Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak
  1. 1 Karakterler10 kelime
  2. 2 Zamanın Sessiz Dokunuşu1.483 kelime
  3. 3 Sessizce Daralan Mesafe1.557 kelime
  4. 4 Duvardan Taşan Gölge2.214 kelime
  5. 5 Sayfalar Arasında Mutluluk1.709 kelime
  6. 6 Kaybettiğin Halde Kazanmak3.116 kelime
  7. 7 Yanlış Zamanda Doğan Doğru His1.921 kelime
  8. 8 Bir Yudumluk Çocukluk2.143 kelime
  9. 9 Söylenmeyenlerin Gürültüsü2.559 kelime
  10. 10 Denize Düşen Yılana Sarılır2.525 kelime
  11. 11 Aynı Yaranın İki Tarafı; Biri Bedende, Biri Kalpte3.669 kelime
  12. 12 İz Bırakan Anlar2.576 kelime
  13. 13 Yarım Kalmış Hisler1.700 kelime
  14. 14 Kapalı Kapılar Ardında2.339 kelime
  15. 15 İlk Düğümün Çözümü2.805 kelime
  16. 16 Ruhun Tanıdığı Yabancı3.668 kelime
  17. 17 Perde Kapanırken3.164 kelime
  18. 18 Kıskançlığın Gölgesinde Kalan Aşk3.277 kelime
  19. 19 En Çok Sevdiklerimiz Yaralar7.172 kelime
  20. 20 Duvarın Öteki Yüzü7.333 kelime
  21. 21 Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak5.140 kelime · Okuduğun bölüm
  22. 22 Yutulan Kelimelerin Ağırlığı4.071 kelime
  23. 23 Birinin Öfkesi, Diğerinin Freniydi5.677 kelime
  24. 24 Beyaza Karışan Kırmızı3.418 kelime
  25. 25 Ormanın Karanlığında Kaybolan Çığlık5.564 kelime
  26. 26 Derine Gömülenler4.159 kelime
  27. 27 Aşkın İçinde Bir Uyarı Çalıyor4.093 kelime
  28. 28 Kanayan Kabuk2.844 kelime
  29. 29 Kan Bağı Değil, Yara Bağı3.821 kelime
  30. 30 Can Kırıkları3.245 kelime
  31. 31 Kaçış: Değişim zamanı1.840 kelime
  32. 32 Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş3.799 kelime
  33. 33 Sensizlikten Önce: Kaderin Mühürlendiği Gün3.417 kelime

“Karen? Senin ne işin var burada?” kaşlarını çatıp sordu ablam. Gelenler Burak Abi ve ablamdı. İkisinin de bakışları şaşkınlıkla üzerimde gezinirken hiçbir şey diyemedim.

“Nerede kaldın ya?” homurdanarak gelen Akel, durumu yine gereğinden fazla rahat karşıladı. “Bir pizza kadar mutlu etmiyorsun be abi.” Oğlum, insan azıcık utanır be! Yalan söyledik, üstüne yakalandık. Adam hâlâ değmeyin keyfime modundaydı.

“Siz Ankara’daydınız demin, ne ara buraya geldiniz?” mantıklı cümle kurma yetim de başarılar dileyip uzaklaştı.

Burak Abi “Asıl siz ne arıyorsunuz burada?” üzerindeki şaşkınlığı atıp sordu. İnanır mısın, abi? Ben de bunu sormak istiyordum.

“Ve de bu kılıkla?” Akel’in mini elbise gibi olan sweatshirt’ünü gösterdi. Bunu tamamen unutmuştum ben. Ama ablamın dikkatinden kaçmamıştı.

“Biliyorum, burası da güzel ama koltuklar bunun için icat edildi. Oturup konuşmak için.” üslubu değişik olsa da haklıydı.

Onlar koltuğa geçerken, biz de sandalyeye oturduk. Kendimi sorguya çekilen suçlu gibi hissettim. “Yalan kötü bir şey diyen Milay Hanım… Demin aradığımda Ankara’da değil miydiniz?” onu suçlamaya çalıştım. Zeytinyağı, ayçiçeği yağı Allah ne verdiyse yağdıracaktım artık.

“Bakıyorum da siz de altta kalmamışsınız. Yalanları gelişigüzel dizmişsiniz.”

“Ne yalanı ya? Akel’in matematiği iyiymiş, beni biraz çalıştıracaktı. Kıyafetimi de sorarsan gelirken yağmura yakaladığımız için kuruyana kadar mecbur kaldım. Hasta mı olsaydım? Sen de evde değilsin. Hastalanırsam kim bakacaktı bana. Ta oralardan annem mi durup gelsin kızına bakmaya?” arka arkaya sıraladım. Heyecanlanınca saçmalamak dışında nadiren mantıklı cümle kurabiliyordum ve bu asla o an değildi.

“Güzel ama biraz değişiklik yapılması gereken bir yalan, baldızcığım. Akel’in bu hayatta kafasının basmadığı tek ders matematik. Kaç yıldır özel ders alıyor ama tık yok.” Burak Abi uyardığında, açıklamak isterken durumu çıkmaza soktuğumun farkına vardım. Çok konuşursan araya kaynar diye düşünmüştüm.

“Kesinlikle. Matematikle ayrı dünyaların insanlarıyız, aramızda şiddetli geçimsizlik var.” sırıttı Akel.

Ablamın dökül diye bakan gözleriyle sorguya çekerken, daha fazla dayanamayıp “Tamam ya film izledik.” küçük çocuk gibi ellerimi göğsümde bağladım. Hafta sonu dışarıya çıkma cezası ufuktaydı. Evet, maalesef ablamı kızdırdığımda ceza veriyordu. Ama çoğu zaman genelde kendi tercihim oluyordu. Çünkü annemlere söylemekle tehdit ediyordu MERHAMETLİ ablacığım.

Onu anlıyordum. Kendi hayatımı riske atacak şeyler yaptığımda devreye girerdi. Bunun beni durduracağını sanıyordu. Oysa daha birkaç ay önce Alp’le bir kavgaya karışıp karakolluk olmuştuk.

“Peki.” dedi tatlı tatlı. “Küçük bir soru, Karenciğim. Bu filmi ne olarak izlediğinizi öğrenebilir miyim acaba?”

Akel “Elti olarak, ablacığım.” araya girip dalga geçti. Şu an elti bile sevgiliden daha güvenli cevaptı.

Burak Abi, Akel’e kardeşini seçemiyorsun bakışı attı. Sonra ablama dönüp “Meraklı bakışlarını çek çocukların üzerinden. Rahat bırak.” bizi savundu. Akel gibi rahattı o da. Acaba ailecek böyle miydiler?

Uzun zamandır bizden şüpheleniyor ve artık itiraf etmemizi için yapıyordu. Gözlerinden uzakta yaşamak daha güzeldi. Kimseye müdahale hakkı tanımadan, sadece bize ait dünya olsun istiyordum.

