Duvardan Taşan Gölge

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Duvardan Taşan Gölge
  1. 1 Karakterler10 kelime
  2. 2 Zamanın Sessiz Dokunuşu1.483 kelime
  3. 3 Sessizce Daralan Mesafe1.557 kelime
  4. 4 Duvardan Taşan Gölge2.214 kelime · Okuduğun bölüm
  5. 5 Sayfalar Arasında Mutluluk1.709 kelime
  6. 6 Kaybettiğin Halde Kazanmak3.116 kelime
  7. 7 Yanlış Zamanda Doğan Doğru His1.921 kelime
  8. 8 Bir Yudumluk Çocukluk2.143 kelime
  9. 9 Söylenmeyenlerin Gürültüsü2.559 kelime
  10. 10 Denize Düşen Yılana Sarılır2.525 kelime
  11. 11 Aynı Yaranın İki Tarafı; Biri Bedende, Biri Kalpte3.669 kelime
  12. 12 İz Bırakan Anlar2.576 kelime
  13. 13 Yarım Kalmış Hisler1.700 kelime
  14. 14 Kapalı Kapılar Ardında2.339 kelime
  15. 15 İlk Düğümün Çözümü2.805 kelime
  16. 16 Ruhun Tanıdığı Yabancı3.668 kelime
  17. 17 Perde Kapanırken3.164 kelime
  18. 18 Kıskançlığın Gölgesinde Kalan Aşk3.277 kelime
  19. 19 En Çok Sevdiklerimiz Yaralar7.172 kelime
  20. 20 Duvarın Öteki Yüzü7.333 kelime
  21. 21 Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak5.140 kelime
  22. 22 Yutulan Kelimelerin Ağırlığı4.071 kelime
  23. 23 Birinin Öfkesi, Diğerinin Freniydi5.677 kelime
  24. 24 Beyaza Karışan Kırmızı3.418 kelime
  25. 25 Ormanın Karanlığında Kaybolan Çığlık5.564 kelime
  26. 26 Derine Gömülenler4.159 kelime
  27. 27 Aşkın İçinde Bir Uyarı Çalıyor4.093 kelime
  28. 28 Kanayan Kabuk2.844 kelime
  29. 29 Kan Bağı Değil, Yara Bağı3.821 kelime
  30. 30 Can Kırıkları3.245 kelime
  31. 31 Kaçış: Değişim zamanı1.840 kelime
  32. 32 Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş3.799 kelime
  33. 33 Sensizlikten Önce: Kaderin Mühürlendiği Gün3.417 kelime

Üzerimi değiştirip mutfağa geçtim. Cupcake yapmak istiyordum. Zaman kaybetmeden hemen harcı hazırlayıp, kalıplara dökerek fırına koydum. Çıkan bulaşıkları makineye dizip salona geçtim. Kek fırındayken, kalem kâğıt alıp kitabın özetini yazmaya çalıştım. Birkaç sayfa mahvettikten sonra bir sayfalık bir şeyler karaladım. Bu işte gerçekten berbattım.

Fırının içindekileri çıkarıp, diğer kalıpları koydum. Onlar da pişerken, buzdolabından beyaz çikolatayı aldım. Çikolatayı ambalajını açıp, tam eritecektim ki kapı çaldı.

Tam da erken gelmesi gereken kişi gelmişti. Büyük uğraşlar sonucu bana banan yardım etmesi için ikna etmiştim. Mutfağa geçtiğimizde “E ne yapacağım?” merakla sordu Alp.

Yarısına kadar suyla doldurduğum küçük tencereyi uzattım “Ocağa koy.” Aynı boydaki cam kâsenin içine çikolatayı parçalara ayırdım. Yanına kaşık koyup onu da uzattım “Karıştır.”

Ne yaptığımla ilgili hiçbir fikri olmağından, boş gözlerle bakıyordu. “Benmari usulü” açıklamak isterken, “Nasıl?” diye sorup hala boş gözlerini ocakta gezdirdi.

“Bön bön baktığın şey, çikolatayı eritmek için kullanılıyor.”

“Ben, ilk yemeğimi sevgilimle yaparım diye düşünürken, bununla reva mı?” ellerini havaya kaldırıp homurdandı.

