Söylenmeyenlerin Gürültüsü

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Söylenmeyenlerin Gürültüsü
  1. 1 Karakterler10 kelime
  2. 2 Zamanın Sessiz Dokunuşu1.483 kelime
  3. 3 Sessizce Daralan Mesafe1.557 kelime
  4. 4 Duvardan Taşan Gölge2.214 kelime
  5. 5 Sayfalar Arasında Mutluluk1.709 kelime
  6. 6 Kaybettiğin Halde Kazanmak3.116 kelime
  7. 7 Yanlış Zamanda Doğan Doğru His1.921 kelime
  8. 8 Bir Yudumluk Çocukluk2.143 kelime
  9. 9 Söylenmeyenlerin Gürültüsü2.559 kelime · Okuduğun bölüm
  10. 10 Denize Düşen Yılana Sarılır2.525 kelime
  11. 11 Aynı Yaranın İki Tarafı; Biri Bedende, Biri Kalpte3.669 kelime
  12. 12 İz Bırakan Anlar2.576 kelime
  13. 13 Yarım Kalmış Hisler1.700 kelime
  14. 14 Kapalı Kapılar Ardında2.339 kelime
  15. 15 İlk Düğümün Çözümü2.805 kelime
  16. 16 Ruhun Tanıdığı Yabancı3.668 kelime
  17. 17 Perde Kapanırken3.164 kelime
  18. 18 Kıskançlığın Gölgesinde Kalan Aşk3.277 kelime
  19. 19 En Çok Sevdiklerimiz Yaralar7.172 kelime
  20. 20 Duvarın Öteki Yüzü7.333 kelime
  21. 21 Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak5.140 kelime
  22. 22 Yutulan Kelimelerin Ağırlığı4.071 kelime
  23. 23 Birinin Öfkesi, Diğerinin Freniydi5.677 kelime
  24. 24 Beyaza Karışan Kırmızı3.418 kelime
  25. 25 Ormanın Karanlığında Kaybolan Çığlık5.564 kelime
  26. 26 Derine Gömülenler4.159 kelime
  27. 27 Aşkın İçinde Bir Uyarı Çalıyor4.093 kelime
  28. 28 Kanayan Kabuk2.844 kelime
  29. 29 Kan Bağı Değil, Yara Bağı3.821 kelime
  30. 30 Can Kırıkları3.245 kelime
  31. 31 Kaçış: Değişim zamanı1.840 kelime
  32. 32 Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş3.799 kelime
  33. 33 Sensizlikten Önce: Kaderin Mühürlendiği Gün3.417 kelime

Şu an gelmesini isteyeceğim en son kişilerdi karşımdaydı; Ali ve Alp... Şaşkınlığımı bastırıp gülümseye çalıştım. "Ho-hoş geldiniz... Gelsenize." kekeleyerek dedim. İçerideki Akel'in mucizevi bir şekilde başka yere ışınlanmasını diledim.

"Hoş bulduk." Alp içeri girerken, kapının önünde bekleyen Ali'yi içeri çekiştirdi. "Gelsene, oğlum. Dikildin put gibi."

Ali çekingen bir ifadeyle "Merhaba... Nasılsın?" diye sordu. Yüzünden anladığım kadarıyla Alp'in zoruyla getirilmişti. Akel'i burada görmesi isteyeceğim en son şey bile değildi.

"İyilik, sen nasılsın?" Ali'nin konuşmasına fırsat vermeden konuştu Alp. "Karen, senin bilgisayarında benim bir dosyam vardı ya. Onun için gelmiştik. Hemen alıp kaçacağız."

"Tabii. Gelin." Alp, Akel'i görünce yine başlayacaktı: N,,den geldi? Ne yapıyorsunuz baş başa?

"Merhaba beyler..." Akel, kendini göstermek istercesine arkasına iyice yayılarak selam verdi.

"Yeriydi değil mi şimdi bunun?" kimsenin duymayacağı tonla homurdanıp bizimkilere baktım.

"Merhaba." Ali'nin sesi buz gibiydi.

