13. bölüm / 33
Karma: Tamamlanamayan kaderKapalı Kapılar Ardında
Bölümler 33Şu an: Kapalı Kapılar Ardında
- 1 Karakterler10 kelime
- 2 Zamanın Sessiz Dokunuşu1.483 kelime
- 3 Sessizce Daralan Mesafe1.557 kelime
- 4 Duvardan Taşan Gölge2.214 kelime
- 5 Sayfalar Arasında Mutluluk1.709 kelime
- 6 Kaybettiğin Halde Kazanmak3.116 kelime
- 7 Yanlış Zamanda Doğan Doğru His1.921 kelime
- 8 Bir Yudumluk Çocukluk2.143 kelime
- 9 Söylenmeyenlerin Gürültüsü2.559 kelime
- 10 Denize Düşen Yılana Sarılır2.525 kelime
- 11 Aynı Yaranın İki Tarafı; Biri Bedende, Biri Kalpte3.669 kelime
- 12 İz Bırakan Anlar2.576 kelime
- 13 Yarım Kalmış Hisler1.700 kelime
- 14 Kapalı Kapılar Ardında2.339 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 İlk Düğümün Çözümü2.805 kelime
- 16 Ruhun Tanıdığı Yabancı3.668 kelime
- 17 Perde Kapanırken3.164 kelime
- 18 Kıskançlığın Gölgesinde Kalan Aşk3.277 kelime
- 19 En Çok Sevdiklerimiz Yaralar7.172 kelime
- 20 Duvarın Öteki Yüzü7.333 kelime
- 21 Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak5.140 kelime
- 22 Yutulan Kelimelerin Ağırlığı4.071 kelime
- 23 Birinin Öfkesi, Diğerinin Freniydi5.677 kelime
- 24 Beyaza Karışan Kırmızı3.418 kelime
- 25 Ormanın Karanlığında Kaybolan Çığlık5.564 kelime
- 26 Derine Gömülenler4.159 kelime
- 27 Aşkın İçinde Bir Uyarı Çalıyor4.093 kelime
- 28 Kanayan Kabuk2.844 kelime
- 29 Kan Bağı Değil, Yara Bağı3.821 kelime
- 30 Can Kırıkları3.245 kelime
- 31 Kaçış: Değişim zamanı1.840 kelime
- 32 Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş3.799 kelime
- 33 Sensizlikten Önce: Kaderin Mühürlendiği Gün3.417 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Depoda sonra eve dönmüştüm. Ablam yine mesaiye kalmıştı; ev sessizdi. Aklının karışık olduğu zamanlarda yalnız kalmak, insanın kafayı sıyırtıyordu. Televizyon da sarmadığı için kapatmıştım. Bir şeyler atıştırıp odama gitmiştim ki Akel'den mesaj geldi "Kaoıdsyum."
Bir bu eksikti şimdi. "Daha harfleri doğru yaz önce!" kendi kendime homurdanıp kapıyı açmaya gittim. Ama kimse yoktu. Yine ne oyun oynuyorsun acaba, Akel Ateş? Etrafa baktığımda, yan duvara yaslanan Akel'i gördüm. "Ne işin var burada?" bağırmak istedim ama komşuların yüzünden kısık sesle sordum.
"Bilmem. Işınlanmış olabilirim." omuz silkip umursuzca mırıldandı.
"Nasıl?" Allah akıl dağıtırken, hiçbirimiz mi ortalıkta yoktunuz arkadaş.
"Sensiz olduğum mekânları orada olmuş saymıyorum ben. Bir... iki... Bak yok." boğuk sesle cevapladı. Biraz yaklaştığımda alkol kokusu çarptı. İçmemiş parfüm niyetine üzerine boca etmişti sanki. "Manyak mısın sen? Körkütük sarhoş olmak nedir?"
"Aşkından sarhoş oldum." desibeli artırınca, kolundan tutup içeri soktum. Mahalleye malzeme olamazdım. Bunlar neden beni buluyordu ya? Hangi suçumu cezasıydı?
"Geç içeri! Herkesi buraya toplayacaksın! Harflerin bile yerini bulamamışken evi nasıl buldun acaba?" Güç bela eve sürükledim. Başıma açılan dertler azmış gibi bu da üstüne tuz biber oldu. "Otur şu koltukta! Kahve yapacağım, iç ayıl. Çekemem böyle seni." Giderken, bileğimden çekip yanına oturttu. Sarhoş da olsa gücünden bir şey kaybetmemişti.
