Yutulan Kelimelerin Ağırlığı

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Yutulan Kelimelerin Ağırlığı
  1. 1 Karakterler10 kelime
  2. 2 Zamanın Sessiz Dokunuşu1.483 kelime
  3. 3 Sessizce Daralan Mesafe1.557 kelime
  4. 4 Duvardan Taşan Gölge2.214 kelime
  5. 5 Sayfalar Arasında Mutluluk1.709 kelime
  6. 6 Kaybettiğin Halde Kazanmak3.116 kelime
  7. 7 Yanlış Zamanda Doğan Doğru His1.921 kelime
  8. 8 Bir Yudumluk Çocukluk2.143 kelime
  9. 9 Söylenmeyenlerin Gürültüsü2.559 kelime
  10. 10 Denize Düşen Yılana Sarılır2.525 kelime
  11. 11 Aynı Yaranın İki Tarafı; Biri Bedende, Biri Kalpte3.669 kelime
  12. 12 İz Bırakan Anlar2.576 kelime
  13. 13 Yarım Kalmış Hisler1.700 kelime
  14. 14 Kapalı Kapılar Ardında2.339 kelime
  15. 15 İlk Düğümün Çözümü2.805 kelime
  16. 16 Ruhun Tanıdığı Yabancı3.668 kelime
  17. 17 Perde Kapanırken3.164 kelime
  18. 18 Kıskançlığın Gölgesinde Kalan Aşk3.277 kelime
  19. 19 En Çok Sevdiklerimiz Yaralar7.172 kelime
  20. 20 Duvarın Öteki Yüzü7.333 kelime
  21. 21 Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak5.140 kelime
  22. 22 Yutulan Kelimelerin Ağırlığı4.071 kelime · Okuduğun bölüm
  23. 23 Birinin Öfkesi, Diğerinin Freniydi5.677 kelime
  24. 24 Beyaza Karışan Kırmızı3.418 kelime
  25. 25 Ormanın Karanlığında Kaybolan Çığlık5.564 kelime
  26. 26 Derine Gömülenler4.159 kelime
  27. 27 Aşkın İçinde Bir Uyarı Çalıyor4.093 kelime
  28. 28 Kanayan Kabuk2.844 kelime
  29. 29 Kan Bağı Değil, Yara Bağı3.821 kelime
  30. 30 Can Kırıkları3.245 kelime
  31. 31 Kaçış: Değişim zamanı1.840 kelime
  32. 32 Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş3.799 kelime
  33. 33 Sensizlikten Önce: Kaderin Mühürlendiği Gün3.417 kelime

Duyduklarım zihnimde asılı kalmış, hiçbir cümleyi birbirine bağlayamıyordum. Akel, vicdan azabı çekecek kadar ne yapmıştı? Asena kimdi? Babasının söyledikleri küçük başlıklardan anlamam imkânsızdı. Ama bir cümle vardı ki içime oturmuştu: Hayatına alacağın kız için yap.

Bunu söyleme gereği duyacak ne yapmıştı? Öfkesinden de bahsetmişti. Ali’yle kavgasını da biliyordu. Öfke kontrolü problemi sandığımdan daha derindi. Ama bunu nasıl ve kim üzerinde kullanmıştı?

Kapı açıldığında yerimde sıçradım. “Özür dilerim, fazla beklettim seni.” Sanki bu konuşmaları o yapmamışçasına gülümsedi. Akel’in sık sık kullandığı ve babasının dediği gibi dünya yansa uzaya gitmeye bahanemiz çıkar hallerindeydi.

Tedirgin adımlarla içeri girdim. Şu an aklımda dönen tek senaryo, Akel öfke problemi yüzünden eski sevgilisi olduğunu tahmin ettiğim kıza zarar vermişti.

“Sorularını yarın sorsan?” yorgun gözleriyle yüzüme baktı.

“Baban eve girdiğine göre gitsem iyi olacak.” kapıya yönelmiştim ki kolumdan tutup “Gitme. Daha salondadır. Hem yine çıkacak. Bu kadar erken bitmez işleri.” uyardı. Ama gözlerim canımı acıtmayan sadece durdurmak için tuttuğu kolumdaydı.

Elini çekip “Duyduklarını unutmanı istesem olmaz, değil mi?” cevabını biliyordu. Başımı salladım. “Tamam, anlatacağım. Ama önce kurban olayım, şu ifadeyi sil suratından. Sinirimi bozuyor. Beni tanımıyormuş gibi davranma!” ürkek bakışlarım canını sıkmıştı. “Sence ben kötü biri miyim?” cevap beklerken soruyla karşılaştım.

Çalışma masasına yaslanıp omuz silktim. “Objektif bakamam. Kötü bile olsan iyi çıkarmak için elimden geleni yaparım.” Aşk bu değil midir zaten? Gözü kör edip kötüyü iyi gösteren.

Buruk bir gülümsemeyle omzunu duvara dayadı. “Haklısın. Ben de bunu yapıyorum belki de. İyi biriyim diye kendimi kandırıyorum.” gözleri masanın üzerindeki gözlüğü buldu. Sürekli kullanmıyor hatta uzaktaki şeyleri gözlüksüz rahatlıkla okuyordu. İlk günden beri de benim yanımdayken hiç takmazdı. Sevdiği için kullandığı düşünüyordum.

Elini yumruk yapıp tırnaklarını etine geçirdi. Sinirlendiğinde hep yapardı. “Ben ve öfke... Aramızda bağımlılık derecesinde bir bağ var.” Bu yükün altında eziliyordu.

“O bağdan zarar gören kim peki?”
Cevap, gözlerindeki pişmanlıktı. “Çoğu kişi...”

