Sansürsüz Teklif kitap kapağı

19. bölüm / 25

Sansürsüz Teklif

Derin mavi

Vaveyla Yazarı: Hezal Arcı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Derin mavi

Gökdelen katındaki o rüzgârlı, müziksiz gecenin üzerinden tam bir hafta geçmişti. Ancak Şüheda için zaman, o betonda ve Balamir’in nefesinin değdiği o rüzgârda donup kalmıştı.Mavi Koleji’nin koridorlarında yürürken, üzerindeki sıradan okul üniformasının kumaşı bile ona yabancı geliyordu. Teninde hâlâ Balamir’in o barut, tütün ve gece kokan sıcaklığı vardı.
Gündüzleri birbirlerine tamamen yabancı iki ceset gibilerdi; okulun devasa salonlarında, aydınlık pencerelerin önünde asla göz göze gelmezler Ama Şüheda, derisinin altında o görünmez korumanın ağırlığını her an hissediyordu.
"Şüheda, beni duyuyor musun?"Banu’nun tıkırtılı sesiyle irkildi. Arkadaşı, elindeki kalın test kitaplarını göğsüne bastırmış, alnındaki küçük perçemi üfleyerek meraklı gözlerle ona bakıyordu.
"Sabahtan beri bir yerlere dalıp gidiyorsun. O gün erkenden eve döndüğünden beri sende tuhaf bir rüzgâr var. Bir şey mi oldu? Alya ve Mert’in etrafta o tuhaf fısıltılarla dolaşmasından beri içim hiç rahat değil."Şüheda, içinde kopan fırtınayı gizlemeye çalışarak zoraki bir gülümseme yerleştirdi dudaklarına. "Yok bir şey," dedi, sesinin titremesini engellemek için kelimeleri bükerek. "Sadece... mezuniyet stresi işte. Sınavlar, gelecek kaygısı...
"Banu’ya yalan söylemek göğsünü bir mengene gibi sıkıştırıyordu. O gece Balamir’in o gökyüzü katında önüne serdiği mezuniyet elbisesini, o amansız anı ve aralarındaki o hırçın hesaplaşmayı Banu’ya anlatamazdı. Bu sır, Şüheda’nın çamurlu mahallesinden getirdiği o saf arkadaşlığa ihanet gibi geliyordu. Ama Balamir’in dünyası öyle tekinsiz, öyle acımasızdı ki; Banu’yu korumanın tek yolu, onu bu karanlığın tamamen dışında tutmaktı.
"İyi ol da..." dedi Banu, gözlerindeki o kuşkulu parıltıyı saklayamayarak. "Neyse, kantine inelim mi? Herkes orada kaynıyor.""Sen in, Banu. Ben kütüphaneden şu teslim edeceğim kitabı bırakıp gelirim. Hemen arkandan yetişirim.
"Banu merdivenlere doğru yöneldiğinde, Şüheda omuzlarındaki devasa yükle derin bir nefes aldı ve arkasını döndü.Tam o anda, koridorun diğer ucundaki devasa mermer kolonun gölgesinde duran o bedeni fark etti.
Balamir. Okulun çiğ beyaz floresan ışıkları onun keskin hatlarına vurmuyor, sanki gölgesi karanlığıyla ışığı yutuyordu. Sırtını duvara yaslamış, elleri okul pantolonunun ceplerinde, o bükülmez ve yakıcı bakışlarını doğrudan Şüheda’nın üzerine dikmişti.
Gözleriyle kızı adım adım takip ediyor, koridorun o kalabalık hır gürünün ve sinsi fısıltılarının içinde onu görünmez bir zırh gibi sarıp sarmalıyordu.Şüheda başını hafifçe kaldırdığında, koyu irisleri Balamir’inkilerle çarpıştı. Kelimesiz, sessiz bir anlaşma havada asılı kaldı: Kimse bilmeyecek, ama ben hep buradayım.Balamir, tek kelime etmeden çenesini hafifçe yukarı kaldırdı ve kütüphanenin loş girişini işaret eden kısa bir baş hareketi yaptı.
Ardından arkasını dönüp koridorun köşesinde gözden kayboldu. Aralarında tam bir dakikalık bir es bırakarak yürümeye başladılar.Kütüphane, öğle arasının o sessiz saatlerinde neredeyse hayalet gibiydi. Rafların arasına sızan tozlu güneş ışıkları havada dans ediyor, basılan her ahşap parkenin altından hafif bir gıcırtı yükseliyordu.
