Bölümler 29Şu an: 4.Bölüm: Cehhennem Ateşe Değil, Ateş Cehenneme Aittir
- 1 1.Bölüm: Bir Günahın Kurbanı1.163 kelime
- 2 2.Bölüm: Sevgi Bu Olsa Gerek1.148 kelime
- 3 3.Bölüm: Katilime Kıyamadım918 kelime
- 4 4.Bölüm: Cehhennem Ateşe Değil, Ateş Cehenneme Aittir836 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.Bölüm: Uyan Kızıl Afetim1.099 kelime
- 6 6.Bölüm: Tanınmayan Misafir1.081 kelime
- 7 7.Bölüm: Doğru Şüphe Doğurur Mu?913 kelime
- 8 8.Bölüm: Kanlı Mühür850 kelime
- 9 9.Bölüm: Kimsin Ela Gözlü Yabancı?1.112 kelime
- 10 10.Bölüm: Neredesin Simay?1.012 kelime
- 11 11.Bölüm: Kim Olduğunu Biliyorum690 kelime
- 12 12.Bölüm: Sevmeyeni Özlemek Daha Zor844 kelime
- 13 13.Bölüm: Şah Damarından Yakın544 kelime
- 14 14.Bölüm: Normal Bir Gün1.102 kelime
- 15 15.Bölüm: Şüphe838 kelime
- 16 16.Bölüm: Anlatılamayanlar755 kelime
- 17 17.Bölüm: Barış1.252 kelime
- 18 18.Bölüm: Kendimle Direnişim973 kelime
- 19 19.Bölüm: Merhamet1.363 kelime
- 20 20.Bölüm: İhanet851 kelime
- 21 21.Bölüm: Yüzleşme695 kelime
- 22 22.Bölüm: Kaçak926 kelime
- 23 23.Bölüm: Korkak799 kelime
- 24 24.Bölüm: Savaş617 kelime
- 25 25.Bölüm: Kapalı kapılar768 kelime
- 26 26.Bölüm: Anlaşma875 kelime
- 27 27.Bölüm: Lise664 kelime
- 28 28.Bölüm: Yeniden Lise1.024 kelime
- 29 29.Bölüm: Saldırı711 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi açtığımda büyükbabamın evindeki odamdaydım. Dün akşam yaşadıklarım bir bir aklıma dolarken, bana dağ olacağını ima eden yabancıyı merak ettim. Ondan öncesine gittiğimdeyse bana doğrultulan silahı. Vurulmak bana yabancı değildi oysa... Bütünleşmiştim ben onunla henüz on yaşındayken.
(10 yıl önce....)
Eğitmenimden tek hamlede kurtulmuştum geride parkuru aşmak vardı. Önümdeki parkur dahil tanıdık bir dost gibiydi. Koşarak çevik hareketlerle geçtim parkuru eğitmenimin yanına geldiğimde, meraklı gözlerim eğitmenimin elindeki kronometredeydi.
" Tamı tamına bir dakika. Güzel ama geliştirilebilir."
Bu adam hasta mıydı? Önümde bir ayının bile atlatamayacağı tuzaklarla dolu parkur vardı. Parkurun başındaysa, parkurdan korkunç o vardı.
"Haklısınız efendim. Zamanla gelişeceğime eminim..."
Eğitmenim gözlerinde benden bir şey saklayan bir tavırla üzerime eğildi.
"Bundan şüphem yok Alev. Bu gece uyuma, yemekten sonra bizim olduğumuz binanın önünde bekle!"
Sert bir şekilde yutkunup korku dolu gözlerimi eğitmenimin, kahve korkunç gözlerine diktim.
"Alev bunu bidaha sakın tekrarlama!"
Bana öyle bir bağırmıştı ki, gözlerim dolu dolu geriye sarsak bir kaç adım attım. Omuzlarımdan beni sertçe tutup yerimde sabitledi. Dişlerinin arasından tükürürcesine konuşmaya başladı.
"Hele ki bunu asla yapma! Biz seni korkusuz bir suikastçı yapmaya çalışıyoruz ve sen benim seni gece götüreceğim yerden korkuyosun!"
Henüz dün akşam ateşte ısıtılmış; kızgın metali bastıkları kolumu sıktığında dişlerimin arasından inleyip, gözümü kapattım. Gözlerimden akan bir kaç damla yaş onu daha da sinirlettiği için tuttuğu kolumu iterek beni yere düşürdü.
"Bu gece hazır olacaksın Alev. Ve işkenceme bir yenisini ekliyorum... Bu dakikadan itibaren çekeceğin işkenceyi önceden öğreneceksin ve bilerek teslim olacaksın. Bu gece vurulacaksın Alev Şahsuvar ve ilk derin yaranı sen temizleyip saracaksın!"
O sert adımlarla kaldıkları binaya ilerlerken, kolumdaki su toplamış yara patlamıştı. Ama asıl canımı yakan bu değildi.
"Kızın düştüğü için dizlerini mi sarıyorsun yoksa baba? Ben bu akşam vurulmadan önce yine beni kurtarmanı bekleyeceğim... Bir kez daha sana 'işte geldi beyaz atlı şövalyem' demek için yalvaracağım Tanrı'ya... Umarım bir gün seninde kızın gözlerinin önünde vurulur demek çok acı duysana adam! Beni henüz yedi yaşında olgun birisi yaptığın için hep nefret edeceğim senden!"
