3. bölüm · Kızıl Vasiyet
3.Bölüm: Katilime Kıyamadım
Büyükbabam yanıma gelmişti. Ben hâlâ baba-kız sevgisini izlerken o yanıma gelmişti ve içimdeki yangınların eminim vücudumu nasıl yaktığını bilmiyordu.
"Sarp kızınla sonra ilgilen iş konuşmamız lazım!"
Nihayet gözleri körelmiş babam büyükbabamı fark etti. Gözleri bana dönünce hiç bir duygu geçmedi mavi gözlerinden. Duygu kısmına yabancı kalmış bir kız çocuğu olarak büyüdüm ben. Elbette bende çok iyi saklayacaktım içimdeki yanan kor ateşi. Babam tam ayağa kalkmıştı ki adlarının; Savaş, Kıran ve Sargın olduğunu öğrendiğim üç yabancı gelmişti odaya. İçlerinden ela gözlü yabancı ile yine kesişti gözlerimiz. Öyle bir baktı ki gözlerime sanki tüm çıplaklığımla önündeydim. Ondan bir şey saklayamazmışım gibi hissettim. Bu durum sinirimi bozmaya yettiği için kaşlarımı çatıp büyükbabama döndüm.
"Hakan Bey daha bir ton işimiz olduğunu hatırlatmak isterim size. Buradaki işimize ayıracağımız vakit dolmak üzere."
Büyükbabam kafasını sallayıp önüne dönmüştü ki babam büyükbabamla konuşma stilimden rahatsız olmuş şekilde ayağa kalktı.
"Baba ne zamandır işine, bir çalışan karışıyor?"
Konuşmadan günlerce durabilirdim bunun bile eğitimini almıştım. Ama bana atılan lafın altında işkence görsemde kalmadım bu yaşıma kadar.
"Sarp Bey kendi iş alanınızda mı patronculuk oyununuzu oynasanız? Çünkü bir serçe kendi yuvasında, bir kartal kendi yuvasında olmalıdır herkese göre."
İçlerinde başta Kıran olmak üzere; Sargın, Savaş, Almira ve büyükbabam gülmeye başladı. Bu durumda gülünecek bir şey yoktu ama umursamadım. Babam henüz sindiremediği konuşmamın ardından hiddetle büyükbabama yöneldi.
"Bu hadsize haddini öğretmeyecek misin baba?"
Büyükbabam umursamazca omzunu silkti.
"Bende aynı cevabı verecektim sonuçta. Ne gerek var ki haddini öğretmeye? Şimdi gel şu işi konuşalım. Alev sen burda kal, hemen döneceğim."
Onaylarcasına kafamı salladım. Bir kolumu sırtıma koyup eğildim.
"Buyrun Hakan Hazretleri. Umarım en kısa zamanda gösterirsiniz gül çehrenizi."
Büyükbabam gülerken bende sırıtarak onun üst kata çıkışını izledim.
"Pars?"
"Buyrun efendim!"
"Bana söylemek istediğin bir şey var mı?"
"Efendim... Ben..."
"Pars. Ben ve şey yok. Var mı yok mu?"
"Evet efendim. "
"Bahçeye Pars!"
Duygudan yoksun bir şekilde ileri gitmesi için bir kafa hareketi yaptım. Pars kapıdan çıkmıştı. Bende çıkmaya hazırlanıyordum ki Almira'nın seslenişiyle durmak zorunda kaldım.
"Demek adın Alev, Kor Kızılı Kız."
"Sevgilinden öğrenmen veya duyman gereken şeyler var Almira Şahsuvar. 'Bu seni hiç ilgilendirmez' gibi meseleler."
Omzumun üzerinden bakarak tükürür gibi konuşmuştum. Bu evdeki herkesten nefret ediyorum. Bir şeyler sorgulanmalıydı bu evde. İnsanlar bu kadar aptal olamaz! Sert adımlarla bir kaç adımda dışarı çıkıp Pars'ın yanında durdum.
"Dinliyorum Pars."
"Ama efendim bu çok önem-"
"En son böyle cümleye başladığında yüzündeki derin yarayla tanıştın. Bu sefer seni ölümle tanıştırmama ne dersin?"
"Bu akşam üstü şehrin çıkışına yakın olan tek bina. Ne olacaksa orda olacak. Babanız ile büyükbabanız oraya iş anlaşması için gidecek. Efendim yanlış anlamayın ama babanız ile büyükbabanız düşüncesiz hareket ediyorlar. Elmas onlarda olduğu için kendilerini güvende sanıyorlar-"
"Elması almak basit Pars. Onlar aptal insanlar değil atladığın nokta burası. Onlar elmasın yerini zaten biliyorlar... İstedikleri şey, elmas odasının anahtarı. Türlü işkence ederek o odanın anahtarının yerini öğrenecekler. Ardından onların işlerini bitirecekler..."