Şüheda içeri girip kapıyı arkasından örttü, elindeki kalın cildi yerine koymak üzere en kuytu, en tozlu koridora yöneldi.Parmakları sırtı aşınmış cildin derisine değdiği an, hemen yanındaki raftan uzanan güçlü, kemikli parmaklar kitabı ondan önce kavradı.
Şüheda refleksle nefesini tuttu. Aralarındaki boşluk, rafların loş gölgesinde saniyeler içinde eridi.Balamir kitabı raftan çekip aldı ama yerine koymadı; parmaklarının arasında hafifçe çevirirken başını eğip Şüheda’ya baktı. Sesi, kütüphanenin kadim sessizliğini boğmayacak kadar alçak ama mesafeyi sıfırlayacak kadar yakındı.
"Gündüzleri bu kadar açık hedef olmaktan vazgeçmelisin, Mavi," dedi. Kelimelerini uzatmıyor, her birini tartarak konuşuyordu. "Alya’nın koridordaki bakışları senin üzerindeydi. Boşluk kolluyorlar."Şüheda, adamın teninden yayılan o tütün ve soğuk hava kokusunun arasında dik durmaya çalıştı. Kalbi kaburgalarını zorluyordu ama sesindeki titremeyi yutmayı öğrenmişti.
"Okulun sinsi sessizliğinden başka bir şey yok ortada, Balamir. Herkes mezuniyet maskesini takmış, sırasını bekliyor."Balamir’in bakışları yavaşça kızın yüzünde, gözlerinin kahvesinde gezindi. Dudaklarında alaylı değil, tehlikeli bir sakinlik vardı. Kitabı kapalı avucunda hafifçe sıktı."Maskeler mezuniyet günü düşer," dedi dümdüz bir sesle. "O zamana kadar kimin ne oynadığı önemli değil.
Ben buradayım."Şüheda, adamın bu netliğindeki amansız güveni hissettiğinde ne diyeceğini bilemedi. Ne bir fazla kelime, ne bir taşkınlık; Balamir fırtınanın tam ortasında duran o betondan duvar gibiydi.
Eline aldığı kitabı yavaşça Şüheda’ya doğru uzattı. Şüheda kitabı kavradığı an, Balamir cildi bırakarak kızın bileklerini kavradı. Serin ve sert parmakları bir kelepçe gibi Şüheda'nın bileklerine otururken, tek bir hamleyle aralarındaki son santimleri de yok edip kızı kendine çekti.
Şüheda’nın göğsü Balamir'in göğsüne çarptığında nefesi boğazında tıkandı. Balamir başını hafifçe eğdi, dudaklarını kızın şakaklarına doğru yaklaşan saç tellerinin arasına bastırdı. Gösterişsiz, kısa ama yakıcı bir öpücük bıraktı oraya.
Tam o anda, kütüphanenin ağır ahşap kapısının gıcırtısı ve kilit mekanizmasının sert sesi kütüphanenin sessizliğini bıçak gibi kesti. Birkaç adım sesi içeri doğru sızmaya başladı.Balamir, refleks bile sayılmayacak bir akıcılıkla tutuşunu gevşetti. Kızın bileklerini serbest bırakıp tek bir pürüzsüz hamleyle iki raf arkadaki gölgeye geriledi. Aramızdaki o birkaç adımlık mesafede, sesi karanlığın içinden son kez Şüheda'nın kulağına ulaştı:"Çıkışta görüşeceğiz."Şüheda elindeki kitabı göğsüne bastırıp arkasını döndüğünde, Balamir rafların derinliklerinde çoktan bir gölgeye dönüşmüştü bile.
Kütüphanenin ağır ahşap kapısını itip dışarı çıktığında, koridorun çiğ ışığı Şüheda’nın gözlerini bir anlığına kamaştırdı. Bileklerinde hâlâ Balamir’in sert, serin temasının izi; genzinde ise o tütün ve soğuk hava kokusu vardı. Kalbi göğsünü yırtacak gibi çarparken derin bir nefes alıp adımlarını hızlandırdı.
Ancak merdivenlerin başına geldiğinde, duvarın dibine kurulmuş gibi duran siluet yolunu kesti.Berk.Alya ve Mert’in gölgesinden ayrılmayan, okulun o ukala, zengin tiplerinden biri. Elindeki basketbol topunu parmaklarının arasında hafifçe döndürürken, dudaklarında eğreti ve küstah bir gülümseme vardı.
"Ooo, Mavi Koleji’nin sessiz meleği kütüphanelerden çıkmıyor bakıyorum," dedi Berk, adımlarını Şüheda’ya doğru atıp yolunu kapatacak şekilde durarak. Bakışları sinsi bir merakla Şüheda’nın sarsılan ifadesini taradı.