Gözyaşlarımı silip ayağa kalktım. Sızlayan kolum kopsa umrumda değildi şu an. Koşarak yasaklı alandaki ağacımın yanına gittim. Ağacımın önüne geldiğimde dizlerime daha fazla sahip çıkamadım. Dizlerimin üstüne çöküp hıçkırarak ağlamaya başladım. Henüz o ağacın önünde ağladığımda, bu geceden sonra ağlayamayacağımı bilmiyordum. Onun yerini hıçkırıklar ve küçük feryatlar alacaktı. Ben dizlerimin üstüne düşer düşmez bir kaç adım ileride, bir ağacın bedenine uygulanan sert bir sesle o tarafa döndüm.
Kalkıp o tarafa gittiğimde buranın, geçen sefer elini sardığım çocuğu bulduğum yer olduğunu fark ettim. Etrafıma baktığımda kimse yoktu ama bir şey dikkatimden kaçmadı. Kayanın yanındaki ağacın gövdesine kazınmış bir yazı.
"Kızıl Afet mi? Daha yaratıcı bir isim koyamadınız mı şu ağaca?"
(Şimdiki Zaman...)
Daldığım yerden hızla gözlerimi çektim. Yıllar önce gördüğüm, ağaç köküne kazınmış 'Kızıl Afet' dün gece kulağıma fısıldandı... Benim arkamda duracağını söyleyen kişi Rusya'da eğitim aldığım yerden biri olabilir miydi? Aklımdakilerle ayağa kalkıp banyoya yöneldim. Yüzüme soğuk su çarpıp çıktım. Duş alacak kadar iyi değildim, olmak da istemiyordum. Üzerime beyaz; şifon, çiçekli bir elbise giydim. Saçlarım her zamanki gibiydi; uçları doğuştan dalgalı, düz. Onlara dokunmadım, öylece açık bıraktım. Yüzüme bir şeyler yapmayı sevmediğim için, şarap renginde, saçlarımla rengi yarışacak dudaklarıma çilekli balm sürdüm. Beyaz sporlarımı hızla giyip büyükbabamın yanına bahçeye indim.
"Günaydın büyükbaba!"
Yanağına bıraktığım kocaman öpücükle yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Günaydın Kızıl Gelinciğim benim. Dün erken uyumuştun?"
Dün olanlar aklıma gelince hızla kafamı salladım.
"Sanırım özel günüm yaklaşıyor. Bitkin hissettim ve uyudum."
Büyükbabam elini belime atıp bir kaç adım öne çıkardı ikimizi de.
"Baban gelmek üzere. Yanında; Almira, Savaş, Kıran ve Sargın olacak. Bu seni rahatsız eder mi?"
Buruk bir şekilde gülümseyip omuz silktim.
"Benim için hiç var olmamış kişiler onlar. Rahatsız olmam."
Cümlem biter bitmez büyük demir kapılar şiddetli bir sesle geriye doğru açıldı. Gelmişlerdi üç tane tek tip araba içeri girince kalbime bir ağrı çöktü. Bunun sebebi gelişleri değildi, farklı şeyler olacaktı. Hislerim beni yanıltmayacağı için korktum o an. Almira ve babam büyükbabamın yanına gelmişti ama ben kedi gibi kulaklarımı dikmiş etrafı inceliyordum.
Karşıdaki binanın çatı katından sızan bir lazer ışığını fark ettim. Işığın hedefine ulaştığımda saç diplerime kadar ürperdim. Almira... O vardı. Yıllar önce dilediğim dilek yerini bulmuştu. Bir kaç saniye içerisinde kalbinden vurulacaktı. Aptallık mı bilmem ama koşarak yanına gidip onu ittim. O yere düşüp saçlarının arasından bana bakarken kurşun karnıma isabet etmişti. Hedef onun kalbiydi ama ben karnıma isabet ettirmiştim. Acı dolu bir inleme ile elimi karnıma bastırıp eğildim.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?"
Arabadan yeni inen; Kıran, Sargın ve Savaş bize doğru gelirken babamın sözleriyle kalbimden vuruldum bu sefer.
"İyi misin Almira?"
Kafamı yana çevirip kızının avuç içlerini öpüşünü izledim. Yerden baktığımızda yıldızlar da beraberdir. Oysa hepsi birbirine çok uzaktır. Ben onlara çok uzaktım. Öylece yok olup gittiğimde bile çok uzak olacaktım...
Arkamda duran büyükbabamın kollarına düştüğümde; Almira'nın çığlığını, Kıran ve arkadaşlarınınsa bize doğru koştuğunu görmüştüm. Gözlerim ve aklım beni karanlığa çekerken bunun acıdan veya kan kaybından olmadığını biliyordum. Bu hayal kırıklığıydı. Sen bir kızının avuçlarından öperken, diğer kızın her gün bir parça daha yok oluyor baba... İçimdeki cehennem ateşe değil, ateş cehenneme aitti.
(Bölüm sonu sevgili okurlarım. Kitabımı beğenip kaydetmeyi unutmayın. İyi ki varsınız 🤍🫶🏻)
Bölüm etkileşimi