Bir adım geriye gidip, alayla baştan aşağı süzdüm. “Hangi kız sana katlanır be? Benim sana on bir senedir katlanan. Kıymetimi bileceğine nankörlük ediyorsun. Ayıp, ayıp! Ayrıca bu tatlı, yemeği yine sevgilinle yaparsın.” cevapladım.

“Harbi lan! Biz on bir senedir arkadaşız. Hatırlıyor musun? İlk başta anlaşamazdık hiç. Kavga ederdik sürekli.” yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi. Onun da gözünde o yıllar canlanmıştı.

“Liseye geçtiğimizde de ilk aylar hep beraber takılır, kimseyle fazla iletişim kurmazdık.”

“Sen hala onun ekmeğini yiyorsun, kabul et. Ben yine bazen insan içine karışıyordum. Ama sen kasım kasım kasılıyordun. Öyle davranman kızlara da gizemli geliyordu. Hoodie ve kaykay da ayrı bir hava katıyordu.” Gizemli olan hep dikkat çekerdi. Ali sayesinde biz de deneyimlemiştik bu durumu.

“Havalı biri olmak çok zor.” sanırsın dünyaca ünlü biri de ünü artık yoruyor.

“Salak... Son bir kez karıştır, eğer eridiyse altını kapat.” Biz eskiyi yad ederken çikolata erimişti.

Fırındaki kekleri de çıkarmak isterken zil yine çaldı. Tepsiyi çıkarıp salona doğru ilerledim. “Hoş geldin.” Gelen Akel’di. Gözleri, giydiği haki renkteki kazakla aynı olmuştu. Bukalemun gibi neye baksa o renk oluyordu adam.

“Hoş buldum.” Dudağındaki yerini hiç terk etmeyen tebessümüyle içeri geçti. Salona geçtiğinde etrafa bakınırken, mutfağın konumu gereği ocağın başındaki Alp’i gördü. Birkaç saniyeliğine duraksadı. Kaşları çatılmıştı. Bir bana bir ona baktı. Hiçbir şey söylemeden koltuğa oturdu.

“Alp dışında kimse gelmedi mi?”

“Geldi. Ama hepsini sakladım.” alaycı tonla cevapladım. Sırf soru olsun diye sorulmuş bir soruydu.

“Bari misafirperverlik niyetine atar yapma.” sitem etti gülerek. Azıcık haklıydı.

“Kareen! Bir baksana! Eridi bu.” mutfaktan seslendi Alp.

“Geldim.” deyip mutfağa koştum. “Şefim, siz salona geçin. Bunları halledip geliyorum hemen.” ocağın altını kıstım. Alp salona geçince, ben de hemen soğumuş keklere sostan döktüm. Dolaptan büyük bir servis tabağı alarak, cupcake’leri içine koyup salona götürdüm.

İkisi de birbirlerine en uzak mesafede oturmuştu. Aralarındaki görünmez gerilimi hissediyordum. Alp, bakışlarını ona kilitlemiş, gözünü bile kırpmıyordu. Kendini beğenmiş tavırlarına o da gıcık oluyordu. Akel’in ise bakışları bendeydi. “Böyle maharetli olduğunu bilmiyordum.”

Cevap vermeden gereksiniminde bulunmadım. Tabağı sehpaya koyup “Ne içersiniz?” diye sordum.

“Su.” bakışları, hala üzerimdeyken dikkatimi toparlayamıyordum.

“Bana da su versene ya bir bardak. Ocağın sıcağıyla terledim resmen.” eliyle kendini serinletti Alp. Sanırsın düğün için yemek yaptı.

“Hemen geliyor.” diyerek, mutfaktan suları alıp getirdim.

Akel, dizlerinin üstünde duran kâğıdı uzattı “Özet.”

“Ben de bir şeyler karaladım demin. Diğerleri de gelsin bir şeyler yaparız. Zaten Yıldız da önceden okumuş kitabı. Alp de… Değil mi?” onay beklercesine Alp’e baktım.

“Hı hı.” göz kırparak onayladı. Bu kadar hızlı okumasını tek yolu, internetten sesli halini dinlemesiydi. Genelde okumaya sabrı yetmediği için sesli hallerini dinlerdi Bay Üşengeç.