Ama Alp onunla yetinir mi? Daha selam bile vermeden başladı mesaiye. "Sen hayırdır, abi? Tüm gün dibindeydim, evde de darlayayım, diye mi geldin?" kaşları yay gibi gerildi.

"Duyanda sevgilin sanacak. Ne bu tavır?" onun sinirine karşın, nispet yapar gibi dudağının kenarı yukarı kıvrıldı. "Karen davet etti. Ben de geldim." İşte onu demeseydin keşke.

Alp, koltukta oturan Akel'in yanına yaklaşıp "Ah pardon! Sendin değil mi sevgilisi? Hani kahramanımız öyle söylemişti ya bugün." alay etti. Sahneden nasıl duydun lan, diye düşünerek Ali'ye baktım. Suratı gerilmiş, çene kası ortaya çıkmıştı. Çok huzurlu arkadaş ortamımız vardır.

"Olmamın bir sakıncası mı var?" tek kaşını kaldırıp omuzlarını dikleştirdi. Sakin görünüşünün sadece bir maske olduğunun farkındaydık. Öfkesini belli etmemeye çalışarak neşesinin ardına saklanıyordu.

"Saçmalamayı kesin ikinizde! Ablam davet etti. Abisiyle iş arkadaşı." prova yapıyorduk diyemediğimden mecbur yine yalan. "Hadi, geçin oturun." milim kıpırdamayınca "Alp!" sesimi yükselttim. Sonra Ali'ye bakıp "Kusura bakma. Saçma sapan bir durum oldu ama." mahcup bir şekilde ekledim.

"Asıl sen kusura bakma. Biz yanlış zamanda geldik." Ciğerini zorlayacak kadar derin bir nefesler aldı. O kadar zeki çocuk, yer mi böylesine salak bir yalanı. Kesin inanmadı.

"Yok ya. Ezber yapıyordun. Yardım etmesi için Akel'den rica ettim." koltuktaki kâğıtları gösterdim.

"İstersen okul dışında da çalışabiliriz. Yani ezber için." Akel'in en uzağındaki koltuğa geçerken dedi.

"Tabii, olur." dediğimde uyarı amaçlı öksürdü Akel. Ne var diye bakışımı atıp, yerime geçtim. "Ne içersiniz?"

"Bir şey almayalım. Alp işini bitirsin gidelim. Alp, hadi, abi." düz bir sesle yanıtladı Ali.

Akel'in burada olduğundan rahatsız olan Alp "Aslında biraz kalabiliriz." Koltuğa yayıldı.

"Lan kadın bekliyor. Ne kalması?"

"Ne kadını?" anlaşılan benim de bilmediğim şeyler dönüyordu.

"Anime senaryosunu bir senariste okutacağım. Birazdan buluşacağız. Son düzenlemeyi de senin bilgisayarda yapmıştık." Benim aksime doğruları söyledi Alp. Çocukluk hayalimizin gerçekleşme ihtimali vardı ve onu heyecanlandırmıştı. Ama birkaç kez okutup, 'Burada anime işi olmaz... Kazanç getirmez.' tarzında yanıtlar aldığımız için iş resmileşene kadar asla umutlanmamaya karar vermiştik. Hepsinin derdi para olmuş. Güzel bir şey yapalım diyen yoktu.

"Yılmadan tam gaz devam. Tamam mı, Mr. Hoodie?" her olumsuz cevapta morali bozuluyor ve yazmayı bırakıyordu. Biraz sinirlendirmek için yanına oturup, benim en sevdiğim, onunsa nefret ettiği şeyi yapıp elimle saçlarını dağıttım. Ama bu sefer ses çıkarmamıştı.

Saçını düzeltirken kulağıma eğilip "Mantıklı açıklamayı senden mi alayım yoksa bu gevşekten mi? Malum inandırıcılık sıfır." fısıldadı. Asla öğrenmeden bırakmayacaktı. Gözlerimi sonra der gibi yumdum.

