9. bölüm · Kızıl Vasiyet
9.Bölüm: Kimsin Ela Gözlü Yabancı?
Saat 04.25'i gösteriyordu. Yaslandığım araçtan sırtımı ayırıp, uçuruma doğru bir kaç adım attım. İzlendiğimi hissedip arkama döndüm.
"Kim var orada?"
Ses gelmedi. İçimdeki şüpheyle hızla etrafta dolandım ama kimse yoktu. Arka cebimdeki sigara paketinden bir dal çıkarıp, dudaklarımın arasına yerleştirdim. Telefonumun titreşim sesinin sebebini bilsemde, şu an bakamazdım. Hâlâ benden paketleri bekleyen Simay uyumamış olsa gerek. Simay henüz on altı yaşımda; dizimdeki yarayı saran, ilk yabancı olarak girmişti hayatıma. Büyükbabamın beni tutamadığı bir günde, ben Simay'ın babasından kaçıyordum. Simay'ın babasından alacağım dosya ile babam hakkında bilgi edinebilme ihtimaline sığınmıştım o gün.
(4 yıl önce...)
"O kız fare deliğinde de olsa bulun! Sarp Şahsuvar'ın tüm kirli işleri o dosyada saklı. Eğer birinin eline geçerse, o adamın da benim de hayatım yanar."
"Cehennemde birlikte yanacağız..."
Sessizce söylediğim bu cümleden o kadar emindim ki, çocuk olmama rağmen çoğu şeyin farkındaydım. Elimdeki dosyayı ceketimin içine yaptığım bölüme koyup, fermuarı çektim. Bu labirent gibi yerde kaybolduğumu hissederken; arkamda duran kızın varlığıyla, yerimde taş gibi hareketsiz kaldım.
"Burada daha önce seni hiç görmedim!"
"Bağırma."
"Baba... Yabancı var burada!"
"Hassiktir..."
Ağzımın içinde küfür etmeye devam ederken, koşmaya başladım. Bu aptal kız da benim peşime takılmıştı. Normalde hızım bir jaguar ile kapışırdı ama dizimdeki koca yarık bunu engelliyordu. Arkama baktığım esnada, ayağımın ayağıma geçmesi sonucunda yere düşmüştüm. Dizlerimin üzerine yüz üstü yere düşünce, ağlamaklı bir ifade ile kafamı kaldırdım.
"Ne istiyorsun benden aptal?"
"Ne işin var burada? Sende mi babamı öldürmek için girdin! Çıkın artık hayatımızdan, ne bizden istediğiniz?"
"Bir dakika... Ne?"
"Hepinizin sorunu o Sarp Şahsuvar değil mi? Gidin onu alın benim babam ne yaptı size?"
"Bekle... Ben babanı öldürmeye gelmedim!"
"Ne için geldin o zaman?"
Karşımda ağlayan kız elinin tersiyle gözyaşlarını silip, gözümün içine baktı. Bu masum ifadesi için şu an canımı yoluna sermek istedim. İlerde, canımı gerçekten yoluna sereceğimi bilmiyordum henüz.
"Babam hakkında bilgi almak için bir dosya çalmam gerekti... Dosyayı inceledikten sonra yeniden yerine koyacağım."
Karşımdaki pembe elbise içindeki kız bana doğru bir adım atıp, elini uzattı. Uzattığı elini tutup ayağa kalktım. Kızla aynı yaşta olmamıza rağmen, o benim için altı yaşında gibi duruyordu.
"Baban kim?"
"Az önce babanın canı için, bana sunduğun adam..."
"Sen Almira Şahsuvar mısın?"
"Keşke..."
"Ama onun başka çocuğu yok ki! Kimsin sen?"
"Nasıl yok?"
"Babam ve bir adam konuşurken duymuştum... Almira en büyük kızı zaten. Bir tane kızı da... Yoksa sen? Ama bu imkânsız!.."
"Ne oluyor?"
"Alev adındaki bir kızı... Henüz beş yaşında bir trafik kazası sonucu ölmüş... Sen yaşıyorsun!"
Büyükbabam beni bulduğunda, ben zaten babam beni verdiği için onu görmek istemediğimi söylemiştim. Ama büyükbabam bana, babamın beni bir trafik kazası sonucu öldürdüğünü söylememişti. Ben hıçkırık içinde yere çökerken; karşımdaki kız dizleri üzerine çöküp, karşımda koluma sarıldı.
"Alev Şahsuvar!"
Kafamı kaldırıp karşımda bana acı dolu gözlerle bakan adama baktım. Hemen ayağa kalkıp kafamı dik bir konuma getirdim. İç cebimden dosyayı çıkarıp, rastgele bir yere fırlattım.
"Bilginiz sizin olsun. Eğer öğrendikleriniz hakkında tek bir şey duyarsam, soyunuzu kuruturum. Bakma yaşıma, yaşımdan çok gördüklerim var."
Tam arkamı dönmüştüm ki adam kolumdan tuttu.
"Öldürecek misin beni?"
"Sen daha çocuksun be kızım!"
"Ben ölüyüm..."
Dolan gözlerimi umursamadım. Ağlayamayacağımı iyi bildiğim için sorun yoktu.
"Unut duyduklarını. Şimdilik odama gel! Söz senden kimseye bahsetmeyeceğim. Unutacağım duyduklarımı..."
Yan gözle yanımda, onayımı bekleyen kıza baktım. Keşke benimde babam yanımda böyle kalsaydı.
"Peki..."