Çok geçmeden Asi ve Yıldız da gelmişti. Beraber iki özeti de okuyup fikir yürüttük. Bizim kaçırdığımız yeni kısımlar eklendi. Alp, hepimizden daha yetenekliydi. Bir saatlik dinlemesine rağmen kitabı benimseyip, her kısmını kapsayan özet haline getirmişti. İlk günden ödevi bitirmiştik ve muhtemel kazan biz olacaktık. Aslında dersten çok muhabbet etmiştik. Akel, Asi ve Yıldız bir sohbet ediyordu. Konuşacakları birçok ortak noktaları vardı. Alp’le ben ise kendimizi daha arka plana çekiyorduk. Bizim hakkında konuştuğumuz konular genelde ikimizin anladığı şeyler oluyordu.

Akel’in ilgi odağı kızlardan çok bizdeydi. Sanki bir şeyler anlamak istercesine konuşmaları inceliyordu. Ancak bizim hayatımıza, diğerleri gibi yeni biri pek kolay giremezdi. Zaman alırdı bu. Tıpkı birbirimizin hayatına girmemiz de aylar almışken.

Kızlar gidince, beyleri de yolcu etmek için bahçeye çıktım. Akel, telefonu çaldığı için arka bahçeye arkasına geçerek konuştu. Alp yalnız bırakmak istememiş, önce onun gitmesini beklemişti.

“Merhabalar, gençler. Nasılsınız, Alp Beyciğim?” arabasından inip sordu ablam.

“Sizi gördük iyi olduk, Milay Hanımcığım. Sizler nasılsınız? Afiyettesiniz inşallah?” aynı onun gibi resmi ama bir o kadar da yayık bir stilde konuştu. Ablam, eliyle Alp’in saçlarını karıştırıp güldü. “Serseri.” O da Alp ile en az benim kadar iyi anlaşırdı.

Akel, telefonla konuşup yanımıza geldi. Ablam, şaşkın bir yüzle “Akel? Senin ne işin var burada?” gözlerini kırpıştırdı.

Akel’den önce davranıp kaşlarımı çattım. “Tanıyor musun?” memnuniyetsizçe sorduğuma Akel, ikimizin de sorusunu yanıtladı.

“Merhaba, Milay Abla. Karenlerin okuluna nakil oldum. Ödev için buradaydım.” sonra bana dönerek devam etti. “Abimle aynı yerde çalışıyorlar. Oradan tanıyor.”

“Kim?” ablama baktım. Kardeşini tanıyorsa yakın biri olmalıydı.

“Burak’ın kardeşi işte… Sana da bahsetmiştim ya hani.” onu gördüğüne memnun olmuşa benziyordu. Adamdaki şeytan tüyü bizim dışımızdaki herkeste işe yarıyordu.

“Sen adam akıllı birinden bahsetmiştin. Bu arkadaş biraz yapışkan biri sanki?” Akel’e bakıp suratımı ekşittim.

“Kareen!” misafir gittikleri evde çocuğu yaramazlık yapan anne gibi uyardı.

“Sorun değil, Milay Abla. Benim suçum. Yanlış zamanlamalarda konuştuk.” bana bakıp tekrar ablama döndü “Neyse, ben artık gideyim. İyi günler dilerim hepinize.” Adım atmaya yeltenmişti ki ablam, durdurarak lafa girdi.

“Nereye? Abin de birazdan gelecek zaten?”

“Abim ne alaka?” boş bakışlarla sordu.

“Yarına yetiştirmemiz gereken bir proje var. Ben de yemekten sonra yaparız diye, abini yemeğe davet etmiştim. Aslında sana da söylemesini istemiştim. Ama abin ödevin olduğu söylemişti. Meğer bizdeymişsin… O yüzden bizimle yemeğe kalır mısınız, Kaptan bey?” dedikten sonra Alp’e döndü “Tabii sen de Alp.”

Akel’den kalırım cevabını alınca Alp’ten de onay almak için baktı. “Abla, çok isterdim ama biraz işim var.”

Suratı düştü ama ısrar etmedi. Önemli bir işi olmadığı sürece bu teklife hayır demezdi. “O zaman bir dahaki sefere diyelim inşallah.”

“Akşama kadar dışarıda mı bekleyeceksiniz? Bak, Nurten teyze dikizlemeye başladı bile.” deminden beri kapı önü konuşmasını sonlandırmak adına konuştum.