Sevgilisine ters bir bakışla cevap verdi. “Bir şey dedik sanki. Kardeşimi merak ettim sadece.”

“Güya kendin her haltı anlatıyorsun da, benden de aynı şeyi bekliyorsun.” homurdandım sessizce.

“Ben senin ablanım!” sesinin yükseltmeden ama biraz sertleşerek söyledi.

“Kızlar, tamam. Sakin!” ortamın gerilmemesi adına uyardı Burak Abi.

“Merak etme, abi. Ablamın yine ben senden büyüğüm, saygısızlık yapamazsın perileri oturmaya gelmiş. Ben ne dersem kendi bildiğini okuyacak.” çoğu zaman böyle yapıyordu. Beni, benden koruduğunu iddia ediyordu güya.

“Karen!” sesini daha da yükseltti.

“Ne öğrenmek istiyorsun?” ben de artık sesimi onun gibi ayarladım.

“Karen, gelsene bir mutfağa.” ayağa kalktı. Nadir gördüğüm o ciddi bakışını atınca itiraz etmedin. Ablamı umursamayarak peşinden ilerledim. Ablamdan çok Akel’in ciddi oluşu germişti.

Mutfağa girdiğimizde kapıyı sertçe kapattı. Boynundaki damarının belirginleşmişti. Bir süre konuşmadı. Sebebini anlamadığım sinirini bastırmak için derin nefesler aldı.

“Hâlâ mı güvenmiyorsun bana? Nasıl olsa yarın öbür gün biter. İnsanların gündemini boşuna meşgul etmeyelim mi diyorsun?” Böyle düşündüğünü hiç tahmin dahi etmezdim. Maksadım onu incitmek değildi.

“Bunların hiçbiri gerçek değil. Biliyorsun, değil mi? Ben sadece göz önünde olmayı sevmiyorum.” yanına gidip elini tuttum. “İlişkiyi, insanlara müdahale etme hakkı tanımadan, sadece ikimizin kararları üzerine devam ettirelim istiyorum. Herkes kendi düşüncesini dayatmaya çalışacak. Hatta bazıları, fark etmeden dolduruşa getirip aramızın bozulmasına neden olacak… Ayrıca sana güvenmeseydim şu an evinde olmazdım.” diğer elimle de yanağını okşadım.

“Ben artık aşkımı haykırmak istiyorum. Yanlış bir şey yapıyormuşuz gibi gizlemek değil.” biraz sakinleşmişti. Onun yerinde kim olsa böyle düşünürdü. Ama bilmiyordu ki onu kaybetmekten bu kadar korkarken, ona güvenmeme ihtimalim sıfırın altındaydı. Ona bağlanmaktan deli gibi korksam da bunun olduğunu çoktan fark etmiştim. Ama o hâlâ göremiyordu.

“Tamam, gel.” elinden tutup salona çekiştirdim. Bir cahil cesareti gelmişti.

“Ablacığım… Kaç zamandır sorduğun soruya cevap verelim artık. Ne diyorsun? Baksana bazılarımız da sıkılmış bu durumdan.” son cümleyi Akel’e bakarak söyledim.

“Kendini zorlanmış hissetme. İstemiyorsan söyleme.” yaklaşıp kulağım fısıldadı. İtiraf etmemi istese de yine de benim için doğru anı bekliyordu. Ama Akel’in her bulduğu fırsatta ona güvenmediğimi ortaya atmasından sıkılmıştım. Biraz kendi içimizde yaşayalım dememi çok gördüler bana.

“Yine haklısın, Milay Arsal! Bir süredir beraberiz biz. İtirazın var mı? Ama yok! İlla Milay Hanım, her haltı bilip kontrolü altında tutmaya çalışacak. Yoksa rahat edemez. Kendisi utanmasa bizi düğününe çağıracak. İş Karen’e gelince hiç özeli olmasın. En ince ayrıntısına kadar öğrenmek istesin hanımefendi.” dik dik konuştum. Kendi hayatını sır küpüne çevirmişken, benim her yaptığımı küçük bir çocukmuşum kontrol ediyordu. Haksızlıktı bu! Ne olmuş canım benden birkaç sene önce doğmuşsa? Sanki bizim aklımız yok! Doğru kararlar veremeyiz!

Arkasına yaslanıp “Bana açık olduğun sürece yok, Karen Arsal.” umursamaz bakışlarını yolladı. Pislik! Beni o kadar iyi tanıyordu ki damarıma basınca istediğini alacağını biliyordu.

“Pisliksin!” dişlerimin arasından sinirle bağırdım.

“Biliyorum, canım kardeşim.” pis pis sırıttı, keyfi yerine gelmişti. Ben annemlerle bunun acısını çıkmaz mıyım? Evlilik konusunu acınca göreceğim ben seni. Kıvranmanı zevkle izleyeceğim ablacığım.

Burak Abi “Sevgilim? Beni şaşırıyorsun. Uysal biri sanırken, amacına ulaşmak için çirkefleşmeni beklemiyordum.” dudağının kenarı kıvrıldı. İkisi de güldü.

Beklediğimden sakin geçen sorgu sırası şimdi bendeydi. Tekli koltuğa geçip “Ee size gelelim artık. Ankara yalanını neydi? Dürüstlük abidesi niye yalan söyledi?” alayla sordum. Gerçeği saklamak sayılmazsa şimdiye kadar asla yalan söylemeyen ablamın sebebini merak etmiştim.

“Yalan denemez pek. Bize katılacak diğer yatırımcı uçağı rötar yağmış, gelemedi. İş iptal olunca biz de erken dönüp, biraz vakit geçirelim istedik. Ama bakıyorum ki bizden hızlıları varmış.” imalı imalı cevapladı Burak Abi. Akel gibi o da uğraşmayı seviyordu. Ama esas utandıran, gözleriyle üzerimdekini baştan aşağı süzmesiydi. Kim bilir ne anlamıştı adam.

“Siz çok yavaşsanız biz ne yapalım? Yaşlanıyorsun, Burak Ateş.” omuz silktiğinde, sertçe ayağına vurdum. Denilecek şey miydi bu?

“Ben de zaten birazdan eve geçecektim. Sen gelecek misin, abla?” Akel yüzünden ne diyeceğimi bilemeden, ses tonumu ayarlayamayarak birden sordum.

Burak Abi “Daha iyi fikrim var. İkişer ikişer bölünelim. Siz burada kalın, biz de sizin evde.” diye atladı.

Vurdumduymazlık genlerinde vardı. Ardını sonunu düşünmeden, istediklerini yapmak konusunda Ateş kardeşlerinin üstlerine yoktu.

Ablam “Burak!” diye çıkıştı. Ama sevgilisinin onu dinleyeceği yoktu.