"Ali'yle sevgili mi oldunuz?" sesindeki öfke, üzüntüsü altında eziliyordu.
"Bunun için doğru zaman değil. Kendine gel konuşuruz."
"Konu sen olunca hiç olmadığım kadar kendimde olabiliyorum... Acaba kendimde olmasan başkasının yerine geçebilir miyim?" alkolün etkisiyle saçma sapan sorular sordu. Niye içersin abi bu kadar?
"Hı hı. Hadi dene!" alayla bakışlarımı üzerinde gezdirdim.
"Senin âşık olduğun kişinin yerine geçmek isterdim." sarhoşken bile yürüyor adam. Beyaz teni, kızarmıştı. Gözleri yorgun görünüyor, çocuk gibi öne sarkıttığı dudakları onu daha tatlı gösteriyordu. Saçları da hafif dağılmıştı. Gözlüğünü çıkararak grilerindeki kırgınlığı gözler önüne sermişti. Bu durum artık ilgimi yeterince çekmeyi başarmıştı. Benimleyken asla gözlüğünü kullanmıyordu.
"Kim olduğunu bulursan bana da haber ver." kısık sesle mırıldandım. Benim aklım, Sen beni yavaşlatırsın, deyip emin adımlarla uzaklaşmıştı.
"Kendimi anlatmak çok zor olmaz ya." Körkütük sarhoş olsa asla ukalalığı yerli yerindeydi.
"Ne vardı böyle içecek?" gömleğinin dağılmış yakasını düzelttim. Okuldaki kızların imrenerek baktığı adam, karşımda perişan haldeydi.
"Sen varsın! Buradasın..." elini kalbini üzerine koydu. "Üstelik beynimi de işgal ediyorsun. Seni düşünmediğim tek bir an bile yok."
"O konuda kimse elinize su dökemez. Günlerdir aklımdan çıkmıyorsun." nasıl olsa sarhoş. Yarına sahibinden hiç kullanılmamış hafızayla devam edecekti. Böyle konuşmak daha kolaydı.
"Sen de gideceksin, terk edeceksin. Neden yapıyorsun?" yalvarırcasına sormuştum. Uzak durmasını istiyordum. O da gidecekti ...
"Beni Onlarla kıyaslamayı bırak. Onların hatasının bedelini niye ben ödüyorum ya? Çok saçma bu!" Elimi tutup "Yapma artık. Ben ne annenim ne de baban! Seni bırakmam, bırakamam." gözlerini gözlerime dikti.
Vücudumu buz kesti. "Ne anne babası? Ne saçmalıyorsun sen?" tekleyerek konuştum. Onları bilemezdi, değil mi? Alp ve ben biliyorduk sadece.
"Onların yaptıkları yüzünden terk edilmekten korktuğunu biliyorum. O yüzden beni sürekli itiyorsun. Benim de bırakıp gideceğimi düşünüyorsun. Ama olmaz, ya-"
"Kim anlattı bunu sana?" öfkeyle soludum.
"Ali'yle seni takip ettim. Depoda elini tutuyor ya da kahkahâlâr atarak çizim yapıyordunuz. Şirkete abimin yanına gittim. O bir yolunu bulur, toparlardı beni. Bir meyhaneye gittik. Abim pek içkiye alışık değil. Sarhoş olunca anlattı. Milay Abla'dan duymuş. Bana neden güvenmediğini o an anladım."
Sırrımı bir kişi daha biliyordu artık. Gerçek ailemin terk ettiğini, evlatlık olduğumu... Çöp gibi sokağa atılan çocuktum ben. Gerçek ailesinin sevmediği, sevgisizliklerini birebir görmese de iliklerine kadar hisseden çocuk... Arsal ailesi sahip çıkmıştı. Öz ailemin esirgediği sevgiyi onlar önüme sermişti. Ablamla aramızda beş yaş vardı, bilmiyor sanıyordum. Öz kardeşi olmamama rağmen, bir anne gibi üzerime titrerdi.
"Bir tek Alp biliyor. Yani haberim olduğunu. Ailem, hiçbir şey bilmiyorum sanıyor." gözlerim dolmuştu. Ailem derken kimi kastedecektim. Sadece dünyaya gelmemde katkıları olan biyolojik lüzumsuzlar mı yoksa her anımda yanımda olan, beni kendi çocuklarından ayırmayan, kan bağı olmasa da can bağım olan ailem mi? Elbette kendi ailem, can bağım olanlar...