“Soru sormadan—” bitirmeme fırsat vermedi.

“Birilerinin istemeden de olsa benim yüzümden acı çektiğini bilsen, yine sever miydin beni?”

“Evet… Ama buna devam eder miydik, orasını bilemem.” Ne duyacağımı kestirmiyordum. Etrafımızda kadınların zarar gördüğü o kadar çok birliktelik vardı ki bu durum beni korkutuyordu.

“En azından sevgin varsa umut da vardır.” Yavaş adımlarla yatağa ilerleyip kenarına oturdu. Bir süre sessiz kaldı önce. “Eylül’de kısa bir süreliğine Asena adında bir kızla takılmıştık.” dedi sonunda. “Takıntılıydı. Kıskançlıkları insanı canından bezdirirdi. Kız arkadaşlarımı tehdit ediyordu. Ben de daha fazla uğraşmamak için ayrılmak istedim. Son kez konuşmak için buluştuk. Yine kavga çıkarmıştı…” duraksadı bir süre kendine zaman kazandırarak. Ben de sandalyeyi karşısına gelecek şekilde koyup oturdum.

“Ehliyeti yeni almıştım daha. Babamın arabasıyla gitmiştim yanına… Ağladı, ayrılmak istemedi. Böyle tiplere gelemezdim asla. Şımarık Akel Ateş, ilişkilerini istediği gibi yönetmeye alışmıştı.” aynadaki yansımasına küçümseyen bir bakış attı. “Neyse işte. Evine bırakıp artık hayatımdan çıkarmak istedim. Arabada da rahat durmuyor, gâh ağlıyor gâh da bana saydırıyordu. Gözü dönmüştü sanki. Kendine çekip öpmek istedi. Sertçe ittim. Kolu kapıya çarpınca daha da deliye döndü. Ağlaması şiddetlendi. Bu sefer de direksiyonu çevirip kaza yaptırmak istedi. Onu sevmiyorsam kimseyi sevemeyecekmişim. Kurtarmaya çalıştım ama olmadı, önden gelen tırın altına girdik…” sesi çatallanmıştı.

“Benim tarafım az hasar görmüştü. Ama onunki pert durumdaydı. Kemerini takmadığı için başını cama çarpmış, parçalanan cam yüzünü yaralamıştı... Çarpma yüzünden bir süre görme kaybı yaşadı. Alnındaki izlerden dolayı kaç kere estetik ameliyatına geçirdi, bilmiyorum. Lanet olsun ki ben hiçbir şey olmadan atlatmıştım bu kazayı. Vücudumda sadece küçük kırık ve kesikler vardı.”

Kazayla ilgili kendisini suçluyordu. Ellerine baktığımı fark edince tırnaklarını gevşetti. “Ne diyorsun? Sence ne kadar kötü biriyim? İlişkiyi gözden geçirip elenecek kadar mı?” sordu acı bir gülümsemeyle.

Yanına geçip oturmak istedim. Zaten yeteri kadar alan olmasın rağmen yana kaydı. “Gözlerindeki korkuyu yok etmeden bana bakma!” sesi sert çıksa da acı çekiyordu.

Elini tuttum. “Evet korkuyorum… Ama bana zarar vermenden değil, kendini incitmenden korkuyorum. O olay, adı üstünde kaza. Senin hiçbir suçun yok. Tek suçun eskiden insanları duygularını önemsemeden, burayı unutarak hareket etmen.” diğer elimi de göğsüne koydum. Direksiyonu kırarak kazaya Asena sebep olmuştu. Akel’i suçlamak haksızlık olurdu bence.

“Ziyadesiyle zarar verdim zaten.” burnundan kinayeyle güldü.

“Bir keresinde zor süreç geçirdiğinden bahsetmiştin. Bu olay mıydı?”

Evet der gibi kafasını salladı. “Bak. O da kazadan sonra arkadaşım oldu.” masadaki gözlüğü gösterdi.

“Ona ihtiyacın yok bence. Defalarca benden iyi gördüğünü fark ettim. Ona yaşattığın acı yüzünden kendini cezalandırıyor olabilir misin bunu?”

“Başta bende de görme bozukluğu vardı. Sonra ilaçlarla iyileşti. Ama Asena hâlâ göremiyordu. Eğer büyük numaralar takarsam benim de gözlerim bozulur, dedim.”

Yanağını okşadım. “Senin bir suçun yok. Kaza konusunda hatta o suçlu. Kendini yiyip bitirme.” üstünü hızlıca değiştirdiği için yakası eğri duran tişörte gözüm takıldı. Omzunda çizikler vardı. Tahminimce bu da o olaydan kalma bir şeydi.

“Eğer hâkimiyeti kaybetmeseydim…” sustu, gerisini getiremedi. “Güneşe, gün ışığına âşıktı Asena. Ben onu aylarca buna hasret bıraktım!”

“Şimdi nasıl?”

“İyi şimdi, iyileşti. Ama hâlâ…” hâlâ onu seviyordu. Gözlerini ondan alan adama âşıktı… Kadınların en büyük hastasıydı bu belki de. Çoğumuz cellâdımıza âşık oluyorduk.

“Böyle olmasını kimse istemezdi.” gayriihtiyarî elim omzundaki çizikleri doğru yol aldı. “Ama öfke problemini de yenmen gerek.”

“Kimseyle gereksiz yere kavga etmek yok artık.”

Sinirlerim bozulduğu için birden gülüp “Ha yani edeceksin. Sadece gereksizini etmeyeceksin? O kriter nasıl oluyormuş acaba, Akel Bey?” ellerimi omzundan saçlarına daldırdım. Canının yanmasına daha fazla dayanamamıştım. Düşündüğüm gibi şeyler olmadığından, ben de babası gibi onu suçlamayacaktım. Konuşmanın başında kastığı gizem yüzünden, annemin korkunç senaryoları dolmuştu zihnime.