“Ne? Belli ki çocukların da planı var. İki taraf da işine baksın işte. Kimse kimseyi görmedi.” fikrini savundu.

“İlk defa haklı adam.” Akel de destekledi. Onun da işine gelmişti tabii.

Cevap vermek isteyince zamanlaması kötü olan kurye gelmişti. Ayağa kalkıp “Herkes birbirin gördü ama. Siz ne istiyorsanız yapın. Ben eve gideceğim.” dedim. İtiraz etmek için benim ardımdan hemen ayağa kalktı Akel. “Sen de önceden yaptığın plana sadık kal ve Ümit’e git.” İlişkinin daha başındayken evinde kalacağımı sanıyor olamazdı. Gerçi ortalarında da kalmazdım…

Kapıya yöneldiğimde peşimden geldi. Artık evime gitmek istiyordum. Bugün yeteri kadar yerin dibine girmiştim. Kapıyı açıp pizzaları aldım. Arkamı döndüğümde Akel’le burun buruna geldik. Biraz ötede durmak yerine, yine dibimde belirmişti.

Gözlerini üzerimden çekmeden elimdeki kutuları aldı. Yanımızdaki açık gri tonlarındaki çekmecenin üstüne koydu. Bir adım daha atınca ben geri gittim. Kaçacağım yeri sınırlıydı. Birkaç adım sonra sırtım kapıyla buluştu.

“Kaçmayı huy edinmişiz. Ama kovalamak hobilerim arasında.” boyuma inmek için dizlerini kırdı.

“Kovalayan sen olduktan sonra kaçmak da benim hobilerim arasında.” odun halim zamanla yontuluyordu. Yüzünde beliren gülümseme, hoşuna gittiğine işaretti.

Elini belime sarıp “Sinirlenince fazla çekici oluyorsun.” yaklaştı.

“Şşt! Uzak dur, içerideler!” uyardım sessizce. Bu, onu durdurmak için yeterli değildi.

“Merak etme, onlar da yapıyordur.” pis pis sırıttı. “Hem sen niye kalmıyorsun burada? Ablan da kalacaktı belli ki.” sordu arsızca.

Omuz silkip “Başka evde uyumayı sevmiyorum.” dedim.

“O zaman onlar burada kalsın, ben kaldığım evi değiştireyim. O gün sarhoştum ve seninle aynı çatı altında uyumanın mutluluğunu doyasıya yaşayamadım.” kedi bakışlarıyla bıkmadan şansını deniyordu. Onunlayken salak âşık moduna geçiyordum. Bu da beni rahatsız ediyordu. Yapışık tipler gibi olmak istemiyordum ama beni ona çeken duygu oldukça kuvvetliydi.

“Valla o gün ben, seni evden nasıl çıkaracağımla ilgili teoriler üretiyordum. Bırak bir çatı altında olmanın mutluluğunu, seni kendi ellerimle kapının önüne koymanın vereceği huzuru düşünüyordum.” Daha ona sinirli olduğum dönemlerdi.

“İşte şimdi yakalanma korkusu da yok. Salonda bir köşeye kıvrılırım. Sadece seninle uyumak, uyandığımda da ilk gördüğüm yüz, senin yüzün olsun istiyorum.” bir anlık duraksadı. “Tabii sen kendime hâkim olamam diyorsa—” dediğinde pençelerimi kollarına geçirdim. Tırnaklarım uzun olduğundan biraz fazla derine batmıştı. Oh olsun!

Acıyla inleyerek dişlerini sıktı. “Tırnak değil, pençe bu!” homurdandı. “İçeridekiler uzun süredir olmayımışızı merak edip, gelmeden istediğimi alayım ben.” canı yanınca belimde gevşettiği ellerini, daha da sıktı. Aramızda kod halini alan sihirli cümleyi fısıldadı. “Kapat gözlerini!”

Kollarımı boynuna sarıp gözlerimi kapattım. Dudaklarının hareketi, yanağımı okşayan eliyle senkronize olmuş şekilde oldukça nazikti. Her şey artık durmamız için el birliği yapmış gibi kapı çaldı.

Geri çekilip “Kapı gibi senin ben…” sabır çekip sinirle soludu. Benim kurtuluşum onun cezasıydı. Kapıyı açması için mutfak kapısına doğru kaydım. Bu kapı susmuyordu bugün. Artık daha fazla birilerine yanlış anlaşılmadan gitmeliydim. Akel, delikten kimin geldiğini baktığında, dudaklarında sessizce bir küfür kaçtı. Hızla arkasını dönüp “Bizimkiler gelmiş.” dedi.

Rezil oluşun daniskası ileride olduğunu anladım. Saat yavaş yavaş geceye yaklaşırken, oğlunun bir kızla, üstelik o kızın üzerindeki kıyafet oğlununsa Pollyanna bile bu durumu pozitif karşılayamaz. İçimizdeki fesat taraf bir yerden kendini belli ederdi.

“Hani dedenlerde kalacaktılar?” kısık sesle sordum. Kendi evlerine geldikleri için kızıyordum. Bu adam beni ne hale getirmişti ya? Ağlamak istiyorum, sayın seyirciler, diye bağırmak istiyordum. Bendeki şansla artık buzullara düşsem aslan görürdüm. Deyimlerim bile bu kadar yanlışken, yaptığım hataları sizi düşünün… Alp olsaydı bu durumu şöyle özetlerdi. Bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı siker.

“Ne bileyim? Gelmişler işte.” homurdandı.

“Ben mutfağa saklanıyorum, bu halde imkânı yok karşılarına çıkamam. Kadın kim bilir hakkımda ne düşünür?” endişeyle cevap vermesine fırsat vermeden mutfağa kaçmak istemiştim ki fark ettiğim ufacık ayrıntı sayesinde hızlıca yanına gittim. Elimi dudağına götürüp kenarına bulaşan parlatıcıyı sildim. Demin gülkurusu rujunun üstüne, nemlensin diye sürmüştüm. Öperken de dudağına bulaşmış, avizeden yansıyan ışıkla göze çarpıyordu. Bu haline gülmeye bile fırsatım olamadan “Ben burada değilim, hiç gelmedim.” deyip koşar adım mutfağa girdim ve kapının arkasına saklandım.

Kapı kim bilir kaçıncı kez çaldığından “Bugün o kapıya bakmayı düşünüyor musunuz?” bağırdı içeriden Burak Abi. Kolaysa gel, sen yap, abi!

Akel kapıyı açar açmaz “Oğlum, neredesiniz siz? Ağaç olduk kapıda.” bıkkınlığı sesine yansımış adam homurdandı.

Ama oğluna destek çıkan cefakâr anne araya girdi. “Ne olacak? Alt tarafı iki saniye bekledik. İşin vardır çocuğun işte.” savundu Akel’i. Ne işi olduğu bilse acaba böyle savunur muydu?