"Nasıl öğrendin?"
"Yedi yaşındaydım. Annemle babamı konuşurken duymuştum. Ne yapacağımı bilemeden, ağlayarak evden gitmiştim. Çocuk aklı işte... Evden biraz uzakta bir tepe vardı, Alp'le şimdi hep gittiğimiz tepe. Ben orada ağlarken, tesadüfen Alp gelmişti. Sebepsizce kavga ederdik hep. Neden ağladığımı sorduğunda, beni terk eden pisliklere olan öfkemi ona kustum. Ağlayarak, onu yumruklamamı sabırla bekledi. Elindeki dalgadan birini uzatıp "Ben, seni asla bırakmam." dedi. Alp ile arkadaşlığımız böyle başladı ve sözünü de hep tuttu." Canımı yakmamak olabildiğince en kısa şekilde anlattım. Her kelimesi zehirli bir ok gibiydi.
Gözyaşlarımı silip umursamaz Karen bakışımı takındım. "İyi ki bırakmışlar aslında. Mükemmel bir arkadaşım, ailem oldu." diye altını çizdim. Belki de onlarlayken asla böyle güzel hayatım olmayacaktı. Ailesine sürekli şiddet uygulayan bir babanın ve ya çocuklarını bir hata gibi görüp nefret eden bir annenin evladı da olabilirdim.
Akel'e baktığımda onun da gözleri dolmuştu. Birine anlatmak zormuş. Kimsenin acımasını istemiyordum. Kendi nefretimle yaşamaya alışmıştım. Ama bazen keşke öğrenmeseydim diyordum ya da daha geç. Bir çocuğun hayallerinin yıkılması için yedi yaş çok küçüktü be. Kimseye bildiği belli etmeden, kendini onlara yük olarak görüp, hep geri planda durmak koyuyordu insana.
"Özür dilerim, çok özür dilerim. Düşüncesizce davrandım." kendisine kızmıştı. Dediklerindeyse haklılık payı vardı. Onların cezasını Akel'e kesiyordum. Ama korkuyorum, oğlum. Biri daha giderse toparlanamamaktan korkuyorum...
"Alıştım ben, takma." gülümsemeye çalıştım. "Hadi içtin. Buraya niye geliyorsun? Senin yüzünden bir ablama hesap vermediğim kalmıştı zaten." ona kızıp konuyu kapatmak istedim.
Alkolün etkisiyle alık bakışları etrafta gezdindi. "Başka kime hesap verdin ki?"
"Kendime..." sonunda itiraf ettim. Onu düşünmediğim tek bir an bile yoktu.
"Bir kez olsun bana karşı dürüst ol! Yalan söylemeden, ne hissediyorsan onu anlat." sitem etti ama sonra ciddi kalamayıp güldü "Sarhoşum zaten. Sabaha hatırlamam, merak etme."
"Ali'den hoşlanırken birdenbire hayatıma daldın. Ukala, yılışık hallerine uyuz oldum. Tiyatro mesela, sırf seninle vakit geçirmem için, Ali'yle olan fırsatımı aldın. Ama kütüphanede de hiçbir mecburiyetin yokken yardım ettin ve ya benim için özel olan bir şeyi buldun. Ya da nehir..." duraksadım bir süre. Doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordum ama pek başarılı olduğum söylenemezdi.
"O zamana kadar anlamamıştım. Nehirde gözlerine baktığımda ilk defa bir şey fark ettim. Bakışların... Hem kaçıp kurtulmak hem de sonsuza kadar orada kalmak istedim.
"Alp, bakışlarımda seni gördüğünü söylemişti. Sana karşı tavrımın değiştiğini görmüş. Alp ameliyattayken kanıtlamıştın kendini. Girmiştin o kapıdan içeri, Karen'in gizli dünyasının kapısından... Eski beraberliklerinden dolayı sana güvenmiyordum. Hep inkâr ettim; kırmamak, kırılmamak için..."
İnsan kimden hoşlandığını anlamaz mı? Ben yine karmakarışıktım. Uzun zamandır artık Akel'e gıcık olmuyor, yanımda olması hoşuma gidiyordu. Ona belli etmek istemesem de beni güldürüyordu. Burnuma dolan kokusu kendisine bağımlı kılıyordu. Ama Ali de itiraf edince bocalamıştım. Karışan sadece aklım değildi, kalbimde bu sefer işin içindeydi...