"Gökdelen katındaki o rüzgâr fazla mı sert esti Şüheda? Alya ve Mert sabahtan beri senin adını fısıldıyor. Bir şeyler kaçırıyoruz gibi bir his var içimde.
"Şüheda, Balamir’in az önce kulağına fısıldadığı "Gündüzleri açık hedef olmaktan vazgeç" uyarısını hatırladı. Çenesini dikleştirdi, gözlerindeki o ürkek kız çocuğunu saniyeler içinde gömdü.
"Sizin ne kaçırdığınız benim ilgi alanıma girmiyor Berk," dedi, sesi şaşırtıcı derecede buz gibi ve sakindi. "İzninle, kantine iniyorum."Berk hafifçe yana kaydı ama gözlerindeki o tehlikeli kuşkuyu gizlemedi. "İn bakalım," diye mırıldandı arkasından. "Ama unutma, bu okulda hiçbir sır o mermer kolonların arkasında gizli kalmaz."Şüheda yanıt vermeden merdivenleri hızla indi.
Kantine girdiğinde, mekânın uğultusu ve lisenin o kaos dolu enerjisi yüzüne çarptı. Köşedeki masada Banu ve Buğra yan yana oturmuş, telefon ekranına kilitlenmişlerdi. Buğra’nın elindeki meyve suyu kutusunu hırsla sıkmasından, ortamda büyük bir bombanın patladığı belliydi.
"Şüheda! Çabuk gel!" Banu, Şüheda’yı görür görmez kolundan tutup masaya çekti."Ne oluyor? Berk’le mi ilgili?" diye sordu Şüheda, hâlâ koridordaki karşılaşmanın etkisindeyken."Ne Berk’i kızım, okul yıkılıyor!" dedi Buğra, gözlerini telefondan ayırmadan. "Mavi İtiraf yine yapacağını yaptı. Sayfaya yeni bir gönderi düşmüş, yorumlar alev alıyor!"Şüheda masaya doğru eğildi. Banu ekranı doğrudan onun önüne itti.
@mavi.itiraf.official: "11/F’nin fırtınalı aşkı nihayet belgelendi! Melis ile Batucan’ın geçen geceki partiden sonra arka bahçedeki görüntüleri elimizde. Mezuniyet öncesi maskeler bir bir düşüyor... Sırada kim var?"
"Melis mi? Ve Batucan mı?" Şüheda şaşkınlıkla ekrana baktı. Batucan, Mert’in en yakın çevresindendi; Melis ise Alya’nın sağ kolu."Gördün mü?" dedi Banu kısık sesle. "Alya ve ekibi etrafa çamur atmakla meşguldü ama kendi kalkanları patladı! Herkes bunu konuşuyor.
Alya’nın kantindeki masayı nasıl terk ettiğini görmeliydin, çıldırmış gibiydi!"Buğra, masadaki çikolatalı sütünü kafasına dikip sırıttı. "Alya’nın ekibi çatırdıyor arkadaşlar. Mert ile Batucan kantinin arkasında kavga ediyordu az önce. Ortalık fena karışacak."Şüheda ekrana bakarken, içini tuhaf bir ürperti kapladı. 'Mavi İtiraf'ın bu zamanlaması bir tesadüf olamazdı.
Alya ve Mert’in dikkatini başka yöne çeken, onları kendi iç savaşlarına gömen bu hamle...Gözleri anlık olarak kantinin üst katındaki camlı galeriye kaydı.Balamir, Balamir’in dünyası ve onun 'Mavi İtiraf' gibi okulun görünmez mekanizmalarına bile sızan o kudretli eli... Balamir, mezuniyete kadar geçecek sürede Alya ve Mert’i kendi dertleriyle boğmak için ilk piyonu devirmişti.
Banu’nun heyecanlı fısıltıları ve Buğra’nın kahkahaları arasında Şüheda, cebindeki telefonunun hafifçe titreştiğini hissetti. Ekranı gizlice açtığında, kayıtsız bir numaradan gelen tek satırlık mesajı gördü:"Hedef değişti. Çıkışta arka kapıda ol."
Şüheda, masanın ortasında açılan türev ve geometri fasiküllerine bakarken zihninin ne kadar bölünmüş olduğunu fark etti. Kalbi hâlâ cebinde titreyen o tek satırlık mesajın ritmiyle çarpıyordu: “Hedef değişti.
Çıkışta kapıda ol.”Balamir. Ve onun kapkara, devasa motoru. O siyah motoru düşündükçe Şüheda’nın şakakları zonkluyordu. Balamir, okulun önünde o kükreyen canavarıyla belirirse ne olacaktı? Mavi Koleji’nin kapısında, herkesin gözü önünde o motora bindiği an, Alya ve Mert’in eline arayıp da bulamadıkları en büyük kozu vermiş olurdu.