🌷

Bugün olanları düşünerek yatağa uzandım. Ali'nin bizi birlikte görüp yanlış anlamaması için görmeyeceği bir ortamı, evi seçmiştim. Ama benimle zıtlaşmayı kendine görev edinmiş kader, onu buraya getirmişti. Kim bilir ne düşünecekti? Okulda yanında oturuyor, evine geliyor... Kader, Ali'yle olamayan aramızı daha da açmak istercesine gecesini gündüzüne katıyordu. Ama bu gariban ne istiyor diye sormuyordı.

Sabah erkenden Alp'in sorgusu başlardı. Akel'e takmıştı resmen. Bana yürümeye çalışanlara zaten ayar olurdu. Ama bu defa fazladan bir şeyler vardı. Sıradan bir gıcık olma olayı değildi.

Ali'ye gelince... Akel'i gördüğü an suratında milim mimik kıpırdamıyor, konuşmak zorunda kaldığında açıkça sinirleniyordu. Bizi beraber gördüğünde kıskanıyor mu acaba, diye geçirdim içimden. Bu soruyu da şimdilik cevapsız soruların yanına yolladım.

Akel... Onu düşündüğümdeyse dün sırf bir şey istedim diye - ki ondan da değil - bugün elinde kutuyla kapıma gelmişti. Benim için çok değerli bir jestti. Bazıları için basit bir meyve suyu olabilirdi, ama bende olan anlamı çok başkaydı. Asılmasa iyi çocuktu aslında.

Geçen gün sorduğu soru geldi aklıma: Alp'le sevgili misiniz? Çoğu insan gibi, benden hoşlandığını düşündüğü için damarına basıyordu. Bu da atışmaları kaçınılmaz kılıyordu. İkisi de inatçı keçiydi. Diğerleri gibi, aramızdaki bağın saçma sapan gönül işlerinin aksine abi-kardeş ilişkisi olduğunu anlamamıştı.

Derin bir nefes alıp, düşüncelerden sıyrılmak için, Ali'nin hediyesi olan kitabı elime aldım. Rastgele bir sayfa açtım. "İlk kelime geleceği belirler..." kısık sesle fısıldadım. Tutulmak... Önceki kelimeye baktım. Aşka tutulmak... Gülümseyip kitaba kaldığım yerden devam ettim. Bu kelimeye takılı kalmak büyük hata olurdu. Bilerek kendimi üzmek aptallıktı...

Saat sekize doğru uyandım. Bugün Selen Hoca, tüm sınıfı eğlence parkına götürecekti ve gece de kalacaktık. Küçük bir çanta alıp birkaç parça kıyafet yerleştirdim. Kot pantolon ve siyah sweatshirt giyip salona gittim. Ablam uyanmış, kahvaltı bile hazırlamıştı. Kahvaltıdan sonra masayı toparlamak dışında elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmazdı.

Okulun önünde toplanacaktık. "Günaydın. Nasılsın?" sorguya çekmemesini umarak neşeyle sordum.

"Günaydın. İyilik, sen?" şiş gözlerle cevapladı.

"Ne oldu, ne bu hal?" cevabını tahmin etsem de sormadan edemedim.

Eliyle gözünü ovuşturup "Film izledim. Uyumadım doğru dürüst." cevapladı ve devam etti "Ama bu, birilerinin sorularımdan kurtulacağı anlamına gelmez." Bir şeyi de unut be adam.

Çantama dün Akel'in getirdiği içeceklerden atmıştım. İkisini çıkarıp birini ona uzattım. "Şimdiye kadar sormaman büyük bir sabır zaten! Sor bakalım." uzattığım şeyi görünce sorguyu unuttu.

"Lan! Nasıl?" gözlerini kocaman açtı.

"Akel bulmuş! Dün getirmişti. Birden öyle karşımda görünce unuttum size de vermeyi." bundan da rahatsız olacaktı. Ama bu sefer kıvırmadan doğruları söyledim.

"Hiçbir fırsatı kaçırmıyor şerefsiz. Yürüme sanatında üst level'e atlıyor!" Onun adını her duyduğunda geriliyordu.

"İyi niyet göstergesi bence." ortamı yumuşatmak için istedim ama işe yaramadı.

"Tabii, kesin. İstemiyorum ben, sen iç!" deyip geri itti.