“Biri gelip saldırsa Yok, birader, ben yemin ettim karşılık vermemem, demeyeceğime göre… Bazı böyle istisnai durumlar olabilir.” yaptığım hareketten cesaret bulup yaklaştı.

“Seninle ne yapacağım ben?” güldüm asla ciddi kalamayışımıza.

“Seveceksin.”

“Az ötede seveyim en iyisi.” kalkıp sandalyeye oturdum. Bugün gereğinden fazlasıyla yakınlaşmıştık. Ama Akel Bey asla durmak bilmiyordu.

“Yontulmamış odunum benim.” diye alay etti.

Kaşlarımı çatıp “Senin gibi sürekli yontanın değişmesindense yontulmamış olmayı tercih ederim, canım. Dünyada hiçbir ağaç o kadar yontulmadı be!” son cümleyi biraz daha kısık sesle homurdanmıştım.

Kıskandığımı görmek hoşuna gidiyordu. “Bu hallerinin hastasıyım.” iç çekip dedi. Ben de öyle, bebeğim ama sinir hastasıyım.

Gülüp başımı iki yana salladım. “Bahçeye baksana, kimse yoksa artık gideyim. Ablam da arar birazdan.” ayaklandım.

“Bu saatte evin kapısı açılırsa annem hemen uyanır, uykusu çok hafif.” o da kalkıp gitmeme engel olmaya çalıştı. Yalan yok, ben de onunla vakit geçirmek istiyordum. Ama şu an pek o konumda değildik. Biri içeri girse göreceği manzara hiç hoş değildi.

“Baban geldi sanıp uyanmaz bence.”

“Babam odaya girdiği an ‘Ne oldu? Bir şey mi oldu?’ diye yerinden fırlayan annem, hırsız sanıp evi ayağa kaldırır. Yakalanmak istemiyorsan ablanı ara ve burada kalacağını haber ver.” Bu, anne olunca yüklenen özellikti sanırım. “Bu gece seni izleyerek uyumak istiyorum.” kedi bakışlarını atmaya başladı.

Sabah en kral azarı yiyeceğimi bilerek, ablama durumu özetleyen bir mesaj attım. Acaba ne ceza da gelirdi? Hafta sonu kesin yalandı.

Dolaptan birkaç battaniye alıp kitaplığın yanındaki sallanan sandalyeye serdi. Yataktaki yastıklardan birini alıp başını altına koydu. Ben de belimdeki kemeri çıkarıp onun yatağına uzandım. Nevresimi değişmek istemiş ama izin vermemiştim. Yüzüm yastığa gömüp sinem kokusunu içime çektim.

“O kadar hoşuna gittiyse yanına gelebilirim. Bu kısımda daha yoğun.” boynunu gösterip sırıttı.

“Diğer odada uyumak istemiyorsan sus!” pikeyi yüzüme kadar çektim. Koku daha da yoğunlaştı. Son günlerde hiç utanması kalmamıştı. Ya da ben utanmaya yer arıyordum. Emin değildim.

“Bunlar imkânsızdı benim için…” mırıldandı sessizce.

Yüzümü açıp ona baktım. Tavana izleyerek devam etti. “İmkânsızın peşinde koşan çaresiz Akel’dim ben. Bizim çocuklara anlatırken kimse ihtimal vermiyordu. Başkasına âşık, sana bakmaz, derlerdi. Hayalini bile kuramazken gerçeğim oldun.” alçak ama tok sesiyle mırıldanmaya devam etti.

“Sen korkak biri kızın kırılan cesaretini onardın. Tek tek, ilmek ilmek dokudun. Terk edilmekten korkan küçük çocuğun koşa koşa sana gelmesini sağladın.” ben de gözlerimi tavana dikip dedim. “Bir gün sen de bırakıp gitmezsin, değil mi?” Boğazımdaki düğüm sesime yansıdı. Kim bu soruya giderim derdi ki? Ama bunu onaylatmaya muhtaçtım. O da giderse artık ben de kalmayacaktım.

“Asla! Kendimden giderim, yine de senden gidemem ben.” tüm vücuduyla bana döndü. Gözler konuşamaz derler ama ben onun gözlerini okuyordum. Gitmeyecekti. Peki ya bizim elimizde olmayan nedenlerden giderse?

“Öz ailesinin bile bırakıp gittiği kıza niye âşık oldun? Neyini sevdin?” Onları hatırladığım zaman duygusallaştığımı bilirdi Alp. Ardından fazlaca ilgi gösterirdi. Güzel kelimeler söyler, ilgimi çekecek şeyler bulurdu. Şimdiyse bu huyumu hiç bilmemesine rağmen aynı özeni Akel’den bekliyordum.

Kalkıp yanıma geldi. Kenara kayıp ona yer açtım. Pikenin altına girip yatak başlığına yaslandı. Kolunu açınca, göğsüne sokulup başımı omzuna yasladım. Neye ihtiyacım olduğunu anlamış gibi, bir yandan saçlarımı parmaklarına dolayıp oynuyor, diğer yandan hoşuma gidecek kelimeler fısıldıyordu.

“Herkes gibi olmayışına, kalbine, bakış açısına, kelimelerine, mimiklerine, gözlerine, sesine, güzelliğine... kısacası sana.” gülüp devam etti. “Kimse ailesini seçemez. Onların yaptığı boktan şeylerden biz sorumlu değiliz. Beceriksiz dediği için yetersiz ya da bırakıp gittiği için kimsenin sevmeyeceği biri olmuyorsun.” aileme olan öfkesi gözlerine yansıyor ve bunu gizlemiyordu. Hiç tanımadığı insanlara, sırf beni kanattıkları için nefret doluydu.