“Üst kattan anca işte.” yalan söyleyince “Abin nerede? Hâlâ gelmedi mi?” Bu sefer annesi sorgu moduna geçti. İşte anneler… Biri yanında oldu mu hemen diğerini de isterler.

“İçeride. Sizden biraz önce geldiler. Milay Abla’yla…” sesindeki hainliği hissediyordum. Onları ortaya atıp biz aradan çıkacaktık. Ablamı harcamış olsak da zaten onlar bu ay bilemedin önümüzdeki ay evlenecekti. Bu bahaneyle Burak Abi’nin ailesiyle tanışmış olurdu.

“Milay mi? Kıza adam akıllı davrandınız, değil mi? Bir mallık yapıp kaçırırsanız başımıza kalırsınız. Hiç çekemem sizi.” Ellerimi ağzıma kapatıp gülmemek için zor tuttum kendimi. Her baba gibi o da oğullarını gömerek seviyordu.

“Merak etme, babacığım. Abimi bilmem ama ben başına kalmam… Hadi içeri geçelim.” Salona çekmeye çalıştı. Müstakbel gelinleriyle tanışma hevesleri sayesinde zor olmamıştı.

Sesler kesilince usulca kapıyı araladım. Kafamı uzatmak isterken “Su alacağın ben, siz geçin.” Akel mutfağa yöneldi. Görmemeleri için hızlıca arkaya kayıp kapının arkasına tünedim.

Sırıtarak içeri girdi. “İçer gelmeyecek misin? Eğer gitmelerini bekliyorsan kolay kolay gitmezler.” köşeye sıkışmaya görsün, hemen dalga geç.

“Ben zaten siparişi aldıktan sonra niye gitmedim ki?” kendi kendime homurdandım. Başıma açtığım dertler bitmiyordu.

“Bazı şeyler daha cazip geldi demek?” deyip dudakların yaladı. Terbiyesiz! Zor görürdü artık onu!

“Akel, annenler içerde demem, burada öldürürüm seni!” dişlerimin arasından tısladı.

“Sen de haklısın tabii—” yine kendini övmeye başlayacağını için elimle sus işareti yaptım.

“Ses tonunu biraz daha alçaltsan mı? Normalde de kendi kendine konuşmuyorsan içeridekiler sesini duyup gelebilir.” diye uyardım.

“Telefonla da konuşabilirim.” bilmiş bilmiş konuştu.

Ben şu an mantıklı düşünebiliyor muyum acaba? Bir de gelmiş alay ediyor paşam. Buradan çıkalım göstereceğim sana. Başka zaman izleyemiyorduk sanki filmi. Hadi izledin, ne diye pizza diyorsun? Gitsene, kızım! Yok, illa rezil olacağım, diye tuttur. Yetmedi zaten bugün olanlar!

“Git içeri, telefonumu getir. Gideceğim.” Bahçeye bakan kocaman cam varken, pek mümkün değildi ama başka çarem yoktu.

“Çocuk gibi davranma, gel içeri. Vejetaryen onlar. Seni yemezler, korkma.” ciddi başlayıp sonunda yine cıvıdı.

“Hiçbir kuvvet, bu haldeyken beni ailenin karşısına çıkaramaz.” Kendi kıyafetimle olsaydım belki. Ama bu şekilde imkânı yoktu. Utancımdan yerin dibine girerdim. Gerçi daha ne kadar gireceğim ondan da emin değildim. Magma katından sonrası var mıydı?

Umursamaz tavırla “Merak etme, ilk kez benim kıyafetlerimi başka bir kızın üzerinde görmüyorlar. Gerçi sabaha alışıklar ama akşamı da yadırgama—” Cümlesini bitiremeden tüm gücümle yumruğu karnına geçirdim. İğrenç herif!

Acıyla inleyip eğildi ama attığı kahkahayı atmayı ihmal etmedi. Bir yumruk daha attım. “Ya tamam! Şaka yapıyorum, dur! Amma kıskanç olmuşsun sen.” doğrulup nefes nefese dedi.

“Kıskanmak neymiş ben sana gösterirdim de neyse! Başka bir zamanda bunu zevkle yapacağım.” Tabii alışmış böyle şeylere. Kim bilir kaç kızı bu şekilde gördüler? Şerefsiz köpek!

“Hay hay, sevgilim! Şimdi burada bekle, içeriyi kontrol edip geliyorum.”

Gider gitmez kapının arkasında yerimi aldım. Eğer kapı açılırsa arkasında kalır ve görmezlerdi belki. Dakikalar geçmişti ama Akel’in sesi soluğu yoktu.

Muhabbete dalıp beni unutmuştu kesin. Kapının önünde sesler gelince nefesimi tuttum.

“Anne, sen neden zahmet ediyorsun? Ben yapardım kahveyi.” Akel’in telaşlı sesini duydum.

“Üstüme iyilik sağlık. Oğlum, sana ne oldu? Kendine su almak için bile mutfağa gelmezsin. Bir tutturdun ben yapacağım.” karışık verdi annesi.

“Benim sultanım o kadar yol gelmiş, yorulmuş. Kıyar mıyım hiç sana? Hadi sen salona git, ben kahveleri yaparım.” gelen seslerden sanırım salona çekiştiriyordu.

“Sen de bir haller var ama hadi hayırlısı bakalım.” deyip gitti annesi.

Kapıyı kapattığında deminden beri tuttuğum nefesi sesli verdim. Terlemiştim. Akel, şimdilik göndermişti ama her an gelebilirlerdi.

“Salondan beri imanım gevredi ikna edeceğim diye. Ben sizdeyken sen ne çekmişsin ya?” halime acımıştı. Ama unuttuğu küçük bir detay var.

“Dikkatini çekerim. Benim sakladığım adam sarhoştu yalnız; dilinin kemiği olmayan bir sarhoş.” daha da acınacak durumda olduğumu vurguladım.

“Ben zaten içip kapına dayanan aklımı s— Neyse, bunu sonra tartışırız. Şimdi kahve yapman gerek.” eliyle ocağı gösterdi.

“Ben niye yapıyor muşum? Sen yapacağını söylediysen buyur kendin yap.” çocuk gibi omuz silktim.

“Ben kahve yapmayı bilmiyorum ama arzu edersen yapması için annemi de çağırabilirim. Hatta bekle çağırayım.” tehdit ediyordu pislik utanmadan. “An—” bağırmak isterken elimle ağzını kapatıp “Yapacağım, sus!” sinirle tısladım.

“Aferin.” Sabrımı zorluyordu.

Ocağın başına geçtim. Duvardan asılı büyük cezveyi alıp ocağın üzerine koydum. “Nasıl istediler?”

“Hepsi az şekerli.” en azından tek çeşit yapacaktım.