Üstelik bir de Banu vardı.Her Allah'ın günü okul çıkışında Banu ile 42 numaralı otobüs durağına kadar birlikte yürürler, durağın karşısındaki simitçiden birer çay alıp otobüsü beklerlerdi. Bu, Şüheda’nın çamurlu mahallesinden taşıyıp getirdiği tek kırılmamış rutindi. Şimdi Banu’ya ne diyecekti?
"Sen git, ben siyah motorlu bir gölgeye takılıp gidiyorum" diyemezdi."Şüheda, 4. soruya baksana," dedi Buğra, kalemin arkasıyla kağıda vurarak. "Analitik geometride eğimi bir türlü oturtamadım."Şüheda derin bir nefes alıp masaya doğru yaklaştı. Elindeki kurşun kalemi kavramak bile parmaklarını titretiyordu. Kalemi kağıdın üzerinde gezdirmeye başladı."Bak..." dedi, sesinin pürüzsüz çıkması için büyük bir çaba sarf ederek.
"Önce y'yi yalnız bırakıyorsun. Denklemde x'in katsayısı sana eğimi veriyor. m = -A/B..."Çözümü kağıda dökerken zihni arka planda deliler gibi çalışıyordu. Nasıl atlatacağım Banu’yu? Nasıl yapacağım?"Anladım valla," dedi Buğra şaşkınlıkla. "Kızım senin kafan bugün uçmuş ama matematiğin hâlâ tıkır tıkır çalışıyor.
"Banu ise o sırada Şüheda’nın profilini inceliyordu. Gözlerindeki şüphe parıltısı hiç sönmemişti. "Testi bırakın da... Çıkışta durağa yürümeden önce kırtasiyeye uğrayalım mı Şüheda? Yeni çıkan deneme setlerini almam lazım."Şüheda’nın sırtından aşağı soğuk bir ter damlası süzüldü. Kırtasiye, okulun ana kapısının tam karşısındaydı! Balamir’in onu bekleyeceği yerin tam göbeği..."Ben..." dedi Şüheda, zihnindeki tüm bahaneleri hızlıca tarayarak.
"Banu, ben bugün seninle otobüse gelemeyeceğim galiba."Banu’nun kaşları anında çatıldı. "Niye? Bir şey mi oldu? Eve gitmiyor musun?""Şey..." Şüheda masadaki silgi tozlarını avucunun içine süpürdü, gözlerini Banu’dan kaçırarak. "Rehberlik öğretmeni kütüphanedeki envanter sayımı için beni çağırmıştı sabah. Çıkışta bir buçuk, iki saat kadar dersliklerde kalıp listeleri kontrol etmem gerekiyor. Sizi bekletmeyeyim, siz Buğra'yla geçin.
"Banu şüpheyle gözlerini süzdü. "Son ders öncesi mi söylüyorsun bunu? Beraber kalırdık, yardım ederdik?""Yok!" dedi Şüheda, sesinin fazlaca sert ve aceleci çıktığını fark edince hemen tonunu yumuşattı. "Yani... Hoca tek kişi istedi. Zaten disiplin yönetmeliği sayfaları falan var, çok sıkıcı. Siz hiç beklemeyin, otobüsü kaçırmayın."Zil çaldığında kantindeki o uğultulu kalabalık bir anda hareketlendi.
Sandalyeler sürüklendi, çantalar omuzlara takıldı.Buğra kitabını kapatıp ayağa kalktı. "Ben kaçar o zaman, ders fizik. Banu gidelim mi?"Banu çantasını yavaşça omzuna takarken Şüheda’ya baktı. İçinde bir şeylerin ters gittiğini hissediyordu ama Şüheda’nın gözlerindeki o kararlı kapatıcılığı aşamayacağını anladı. "Peki..." dedi huzursuz bir sesle. "Çıkışta mesaj at o zaman. Eve varınca konuşuruz.""Atarım," dedi Şüheda.Onlar kantinden çıkarken Şüheda masada tek başına kaldı. Derin bir nefes vererek sırtını sandalyeye yasladı.
Yalan söylemek canını yakıyordu ama Banu’yu korumanın ve Balamir’in o tekinsiz dünyasından uzak tutmanın başka yolu yoktu.Son ders zili çaldığında okul binası bir boşalma dalgasıyla sarsıldı. Şüheda, herkesin çıkmasını beklemek için sımasında tam on beş dakika oyaladı kendini. Koridorlar tamamen tenhalaştığında, çantasını sıkıca kavrayıp merdivenlerden indi.
