Kızıl Vasiyet kitap kapağı

25. bölüm / 29

25.Bölüm: Kapalı kapılar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 29Şu an: 25.Bölüm: Kapalı kapılar

(Alev'in Anlatımıyla...)
(Beş yıl önce...)
Eğitmenlerin başı, babamın ezeli ve ebedi rakibi ölmüştü. Eğitim yerindeki herkes henüz, on yedi yaşındaki kızı tarafından; nasıl öldürüldüğünü anlamamıştı. Ben eğitmenimin sağ kolunun yanına yaklaşıp, sorgularcasına ona bakıyordum.
"Ne var Alev? Yine mirketler gibi kafanı dikmişsin bana bakıyorsun!"
"On yedi yaşında, ama bu cehennemde olmayan birisi; nasıl babası gibi bir eğitmeni öldürebilir?"
Eğitmen sanki, 'bu nasıl benim aklıma gelmez' der gibi baktıktan sonra; topluluğa döndü.
"Bu eğitmenin kızı hiç buraya gelmiş mi?"
"Hayır efendim, ne duyan var kızı ne de gören."
"Demek ki eğitmen, kendi canavarını kendi elleriyle yetiştirmiş."
Yerimde durduğum yerde mırıldanmamla, Fırat eğitmen bana baktı.
"Aklındakileri onlara sor!"
"İzin vermezsiniz."
"Sende zaten genelde izin almazsın Alev. Sor!"
"Eğitmen, belli ki kızı kendisi eğitmiş; buradan uzak bir cehennemde. Ama hatırladığım kadarıyla, eğitmenin bir de eşi vardı. Ayrıca, bu kızın evlatlık olduğuna; kalıbımı basarım."
"Ne saçmalıyorsun sen Alev?"
"Eğitmen, telefonla konuşurken duymuştum bir ara. Çocuğunun olmayacağını duymuştu o gün. İşte dediğim gibi kız da evlatlık çıkıyor. Asıl konu, bu adamın eşi nerede? Ya o da öldüyse?"
"Alev haklı! Kalkın hemen o kızı bulup getirin."
Baş selamı verip, eğitmen odasından çıktım. Elimdeki sağlık raporunu vermeyi unuttuğumu fark edip, yeniden odaya döndüm. Fırat eğitmenin önüne koyduktan sonra, yüzümdeki sırıtmayla dışarı çıktım. Hepsi bugün harıl harıl o kızı ararken, ben buradan kaçmış olacaktım. Bu cehennemden ebediyen kurtulacağım. Kalacak bir yerim olmasa da, en azından dışarda olacaktım.

★★★
Hava kararmaya başlamıştı. Koridordan geçerken, iki eğitmenin bir kızı zorla getirmeye çalıştığını gördüm. Kim bilir, yine hangi zavallı bu cehennemle tanışacaktı? Kız ayaklarını yere bastırmış, kolundaki eğitmenlerden kurtulmaya çalışıyordu. Açık buğday teni, iri ve hafif çekik badem gözleri, koyu kahve ve siyah arasında bir renge sahip saç rengi, kahve gözleri, 1.50 olduğunu tahmin ettiğim boyu ve yüzündeki çillerle; gerçekten mükkemel bir kızdı. Eğitmenler yanımdan geçerken, peşlerine düştüm.
"Kim bu kız?"
"Eğitmenin kızı."
"Ne!"
"Çekil peşimizden Alev."
"Tamam be."
Kız giderken, gözleri bana tüm masumiyeti ile baktı. İyi biriydi değil mi?