Kahvesini, suyunu ve şekerini döküp başında beklerken belimde ellerini hissettim. “Sırnaşma!” soğuk sesle uyardım. Başını omzuma yasladı.

“Hastane masraflarımı sana göndereceğim. Boyuna ulaşacağım diye belimde fıtık oldu.”

“Uzun boylular sizi bekliyor, Akel Bey! Ne zaman isterseniz gidebilirsiniz… Ben kendi boyuma uygun birini kolaylıkla bulabilirim. Hem sarılırken de öpüşürken de zorlanma—” cümlemi bitirmemeden bir hışımla kendine çevirdi. Verdiğim örnek vazifesini layıkıyla yerine getirmişti. Şimdi kudur bakalım!

“Biri sana dokunmayı bırak, aklından bile geçirirse onu, aklını kullanamaz hale getirmekten gram çekinmem!” gözleriyle ateş püskürttü, bu görüntü ürkütücüydü. Ali’ye yaptığını düşününce farkında olmadan bir adım geri çekildim. Bir anlığına, ayrılmak isteyen sevgilisine zarar veren adamlardan biri olabileceğinden korkusu geçti içimden. Tamam, şu an her şey yolunda. Ama gelecek bir bilmeceydi. Karşımıza ne çıkar, bu ilişkiyi nereye vardırırız bilemezdik.

Açtığım mesafeyi kapatıp “Benim sevgilim olduğun müddetçe hiç kimse sana dokunmayı aklından bile geçiremez! Ama günün birinde benden gitmek istersen o zaman… seni zorla tutamam” son cümle dudaklarından güçlükle döküldü. Sanki düşüncelerimi okumuştu. Kıskançlığı bazen endişelendirse de o kadar ileriye gitmezdi. Kendi istekleri için bir başkasına zarar veremezdi. Yapmazdı bunu, değil mi?

“Kes şu bakışlarını!” sesini sakin çıkarmaya çalıştı ama başarısızdı. Bir anlığa da olsa korkmam onu germişti. Oysa asıl korkum, bu ilişki bitse bile zihnimde kötü biri olarak kalmasıydı.

Cos diye bir ses gelince refleksle arkamı döndüm. Kahve taşmıştı. Onu tamamen unutmuştu. “Hay ben aklıma ya!” ağlamaklı sesle içimden küfrettim. Kahveyle uğraşırken tezgâha yaslanmış, sessizce beni izliyordu. Yine kabuğuna çekilmişti. Gerildiğinde ya sessizleşir ya da maskesini takınıp normal davranırdı.

Fincanlara doldurup tepsiye eline tutuşturdum. “Bu sefer gelirken telefonumu getir.”

Başını tamam anlamında sallayıp gitti. Kapının arkasına geçip onu bekledim. Dakikalar birbirini kovaladı. Evin kapısının kapanma sesini duyunca, annesi ya da babası olmaması için dua ettim.

Birkaç dakika geçmeden Akel, yanıma gelip o şahane haberi verdi. “Babam bahçedeki atölyeye gitti. Atölye tam da dış kapıya bakıyor. Çoğu zaman gün ağarana kadar çalışır. Ablanı da bırakıp gittiyse yarına kadar bitmesi gereken bir projesi var demek.” yapacak bir şey yok, der gibi omuzlarımı kaldırıp usulca indirdi. Hâlâ durgundu biraz.

“Ne yapacağız peki? Sabaha kadar mutfakta mı bekleyeceğim?”

“Bahçeden çıkarsan kesin görür. Işıkları hareket sensörlü.” açıklamasıyla içime su serpti adeta.

“Ben niye geldim buraya zaten?” diye homurdandım. Salak Karen! Keşke bizde izleseydik. Ablamlara yakalanmaz, Akel de filmden sonra evine dönerdi. Kimseye rezil olmadan günü kapatırdık.

“Aslında yukarı çıkıp benim odama saklanırsan kimse görmez. Sabah gidersin.” bir öneride bulundu.

“Ablam gitmedi mi daha? Gece oldu, hâlâ neyi bekliyor?”

“Annem sorularıyla bir salsa gidecek.” olduğumuz duruma gülüp devam etti. “Az önce seni bahane edip kalkmak istedi. Ama başarısız olup köşesine sindi.” Ablamın haline gülünce “Hiç gülme. Yakında seni de böyle sorularıyla karşılar.” uyarıp pis pis güldü. Keyfi yavaş yavaş yerine geliyordu.

“Ben niye karşılaşıyorum?”

“Sonsuza kadar gizli kalmayacağız herhalde. Bir gün aileler de öğrenecek.” Konu ne zaman ilişkinin geleceği olsa ciddileşiyordu.

“Benim işim daha kolay. Annen, Milay’la hevesini alır. Bana gelene kadar tüm soruları cevaplar güzel ablam.” en azından ileride annen kim, babam kim, faslı olmazdı.

“Ama benim daha soracak çok sorum var. Mesela yarın film izliyor muyuz?” bugün hiçbir şey olmamış gibi sordu. Bu rahatlık seviyesine hayrandım cidden. Ben de bundan istiyordum.

“Bugün yakalanmadığımız insanlara da yarın bir merhaba diyelim istiyorsun herhalde?” kınayarak baktım. Ablamlardı, komşuydu derken annesiyle zirvede bırakacaktık neredeyse.

“Sizin komşular kaldı, gücenirler bize.” sırıttı yüzüme bakarak.

“Boş yapmayın, Akel Bey. Mümkünse beni, bu duruma nasıl soktuysanız çıkarmasını bilin.” suçlusunun kendisi olduğunu anlaması için vurguladım. Mis gibi evimde yarım kalan kitabımı bitirecektim.

“O Akel Bey çıkış yolları sunuyor, ama Karen Hanım hepsini görmezden geliyor.” başka çarem olmadığını biliyor ve üzerime oynuyordu pislik.

Pes ettim. “Sürekli mutfağa gelmenden şüphelenirler, git etrafı kolaçan et. Temizse çıkalım. Bu yaptığın emrivakiler, sana bonus olarak geri dönecek. Unutma!” kaşlarımı çatıp uyardım.

“Amma abarttın. Sonra da ben senin odanda kalırım, ödeşiriz.” gevşek gevşek sırıttı. Beni çıldırtmak için ant içmişti.

“Akell! Elimden bir kaza çıkmadan git!” dişlerimin arasından bağırdım. Gülerek yanağımdan makas alıp çıktı. “Makasla parmaklarını kesmek bana borç olsun!” Şuncacık boyumla, iki metrelik çocuğu tehdit etmek hangi akla hizmet ediyordu, orası muammaydı. Gerçi onun gibi adamlarla dövüşmüşlüğüm vardı. Şimdiye kadarki rakipler sırasında en güçlüsü tartışmasız Akel olurdu, tabii Alp’i saymazsak.