"Saçmalama da al şunu! İçmesen hiçbir soruna cevap vermem, haberin olsun." karşı koymaması için tehdit ettim. Merakından geberiyordur şimdi. Meraklı bir Alp'e istediğin bir şey yaptırmak çocuk oyuncağıdır. Ayrıca dalgayı en az benim kadar seviyordu.

"Akel'e de, tehdidine de..." elimden aldı ve dişiyle uç kısmını koparıp tek seferde içti. Her ne kadar gönülsüz yapsa da bu tadı çok özlemişti. "Oldu mu? Dökül şimdi! Dün ne işi vardı sizde? Ali'den hoşlanıyorum, diyorsun. Sabahına evde Akel'i buluyorum." Aklı karışmıştı. Ben de olsam ne oluyoruz, derdim.

Daha fazla yalan söylemek istemedim ve gerçeği söylemek zorunda kaldım. "İddiayı kaybettiğim için tiyatro provasını birlikte yapıyoruz. Kimseye söylemememi istedi. O yüzden söyleyemedim. Kural ihlali yaparsan yeni bir istek." ortadan açıklamaya başlayınca daha da sinirlenmişti. Yarım yamalak açıklamalara daha da gıcık olurdu.

"Ne iddiası? Hadi, Karenciğim. Güzelce anlat." olanları en baştan anlattım. "Abi, senin beynin ara tatiline mi çıktı? Niye en iyi olduğun şeyde kaybedeceğim diye iddiaya giriyorsun?"

"Seçilmez diye tahmin ediyordum." suratımı astım. Resmen birinci olduğum için ceza almıştım. Bu olay sadece benim gibi birinin başına gelirdi.

Kolunu omzuma attı. "Salak arkadaşım benim. Niye söylemeyip, kafalarda kaç gündür saçma sapan senaryolar yaratıyorsun?" siniri gitmiş, gülüyordu. Bu gülüşün anlamı, kork benden Akel Efendi demekti.

Titreyen telefonumu cebimden çıkardığımda Akel'in aradığını gördüm. Alp'e belli etmeden aramayı reddettim. Şu an hiç sırası değildi. "Anlaşmayı bozdum. Ceza is loading." bıkkın bir ifade kuşanıp homurdandığımda "Söylemezsen ceza da olmaz." oyunbozan çocuk bakışıyla karşılık verdi.

"Sen hayırdır? Bir neşe yaptın."

"Hiç." dedi uzatarak. "O gevşek için güzel planlarım var sadece. Sen misin benim damarıma basan?" kaybettiği oyuncağını bulmuş çocuk gibi neşesi yerine gelmişti.

"Bir soru da benden gelsin. Bana asılanlara hep bayağı çektirdin, eyvallah. Ama Akel'de birazcık fazla sanki he?" sorunca omuz silkti.

"Başta sevmedim. Sonra küçük bir araştırmayla hakkında tasvip etmediğim bazı detaylar öğrendim diyelim. Seni üzebilecek bir şeye de vay kardeşim, deyip kucak açmam." Tam tahmin ettiğim gibi, onu huzursuz eden bir şey vardı.

"Ne öğrendin?" tek kaşımı kaldırıp merakla sordum. İlk başta anlatmadı. Ama epey darlayınca pes etti. Çenemle yenemediğim kişi daha anasının karnından doğmamıştı.

"Çocuğun sevgililerinin sayı, benim hayatımda gördüğüm kadın sayısından çok. Hindistan'daki bayramların hepsine ayrı sevgilisiyle gitme potansiyeline sahip. Ki bilindiği üzere orada neredeyse güne birkaç bayram kutlanıyor." En nefret ettiği insan tipiydi, üstelik bu tip bana sarkıyordu. Şimdi taşlar yerine oturmuştu. Koruma içgüdüsüyle hareket ediyordu.

"Burak'a şerefsiz derdik, beterin beteri varmış." gülerek dedim. Kimseye yedirmesek de kendi aramızda az yermiyorduk çocuğu.

"Ondan da beteri var, hiç merak etme sen." pisliklik yaptığındaki ifadeyi yüzüne yerleştirdi. Ben bile tırsıyordum bazen bu bakıştan.