"Ne yapmayı düşünüyorsunuz efendim. Konu beni ilgilendirmez, sizi sorgulamak haddime de değil... Ama tek gitmeyin. Çok güçlüler!"
Ufak bir kahkaha atıp sert ifademi takındım.
"Pars sırtım yere gelmeyecek. Ha! İlla bir yerde olacaksa bu, cansız bedenimi mezara koydukları zaman olur."
∞∞∞
O evden çıkışımızın üzerine beş saat geçmişti. Büyükbabam yemekten sonra bir işi olduğunu söyleyip çıktı. Bu gece, kan dökme gibi bir eğlence anlayışımla süslenecekti. Saatlerce içinde, karşı binayı izlediğim arabadan sakince indim. Üzerimdeki kısa beyaz ceketi çıkarıp şoför koltuğuna bıraktım. Tepeden sıkıca bağlanmış, doğuştan dalgalı saçımı biraz daha sıktım. Üzerime oturmuş ajan kıyafetimin üzerine örgütümün rozetini taktım. Bu gece onlara ihtiyacım yoktu ne yapacaksam, ailem içindi. Bu mesele için onların yararlanmasını göze alamazdım. Termal maskemin üzerine, sesimin gizliliğini korumak için sesimi değiştiren bir maske daha taktım. Büyükbabamın içeri girmesinin üzerine bir saat geçmişti. Üst katın ışığı yanınca artık durmam için bir sebep kalmamıştı. Elime aldığım silahlarla ağaçlık alandan aşağı doğru hızla indim. Kapıda duran iki korumayı alnından vurarak etkisiz hâle getirdim. İçeri sızmam biraz zaman alacaktı ama imkansız değildi.
∞∞∞
Sürekli birilerinin alnına ateş etmekten uyuşan kolum umrumda değildi. Bu gece büyükbabam zarar görmemeliydi. Merkeze geldiğimde asıl beklediğim kişi burda olmalıydı ama kimse yoktu. Ne yapacaklarını idrak ettiğimde geç kalmıştım. Yerden gelen, ayaklarımdan başlayıp bedenimi saran şok dalgası ile iki kat olmuştum.
"Alev Hanım geç kaldınız?"
"Durdur şunu aşağılık herif!"
"Acıdı mı canın? Tam istediğin doza getirdim oysa! Ufak bir dalgadan etkilenmeyecek kadar sağlam bedenin var. Bu dozu ayarlayana kadar kaç tane adamımı heba ettim. Ama sana değer Kızıl Şeytan."
"Cehennemimde yanmaya ne dersin adsız yaratık?"
"Şu haldeyken bunları demen iç acısı bir durum. Neyse senin kanında eğlenmek varken güzel çenemi neden yorayım? Vurun şu şeytanı, şok dalgasına alışmadan!"
Her şey tam o anda oldu tüm elektrikler kesildi. Kasılan bedenim kendini yere bırakmak üzereydi ki sert bir ses duydum. O da benim gibi maske takmış olmalıydı ki seslerimiz aynıydı.
"Sakın diz çökme. Diz çöktüğün an gelme sebebini bile yok ederim aptal kadın!"
Bu duyduklarım bir yerden tanıdık geliyordu ama nerden olduğunu anlamam çok zordu. Bedenimde hâlâ şok dalgaları hüküm sürüyordu. Ardı ardına gelen çevik atış sesleriyle tüm sesler kesildi. Bağırışmalar, yakarışlar, inlemeler... Bedenim daha fazla dayanamadı tam öne doğru düşüyordum ki, biri arkadan karnımdan tutup beni kendine bastırdı.
"Çökme Kızıl Afet! Sen çökersen kime dağ olacağım ben?"
"Kimsin sen... Ne istiyorsun?"
Dudaklarımdan çıkan mırıltıya benzer sesi ben bile zor duyuyordum.
"X. Ben X... Nereye gidersen git Kızıl. Gözümde kulağımda üzerinde olacak!.."
Gözlerim kapanırken bedenim bir başkasının kollarına öylece teslim oldu. Kimseye güvenmem ben. Ama o gece birine güvenmek için yalvarmak istedim. İçerde büyükbabam ve babam vardı. Ben bir gün daha katilime kıyamadım. Ona kıyamadığım her gün, aklım kalbime ve ruhuma kıyıyordu. Ama ben bir kez daha ona kıyamadım...