Antrenman yaparken sürekli berabere kalırdık. Normalde canımı, benim bile yakmama izin vermeyen adam, iş dövüşmeye gelince acımasızın teki oluyordu. Neymiş efendim, karşımdaki Ay kıyamam, canın mı yandı, deyip yumuşak davranmazmış. Siyah kuşak almamda onun katkısı büyüktü. Bana sürekli antrenman yaptırıp, maçları kazanmamı sağlıyordu. Ama kendisi sırf mavi rengi sevdiği için daha fazlasını istemişti. Bu sporda en az benim kadar iyiydi, isteseydin siyah kuşağı çoktan almıştı. Daha çok sokak dövüşünde profesyonelliğe öncelik vermiş ve bana da öğretmeyi ihmal etmemişti.

Beklemekten kendimle konuşmuş, laf lafı açmıştı. İnsanın kendiyle konuşması da bir başkaydı. Bir konudan, alakasız başka bir konuya atlıyordun. Kimse de ne alaka demiyordu. Ya da ben artık işleri iyice ilerletmiş, delirmek yolunda emin adımlarlar ilerliyordum.

Yarım saat sonra kapının önünden yine sesler gelince ablamın gittiğini anladım. Birinin içeri girme ihtimaline karşın kapıyla bütünleştim. İsminin geçtiği duyunca ne konuştuklarını dinledim.

“Yarın yemeğe bekliyorum, Karen kızımla beraber.” Akel’in annesinin sesini duydum. Yarın için ablamı ve bonus olarak da beni davet etmişti. Acaba şu an mutfağında olduğumu bilse şimdiki kadar sevecen olur muydu? Ya da hazır mutfaktayken yemekleri sen hallet mi derdi? Eğer ailece rahat takılıyorlarsa bunu duymak hiç şaşırtmazdı.

“Peki, Aslı Teyze’ciğim.” annesinin adının Aslı olduğunu öğrendim. Ablamın sesi hâlâ titriyordu. Dışarıdan soğukkanlı biri gibi görünse de her şeye evhamlanan, telaşlı biriydi. “İyi akşamlar. Hoşça kalın.”

“Güle güle, kızım.” oldukça kibar sesle uğurladı.

Kapı kapandığında Akel’le annesinin sesi geldi. “Abin kedi olalı bir fare yakaladı sonunda. Milay, gelin kriterlerime tam uyuyor.” neşeyle dedi.

“Senin kriterlerin mi var, sultanım?” sordu Akel. Konu bir anda ilgimi çekmişti. O ne kadar yakınsa ben bir o kadar uzaktım çünkü. Ablamla tam zıt karakterlere sahiptik.

“Siz Ateş kardeşler sayesinde kriterden çok fobim var, evladım. Zirzop tiplerle birlikte ola ola fobi yarattınız bende.” isyan edince istemsizce güldüm. Belli ki Burak Abi’nin de benimkinden kalır yanı yoktu. Zavallı kadın kim bilir ne çekmişti. Ama benim de hanım hanımcık biri olduğum söylenemezdi. Elimde spreyle az karakolluk olmamıştım sonuçta, kavga yüzünden olanları saymıyorum bile.

“Haklısın. Abim biraz hayırsız evlat. Ama ne yaparsın işte? Atsan atılmiyo, satsan satılmiyo.” sesindeki yaramaz çocuk tonlaması ve yaptığı şive gülüşümü büyüttü.

“Senin ondan kalır bir yanın yok hatta maşallahın var. Bir gördüğümüzü bir daha yanınızda göremiyoruz.” kinayeyle karşılık verdi. Oğlumun kalbi çok genişti. Giren çıkan hesabını yapmak imkânsızdı.

“Merak etme, sultanım. Bundan sonra herkes tek bir kişiyi görecek.”

“Ben senden artık umudu kestim, oğlum. En son bunu söylediğinden birkaç gün sonra kızın ismini bile zor hatırlıyordun.” Kim o kadar kızın adını aklında tutardı ki?

Sesler uzaklaşınca gittiklerini anladım. Bir yakalanma olayını daha atlatmış bulunmaktaydık. Bakalım ileriki dakikalarda ne olacak?

Birkaç dakika sonra yavaşça kapı açıldı. Ondan önce kokusu gelmişti. İlk yeşil kakulenin baharatlı tazeliği karşılıyordu. Daha sonra lavanta kokusu kendisini belli ediyordu ve tam yanında durduğunda misk sarıyordu etrafımı. Ama her defasında aynı etkiyi bırakırdı: güven.

“Sessizce gel.” elimden tuttu. Sessiz adımlarla merdivenleri çıkıp odasının önüne geldiğimizde bir ses duydum. “Hayırlı işler, gençler!” Korkuyla yerimden sıçradım. Neyse ki Burak Abi’ydi. İnsan biraz sessiz olur ya! Ya annesi duyduysa?

“Abi, babam girdi mi içeri?” Akel odalarına bakarak telaşla sordu.

“Yok daha. O, büyük ihtimalle sabaha kadar çalışır.” Bir bize bir de odaya baktı. “Gir Akel’in odasında, bu gece kal. Kapıyı da arkadan kilitle istersen, garantiye alalım.” Akel ikisine de benim burada olduğumu çaktırmamalarını tembih etmişti. Artık olay cidden sarpa sarıyordu. Biri beni buradan kurtarsın, diye bağırasım geliyordu.

“Ve de sen! Bu gece benim odamda kalacaksın.” sert bakışlarla Akel’i uyardı.

“Hadi abi. Odana git sen. Annem duyacak.” umursamadan dedi. Eğer benimle aynı odada kalmak gibi bir niyeti varsa ve benim de buna izin vereceğimi sanıyorsa yanılıyordu.

“Akel!” gür sesi kulaklarımı doldurdu. Emin ol, ben döve döve göndereceğim, abi.

“İyi geceler, abi.” odaya girip beni de içeri çekti. Kapıyı kapattığında kapıyla onun arasında sıkıştım.

“Bu odada kalmayı planlıyorsa—” yarıda kesip “İlk defa birlikte uyumuyoruz sanki?” tek kaşını kaldırıp sordu. Sanki ben demiştim, iç gel diye.

“O zaman mecburdum. Hem be—” yine yarıda kesti. Benim cümlelerimin bir değeri yok muydu arkadaş? Kesile kesile şamar oğlanına dönmüştü.

“Şşşt! Çok konuşuyorsun.” ellerimden tutarak geriye doğru adımladı. Adımları yatağın yanında durduğunda “Sen yatakta uyacaksın, ben de burada.” çalışma masasını gösterdi.

“Sırtın ağrır orada, git abinle uyu.” çizim yaparken az masa başında uyumamıştım. İyi bilirdim sırtın ağrısını. “Hem abine yeteri kadar rezil olduk. Daha fazla zorlamayalım.”