Okulun arka bahçesine açılan, genellikle temizlik görevlilerinin kullandığı o dar, demir kapıya doğru yöneldi. Ana kapıdan çıkamazdı; Alya veya Mert hâlâ o civarda olabilirdi.Demir kapıyı hafifçe itip arka sokağa adım attığında, rüzgâr yüzüne sertçe çarptı. Sokak tenhaydı; sadece dökülen yapraklar ve sur duvarlarının gölgesi vardı.Ve sokağın en karanlık köşesinde...
O siyah, devasa motor rölantide çalışıyordu. Siyah kaskı ve siyah deri ceketiyle motorun üzerine tünemiş o heybetli siluet, rüzgârın ortasında bir heykel gibi kımıldamadan duruyordu. Motorun o derinden gelen, tok gürültüsü sokağın duvarlarında yankılanıyordu.Şüheda adımlarını hızlandırdı. Balamir, kızın yaklaştığını görünce kaskın vizörünü yukarı kaldırdı. O keskin, yakıcı gözleri Şüheda’nın üzerine dikildi.Gövdesine asılı duran yedek siyah kaskı söküp tek eliyle Şüheda’ya doğru uzattı.
Balamir uzattığı siyah kaskı Şüheda’nın ellerine bıraktığında, kaskın soğuk ağırlığı kızın avuçlarını yaktı. Arka sokağın tenhalığında, sur duvarlarının gölgesinde çalışan o mat siyah canavarın rölantideki tok sesi, Şüheda’nın kaburgalarının altında yankılanıyordu.
Şüheda kaskı başından geçirdi. Vizör kapandığı an, Mavi Koleji’nin hır gürü, Alya’nın sinsi bakışları ve sokaktaki rüzgârın sesi bıçak gibi kesildi. Kaskın içi Balamir’in o geniz yakan tütün, soğuk hava ve hafif deri kokusuyla doluydu.Alya’dan, Mert’ten ya da o okul koridorlarında fısıldaşanlardan korktuğu için değil; asıl tehlikenin, zihninde onlara karşı ördüğü tüm duvarları bu adamın tek bir bakışıyla yıkmış olmasından korkuyordu. Alya’nın hamleleri, Şüheda için sadece küçük birer gürültüden ibaretti.
Ama Balamir... Balamir fırtınanın ta kendisiydi. Ve Şüheda, o fırtınanın içine kendi ayağıyla adım atıyordu."Vizörü kapat, Mavi," dedi Balamir, başını bile çevirmeden. Sesi kaskın gürültüsünü yarıp geçti. "Seni göremezler. Arkama geç."Şüheda titremeyen ama içi sızlayan adımlarla motorun yüksek selesine doğru yürüdü. Bacağını siyah gövdenin üzerinden aşırdı. Sele beklenmedik derecede yüksekti; yerden tamamen kopmuş, kontrolün tamamen Balamir’in ellerinde olduğu tekinsiz bir boşluğa yükselmiş gibiydi.
Balamir vitesi sert bir klik sesiyle geçti. "Tutun."Şüheda ellerini uzatıp Balamir’in deri ceketinin üzerinden beline sarıldı. Balamir’in bedeni betondan farksızdı; sıcak, sarsılmaz ve amansız. Gaza basıldığı an, motor şaha kalkar gibi ileri fırladı.Şüheda refleksle yüzünü Balamir’in sırtına gömdü. Şehir, kenarlardan akan bulanık bir çizgiye dönüştü.
Haziran rüzgârı üzerlerindeki kıyafetleri döverken, Şüheda Balamir’in gövdesine daha da kenetlendi.O hızın, o mutlak gücün ortasında, Şüheda’nın içine zehirli bir sarmaşık gibi tırmanan şey korku değil, bir gerçeğin idrakıydı: Bu adamın dünyasında sıradan bir hayatın, mahalledeki o güvenli suskunluğun ihtimali bile kalmamıştı.Şüheda bugüne kadar kendi hayatının tek hakimi olmaya alışmıştı. Kendi kararlarını veren, kendi sessizliğini koruyan bir kızdı. Ama şimdi, bu siyah motorun arkasında, Balamir’in omzuna yaslanmışken kendi iradesinin eriyip gittiğini hissediyordu.
Balamir ona dokunduğu, ona bu devasa sığınağı açtığı an, Şüheda kendi gerçeğinden vazgeçiyordu.Ve asıl tehlike de budur; Balamir ona zarar vereceğinden değil, Şüheda’nın bu tehlikeye gönüllü olarak boyun eğiyor olmasından korkuyordu.Balamir, arkasındaki kızın bu ansızın kasılan tutuşunu hissetmiş gibi, sol elini bir saniyeliğine gidondan çekip Şüheda’nın kendi beline sarılı duran ellerinin üzerine koydu. Sert, sıcak avucuyla kızın kenetlenmiş parmaklarını bastırdı.“Biliyorum,” der gibiydi bu dokunuş.