★★★
Elime bir ok ve yay alabildim sadece. Eğer bir aksilik çıkarsa, burada öldüğüm her gün için herkesi öldürmeye hazırdım. İki yıldır arkadaş olduğum ve bugün onu da buradan kurtaracağım arkadaşım, bana doğru geldi.
"Semih o gün bugün. Gidiyoruz! Kurtuluyoruz buradan."
Gözleri dolu dolu bana sarıldı. Bir anda, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı.
"Alev kaç kurtar kendini. Ben buraya babamın isteğiyle geldim, sizin gibi bedel ödemeye değil. Çocukluğumdan bu zamana kadar yanımda olan, beni asla bırakmayan kardeşlerimi bırakamam. Söz veriyorum bir gün yeniden yanında olacağım. Tenine zarar geleceği her dakika, ben arkanda olacağım. Sana güvenmek çok zorken güvendin bana, bunun ne kadar paha biçilemez olduğunu tahmin edemezsin. Şimdi git..."
"Söz verdin Semih. Eğer bir gün yanımda olmazsan, seni sonsuza kadar affetmem!"
"Söz..."
Tam koşarak bir kaç adım atmıştım ki, arkamdan söyledikleriyle yerimde çivilendim.
"Adım Semih değil!"
"Beni kandırdın mı?"
"Gelecekte, sana uzun uzun nedenini anlatacağım Alev... Bunun içinde söz."
Kafamı sallayıp, girintili çıkıntılı ve boyu iki buçuk metre olan; duvara doğru koştum. Duvarın önüne geldiğimde, az önceki kızı gördüm. Eğitmenler biraz ileride, onun hakkında ne yapacaklarını konuşuyordu. Kafamla gelmesi için işaret verince, kız bir gölge gibi hızla süzülerek yanıma geldi.
"Seni de kurtaracağım. Elime bas ve tırmanmaya başla."
"İlk sen. Haydi..."
Basamak gibi tuttuğu eline basıp, tırmanmaya başladım. Duvarı yarılamıştım ki, eğitmenler ben ve onu fark etti. Ona baktığımda, bana tırmanmaya devam etmem için işaret verdi. Yeniden ineceğim esnada, pantolonun iç kısmından bacağı kadar bir kılıç çıkardı. Ben gözlerim kocaman şekilde ona bakarken, o önüne geleni biçiyordu. Tırmanıp, sırtımdaki yayı elime aldım. Okumu yerleştirip, ona seslendim.
"Tırman! Gerisi bende."
Bahçedeki tüm eğitmenler ve gardiyanlar buraya geliyordu. Bir gardiyan bana silahını doğrultunca, gözlerim kocaman açıldı.
"Ateş edin! Gebersin artık şu şeytan."
Gardiyan tam ateş edeceği esnada, kafasından vurularak öne doğru düştü. Arkasında, az önce adının Semih olmadığını öğrendiğim; arkadaşım vardı. Yanındaki iki kişi tüm gardiyanları indirirken, ben eğitmenlerin hepsini kalbinden vurdum. Kız yanıma geldiğinde, ikimizde hızlıca aşağı indik. Tam onla yollarımız ayrılacakken, arkama döndüm.
"Annen yaşıyor mu?"
"O benimle, yani güvende. Adın neydi?"
"Alev."
"Bir gün seni bulacağım Alev."
"Bul beni, hatta arkadaş oluruz belki."

★★★
(Şimdiki Zaman...)
Kapının tıklanmasıyla, daldığım yerden gözlerimi ayırıp kapıya baktım. Savaş kafasını uzatıp, içeriye baktı.
"İyi misin sen bugün?"
"İyiyim sanırım..."
"Keşke bu halinle şirkete gelmeseydin."
"Boş ver beni. Ne oldu bir problem mi var?"
"Odanın kapısının önünde, sana gelen bir not buldum. Geçerken vereyim dedim."
"Teşekkür ederim, kimden?"
"Yine o gizemli, K.P'den."
"Ne yazıyor?"
"Bekle..."
Kağıdı açıp, okumaya başladı ama ben yine neyin ne anlama geldiğini anlamadım.
“Bazı yaralar kapanmaz; çünkü hâlâ söyleyecekleri bir şey vardır. Çevrende yaralı ve benim kadar gizli, bir X kişisi var. Bahsettiğim yara gerçek, dün gece gördüğün gibi. X sana gerçekten çok yakın, kim yaralı bul Alev. Başarılar..."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

47okunma 13beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…