçişleri Şüheda’nın omuzlarını ve köprücük kemiklerini tam olarak sarıyor, kumaşın o dik ve mağlupsuz duruşu kızın bedenine tam uyacağını daha giymeden kanıtлыyordu. Etek ucundaki o ağır dantel işlemeleri, Şüheda’nın bileklerine doğru dökülürken, o mavi payetlinin sahte ışıltısını yerle bir edecek kadar elit bir hava yayıyordu.
Banu, aynadaki o yansımaya, elbiseyi üzerine tutan arkadaşına bakarken elini ağzına götürdü. Gözlerini getiren o telaşlı panik yerini tamamen büyülenmiş bir hayranlığa bıraktı.
Şüheda, bu inanılmaz bir şey, tam senin ölçülerin, giy şunu hemen, çabuk dedi.Şüheda hâlâ elbisenin dokusunu hissederken, Banu odanın sessizliğini yumuşak ama yeni bir aksilik haberiyle böldü.
Bizim mahalle kuaförü Behiye abla vardı ya, onun babası vefat etmiş dün gece. O yüzden dükkanı açmamış bugün, mahallede kuaför falan yok yani dedi. Şüheda, tam bu yeni aksilikle birlikte moralinin bozulacağını hissettiği an,
Banu hızla arkasını döndü ve yatağın üzerindeki o büyük makyaj çantasını gösterdi. Elmi çantasının sapına koyup muzipçe gülümsedi.Gördüğün gibi moral bozacak hiçbir şey yok, her şey bu çantanın içinde. Saç spreyinden maşaya, en iyi makyaj malzemelerine kadar her şeyi yanımda getirdim. Saçını da makyajını da bizzat ben yapacağım, o kuaför salonlarından çok daha iyi olacaksın dedi.Şüheda, arkadaşının bu hesapsız ve içten çözümü karşısında içindeki o amansız sıkışmışlık hissinin tamamen dağıldığını hissetti.
Bu pırıltılı, sahte okul dünyasında herkes birbirinin arkasından kuyular kazarken, Banu'nun hiçbir şey sormadan, sadece onun yanında durmak için çırpınışı göğsündeki o buz kütlesini eritti. Bir adım öne atılıp kollarını Banu’nun boynuna doladı, ona sımsıkı sarılarak sen bir tanesin dedi.
Banu da kollarını Şüheda'nın sırtına dolayıp onu göğsüne bastırdı. İki genç kız, odanın o loş lavanta kokulu sessizliğinde, dışarıdaki tüm o entrikalara, yeraltının tekinsiz gölgelerine ve yaklaşan balo gecesinin acımasız kurtlar sofrasına karşı birbirlerine sığındılar.
Bu kucaklaşma, kelimelerden çok daha öte bir bağın, o her şeye rağmen yıkılmayan mahalle dostluğunun en saf ilanıydı. Şüheda gözlerini kapatıp arkadaşının kalbinin ritmini dinlerken, bu gece o havuz başında ne olursa olsun yalnız olmayacağını ilk kez bu kadar derinden anladı.
Banu, Şüheda’yı omuzlarından hafifçe geriye itip gözlerinin içine baktı. Ortama çöken o ağır lavanta kokusunu ve geçmişin hüzünlü, ağdalı havasını tek bir hamlede dağıtmak ister gibi aniden yerinde zıpladı."Eee, dram bitti! Ağlama seansı son bulmuştur hanımlar!" diyerek makyaj çantasını kaptığı gibi yatağın üzerine ters çevirdi.
İçindeki fırçalar, far paletleri ve rujlar yatağın örtüsüne büyük bir gürültüyle saçıldı. Banu, telefonunu arka cebinden çıkarıp odadaki eski ahşap çalışma masasının üzerine fırlattı ve tek bir dokunuşla basları güçlü, ritmik ve son ses bir şarkı patlattı. Odanın o tozlu sessizliğini anında dolduran ritimle birlikte omuzlarını sallayarak Şüheda’ya sinsi bir göz kırptı.
"Hadi bakalım Şüheda Hanım, tempo! Önce saçlarımızdan başlayacağız," diye bağırdı, müziğin sesini bastırmak ister gibi. "Sen hemen o sıcak duşa giriyorsun, dün gecenin tüm yorgunluğunu, o üstüne sinen mahalle kasvetini o banyoda bırakıyorsun. Çabuk! Sen çıkana kadar ben maşayı fişe takar, kendi makyajıma başlarım bile. Sallanma hadi, yürü, yürü, yürü!"Şüheda, arkadaşının bu ani ve hayat dolu komuta zinciri karşısında ilk kez rahat bir nefes alarak sesli bir kahkaha attı. İçindeki o sabaha kadar tetikte bekleyen, savunmacı ve yorgun kız, Banu'nun bu hesapsız neşesi karşısında bir anlığına silahlarını bıraktı."Tamam be, tamam! Deli kız, sağır edeceksin mahalleyi," diye söylenerek banyoya doğru adımladı.
Gardırobun kapağında asılı duran o siyah, asil elbiseye son bir kez baktı. "Sakın elbiseye dokunayım deme, saçını yap otur orda!""Ay aman, meraklıydım senin antika elbisene! Hadi saniyelerin gidiyor, Mert Vural kapıya dayanacak!" diye arkasından bağırdı.
Bölüm etkileşimi