"Peki ya şimdi? Ali de itiraf ettiğine göre kimi seçeceksin?" sesindeki rahatlığın aksine gözleri endişeliydi. Kararsızlığım sadece beni değil, hepimizi etkiliyordu.
Omuz silkip boş bir bakış attım. Hiçbirine beklediği cevabı veremiyordum.
Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Belki bu yardımcı olur." milim durdu. Dudakları, bir santim daha yaklaşsa benimkilere temas edecekti. Grileri usulca dudaklarıma kaymış, nefes alışları hızlanmıştı. Geri çekilmek istedim ama sanki bir güç beni tutuyordu. Gözlerim dudaklarında oyalandı. Hızlı nefesleri dudağıma her değdiğinde, içimi sanki bir şeyler gıdıklıyordu. Ve o koku... Bana her yaklaştığında zihnimi istila ediyordu.
Tüm gücümü toplayıp, çekilmek isterken "Bekle..." diye sessizce fısıldadı. Her dediğine itiraz eden ben, bu isteğine boyun eğmiştim. Derin bir nefes alıp yavaşça geri çekildi. "Eğer bir an olsun öpmek istediysen... O zaman cevap bellidir." Dokunmamıştı ama da nefesi dudaklarımı öpmüştü.
Düşünmeme fırsat vermemeye yemin eden evren, telefonumla el birliğine girmiş gibi çaldı. Zaten Akel'in yaptığı şeyle afallamıştım. "Alo. E-efendim, baba. Ne! Yok, tamam. Açtım hemen." Korkuyla yerimde fırlayıp bahçeye göz gezdirdim. Neyse ki çıt duvarlar sayesinde bahçe ve evin içi görünmüyordu.
"Babamlar gelmiş! Kapıdalar! Ne halt edeceğim ben?" bir çare bulmam gerekti. "Akel, gel hadi! Odama gir. Ben gram açıklayamam bunu."
"Niyetim ciddi benim." saçmaladı sarhoş kafayla. Durumu ciddiyetini kavrayamamıştı.
Kolundan tutup çekiştirdim. "Seni bu halde burada görürse onunda niyeti ciddi olacaktır. Hiç şüphen olmasın... Neyse ki yedek anahtarı evde unutmuşlar. Yoksa deminki halimizi görselerdi düşünemiyorum." içinde olduğumuz duruma karşı homurdandım. Bir şeyde lehime olmaz mı arkadaş? Yazık değil miyim ben? İçeri giriyorsun; kızın, bir adamla baş başa ve az kalsın öpüşüyorlar...
"Gelmeselerdi yani öpecektin." anlamak için beyin yerine dalağını kullanıyordu. Benim burada arkamda ayı bağırıyor onun derdini kes. Öpecek miymişim?
"He, Akel he! Hadi, gir şu odaya. Gıkını çıkarma!" kapıyı üstüne kilitleyip bahçeye koştum. Yakalanma riski büyükken bir de bunun odamda olması çok akıllıca. Zaten bu zekice bir fikri Karen'den başka kim bulabilir ki? Akıl hücrelerime sövüp, derin bir nefes alarak kapıyı açtım.
"Anne, baba! Hoş geldiniz! Niye haber vermediniz geleceğinizi?" heyecanla biraz fazla bağırdım. Annem, tek kaşını kaldırıp dik dik baktı. Kadın haklı, az daha bağırsaydım. Aşağı mahalleden duyamadılar.
"Kızım, kaç dakikadır neredesin sen? Ağaç olduk, meyve verdik." Klasik annem, beklemeye asla tahammülü yoktu.
"Yahu bir soluklan sonra başla dırdıra, hanım." bahçe kapısından içeri geçip söylendi babam.
İçeri girdiklerinde ikisine birden sarıldım. "Sizi çok özledim." En son bir ay önce görmüştüm. Telefonla sürekli konuşsak da canlı görmenin, yanında olmanın tadını vermiyor.
"Biz de seni, güzel kızım." aynı anda karşılık verip benden daha da sıkı sarıldılar. İşte benim gerçek ailem burasıydı; onların yanı...