“Birinin hayatında bir saniye bile bulunduysan, dünyasında bir çiçek açmıştır. Gamzelerindeki gül bahçesinden birini ona bahsetmişsindir. Biliyor musun? Bu güller insanların hayatına dokunduğu an, kokusu her tarafı esir alır, bütün kötülükleri güzelleştirirmiş… Ve öpmekten doyamadığım o gamzeler, benim hayatıma gün ışığı oldu.” yine gamzemden öptü. Ne zaman öpse ilk buradan başlardı.

Elimi yüzüne koydum. “Seni seviyorum. Ama en çok da vazgeçmeyi bilmeyen inadını.” dunak kısmına minik öpücük kondurdum.

“Sonsuza kadar seninle kalabilirim.” Burnunu yanağıma değdirerek mırıldandı.

“Azıcık öteye kayman gerek yalnız.” bu mesafede beraber uyuyacağımızı düşünüyorsa yanılıyordu.

“Merak etme, sen uyumadan sandalyeye döneceğim. Ama kokuna ihtiyacım var. Benim kokumun karıştığı kokun aklımı başımdan alıyor.” gözlerini kapatıp başını arkaya yasladı.

Bu adam ne ara bu kadar güvendiğim kişi olmuştu? Tüm sırlarımı bilen, kendi sırlarını bana veren biri, güvenimi yerle bir eder miydi? Ya da nefret dolu anılarımı unutturarak daha kötülerini bırakır mıydı? Ama içlerinde en kötüsü, elde ettikten sonra soğuyup gitmesi olurdu. Belki de aşkı, başta yüz vermediğim için hırsa dönmüştü. Sevgili olduktan sonra zamanla azalacaktı duyguları…

Başımı boyuna gömmüş, kokusunu içime çekiyordum. Dediği gibi burada yastıktan daha yoğundu. O parfüm hiç kimsede böyle güzel kokamazdı, yakışmazdı kimseye. Kendi kokusuyla harmanlanınca ortaya muazzam bir şey çıkıyordu ve bunun farkındaydı.

“Kokun bana çocukluğumu hatırlatıyor. Dokuz yaşındaki Karen merhaba diyor…” Alp’in dahi bilmediği şeyi, ona anlatıp anlatmamakta kararsızdım. Bu koku da aynı dalga meyve suyu gibiydi. Hüznü ve neşeyi aynı anda yaşatıyordu. Her içime çektiğimde kimsesizliği unutturuyordu.

“Dinlemek isterim…” Hatırlarken gözlerimin dolduğu anımı duymak istemişti.

Bir süre sessiz kaldım. Parmaklarıyla oynayıp dikkatimi dağıtmaya çalıştım. Burnumu çekip derin bir nefes aldım. “Dokuz yaşımdaydım. Antalya’ya tatile gitmiştik. Tatilin son günü Kepez’de bir alışveriş merkezine uğramıştık. Milay o zaman da süslüydü. Bakımlı olmayı severdi. Gördüğü her mağazanın önünde durur bir şeyler alırdı. Ama beni çok sıkıyordu. Karşıma çıkan ilk yere girip reyonların hemen yanındaki koltuğa oturmuştum.

“Parfüm mağazası olduğundan içerisi mükemmel kokuyordu. Yorgunluğum birden geçmiş gibi kalkıp etrafta gezmeye başladım. Rafların arasında en üstte şeffaf, oval şişenin içinde yeşil parfüm vardı. Görünüşü o kadar hoşuma gitmişti ki uzanıp almak istedim. Kokusunu çok merak etmiştim. Ama boyum yetmemişti. Yakındaki yirmili yaşlarında uzun boylu bir adamdan yardım istedim. Şişeyi alıp bana uzattı. Teşekkür ettiğimde gülümseyerek gitmişti.

“Kapağını açıp kokladığım an… kendimi çiçeklerle dolu bir dünyada hayal ettim. Belki çiçek kokmuyordu ama çocukken hep lale tarlasında olmayı hayal ederdim. Kendimi mutlu hissettiriyordu.

“Parfümün adını okumağa çalıştım ama yabancı bir kelime olduğu için aklımda tutamamıştım. Elimde parfümle hayallere dalmıştım. Sonra etrafta bir anons sesi yankılandı; adımın seslendiği ve kaybolduğuma dair anons. Korkuyla bir rafa bırakıp birinden yardım istedim. Ağlıyor, anne ve babamı istiyordum. Görevliler haber vermiş ve beni bulmuştular. Dakikalarca annemin kucağında ağlamıştım. Mağazadan çıkarken gözüm yine o şişeyi bulmuştu, koklamaktan doyamadığım şişeyi…”

Tek bir an bile kesmemiş, sessizce dinlemişti. “Korktuğun ya da kaybolduğun için kızarlar diye mi parfümü almalarını istemedin?”

“Onlar bana kızmazdı ki. Yaramazlık yaptığımda hep hoşgörülü olup, yaptığımın yanlış anlatırlardı.”

“Peki, niye istemedin?” önemli olan parfüm değildi. Duygularımı anlamak istiyordu.