“Buradayım.”Ama Şüheda gözlerini sımsıkı kapatırken içinde o ağır cümle yankılanıyordu: Artık çok geç. Geri dönüşü olmayan bir yola girdim ve bu adamın arkasından nereye sürerse sürecek giden ben olacağım..

Motor, ana caddenin karmaşasını arkasında bırakıp şehrin doğu sırtlarındaki çam kokulu virajlara tırmanırken, Haziran akşamının uzayan alacakaranlığı gökyüzünü turuncu ve morun ağır tonlarına boyuyordu. Saat henüz altıya geliyordu. Şüheda, Balamir’in beline kenetlenmiş hâlde virajların ritmine kapılmışken, kaskın vizöründen süzülen ışıklar yüzünde kırılıyordu.Motor, yüksek kesme taş duvarlarla ve çelik parmaklıklarla çevrili bir bahçe kapısının önünde durdu. Burası sıradan bir bağ evi değildi; kaba kesme taşların, siyah çelik kirişlerin ve devasa ahşap panellerin birleştiği, modern ama şehirden tamamen kopuk, sarsılmaz bir kaleyi andırıyordu.Balamir motoru stop ettiğinde sokağın ve rüzgârın sesi anında kesildi. Kaskını çıkarıp gidona astı.
Siyah kazağının kollarını dirseklerine kadar kıvırırken bakışlarını Şüheda’ya çevirdi."İn bakalım, Mavi," dedi. Sesi, motor bittiğinde bile aynı ağır tonu koruyordu.Ahşap çitlerin arkasından gelen derin, tok bir hırlamayla Şüheda tam selesinden inerken olduğu yerde donakaldı. Bahçenin gölgeliğinden, tüyleri mat siyah, devasa bir Kangal kırması yavaş adımlarla belirdi. Şüheda refleksle bir adım geriledi; hayatında bu kadar iri, heybetli bir hayvan görmemişti.
"Dur, barut," dedi Balamir.Köpek anında adımlarını yavaşlattı. Balamir, Şüheda’nın yanına yaklaştı; kızın titreyen bileğini sert ama incitmeyen bir kararlılıkla kavradı. Onu köpeğe doğru bir adım öne çekti."Korkuyu elinde tutarsan seni ısırır," diye fısıldadı Balamir, kızın hemen arkasında durarak. "Geri çekilme. Bırak koklasın."Barut, kızın uzatılan eline burnunu sürttü, ardından ağır başını Şüheda’nın avucunun içine bıraktı. O an Şüheda’nın göğsünden devasa bir yük kalktı. Köpeğin tüylerine parmaklarını gömdüğünde, Barut kuyruğunu hafifçe sallayıp yere, ikisinin ayaklarının dibine kıvrıldı. Balamir fısıldadı: "Kabullendi."
Balamir hafifçe diz çöküp köpeğin boynunu kaşıdı. "Senin kokunu zararsız buldu," dedi, başını kaldırıp Şüheda’ya bakarak. "Yabancıları sevmez."Balamir ayağa kalkıp verandanın köşesindeki ahşap kapıyı itti. İçerideki soğutucudan iki tane kutu soğuk içecek alıp döndü. Kutulardan birini Şüheda’ya uzattı. Teneke kutunun buz gibi serinliği, Şüheda’nın heyecanla ısınan avuçlarını ferahlattı.
Mermer basamağa yan yana oturdular. Barut başını Şüheda’nın dizine dayamış, gözlerini kapatmıştı. Şüheda bir yandan teneke kutudan bir yudum alıyor, diğer yandan parmaklarını köpeğin tüylerinde gezdiriyordu. Haziran akşamının o tatlı rüzgârı aralarından geçerken, Şüheda hayatında ilk kez acele etmediği, hiçbir şeyden kaçmak zorunda kalmadığı bir anın içinde durduğunu hissetti.İçecek kutuları bittiğinde Balamir kutusunu kenara koyup ayağa kalktı. Verandanın arkasındaki kilitli ahşap dolaptan mat siyah, ağır bir çanta çıkardı. Çantayı masanın üzerine açtığında içinden çıkan şey oyuncak gibi görünmüyordu; profesyonel, basınç tüplü, mat siyah bir taktiksel boya tabancasıydı.Balamir, bahçenin sonundaki taş duvarın önüne sırayla sekiz tane boş teneke içecek kutusu dizdi.