Eve geçmiş, sohbet ederken gözüm sürekli odaya doğru kayıyordu. Doya doya hasret gidermeme bile mani oluyordu Akel Bey. Bir bahane bulup hızlıca odama gittim. Karşılaştığım manzarayla kaşlarımı çatıp gözlerimi etrafta gezdirdim. Akel yoktu. Etrafa bakındım ama bulamadım. Derken dolaptan bir ses geldi. Kapağı açtığımda sızmış Akel'i gördüm. En azından bir mallık etme olasılığı azalmıştı. Yataktan yastık alıp dolapla kafasının arasına sıkıştırdım. Hava girmesi için dolabın kapısını aralı bırakıp odadan çıktım.
"Siz neden haber vermediniz geleceğinizi?" tedirgin olduğum belli olmasın diye tebessümle sordum. Annem azıcık şüphelenseydi öğrenene kadar asla rahat vermezdi.
"Babanın toplantısı varmış, biz de sürpriz olsun istedik... Milay hep böyle geç mi geliyor?" sorguya geçti direkt Saba Sultan. Şimdilik hedefi oydu.
"Bazen mesaiye kalıyor. Ama genelde erken gelir." daha cümlem bitmemişti ki ablam da geldi.
Gece ilerledi. Akel hâlâ dolaptaydı. Ara ara kontrol ediyordum. Neyse ki uyuyordu. Alkolün vermiş olduğu zekâyla, bu durumu daha da çıkmaza sokar, ben de asla açıklayamazdım. Ne diyecektim? Ben kime karşı duygularım olduğundan emin değilim. Akel de buna içerlemiş ve içip kapıma dayanmış mı?
Babamlar yorgun oldukları için erkek yatmıştı. Normalde odasına kapanan ablamsa sanki inadıma salonda film izliyordu. Mecburen odaya gidip kapıyı kilitledim. Dolabın önüne gidip uyuyan Akel'e baktım. Onu buradan nasıl çıkaracaktım.
Zorlukla yatağa üzerine attım. Kolunu birkaç kez yatak kenarına sertçe vurunca homurdanmıştı. Dağılmış saçlarını yüzünden çektiğimde "Aşığım sana." yarı uykulu mırıldandı.
Çalışma masasının sandalyesini yatağın yanına çektim. "Hele bir yakalanalım, o zaman aşkı göstereceğim. Hiç merak etme sen!" homurdandım kendi kendime.
Gözlerini araladı. "Sence kaç sevgilim oldu?"
"Ne alaka be?" gözlerimi devirdim. Bana ne senin eski sevgililerinden!
"At işte bir sayı."
Vazgeçmeyeceğini biliyordum. "Üç yüz elli..."
"Yaklaştın." gülerek dedi yüzsüz. Bana âşık olduğunu sayıklayıp, ardından bu soruyu sorması ayarsız olduğunun kanıtıydı.
"Doğuştan mı şerefsizsiniz siz ya?" küçümseyici bakışlarımla süzdüm. Bu tip insanlardan nefret ederdim. Her limanda bir sevgili... Gerçi onunki her sokakta bir sevgili olmuş.
"Sadece senin gözlerine bakınca utanıp bakışlarımı kaçırıyorum. Sadece senin yanında kendim olabiliyorum." başladı romantizm kasmaya. Tabii önce eski sevgililerinin sayısını gözüme sokarak gevşek gevşek gül, sonra romantizm yap. Oldu!
Ben içimden homurdanırken, o oturduğu yerden doğrulup devam etti. "Kaç kere uyardım kendimi. Başkasından hoşlanıyor, uzak dur, dedim. Ama laf geçmedi gönlüme." hâlâ alkolün etkisindeydi ama geldiği zamana göre biraz toparlanmıştı. "Düşüncelerini değiştirebiliyorsan demek ki Ali'ye karşı gerçek değilmiş. Gerçek aşk insanı şüpheye düşürmez... Ama ben kendimi sen de hissettim." eliyle göğsümü işaret etti.
"Sarhoşu normalinden daha çok asılıyor. Kaçış yok mu?" diye söylendim. Düşünmeye cesaretim yoktu. Yatağımda yatarken de olacağını sanmıyordum.
"Gerçekten bunu istiyor musun? Yani artık peşine düşmememi?" ifadesi ciddileşmişti.
"Güya yok desem yapacak mısın?" alaycı bir gülümsemeyle sordum.
"Mutlu edecekse, evet." bu cevabı beklemiyordum
"Yap... yani uzak dur." bunu gerçekten isteyip istemediğimi bilmiyordum. Ona alışmıştım. Arkadaş gibi bir süre daha yanımda olmasını istiyordum. En azından düşünene kadar iki arkadaş olsaydık.