“Haklısın. Hadi içeri geçelim.” ablam da mahallenin meraklı teyzelerinden pek haz etmezdi. Olanı biteni kaydedip, bizi anneme ispiyonluyorlardı. Ama annelerin bir tanesi Saba Sultan hepsinin ağzının payını güzelce veriyordu.

“Siz geçin içeri, geliyorum.” dediğimde, Alp ile vedalaşıp Akel’le beraber içeri girdi ablam.

“İstersen kalayım. Ablanlar çalışırken yalnız kalma şununla.” O da Akel’i pek sevememişti.

“Yok, git sen. Hem Efe gelecek, kaç yıldır görmüyorsun.” Yıllardır görmediği kuzeni gelmeseydi hiçbir kuvvet onu buradan uzaklaştıramazdı. Sevmemesinin yanı sıra kıskanmıştı da.

“Peki, kraliçem. En ufak bir problemde bir telefon uzağındayım, biliyorsun.” deyip hızlı adımlarla uzaklaştı. Bazen o kadar hızlı yürüyordu ki ona yetişmem için koşmam gerekiyordu.

İçeri girdiğimde kahkaha seslerini duydum. Belli ki ablamla arası iyiydi ya da bizim dışımızdaki herkesle. Onlara görünmeden aradan sıyrılarak, odama gitmek istiyordum. Ama maalesef görev başarısız. “Karen! Gelsene, ablam.” Komutuyla koltuğa geçip telefonu elime aldım. Kendimi zorla misafirliğe götürülmüş çocuk gibi hissediyordum. Anne ne zaman gideceğiz, dememek için kendimi zor tutuyordum.

Ablam, onları kahkahalara sürükleyen ancak bana hiç komik gelmeyen konuşmasına ara verip, yemek yapmaya mutfağa gitti. Bir sürede ikimizden de çıt çıkmadı. İşte aradığım sessizlik… Bu huzur dolu sessizliği bozan yine Akel olmuştu. “Muhabbetine de doyum olmuyor.” Hay düşüncemi eşekler tepsin! Millet şom ağızlı olurken ben şom düşünceliydim.

“Kaç saat konuştuk. Kelime dağarcığımın dibini sıyırıyorum artık.”

“Konuştuktan kastın, herhalde Alp’ten bahsediyorsun. Her fırsatta kahkaha tufanına sürükleniyordunuz.” Yerinde dikelip ciddileşti “Birbirinizi kaç yıldır tanıyorsunuz?”

“On bir yıl…” dudağımın kenarı kıvrılmıştı.

“İyiymiş. Peki ya Ali?” ciddiyeti koruyordu.

“Ali ne alaka?” Durduk yere neden sordu ki, diye işkillenmedim değil. Kimsenin anlamayacağı şeyi iki günde anlayacak değildi ya. Anlamış mıydı yoksa?

“Hiç. Öylesine. Anladığım kadarıyla sınıfta Alp’in en yakın olduğu kişi Ali. Belki onunla da uzun zamandır tanışıyorsunuz diye düşündüm.”

“Ben liseye geçince tanıdım. Ama ortaokuldayken Alp’le bir kaç kere tenis kursuna gitmişler. Oradan arkadaştılar… Peki ya sen nerden geldin? Niye okulun bitmesine bu birkaç ay kala okul değiştirdin?” gerçekten anlayamıyordum. Biz okuldan atılmayalım diye kırk takla atarken onun bu rahatlığı hayret ediciydi.

“Vaay! Büyük ilerleme! Benimle ilgili soru sordun.” küçük bir alkış yaptı.

“Öf tamam! Sormadım say. Boşuna yılışık demiyorum ki.” ikinci cümleyi daha kısık sesle söyledim. Azıcık da olsa nezaketimin kalmıştı.

“Ya tamam, tamam! Ne yapayım? Okula geldiğimden beri tersliyorsun. İnsan şaşırıyor.” diye toplamaya çalıştı. Bir tek sana böyle davranıyorsam demek ki suç sende. Değil mi ama?

“Her kafamı çevirdiğimde yanımda bittiğin için olabilir mi acaba?” kinayeyle gözlerimi devirdim.