"Karışmayacaksın sen. Bu kez kendi halt yemem. Zaten yarısı bitti, sonrasında da herkes yoluna." uyardım. Küçük bir kız çocuğu gibi ona şikâyetlenmeyecektim.

Eğlenmiş gibi dudağının bir köşesi kıvırdı. "Damarıma basanın... Yanında küfür etmem, biliyorsun. O yüzden gerisini hayal gücünle tamamla." şimdiye kadar ben yanındayken ağzından tek bir küfür çıkmamıştı. Bu yönünü ayrı seviyordum. Arada ben de ağzımı bozsam da nefret ederdim. O da bu hassasiyetime özen gösterirdi. Ama duyduğuma göre, kendileri küfür camiasının gözde küfürbazlarındandı.

Okula varmıştık. Selen Hoca ve Emin Hoca, iki gün boyunca bize eşlik edeceklerdi. Disiplin abidesi olan Emin hoca, yerleri alfabetik olarak sıraladığını söylemişti.

Otobüse bindiğimizde "İşsizlikte çığır açmış adam." homurdandı Murat. Haklıydı, koltuklara isimlerimizin yazılı olduğu post-it'ler yapıştırmıştı. Kendi adımı arayarak kâğıtlara göz gezdirdim. İsmimi bulmanın verdiği kısa mutluluk, yanımdaki isimle son buldu. Böyle organizasyonlarda Asi ya da Alp'le otururdum. Ama maalesef bu defa Akel'di. En azından cam kenarıydı. Dışarıyı seyreder, yüz göz olmazdık. Yerime oturur oturmaz o da damladı.

"Ooo! Ne güzel tesadüf!" keyfi yerindeydi.

Ona dönüp yayık gülüşüne bıkkın bir bakış attım. "Tesadüf değil... Atasözü." Nasıl der gibi bakınca devam ettim. "Sevmediğin ot burnunun dibinde biter."

"Ve ya aşk tesadüfleri sever." kaşlarını yukarı kaldırıp pişkin pişkin güldü. Asla pes etmiyordu, fazla azimliydi. Hiçbir şey demeden, sinirle camdan dışarı baktım. Ama susmak yerine devam etti. "Şimdiye kadar bir sürü kız tanıdım. En yabanisi sensin valla."

Başta sustum. Sonra dayanamadım. "Geri zekâlı mısın? Git onlarla takıl o zaman! Niye dibimden ayrılmıyorsun?" imkânsızı zorluyordu ve aynı zamanda da sabrımı.

"Yabani seviyorum demek ki."

"O kadar kız sana nasıl baktı, gram aklım almıyor." kısık sesle homurdandım. Böyle birini kim ne yapsın? Niye terk edileceği ve ya aldatılacağı bir ilişki yaşamak ister ki?

"Araştırma yapmışız sanki?" duymasının şaşkınlığını yaşarken devam etti. "Onlar baksa ne fayda, asıl istenen bakmadıktan sonra." Hayranlığı bakışlarına yansımıştı ama dürüst değildi. Bu tipler elde edene kadar peşinden koşar, isteğini aldıktan sonra başkasını bulurdu.

Cama tarafa döndüm. Yolu izlemeyi severdim. Çoğu insanın aksine, müzik dinlemek hoşuma gitmezdi. Sessizlik huzur verir. Düşünmek için alan açardı. Ama yanımdaki sabır testiyken, bu pek mümkün değildi.

Yarım saat geçmişti. Ne zaman başımı çevirsem Akel'in gözlerini üzerimde buluyordum. Yine göz göze gelince bu kez gözlerini kapattı. Nedense aklıma kütüphane geldi. Gözlerinin rengi yine ortama ayak uyduruyordu. Otobüs aydınlık olduğundan şimdi açık griydi. Dışarıda koyulaşıyor, ağaçlara bakınca yeşil ve ela karışımı bir renk oluyordu. Çoğu kişinin hayalindeki renk buydu bence.