“O konuyu öğrendikten sonra daha yeni yeni toparlıyordum. Kimseye beli etmeden, kabuğuma çekilip kendi kendimi iyileştiriyordum. Acımı, mutsuzluğumu sadece Alp’in yanında yaşıyordum. Çocuk aklımla bir karar almıştım. İhtiyacım olmayan hiçbir şey istemeyecektim. Eğer çok şey isteyip onları bezdirirsem benden bıkıp, onlar gibi terk etmelerinde korkuyordum.” akmasına engel olduğum yaşlar yavaşça yanağımdan süzüldü. Şimdiye kadar kimseyle paylaşmadığım yalnızlığımı ona açmıştım.

Güçlükle yutkunuşunu duymuştum. Eskiden benimde boğazımdaki düğümler, her yutkunuşta boğazımı yakardı. Ama artık alışmıştım. Gözüm dolsa da o yaşları geldiği yere göndermeyi iyi bilirdim.

“Çocukluğunu çalan, seni erken olgunlaşmak zorunda bırakan insanlardan bir gün hepsinin hesabını soracağım. Sana döktürdükleri her gözyaşının bedelini ödeyecekler!” Çenesini gerilmiş, boynundaki damarlar belirginleşmişti.

“Eğer onlardan intikam almak isteseydim çoktan yapmıştım. Yüzlerini bile görmek istemiyorum.”

Derin bir nefes alıp gözlerini kapadı. Bunun ne anlama geldiğini öğrenmiştim artık. Öfkesini saklayarak kendi içinde sakinleşmeye çalışıyordu. Ardında ya sessizleşecek ya da dikkatini dağıtmaya çalışacaktı. Üzgün olduğumu göz önünde bulundurursak da beni güldürmek için elinden geleni yapacaktı.

“Yalnız bu hikâyede üstünde durmamız gereken esas şey, parfüm ve sana gülümseyen o adam. Hayırdır, benim sevgilime gülüyor?” Tam tahmin ettiğim gibi beni güldürmek niyetindeydi. “O parfümün kokusu neye benziyordu?”

İlk sorusunu es geçip, burnumu boynuna gömerek kokusunu içime çektim. “İşte böyle kokuyordu, sen gibi… İlk kez kütüphanede fark etmiştim. Sonraysa zaman zaman bana kendini hatırlatıp kendimi güvende hissetmemi sağlıyordu.”

“Yeşil kakule ve misk demek… Benimkinin şişesi tarif ettiğine uymadığı göre, aynı notalarda başka parfüm olmalı.” benimle konuşmaktan ziyade sesli düşünmüştü. Yıllarca arayıp da bulamadım. Antalya’ya her gittiğimde aynı mağazaya gittim. Ama reyonda başka parfümler vardı.

“O yüzden sana bir büyük görev düşüyor, Akel Ateş. Ne zaman çocukluğuma dönmek istesem…” boynuna yeniden gömülüp “Bunu yapmam gerekecek.” dediğimde âşık olduğum gülüşünü sergiledi. Yanağının sol tarafını yavaşça yukarı kıvırıp bembeyaz dişlerini gözler önüne serdi.

“Ben ve boynum emrinize amadeyim.” saçlarıma minik bir öpücük bırakıp gözlerini kapattı. Ben de başımı göğsüne yaslayıp ona eşlik ettim.

Bir süre sonra nefesi ağırlaştı. Yavaşça göğsünden kalkıp yüzüne baktım. Uyumuştu. Uyuduğunda minikleri, bebeklerin mızmızlandığındaki hali gibi oluyordu. Bu da onu çok tatlı gösteriyordu. Beyaz cildine zıt olan simsiyah sakallarını sabah tıraş etmiş olmalıydı ki yüzü pürüzsüzdü. Yatak başlığına yaslanıp parmaklarımı yüzünde gezdirdim. Sakalları çıktığında da sanki cetvelle çizilmiş gibi düzenli oluyordu.

Tişörtünün yaka yana kaymıştı. Boynuna doğru gelen çiziklere baktım. Her fırsatta yaralarımı saran adamın, yaralarını sadece uyuduğunda öpmeye cesaretim vardı. Eğilip dudaklarımı çiziklere bastırdım.

“Tek bir hamlemle yerlerimizi değişmemek için büyük çaba sarf ediyorum.” Boğuk sesle fısıldadığında korkuyla geri sıçradım. Uyumamış mıydı?

“Uyumuyor muydun sen?!” Yok, uykusunda konuştu adam! İyice beyinle bağlantıyı kesmiştim. Bu aralar kendisiyle şiddetli geçimsizlik yaşıyorduk.

“Yüzümde büyüleyici parmaklar hissedince uyandım. Ama büyücünün cesaretini görmek istedim.” yaptığıyla gurur duyuyor gibiydi. Ya ben fazla çekingendim ya da o çok arsızdı.

Pikeyi üstünden çekip “Hadi, canım. Naş! Sandalyen seni bekler.” elimle omzundan ittim.

“Ben alacağımı aldım.” sırıtıp sallanan sandalyeye geçti.

Telefonu elime aldığımda Alp’ten gelen arama ve mesajları fark ettim. Duyulmaması için sessize almıştı. Mesajlarını yanıtladığımda hemen görüntülü aradı. Açmayana kadar darlardı. Mahsur kaldığımı hissetmişti sanki. Gerçi bu, dünyanın en güzel mahsurluğu olabilirdi. Bekletmeden çağrıyı yanıtladım.

Konuşmama fırsat bile vermeden “Lan neredesin sen? Niye açmıyorsun telefonu? Aklım çıktı meraktan!” bağırdığı için Akel kaşlarını çatıp bana baktı.

“Burada da Alp’i olaya dâhil etmezsin be!” homurdanıp derin nefes verdi. Onun açısından baktığında haklıydı. Ama bizim taraftansa şimdiye kadar sessiz kalmamız bile bir mucizeydi.

“Orası sizin ev değil. Neredesin sen?” ulaşamadığı için çok endişeliydi.