“Yeni geldiğim için tanışmak istemiştim. Tamam, haklısın. Bayağı bir laubali tavırla yaklaştım.” duraksayıp, gülümsedi. “Olanları yok sayarak, tanışma olayına baştan başlasak.” Uzayacağı belli konuyu daha da uzatmamak adına kabul ettim. Boğazını temizleyerek, elini uzattı “Akel Ateş.”

Uzattığı elini sıkarak “Karen Arsal.” dedim, bu saçma şeyi bir an önce bitirmek adına.

“Tanıştığıma memnun oldum. Sorunun cevabına gelince, okulla aram hiç iyi değil. Beynim zaten bir şey öğrenmiyor, bari kalbim öğrensin, diye geldim.”

Kastettiği şeyi anlamamıştım. Kaşlarımı çatıp “Senin cümlelerin genelde de anlaşılmıyor mu yoksa ben mi anlamıyorum?” diye sordum. Onunla konuşurken bazen geri zekâlı gibi hissediyordum. Cümlelerinde hep gizlenen başka bir anlam vardı. Çözülmesi gereken şifreydi…

“Zamanla anlarsın, merak etme.” küçük bir tebessümle devam etti “Sınıftakilerden bahsetsene biraz. Nasıllar?” Vazgeçmeyecekti. Her biri hakkında birkaç şey anlattım. Soruyu soran oydu ama sanki cevabı umursamıyordu. İstediği başka bir şeydi. “Sen peki? Sen nasıl birisin?”

“İnsan kendinin nasıl biri olduğunu dürüstçe söyleyemez bence. Nasıl görmek istiyorsa öyle görür.” düşüncelerimi açıkladım.

“Felsefe seviyoruz sanki?”

“Biraz diyelim.”

“O zaman seni başkasında sorarı. Mesela...” düşünür gibi yapıp parmaklarını şıklattı. “Alp! Nasıl olsa en iyi tanıyan o.” imasını gizleme gereksimi bulmamıştı.

“Sormak serbest ama söyler mi bilmem.” Eğer böyle bir soru gelirse cevabının sana ne olacağından adım kadar emindim.

“Kızmayacaksan bir şey sorabilir miyim?” açık grileri koyulaştı. Çene kasları gerilmişti.

“Soruya bağlı.” omuz silktim. Kesin yine sinir edecek bir şey soracaktı.

“Alp ile aranızda bir şey mi var? Yani sürekli berabersiniz, öğlen de birlikte mutfaktaydınız. İşte ne bileyim ya?” cümlesini toparlamaya çalıştıkça batıyor. Üzerine vazife olmayan şeye burnunu sokuyordu. Cevap verecekken ablam mutfaktan seslenmişti.

“Geliyorum!” bağırıp mutfağa geçtim.

Masayı hazırlamam için çağırmıştı. İçinde birkaç tabak ve bardak olan tepsiyi elime tutuşturup salona gönderdi. Tabakları masaya dizerken “Yardım edeyim mi?” sordu.

Omuz silkerek “İstersen gel.” dedim. Çabuk bitmesi işime gelirdi.

“Hadi sen içeriden diğerlerini getir. Ben hallederim bunları.” diye komut verdi.

Masayı hazırlayıp koltuğa geçtik. Sofrayı hazırlarken sürekli gözleri üzerimdeydi. Büyük ihtimal deminki sorunun cevabını bekliyordu. Ablam, yanımıza geldiği için de tekrardan soramamıştı.

“Bitti mi ödeviniz?” ikimize de bakarak sordu.

“Bitti gibi.”

Akel “Ama birkaç kez daha üstünden geçmek gerek.” ekledi. Hazır olduğuna en çok o emindi oysa.

Yarım saat sonra Akel’in abisi Burak Abi de gelmişti. Uzun boylu, açık kumral, yakışıklı biriydi. Akel gibi gözleri renkli değildi. Önceden birçok kez geldiği için tanıyordum ben de. Çok komik ve iyi biriydi. Yemekten sonra ablamlar, projeyi yapmak için çalışma odasına, biz de koltuklara geçmiştik. Bana kalsa direkt odama giderdim ama Milay Sultanın kesin emri vardı. Çocuğu yalnız bırakıp odama gidemezmişim.