"Sen istemeyene kadar yanına yaklaşmak yasak artık." dedi ve aklına bir şey gelmiş gibi gülerek ekledi. "Ama buradan çıktıktan sonra. Şimdi çıkarsam... Ben ağzı yüzü kırık, sen azarlanmış." Etrafına bakıp hasar tespit yaptı.
"Babam yapmaz ya öyle şey. Ama bana azarlama hafif kalır." direkt Antalya yolları görünürdü.
"Babandan bahsetmiyorum ki ben. Bu saatte bir kızın odasından olmam, üstelik sarhoş olarak... Abimin pek hoşuna gitmez." kahkaha attı.
Sesini kimsenin duymaması için işaret parmağımı dudağıma götürdüm. "Şişt! Az toplamamıştır herhalde." imalı imalı dedim. Ses tonum istemsizce bozuk çıkmıştı. Beyimizin portföyü geniştir tabii.
"Yüz falandır ya." yataktan sarkan ayağına tekmeyi geçtiğimde "Şaka şaka! İlk defa içip birinin evine geliyorum." inleyerek düzeltti.
"Tabii onlara aklın başında gitmişsindir." Bir an dediğimi idrak ettim. Sana ne kızım? Kime nasıl gittiğinden sana ne, diye içimden homurdandım.
"Kıskanıyor musun sen?" ima sırasını bu sefer o devraldı. Haklıydı, öyle cevaba böyle soru olurdu.
"Seni mi? Hiç güleceğim yoktu. Kiminle ne yaptığından bana." yüzümü başka tarafa çevirdim. Tabii yüz verdik, kendini bir şey sanıyor. Neyini kıskanayım be? Dünyanın en yakışıklısı sanırsın. Havaya bak!
Kendi kendime saydırırken "Hepsiyle sadece birkaç kez buluştum. O da sinema, kafe falandı." açıkladı ama inanmadım.
"Dediğim gibi umurumda değil. Ki-" kapı tıklatılınca hemen sustum. Yavaş yavaş eşyalarımı toplasam iyi olacaktı. Bu gidişle yakalanmadan buradan çıkamayacaktık.
"Kareen!" ablam seslendi. Kalbim ağzıma geldi. Duymamıştır değil mi? Annemlere belli etmezdi ama azarın alası beni beklerdi.
"Efendim, abla." kapının arkasına geçtim.
"Açsana kapıyı. Fön makinem orada kalmış. Sabah uyandırmayayım." dediğinde ne söyleyeceğimi bilmedim. Ne bahane uyduracaktım?
"Abla, bekle üzerimi değiştiriyorum." aklıma gelen en klişe yalanı söyleyince "Bekle. Başka tarafa döneyim." sarhoş zekâyla ciddiye aldı Akel. Normalde de beni zor duruma sokmayı başarıyordu; sarhoşken de çıtayı iyice arşa çıkarmıştı.
"O ses ne Karen?"
Sorgu modu Milay'a geçecekti ki "Alp'le konuşuyorum! Hoparlörde. Selamı var!" yalan üstüne yalan salladım. Gözlerim etrafı taradı ama burada yok gibiydi. Bir sövmediğim fön makinesi kalmıştı, onu da sövdüğüme göre liste tamamlanmıştır.
"Tamam. Hadi, çabuk giyin." Beklemek, bu hayattaki en nefret ettiği şeydi. İnşallah annemler, ablamın sesine uyanmamıştır.
Evreka! Fönü sabah mutfakta gördüğüm aklıma geldi. "Abla, ben fönü mutfağa koymuştum. Aklıma şimdi geldi... Uyuyacağım ben. Hadi, iyi geceler sana." peş peşe konuştum. Yalan söyleyince konuşma hızım 2x oluyordu.
"Peki tatlım. Sana da iyi geceler." Allah'tan şüphelenmemişti.
Sandalyeye geçtim. Kendi yatağındaymışçasına rahat uyuya kalan Akel'e sinirle baktım. Yakışıklı olduğunu iddia edenlere hak vermeden edemedim. Herkesi etkisi haline alan gözler, kalemle çizilmiş gibi kaşlar, kusursuz burun, belirgin çene hat, kendinden dolgulu dudaklar... Bir erkek için fazla güzel.
Yorumlarınızı merakla bekliyorum💚
Bölüm etkileşimi