“Uzun hikâye. Telefonum sessizdeydi, aradığını görmemişim.” bununla asla yetinmezdi.

“Uzun hikâye denilen bir şey yoktur. Anlatmak istemiyorum vardır.” surat yaptı.

“Ben de olsam öyle düşünürdüm, Alpçiğim.” pislik bilerek sesini duyurdu. Çocuk gibiydiler, ikisi de sürekli birbirleriyle uğraşacak şeyler buluyordu.

“Eve dönmedin mi sen?” Akel’in evinde olduğumu tahmin etmesi çok da zor olmamıştı. Keşke döndüm diyebilseydim.

“Film izlerken ablamlar geldi. Onları idare edelim derken ailesi geldi, çıkamadım ben de.” hızlandırılmış konu özeti geçtim. Bu kadar kolay olsaydı keşke. Kimseye yakalanmayayım diye canım çıktı.

“Orada kalmanla ilgili ailesine nasıl bir açıklama yaptın acaba?” saklandığımı daha bilmiyordu.

“Evde olduğumu bilmiyorlar. Yani beni görmediler.”

“Karen! Adam akıllı anlat şunu, güzelim. Kafam çorba oldu.” dizi özetleri gibi oradan oraya atladığım için isyan etmişti. Her şeyi en başından anlattıktan sonra kızmasını beklerken, gür bir kahkaha atmıştı. “Kızım, yaz dizisi mi çekiyorsunuz? Bu nasıl saçmalık?”

Benzetmesi Akel’i güldürmüştü. “Dizinin adı da Odunun yontulma hikâyesi.” Buradan bile bana laf atacak bir şeyler bulmuştu.

“Geliyor bak” bibloyu elime alıp tehdit dolu bakışımı attım.

“Aloo! Yarın nasıl çıkacaksın acaba oradan?” dikkatleri üzerine çekmek için bağırdı yine.

“Abi, sen telefonla konuşurken niye yaşlılar gibi bağırıyorsun?” Akel sorduğunda istemsizce güldüm. Telefon konuşması yapmaya yapmaya nasıl konuşulduğunu unutmuştu.

“Bizimkilerden kalma alışkanlık.” ciddiye alıp cevapladı Alp. Babaannesi ve dedesiyle yaşadığından, yaşlıların bazı huylarını edinmişti. Bunlardan biri de telefonla konuşurken bağırmasıydı. Neyse ki Akel’in odasından, konumundan dolayı diğer odalara pek fazla ses gitmiyordu. Yani bana öyle söylemişti.

“Bizimkiler erkenden uyanıp bahçeyle uğraşır. Ama babam gece yarısına kadar çalışacak belli ki. Annem de gün yeni ağardığında kalkar çiçeklerinin bakımıyla ilgilenir.” ciddileşip sabah çıkış planı için bilgiler vermeye başladı Akel.

“Sen gün ağarmadan Karen’in evden çıkarmaya çalış, ben kapıdan alacağım.” yine kurtarıcım olmak yolunda emin adımlarla ilerliyordu.

“Tamam. Gelince haber ver.” ben burada değilmişim gibi, birbirlerini görmeden kendi aralarında anlaştılar. Tepeden sonra araları ne iyi ne de kötüydü.

“Ararım… Sen de yarın erken uyanacaksın. Uyu şimdi.”

“İyi geceler, Şövalyem.” kapatıp telefonu komodinin üstüne bıraktım. Yarın için endişeliydim. Ya yakalanırsak? Ama o varken korkuya mecal yoktu. Beni kurtarmanın hep bir yolunu bulmuştu.

Akel’in damarına basmamıştı bu sefer. Artık o da Akel’e alışıyordu. Ben de bu konuda onun kadar başarılı olabilecek miyim? Serra da bizim hayatımızda olabilecek miydi? Akel ve eski sevgilisinin bir arada olmasını fikri içimi sıkıyordu. Günün birinde Alp’in açılacağını biliyorum. Duygusal tarafı ağır basacaktı. Benim isteğim de bu yönde olurdu; üzülmesin, benim yüzümden kalbine kilit vurmasın. Kocaman bir ama vardı işte. Ama…

Yaptığımın çok saçma olduğunu bilerek, tavanı izleyen Akel’e seslendim. Bu düşüncelerin aklımı daha fazla ele geçirmesine izin vermeyecektim. “Ne düşünüyorsun?”

“Seni!” elini başının alıp iç çekti.

“Oyun oynayalım mı?” cahil cesaretiyle aklımdaki sorulara çıkış yolu açmaya çalıştım. Belki birkaç bir şey öğrenebilirdim.

“Ne gibi?” ilgisini çektiği için doğrulup bana döndü.

“Seni tanımak için soracağım sorular gibi.” bağdaş kurup yüzüne baktım.

“Zor sorular mı?” ayağa kalkıp yatağa doğru geldi.

“Pas hakkı olan sorular. Ama sadece bir tane.”

O da benim gibi bağdaş kurup yatağa oturdu. “İlk kim soruyor?”

“Sen.” elimi buyur der gibi kaldırdım.

“Otele gittiğimizde otobüste beni izlerken yakalamıştım. Ne düşünüyordun?” hazırda sorusu varmış gibi düşünmeden sordu. Üstelik benim bile zamanında kendime sormaktan korktuğum soruyu.

Daha duygularımı farkında değildim o zamanlar. Bana asılan sıradan bir serseriydi. Kim bilebilirdi ki, tüm hayatımı değiştirecek insan olma yolunda, emin adımlarla pes etmeden devam edecekti.