Kısa süreli huzurlu sessizliği bozan yine Akel oldu “Resim yarışmasına katılacak mısın?”

“Sen nereden biliyorsun katılmak istediğimi?” kimseye söylememiştim ki.

“Panonun önünde Ali’yle konuşurken, kapının yanındaydım ben de. Kulak misafiri oldum diyelim.”

“Katılmam büyük ihtimal.” cevabım onu şaşırtmıştı. Evet dememi bekliyordu muhtemelen.

“Niye katılmıyorsun?” merakla sordu.

“Çizimlerimden haberin bile yok. Neyini sorguluyorsun?” sesimi kontrol etmeye çalışsam da alay eder gibi çıkıyordu.

“Olmadığını nereden biliyorsun?” tek kaşını kaldırarak sordu. “İlk gün, sırana geldiğimde gördüm. Asi’den sorunca da o şaheserin sana ait olduğunu söyledi... Harika çizmiştin!”

Deminki sert ses tonumu daha yapıcı yaptım. “Teşekkürler. Ama kazanacak kadar güzel değil ve ben kazanamayacağım yarışmaya girmem.” Şimdiye kadar emin olmadığım hiçbir yarışmaya girmemiştim.

“Var mısın iddiasına?” meydan okurcasına bakan gri gözleri parladı.

“Ne iddiası?”

“Eğer yarışmaya katılıp kazanırsan… ki kazanacağını biliyorum. O zaman iddiayı ben kazanırım ama kaybedersen sen kazanırsın.”

“Bu nasıl iddia be? Paradoks gibi. Ben ikisinde de kaybedip ve kazanıyorum.”“İşte kazanacağını bildiğin kapışma gibi düşün. Eğer yarışı kaybedersen, iddiayı kazanırsın. Bilerek kötü çizmek yok, en iyisini çizeceksin.” Ortaya attığı sanki çok mantıklıymış gibi bir de uyarıyordu.

“Yok, ben cidden seni anlamıyorum. Zorlamaya gerek yok.” arkama yaslanarak söylendim. Beynimi böyle saçma bir şey daha fazla yoramazdım.

“Tabii bana karşı kaybetmekten korkuyorsan o başka.” zafer gülümsemesiyle yüzüne yayıldı.

Gaza gelmekten nefret ediyor ama meydan okumaları kabul etmeden de duramıyordum. “Korku kelimesi benim lügatimde bile yok. Kabul! Zaten her koşulda ikisinden birini kazanmış olacağım.” Bu sefer akıllandım diyorum ama yok. İlla başıma dert açacağım. Karasızlık deyince de ben.

“Göreceğiz... O zaman dozunu kaçırmadan istediğimiz bir şey yapmak diyelim iddiaya.” mutlu olduğunu görüyordum ama kaybedeceğinden daha haberi yoktu. Benim çizimlerinden kaç kat iyileri olacaktı.

“Makul.”

Ödülü belirlerken zil çaldı. Kimdi ki bu saate? Pek misafir gelmezdi. Bir gün içinde bu kadar fazla olunca, insan doğal olarak şaşıyordu tabii. Ayağa kalkıp bahçeye çıkarken “Bekle, yalnız çıkma. Ben de geleyim.” Akel arkadan seslendi. Bahçenin ışıkları yanmıyordu. Aslında güzel olurdu, hafiften tırsıyordum. Ama gerek yok deyip dik tuttuğum kuyruğumu indirmedim.

Beni dinlememiş geriden geliyordu. Bahçe kapısının önümde durup arkama baktığımda iki adımlık mesafede durduğunu gördüm. Geçen sene mahalledeki hırsızlık olayından sonra hava karardığında bu mahallede, hatta bahçede bile yalnız olmak huzursuz ediyordu. Arkamda Akel’i görmek güvende hissettirmişti. Bu duyguyu en son Alp’le hissetmiştim. Ne olursa olsun bana zarar gelmesine engel olandı o…

Işıklar yanmasa bile güçlükle gördüğüm şey, bunu destekleyen bakışlarıydı. Bu olaya fazla takıldığımı ve kapıdakinin ağaç olduğunu düşünüp kapıyı açtım. Herkesin gelmesini beklerdim ama onu değil…

Yorumlarınızı merakla bekliyorum💚

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

382okunma 225beğeni 23yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18