Adam kafasını sallayıp önümden yürümeye başladı. Yaralı korumaların, bana olan bakışlarına aldırmadan yürümeye devam ettim. Yanımda yürüyen kız babasının koluna girince, buruk bir tebessümle onları izledim. Odaya geldiğimizde adam birileriyle konuşurken; tentürdiyot,sargı bezi ve pamukla o kız ayağımın yanına çöktü.
"Ne yapıyosun?"
"Yaranı temizleyeceğim!"
"Ben hallederim."
Elindekilere elimi uzatınca, elime vurup elimi itti.
"Yapamazsın!"
O gün o yaramı ilk kez bir yabancı sardı. Simay... Hayatıma renk katan o kız...
(Şimdiki Zaman...)
Simay'ın evine girdiğimde, burnuma yine şekerli parfüm kokusu doldu. Bu kız bunlara nasıl katlanıyor? Koltuğun üzerinde cenin pozisyonunda uyuyan, saf haline iç çektim. Keşke bende onun kadar saf kalabilseydim. Ortaya yerleştirdiği; yuvarlak masa üzerine bıraktığı telefonu titreşince elime alıp, mutfağa yöneldim. Arayan kişi babasıydı ama o beni aradığı sırada bile telefonu açmamıştı. Babasından gelen, bir ton cevapsız çağrı vardı.
"Efendim Suat Amca?"
"Alev, bizim deli kız seninle mi?"
"Evet Suat Amca endişelenme. Hayırdır bir sorun mu var?"
"Bana küstü hanımefendi!"
"Sebep?"
"Kredi kartlarından biri iptal olmuş... Bunu bol harcama yapıyor diye yaptım zannediyor. Ben ona kıyabilir miyim?"
"Şımarık çocuk olası tutmuştur yine. Ben konuşurum onunla sen rahat ol! Bu kadar da düşme üzerine şımarıyor."
"Nasıl düşmem Alev o benim kızım. Neyse mücehverler kontrolden geçecek, benim onlarla ilgilenmem lazım. Kendinize dikkat edin kızım."
"Kızın ya! Senin kızın olduğu için nasıl üzerine düşmezsin. Benim babam beni beş yaşında bir yere bırakırken, sen nasıl kızının üzerine düşmezsin?"
Ekranı kapalı telefona bakarak konuştuğumu görünce; kaşlarımı çatıp, telefonu masa üzerine bıraktım. Kendime soğuk bir bardak su doldurduktan sonra Simay'ın yanına gittim. Kucağıma tek hamlede alıp odasına götürdüm. Benimde böyle kızım olsa bende dikkat ederdim sanırım. Az önce uyuduğu yere sırt üstü uzanıp gözlerimi kapattım.
∞∞∞
"Hakan Amca bizi bunlarla neden aynı arabaya koydu?"
"Meraklıydık sanki gül yüzüne!"
"Sen sus obez yaratık!"
"Kızım sen bir ara odama gelsene benim!"
"Of! Yeter siz ikiniz neden sürekli böylesiniz? Eğer havaya aşk kokusu bırakacaksanız, ilerde bırakın!"
İkisi birden şok olmuş gözlerle bana dönerken, Simay'a sırıtarak göz kırptım.
"Saçmalama Alev! Bu şişman obez tipim değil."
"Çakma sarışınlarda benim tipim değil."
Bu ikisinin atışmasının bitmeyeceğini düşünürken, durmuş halde bekleyen arabaya Savaş geldi.
"Kıran telefonum yok! Beni bir arasana kardeşim."
Kıran yüzündeki bıkkın ifadeyle elindeki telefondan kafasını kaldırıp, bir kaç saniye Savaş'ın yüzüne baktı. Sonra bir kaç yere dokunup, telefonu hoparlöre aldı.
"Küçük ergensu arıyor... Küçük ergensu arıyor..."
Hepimiz gözlerimizi büyütmüş, Savaş'ın telefonuna bakıyorduk. Kıran ise hırs dolu gözlerle, sanki sebebini bilir gibi Savaş'a bakıyordu.
"Bu bakışlar tenhada denk düşmeyelim, yoksa hamile kalırsın bakışları Savaş söyleyeyim."
Ben dışında herkes Sargın'a gülerken, Kıran ikisine birden ölümcül bakışlar atıyordu. Sargın sert bir şekilde yutkunup Savaş'a döndü.
"Sanırım aynı anda hamile kalcaz!"
Bu sefer bende hafif bir şekilde gülerken, Simay ağzının içinde bir şeyler mırıldandı.
"Hadi şu defileye gidelim bir an önce."
"Gidelim de erkek tavla çakma sarışın!"
"Gözüm erkek görür en azından obez!"
"Neyse bir şey demek istemiyorum ama gözün ancak erkek görür, benim gibi adam olan nadir bulunur!"
"Kahretsin!"
Savaş'ın bağırarak ettiği isyana, Almira hemen atlamıştı.
"Ne oldu hayatım?"
"Ya başıma bir ergen daha çıktı, görmüyor musun?"
"Bir şey oldu sandım!"
"Beni de ergen diye kaydetme! Daha yaratıcı olsun!"
Sargın yine herkesi güldürmeyi başarmıştı. Bu grubu yeni tanıyordum ama içimden bir ses ilerde Sargın'la çok iyi anlaşacağımı fısıldıyordu. Dikiz aynasına baktığımda Kıran'la göz göze geldik. Gözlerini o çekmeyince, ben çekmek zorunda kaldım. Kimsin ela gözlü yabancı? Telefonuma düşen bir bildirimle, arka cebimdeki telefonun mesajlar bölümüne girdim. Gayet gizli birinden gelen mesaj, yutkunmama sebep oldu.
"Bazı insanlar yara almaz; zamanla sessizce eksilir. "
Kim, ne gibi bir mesaj vermek istiyordu?