İlk defa yüzünü dikkatle inceledim. Yukarıya kaldırdığı siyah saçlarından birkaç asi tutamlar yüzüne geliyordu. Saçları da onun gibi inatçıydı. Cildi bir erkek için fazla pürüzsüzdü. Yeni çıkan sakallarını görmesem yüzünde tek bir kil olduğuna inanmazdım. Bembeyaz cildinde tek bir kusur yoktu. Kalemle çizilmiş gibiydi. Çene hattı belirgindi. Ona yakışıyor ve yaşından büyük göstermesini sağlıyordu.

Etrafa baktım. Herkes kendi halindeydi. Bir şeyi netleştirmek ister gibi usulca yaklaştım. O koku yine gelecek miydi merak ettim. Parfümü geliyordu, boynuna doğru yaklaştıkça koku daha da belirginleşti. Yine beni etkisi altına alan koku etrafımı sardı. Sebebini çözemediğim bir şekilde huzurlu geldi. Bu açıdan daha yakışıklı göründüğü de bir gerçekti. Bakışlarımı ondan daha çekemeden birden gözünü açtı.

"Hala bakmaya doyamadığını bilseydim açmazdım gözlerimi. Bölmeyeyim, devam et." mahmur sesiyle deyip gözlerini tekrar kapattı. Ne diye bakarsın ki zaten! Bana neyse? Allah'tan dibine kadar yaklaşmışken açmamıştı.

Sinirden dişlerimi sıktım. "Haa! Tanjiro gibi öldürürken neresinden vursam diye düşünüyorum. İblisler genelde kafasından öldürülüyor malum." Alp'le izlediğimiz anime'den uyarlamayla konuştum.

"Uyar bana. Ama iblis değil, Nezuko'ya âşık Zenitsu'yum ben." aynı benim gibi anime'yle cevapladı ve beni Nezuko'ya benzetmekle alenen iblis dedi.

"Bana iblis mi diyorsun sen?" carladım.

"Ben aşk diyorum, sen iblis. Konudan alakasız yere takılmakta üzerine yok." sitem edip kafasını sallayarak güldü. "Neyse, ben gözlerimi kapatayım. Rahat rahat izle."

"Kesin ceza olarak geldin sen, başka açıklama veremiyorum." hışımla ayağa kalkıp, daracık aralıktan geçerek ilerledim. Arkamdan sırıtışını hissediyordum. Alp'in yanına ulaştım. O da Ali'yle oturuyordu.

"Gençlik, ne yapıyorsunuz?" dediğimde Alp hemen ayağa kalktı.

"Gel buraya, düşeceksin şimdi." beni yerine oturttu hemen.

"Çok mu kaldı?" bıkkınlıkla sordum.

Ali, kolundaki saate baktı. "On beş dakika sonra varırız." Çoktan hesaplamıştı, değil mi? Zaman konusunda fazla dakik, hatta takıntılıydı.

"On beş dakika daha şu cinsi çekeceğim desene." kafamı arkaya yaslayıp mırıldandım.

"Fedakâr arkadaş Alp Uzun, kraliçesi için bu işkenceye katlanır." reverans yapıp benim ön tarafa ilerledi.

Ali'ye dönüp "Deli işte." ne desem bilemedim bakışı attım. Koruyucu şövalyem, yine devreye giymişti. Amacına ulaşmadan asla vazgeçmeyecekti.

🌷

Akel'in yol boyunca yaptığı tek şey Karen'i izlemekti. Arada birkaç defa öz göze gelmişlerdi. Ama Karen sürekli gözlerini kaçırmıştı. Ne yapacağını merak ettiği için bu sefer gözlerini yummuştu. Kısa bir süre sonra kalbinin hızlanmasına neden olan bir şey oldu: Gözleri kapalıydı ama yanındaki Karen'i hissetmişti. Saçlarındaki şampuan kokusu burnuna doldu. Âşık olduğu kadının ilgisini çekmek, içinde tarifsiz bir mutlulukla doldurmuştu.

Tiyatro gününe kadar kendisine süre koymuştu. O zamana kadar Karen'i kazanamazsa rahatsız etmeden uzaktan sevmeye devam edecekti. Kaçıyor gibi görünse de ona yaklaşması, Akel için bir umut ışığıydı.