Ardından geri dönüp mat siyah silahı kavradı. Şarjörüne koyu lacivert boya bilyelerini doldururken çıkan o sert klik sesi, bahçedeki sessizliği yardı."Geç bakalım," dedi Balamir, silahı kabzasından tutup Şüheda’ya uzatarak."Ben mi?" dedi Şüheda, boya tabancasının soğuk ağırlığını ellerinin arasında hissederek. "Balamir ben hayatımda böyle bir şey tutmadım bile."
"Öğreneceksin," dedi Balamir, sesi her zamanki gibi emredici ama sabırlıydı.Şüheda ne yapacağını bilemeyip kararsızca durduğunda, Balamir arkasından yanaştı. Yavaşça kızın sırtına kadar sokuldu. Balamir’in göğsünün sıcaklığı Şüheda’nın sırtına yapışırken, sert ve boyalı parmakları kızın ellerini kavramak üzere uzandı. Şüheda’nın parmaklarını silahın kabzasına ve tetiğine doğru yerleştirdi. Balamir’in sıcak nefesi kızın tam kulağının arkasında duruyordu.
"Omuzunu düşür, Mavi," dedi Balamir alçak bir sesle. Balamir’in sağ eli kızın omzunu hafifçe bastırıp duruşunu düzeltti. "Arpacığı hedefe hizala. Nefesini ver... ve tetiğe bas."Şüheda nefesini tutup tetiği çekti. Pung! Basınçlı havanın çıkardığı tok sesle birlikte fırlayan boya kapsülü, taş duvardaki tenekelerden birini patlatarak arkasındaki duvara koyu lacivert devasa bir leke bıraktı.
Teneke fırlayıp çimlere yuvarlandı.Şüheda çıkan sesle irkilip geriledi ama arkasında Balamir’in sarsılmaz göğsüne çarptı. O an Barut yerinden fırladı; yuvarlanan tenekeye doğru koşup onu burnuyla devirerek oyun oynamaya başladı.Şüheda’nın dudaklarında ilk kez kontrolsüz, canlı bir tebessüm belirdi. "Vurdum..." dedi başını hafifçe arkaya kaydırıp Balamir’e bakarak."Gördüm," dedi Balamir.
Dudaklarının kenarında neredeyse belirsiz bir kıvrılma vardı. Kızın tetiği tutan parmağını tekrar sıktı. "Diğerleri duruyor. Devam et."İkinci, üçüncü atış... Her patlamada lacivert boyalar taş duvara dağılıyor, tenekeler savruluyor, Barut ise havlayan neşeli seslerle tenekelerin peşinden koşuyordu. Şüheda, Balamir’in göğsünün sıcaklığında, onun ritmiyle tetiğe basarken içindeki tüm o gerginliğin bu lacivert boyalarla birlikte duvara saçılıp gittiğini hissetti.
Son teneke de devrildiğinde, bahçedeki duvar tamamen lacivert boya lekeleriyle kaplanmıştı. Balamir yavaşça geri çekildi, silahı kızın elinden alıp ahşap masaya bıraktı.

İkisi de verandanın ahşap basamağına oturdular. Karşılarında uzanan şehrin ışıkları cılız birer yıldız gibi parıldarken, Haziran gecesinin tatlı rüzgârı çam kokularını aralarına taşıyordu. Şüheda dizlerini göğsüne çekmiş, uzaklara bakıyordu. Balamir ise bakışlarını kentin o sahte ışıklarından çekip kızın profiline dikti.O an Balamir’in zihninden karanlık bir fırtına geçti.O, bugüne kadar kimseden korkmamış, kimseden kaçmamıştı. Hızdan, kavgadan, ölümün soğuk nefesinden bile irkilmeyen bir adamdı. Hayatı boyunca kaybedecek hiçbir şeyi olmamakla övünmüştü; çünkü hiç kimseyi hayatının merkezine koymamıştı.
Ama şu an, yanındaki bu kızın nefes alışını izlerken içinde uyanan o amansız duygu canını yakıyordu. Korkuyordu. İlk kez birini kaybetmekten, ilk kez bu kızı koruyamamaktan dehşete düşüyordu. Kimsenin görmediği, hiç kimsenin bilmediği o yenilmez zırhı, Şüheda'nın tek bir bakışıyla çatlamıştı. Balamir artık eski Balamir değildi; çünkü artık bir zaafı, daha doğrusu uğruna dünyayı yakacağı bir kalesi vardı.