“Niye? Beraber uyuyunca ne oluyor ki?” imalı imalı bakıp sırıtınca ayağına tekme savurdum. Ilımlı olayım diyorum ama izin vermiyor. Sinirlerimi hoplatmayı başarıyor. “Niye kızdın ki? Ben sabaha kadar konuşuruz, güne senin sesinle başlarım, demiştim. Senin aklından ne geçti ki?” salağa yatmaya devam etti. Yine vurmak isteyince, aradaki mesafeyi azaltıp bacağıyla ayaklarımı kilitledi. Kurtulmaya çalışırken, birden sendeleyerek onun üzerine düştüm. O yatağa ben de onun üzerine doğru düştüğünde “Sen beni şu an yatağa mı attın?” sordu sırıtarak.

Sonra niye delirdi bu Karen? “Akell! Delirtme beni.”

Ani bir hareketle beni de altına almayı başarmıştı. Bunu bir saniyede nasıl yapmıştı? Ben daha bu durumun şaşkınlığıyla donup kalırken, o durmak bilmiyorum.

“Çok konuşuyorsun yine.” yüzünü yüzüme yaklaştırıp, dudaklarını yanağıma bastırdı. Ayrılmadan yavaşça boynuna doğru kayıp derin bir nefes aldı. “Kokunu seviyorum.” bir öpücük de boynuma bıraktı.

“A-Akel.” kekeleyerek uyardım çekilmesi için. Böylesine yakın olmak, insanın duygularını tetikleyebiliyordu.

“Korkma… Biraz kokunu duymak istiyorum sadece.” burnunu boynuma sürttü. Gıdıklandığım için kıkırdadım. Yüzünü benim hizama getirip “İlk defa birine dokunmaya kıyamıyorum. Ama hem de sürekl—” bu sefer ben bölmüştüm. Böyle anlarda bazen ucu açık konuşup beni sinirlendiriyordu.

“Eski sevgililerinle ilgili yaptığın şeyleri hatırlatan tek bir kelime bile kurarsan büyük arıza çıkarırım.” uyardım. Ben niye böyle bir anda onlarla ne halt yediğini düşünmek zorundaydım?

Kıskanmam onu eğlendirmişti. “Hiçbiri hatırlamaya değer şeyler değil. Şimdi kapa gözlerini. Aşkınla zehirlenmiş bu kulu, dudaklarındaki panzehirden mahrum etme.” gözleri dudaklarıma kaydı. Bu mesafeden karşı koymak kolay değildi.

Gözlerimi kapattım. Minik bir öpücük bırakıp çekilmek istedim. Ama onun bırakmaya niyeti yok gibiydi. Dudaklarını bastırınca, belimin altındaki eli daha da sıkılaştı. Kalbini buradan bile duyabiliyordum. Dudakları oldukça yavaş hakaret ederken, diğer eli tişörtün eteğine doğru kaydı. Durdurmak istedim ama ters çevirirken açılan kısmı düzeltmeye çalıştığı fark ettim. Elini vücuduma değdirmeden, kıyafetin her tarafını düzeltip “Özür dilerim. Sanırım ileri gittim.” geri çekildi. Nefes nefeseydi ve yüzümde sıcak nefesini hissetmek hoşuma gidiyordu.

Ne demem gerektiğini bilemedim. Konuşmadan kendimi yatağın yukarı kısmına çektim. Kenardaki pikeyle yüzümü saklayacak şeklide örttüm. Mahcup ve aynı zamanda yaramaz gülüşü üzerinde geziniyordu. Ne yaşamıştık öyle? Aşkı henüz yeni anlamaya çalışıyorken uzak durmak çok zordu. Atağa geçen taraf Akel’ken karşı koyması gereken ben oluyordum. Bu hiç adil bir oyun değildi.

Bir süre pikenin altında kaldığım için sıcak basmıştı. Pikeyi üzerimden attım. Gözlerim ışığa alışıncaya kadar kapattım. Açtığımda çalışma masasında oturup bir şeyler karaladığını gördüm. Benim aksime, bu yakınlaşmanın etkisinden kolay çıkmıştı. Kim bilir başkalarıyla neler yaşadı pislik!

Sanırım eskiden yaşadıklarını aşamıyordum. Benden önce bile olsa birine dokunmasına dayanamıyor, içim içimi yiyordu. Birinin onunla ilgili bir anısı olması sinirlerimi zıplatıyorken, dünya kadın nüfusuyla âşık atmış adama denk gelmem hayatın bana vermekle doyamadığı diğer cezalarından biriydi.

Kendi içimde ona bilenip, sinirli bakışlar atıyordum. Başını defterden kaldırıp bana baktı. Yüzümü incelerken “Ne oldu?” sorup kaşlarını çattı.

“Hiçbir şey.” düz sesle cevapladım.

“Emin misin?”

Omuz silkmekle yetindim. Kalemi masaya bırakıp, yanıma gelmek için adım attı. Ama sonra yönüne değiştirip kitaplığın yanındaki sallanan sandalyeye oturdu. “Deminki şey içinse özür dilerim. İstemezsen bir daha yapmam.” beni öptüğü için böyle davrandığımı sanıyordu.

Evet, belki bu defa biraz ileri gitmişti. Ama ona kızamamış, ben de kendimi kaptırıp büyülenmiştim. Seni eski sevgililerinden kıskanıyorum, diyemeyeceğime göre böyle bilmesi daha iyiydi.

“Ama aklıma bir şey takıldı.” bir şey düşünürmüş gibi yapıp “Ayakta öpünce sorun yokken, yatakta öpünce niye oluyor?” ciddiyetin c’sine bile gelemeyen adam konuştu. Azıcık ciddi ol be adam!

Saniyenin altında gülsem de ciddiyetimi korudum. “Bu zekâyı sınavda kullanma, Akelciğim. Tamam mı?” seninle ne yapacağım, bakışıyla başımı salladım. Her haltı benden önce anlayan adamın mala bağlayacağı tutmuştu, yersen tabii.

Saliselik gülüşümü laubaliliğe çevirdi.“Haa… anladım? Konumların önemini unutmuşum.”

“Benim de senin önemini unutmamı istemiyorsan naş canım. Yallah!”

“Ya şaka yapıyorum.” Duraksayarak onun için çok zor olsa da ciddileşti. “Sorun ne?”

“Sorun yok. Her şey yolunda.”

“O bakışlardan çıkan alev niye beni buldu o zaman?” başını eğip alttan baktı.

“Seni düşünüyordum. Hoşuma gitmeyen yönlerini…” omuz silktim. Bu konuda sığ düşünceliydim.

Başını sandalyeye yasladı. “Anlat bakalım. Hangi yönlerimi sevmiyorsan değiştirelim.”

Oturup yatak başlığına yaslandım. Dizlerimi karnıma çekip ellerimi önünde kilitledim. “Kırdığın rekor denemeleri.” suratım ekşimiş, sinirden kaşlarım çatılmıştı.