Alp, Karen'in yerine geçip oturdu. Boş gözlerle onu inceleyen Akel, "Yanlış geldin sanki?" diye bir soru yöneltti. Son günlerdeki sabırlı ve sakin halleri taktire şayandı.

Son günlerdeki sakin ve sabırlı halini koruyarak, kendinden emin bir şekilde yanıtladı. "Yoo. Kraliçemin geri kalan yolculuğunu mahvetmesine gönlüm el vermedi. Bazı cinsler yüzünden sabrının dibini sıyırıyormuş." yüzüne sahte tebessüm kondurdu.

"O zaman kraliçenin yeni bir ceza almasını da istemezsin bence." tek kaşını kaldırıp sinsice güldü. Karen üzerinde kullanmayı düşünmese de eline güzel bir koz geçmişti ve Alp'e karşı kullanmaktan zevk alacaktı. İşine engel olan birini saha dışında bırakmak, ona küçük bir zafer hissi veriyordu.

"Ne saçmalıyorsun?" diye hırladı Alp.

"Sabah Karen'i arıyordum. Sessize almak ya da kapatmak istedi sanırım ama yanlışlıkla açtı. Ben de azıcık konuşmalarınıza kulak misafiri oldum. Karen'in de dediği gibi, her kural ihlali yeni bir ceza." pişkin pişkin sırıttı. Hiçbir şey istemeyecekti ama Alp'i sinirlendirmek için uyarı kılıfı altında tehdit ediyordu.

"Bana bak! Karen'i tek bir şey için daha bıktırır ya da darlarsan ağzınla burnunun yerine değiştiririm! Anladın mı beni?" diğerlerinin duymaması için sesini çok zorlamadan bağırdı.

"Peki, şampiyon! Eğer onun cezasını ben çekeceğim diyorsan, neden olmasın?" Karen'den hoşlandığını düşündüğü için sürekli damarına basıyor, çoğu zaman boş atıp dolu tutuyordu. "Karen'i bilirsin, bir şeyi yapacağım dediysen asla geri dönmez."

"Ne istiyorsun?" diye tısladı. Yapmazsa Karen'e gidecek kadar fırsatçı olduğunu biliyordu.

"Burada olduğumuz süre boyunca, Karen'le birlikteyken hemen yanımıza damlamayacaksın. Az rahat vereceksin." birlikte olduklarından kimsenin bölmesini istemiyordu.

"Oldu, paşam! İstersen aranızı da yapayım?" öfkeyle ellerini saçlarına geçirip derin bir nefes aldı. "Geri zekâlı. Sence Karen sana bakar mı? Kızın nefret ettiği şeylerin toplamısın lan sen! Ki zamparalıkla da zirvede bırakmışsın. Gerçi daha onu da bırakamamışsın." alay etti. Hayattaki tek korkusu, Karen'in üzülmesiydi; onun için herkesi karşısına alabilirdi. Yüreğindeki acı yeterince işkence ederken, başkasına fırsat veremezdi.

"Eskiden her günü farklı kızla geçirmiş olmam, şimdiyi ırgalamaz ve de Karen'e deli gibi âşık olduğumu. Bazıları gibi de korkakça değil, haykırarak yaşarım ben aşkımı." Her kelimesinde samimiydi. Diğerleri gibi değildi, ilk defa gerçekten birisine ait hissediyordu kendisini. Öylesini ilgisini çeken biri mi yoksa gerçekten âşık olduğu kız mı anlayacak tecrübeye sahip olduğunu zannediyordu. "Söyle bakalım. Kabul mü yoksa Karen'den mi bir şeyler isteyeyim?"

Alp, ben gitmesem bile başkasını gönderirim, diye düşündü. "Kabul ama bizde tabak boş dönmez!" cümlesindeki gözdağına karşın sesi fazla ılımlıydı. Sıçılacak ağız göte yakın gidermiş, diye geçirdi içinden. Asla kendisine yapılanı unutmazdı. Tam unutuldu sanıldığı anda, tabağı en yanarlı dönerli haliyle sahibine iade ederdi.

Yorumlarınızı merakla bekliyorum💚

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

310okunma 172beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18