"Neden 'Mavi'?" diye fısıldadı Şüheda, bakışlarını gecenin karanlığından ayırmadan. "Bana neden öyle sesleniyorsun?"Balamir başını hafifçe eğdi. Yüzünde alaycı değil, derin ve sadece Şüheda’ya özel o sarsılmaz ciddiyet belirdi."Çünkü yangının en can alıcı yeri mavidir," dedi Balamir. Sesi gecenin sessizliğini yaran alçak, ağır bir fısıltı gibiydi. "Herkes alevi sarı, kırmızı sanır. Ama yangının en sıcak, en yakıcı tam göbeği mavidir.
Sen de böylesin Mavi... Dışarıdan bakınca sessiz, sakin duruyorsun. Ama içinde öyle bir kor var ki, dokunanı yakacak kadar güçlüsün."Şüheda nefesini tuttu. Balamir’in bu kelimeleri söylerken gözlerindeki dürüst ve yakıcı bakış kızın göğsünü sıkıştırdı.Balamir yavaşça doğrularak cebinden küçük, mat siyah bir kutu çıkardı. Kutuyu açtığında, Haziran gecesinin loş ışığında parıldayan o özel parça ortaya çıktı.İnce, mat gümüş rengi çelik bir zincirin ucunda; içi boşaltılmış, keskin hatlı siyah bir pusula kadranı ve o kadranın tam ortasında serbestçe hareket eden koyu mavi bir safir taş duruyordu.
Gümüş zincir, siyah kadran ve ortasındaki mavi taş muazzam bir tezat yaratıyordu."Bu bir süs değil," dedi Balamir, Şüheda’ya doğru yaklaşıp aralarındaki mesafeyi sıfırlayarak. "Bunu özel olarak yaptırdım. Zinciri kolay kırılmaz, içindeki mavi taş ise senin alevin. Sadece senin teninde duracak.
"Kolyeyi yavaşça Şüheda’nın boynuna doladı. Balamir’in sıcak, nasırlı parmakları kızın hassas ensesine değdiğinde Şüheda’nın sırtından bir ürperti geçti. Balamir kolyenin klipsini taktı ama ellerini kızın omuzlarından çekmedi."Pusulanın iğnesi yok," dedi Balamir, dudakları Şüheda’nın kulağının hemen yanında. "Çünkü nereye gidersen git, senin yönün de gideceğin yer de bende kalacak. Bu kolye boynunda olduğu sürece, bu şehirdeki hiçbir güç sana dokunamaz. Bir şey olursa, kolyenin arkasındaki o küçük çentiğe basman yeterli.
O zaman nerede olursan ol, ben gelirim."Şüheda parmaklarını boynundaki soğuk, mat gümüş zincirin ve siyah kadranın üzerine koydu. Mavi taş, kızın teninin sıcaklığıyla sanki canlanmış gibi parıldıyordu. Bu sıradan bir hediye değil, Balamir’in o yenilmez dünyasındaki en ağır ve en tehlikeli yemindi.

Gözlerini Balamir’in o karanlık, keskin bakışlarına dikti. Haziran gecesinin rüzgârı verandadaki çam kokularını aralarına taşırken, kolyenin gümüş zincirini parmaklarıyla hafifçe kavradı."Her şey için teşekkür ederim," dedi alçak ama samimi bir sesle. "Barut için... Her şey için."Balamir cevap vermedi. Yavaşça kıza doğru eğildi. Sert, sıcak parmakları Şüheda’nın çenesini kavrayıp yüzünü hafifçe yukarı kaldırdı.
Şüheda’nın nefesi tıkandığı an, Balamir dudaklarını kızın boynuna, kolyenin hemen yanındaki o hassas noktaya bastırdı.Uzun, yakıcı ve kelimelerden çok daha ağır bir öpücüktü bu. Balamir’in sıcak nefesi kızın tenini yakıp geçerken, dudakları çekildiğinde bile izi ve sıcaklığı orada çakılı kalmış gibiydi.
Balamir başını çekip tekrar kızın gözlerinin içine baktı. Sesi pürüzsüz ama gecenin karanlığı kadar netti:"Vakit geç oldu. Sabah erken kalkacaksın."Balamir sert ama acele etmeyen bir hareketle bileğinden tutup Şüheda’yı ayağa kaldırdı. Şüheda adamın ellerinin arasından sıyrılır gibi bir adım geri attı; kalbi göğfesini parçalayacak gibi atıyordu. Burada, bu adamın gölgesinde biraz daha kalırsa zihnindeki tüm sınırların, tüm o doğru bildiklerinin darmadağın olacağını biliyordu. Yanlış bir şey yapmaktan, geri dönüşü olmayan bir yola bu gece tamamen teslim olmaktan korkarak aceleyle başını salladı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

120okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.