“Anlamadım?” başını yana eğip gözlerini kıstı, düşünürken hep yaptığı gibi.

Konuşmaya yeltenirken kapı tıklandı. “Oğlum, müsait misin?” Elimle ağzımı kapatıp nefesimi tuttum. Babasının sesiydi.

“Tamam, sakin ol. Gönderirim şimdi.” kapıya doğru adımladı. Dağdan gelip bağdakini kovduğumun farkındaydım ama şimdi bu adam durduk yere nereden çıkmıştı.

“Efendim, baba.”

“Girebilir miyim? Konuşalım biraz.” içeri girmek istediğini belirtti.

“Bugün yorucu bir gündü. Yarın konuşsak olur mu?” etrafa göz gezdirdi.

“Çok zamanını almayacağım. Kısa sürecek.” ısrar etti.

“Tamam. Bekle, üzerimi giyiniyorum.” hemen yanıma geldi “Seni saklamam gerek.”

“Nereye?” telaşla sordum. Rezil olmadan bu evden çıkış yok gibiydi.

Parmağını şıklatıp “Balkon! Hava güzel ve konumu gereği de hiçbir yerden gözükmez. Perdeleri çekince buradan da görünmüyor.” elimden tutarak beni balkona çıkardı.

“Ben buraya gelmeyi kabul eden aklıma…” kendime sövmeye kalkışınca “Bir sonraki gelişinde hepsiyle tanışacağın için sorun olmaz, merak etme.” lafı ağzıma tıkıp içeri kaçtı. “Ben artık gelir miyim böyle gizli kapaklı!” kendi kendime söylendim. Normal şekilde de gelmen ayrıca. Artık bu eve tövbe edecek kıvama geldim lan! Kaç kaç nereye kadar? Işınlanmayı bulacaktım az daha zorlasam.

Balkon kapısını kapatmak istemişti ama telaşla yaptığından kapanmamış aralık kalmıştı. Fark edilmemek için ben de değmemiş, bir kenara çömelip sığınmıştım. Korkuluktan aşağı baktım. Atlarsam acaba bir yerimi kırar mıydım? Çok yüksek değildi ama yine kendi çapındaki yüksekliğiyle insanı korkutmuyor, değildi. Maalesef kurbanlık koyun gibi burada kaderime razı gelecektim.

🌷

Akel, yalanının açığa çıkmaması için hızlıca bir tişört alıp üstünü değiştirdi. Derin nefes verip kapının kilidini açtı. “Gel, baba.” buyur ederken gözleriyle etrafı kontrol ediyor, bir şey unutmadıklarından emin olmak istiyordu.

Babası, ağır adımlarla içeri girip yatağın kenarına oturdu. Konuşacağı konu onu yeterince huzursuz ediyor, konuya nasıl gireceğini bilmiyordu. Ne zaman işler sarpa sarsa, bu sakinliği hüküm sürer, doğru kelimeleri seçmek isterken zaman akıp giderdi.

Akel de çalışma masasının sandalyesini çekip karşısına geçti. “Sorun ne?” Bu bakışları iyi bilirdi.

Bir süre sessiz kaldıktan sonra kaçındığı konuyu dile getirdi. “Asena…”

Akel bir anda doğruldu. Bakışları refleksle balkona gitti. Birazdan Karen’in duymasını gereken şeyler konuşulursa işlerin korkutucu bir raddeye gelmesinden endişeleniyordu. “Sonra baba! Sonra!” yerinden fırladı fevri bir hareketle.

“Bu kadar zaman erteledik. Yetmedi mi sence?”

“Şimdi değil, baba! Doğru zaman değil!” kendini toparlamak için masaya yaslanıp sakinleşti. Yumruk yaptığı elinin tırnaklarını etine geçiriyordu.

“Bunu da konuşmamız gerek.” öfkesini kastettiğini biliyordu. Ama Karen bu evdeyken olmazdı. Her şey çok yeniydi. Babasının anlatacakları Karen’i ondan uzaklaştırabilirdi. Buna dayanamazdı. Böyle öğrenirse terk edecek ve asla geri dönmeyecek diye düşündü.

“Cemil Bey’le konuştum bugün. Aylardır bir kere bile gelmedi, diyor. Okuldan da aradılar geçen, yine birine dalmışsın.” sıkıntıyla nefes verdi. Bir baba olarak, oğlunun öfke topu gibi dolaşmasından ve kendisine yine zarar vermesinden korkuyordu.

“O konuda benim bir suçum yok. Yanlış anlaşılma.” daha fazla üstelememesini umut etti.

“Asena olayı da mı yanlış anlaşılmaydı? Sen küçük bir izle geride hayatına devam ederken…” gözleri Akel’in masaya bıraktığı gözlüğüne takıldı. “O kız senin yüzünden neredeyse ölüyordu! Aylarca gün ışığına hasret kaldı.”

Her şeyi bilmiş tavırları babasını deli ediyordu. Aylardır bu konuşmayı ertelemişti. Ama bugün Akel’in psikologu Cemil Bey’in araması üzerine artık daha fazla uzatmak istememişti. Oğlunun yüzünden genç bir kızın hayatının mahvolmasını kendisine yediremiyor, suçlayıcı bakışlarına engel olamıyordu.

“Günlük suçlaman bittiyse.” eliyle kapıyı gösterip “Yarın erken kalkmam gerek.” odadan çıkmasını istedi. Karen, ziyadesiyle duymaması gereken şeyleri duymuştu, bir an önce bu konuşma bitmeliydi.

Babası başını sallayıp ayağa kalktı. Akel’in yanına gitti. Elini omzuna koyup içini döktü. “Seni suçlamak ya da kırmak değil niyetim. Sadece oğlumu korumak istiyorum. Kendini bir karanlığa sürüklemenden endişe ediyorum. Birinin daha vicdan azabını sırtlanmaman için bu çabam.

”Görmediğimi mi sanıyorsun? Ne yaşadığını anlamıyor muyum? Dünya yansa Amman uzaya gitmeye bahanemiz çıkar, diyen Akel’in çektiği acıları fark etmiyor muyum? Yapma, oğlum! Kendin için değilse hayatına alacağın o kişi için yap. Onu da—” yalvarırcasına bakan babasını sözünü kesti.

“Tamam, baba. Düşünmem için izin ver.” kapıyı açtı. Şu an tek düşüncesi Karen’di.

Sessizce başını sallayarak odandan çıktı. Kapıyı kapatıp arkasına yaslandı. Göğsü sıkıştı. Doğruları konuşacak cesareti yoktu; yalanlar bulmaya başlamıştı bile. Karen, duydukları karşısında asla sessiz kalmazdı. Doğruları anlatsa bile, bilmesi gerektiği kadarını öğrenecekti. Daha fazlasını değil.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

248okunma 116beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18