“İlk saçlarına baktım. Hep alnına gelen o simsiyah bukleleri kaldırmak istemiştin. Ama sana inat, kendi bildiklerini okumaları dikkatimi çekmişti. Tıpkı senin gibi laf dinlemez, inatçıydı. Sonra kütüphanede bakmaktan korktuğum gözlerin… Gri desen değil, yeşil desen değil, mavi desen hiç değil. Ama baktığında parıl parıl parladığı kesin.”

Her şeyi anlatmadım. Ama bu kadarı da hoşuna gitmiş, dudağının kenarı yukarıya kıvrılmıştı. Parmaklarını saçlarının arasına geçirip “Bu oyunu sevdim.” dedi.

Sıra bendeydi. “Şimdiye kadar kaç doğru dürüst ilişkin oldu?” ikimiz için de zor soruydu.

Suratını ekşidi. “Yeri mi şimdi bunun?” diye homurdandı. Ona göre güzel bir anı, gözünün içine baka baka mahvetmiştim. Ama asıl amacımın yolunu yapıyordum.

Ciddi olduğumu anlayınca “Bir.” cevapladı. Onun hayatındaki yerini öğrenmeliydim. O ‘bir’ o muydu bilmek istiyordum.

“Peki, o—” yarıda kesti.

“Hoop! Bir soru.” hatırlatma yaptı. “Aklındaki esas soruya gelmek için daha kaç tur var? Kullanılmış hissediyorum çünkü.” ben söylemeden hemen anlıyordu.

“Bu huyunu bazen seviyorum, bazen yok.” başımı salladım. “O bir olan kızın adı?” dolandırmadan sordum. Eğer uzun süredir Akel’in yanında kalabiliyorsa uzun bir ilişki demekti.

“Ne yapacaksın? Ya da daha önemlisi kimi duymayı bekliyorsun.” gerilse de cevapsız bırakmadı.

“Kıskanıyorum sanırım.” Yalan değildi aslında. Yanlış olsa da eski sevgililerinden kıskanıyordum.

“Serra değil. Onunla lise birde tanışmıştık. Bir hafta bile sürmedi. Sonra arkadaş olarak devam ettik.” Ondan bahsettiğimi anlamıştı. Ama nasıl?

Merakımı bastırıp salağa yattım. “Serra kim?” Sorduktan sonra parktaki Peri kızı muhabbeti aklıma geldi. Ben yalan söylüyorum, diye bağırmıştım resmen.

Parmaklarıyla yüzümü okşayıp “Araştırma yeteneği sadece sizde yok. Alp iz sürmeyi biliyor ama arkasındaki izleri silmeyi unutuyor.” üstü kapalı bildiğini vurguladı.

“Alp ne alaka ya?” dedim üste çıkmaya çalışarak.

“Alp’in fake hesabıyla Serra’yı takip ettiğini bilmiyor musun?” alay eder gibi söyleyip “Ve aynı hesapla seni de takip ediyor…” ekledi. “Bizim hesaplara baktığında uygulama sayesinde bildirim geldi. Birkaçımız aynı hesaptan incelenince ilgi çekmişti. Benim fotoğrafları tek tek incelemiş, arkadaşlarımı bulmuş. Ne hikmetse sadece içlerinden bir kızı takip etmiş. Sonra birileri, onun lakabından bahsetti. Biraz araştırma yapınca da birleştirmesi kolay oldu. Alp’in ilgisini çekmiş, sen de üzmemek için destek çıkmışsın. Şimdiyse aramızdaki ilişkinin seviyesini öğrenmek için beni sorguya çekme derdindesin.”

Kesmeden dinledim. Çocuk resmen Sherlock gibi ipuçlarını birleştirip olayı çözmüştü. Sandığımdan daha zekiydi. Şimdiye kadar bilip salağa yatmıştı. Ava giderken, av olup avcının tuzağına düşmüştüm.

“Bu zekânı derslere harcasan ülke birincisi olursun.” ağzım açık dinlemiştim.

Yanıma kaydı. “Sana aşığım, kimse varlığıyla bunu azaltıp ve ya değiştirmez. Sadece burada huzur buluyorum.” parmağını kalbimin üstüne bastırdı. “En güzel hisleri, tatları buradan alıyorum.” elini yanağına koyup başparmağıyla dudağımı okşadı. “Bu yeşillere baktığımda kimseyi görmüyorum.” Sırtını yatak başlığına yasladı. “Ben anladım. Senin bugün iltifat alasın gelmiş. Konuyu sürekli oraya çekiyorsun.” Beni de yanına çekip, göğsünde yer açtı.

“Baştan anlatmak en iyisi sanırım. Şimdiden uyarıyorum anlatacaklarımdan sonra trip atacaksan hiç girmeyeyim bu konulara.” kafasını geriye çekip üstten baktı. Başına gelecekleri biliyordu tabii.

“Anlatacağın konuyla ilgili değişkenlik gösterebilir.” başımı omzuna koyup dinlemeye başladım. Ne söyleyeceği pek belli olmazdı çünkü beyzadenin.

“İlk sevgilim ortaokuldaydı. Son yıldı, seneye liseye geçecektik. Birkaç ay sürmüştü. Ben, sevgililik olayına daha yeni alışmaya başlamışım. Ama hanımefendi, beni yakın bir arkadaşımla aldatıyormuş. Anlayacağın entrika işleri hayatımda o zamandan başladı.” burnundan nefes verip güldü. “Aldatılmak ağrıma gitmiş, hırs yapmıştım. O zamanlar okulun en güzel kızı dedikleri kişiyi tavlamaya çalıştım. Etkilemek çok zor olmamıştı benim için. Sevdiği birkaç şey, romantik hediyelerle kolay lokma olmuştu.

“İşte neyse, sonra gününü gün eden biri oldum. Kimseyle birkaç kereden fazla görüşmüyordum. Vücut yapım yüzünden de dikkatleri kolay çekiyor ve egomu tatmin ediyordu.” sesindeki memnuniyet bir anda dağılıp üzgün ruh haline büründü.

“Asena mevzusunda duruldum bir süre, kimseyle görüşmedim. Kendimi insanlardan soyutladım. Normal hayatıma dönmem aylar sürdü. Bu sefer de parkta gördüğüm bir kız yüzünden neye uğradığımı şaşırdım. Güzelliği etkilemişti ilk, sonra kahverengiyle sarının buluştuğu uzun su dalgası saçları, üzerindeki bol üniformayla bile podyumdaki mankenleri aratmayan fiziği… Yaklaştıkça orman gözlerini gördüm. Kollarlındaki ağır kutuyla buruşan tatlı yüzü, eklem yüzüklerini düzeltmeye çalışan uzun parmakları, telefonla konuşurkenki insanın içini ısıtan gülümsemesi, sesi duyduğun tüm şarkıları unutturacak cinstendi… İşte bu kız tüm hayatımı değiştirdi. Sıradan birisi, sadece ilgimi çekti, dedim. Unutmaya çalıştım. Ama olmadı, unutamadım. O insanlar da artık sıkıcı gelmeye başlamıştı. O kişinin kim olduğunu konusunda daha fazla bilgi vermeme gerek yoktu bence. Çünkü hikâyenin geri kalanına hâkimsin.”

Başta o kızlardan konuşması sinirimi bozsa da bazı şeyleri anlamama yardımcı olmuştu. Onun istediği kızlar değildi. Egosunu, kırılmış özgüvenini onarmak istiyordu. Sonra bu durum hoşuna gitmiş ve böyle mutlu olacağını sanıyordu. Asena olayı biraz kendine getirse de yeterli olmamıştı.

“Ya o da da elde etmek için çabaladıkların içindeyse? Elde ettikten sonra anlamı kalmazsa?” eteğimizdeki taşları döktüğümüzden, bu konuyu da konuşmak istedim.

Saçlarımda gezinen parmakları durdu. “Sence bu hisleri ayırt edemeyecek kadar aşktan bihaber miyim? Yoksa kalbimi anlayamayacak kadar kör mü?” bakışları netti, ona inanmamı istiyordu.

Yüzüne bakıp “Fazla akıllısın. Odunluğuyla nam salmış Karen’i bile, kendine bu denli âşık edebildiysen zekân korkulacak derecede.” gözlerinden çok dudaklarına kayıyordu bakışlarım. Bir erkeğe göre fazlaydı bu mükemmellik. Kalemle çizilmiş gibi dolgundu. Onları öpmek istesem de bugün haddinden fazla yakınlaşmıştık. Bakışlarımı gözlerine çevirdim. Ama onun da gözleri dudaklarımdaydı.

“Bence birkaç saniyeden bir şey olmaz?” izin istedi.

“Hadi, Akel! Yerine.” uzaklaşıp yerine göndermek istedim.

“Kendine hâkim olamamaktan mı korkuyorsun yoksa?” bilerek damarıma basıyordu. Bunun acısını almaz mıyım ben? Bu gidişle almazdım. İstediğini hep alıyordu.

“Evet… Hâkim olamayıp seni gebermekten korkuyorum.” elim biblolara gitti.

“Biraz balkona çıkacağım. Geldiğimde uyumuş ol yoksa…” arsız bakışları dudaklarımda gezindi.

“Üstüne bir şey al.” İnce tişörtle üşürdü.

“Emredersin, güzelim.” gülümseyip sandalyeden asılı hırkanın ceplerini yoklayarak aldı. Dışarıya çıktığında odanın soğumaması için kapıyı iyice kapattı. Perdeler açıktı, ne yaptığını görebiliyordum.

“O zehri solumasan olmazdı sanki!” homurdandım karşımda duran manzaraya. Hırkasının cebinden sigara paketi çıkardı. İçinden bir tanesini dişlerinin arasına sıkıştırıp çakmakla yaktı. Tüm dumanı ciğerlerine çekti. Gökyüzüne bakıp, dumanla karışık nefesini serbest bırakarak başını sandalyeye yasladı.

Asena olayını hatırladığı için içiyordu. Kendini hiçbir şey umursayan biri gibi gösteriyordu ama canının yanıyordu. Elimden bir şey gelmeyerek onu izlemedim. Şimdi yanına gitsem beni görünce yine neşeli haline bürünürdü. Benimleyken bile oynuyor, öfkesini gizliyordu.

🌷

Akel, Karen’e belli etmemeye çalışsa da dağılmıştı. Asena, gece boyunca yakasını bırakmamıştı. Pişmanlığı sırtına yük, göğsüne hançer olup saplanıyordu. Artık çok yorulmuştu. Unutmuş gibi yapsa da aklından tek bir an bile çıkmıyordu. Keşke sadece kaza olarak kalsaydı… Ama Asena’nın yaşadığı şeylerin yanında kaza küçücük bir şeydi. Ailesinin bile bilmediği sırların ağırlığı altında eziliyordu.

Karen’e yalan söylemek istememiş ama korktuğu için bazı kısımları anlatmamıştı. Öğrenirse sonra ondan gideceğini biliyordu. Gerçeklere takıntılı bir kıza, hayatının ilk ve en önemli yalanını söylemişti. Bu yalanın nelere yol açacağının, onlardan neler çalacağının farkında bile değildi…

🌷

Yorumlarınızı merakla bekliyorum 💚

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

237okunma 109beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18