Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş
  1. 1 Karakterler10 kelime
  2. 2 Zamanın Sessiz Dokunuşu1.483 kelime
  3. 3 Sessizce Daralan Mesafe1.557 kelime
  4. 4 Duvardan Taşan Gölge2.214 kelime
  5. 5 Sayfalar Arasında Mutluluk1.709 kelime
  6. 6 Kaybettiğin Halde Kazanmak3.116 kelime
  7. 7 Yanlış Zamanda Doğan Doğru His1.921 kelime
  8. 8 Bir Yudumluk Çocukluk2.143 kelime
  9. 9 Söylenmeyenlerin Gürültüsü2.559 kelime
  10. 10 Denize Düşen Yılana Sarılır2.525 kelime
  11. 11 Aynı Yaranın İki Tarafı; Biri Bedende, Biri Kalpte3.669 kelime
  12. 12 İz Bırakan Anlar2.576 kelime
  13. 13 Yarım Kalmış Hisler1.700 kelime
  14. 14 Kapalı Kapılar Ardında2.339 kelime
  15. 15 İlk Düğümün Çözümü2.805 kelime
  16. 16 Ruhun Tanıdığı Yabancı3.668 kelime
  17. 17 Perde Kapanırken3.164 kelime
  18. 18 Kıskançlığın Gölgesinde Kalan Aşk3.277 kelime
  19. 19 En Çok Sevdiklerimiz Yaralar7.172 kelime
  20. 20 Duvarın Öteki Yüzü7.333 kelime
  21. 21 Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak5.140 kelime
  22. 22 Yutulan Kelimelerin Ağırlığı4.071 kelime
  23. 23 Birinin Öfkesi, Diğerinin Freniydi5.677 kelime
  24. 24 Beyaza Karışan Kırmızı3.418 kelime
  25. 25 Ormanın Karanlığında Kaybolan Çığlık5.564 kelime
  26. 26 Derine Gömülenler4.159 kelime
  27. 27 Aşkın İçinde Bir Uyarı Çalıyor4.093 kelime
  28. 28 Kanayan Kabuk2.844 kelime
  29. 29 Kan Bağı Değil, Yara Bağı3.821 kelime
  30. 30 Can Kırıkları3.245 kelime
  31. 31 Kaçış: Değişim zamanı1.840 kelime
  32. 32 Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş3.799 kelime · Okuduğun bölüm
  33. 33 Sensizlikten Önce: Kaderin Mühürlendiği Gün3.417 kelime

Kapının önündeydim, adımlarım geri geri gidiyordu. İki gündür kaçtığım yere kendi ayaklarımla gelmiştim. Hafta sonunu babamların yanında geçirmek iyi gelmişti. Sabah saat altı uçağıyla dönmüştüm. İki gün boyunca telefonumu kapalı tutmuş, Alp’le babamın telefonundan konuşmuştum.

Dersin başlamasına iki dakika vardı. Bahçede kimse yoktu, herkes sınıflara girmişti. Yok yazılmamak için adımlarımı hızlandırdım. Sınıf kapısında durup derin bir nefes aldım. İnşallah gelmemiştir.

Kapıyı açıp içeri girdim. Kimseyle göz teması kurmadan, sırama geçmek istedim ama bu imkânsızdı. Asi’yi kendi yerine yollayıp yanımdaki sandalyeye oturmuştu. Onun da bakışlarının hedefi bendim. Hemen ayağa kalktığında, cama yaslanan Alp’in yanına gittim.

“Günaydın, millet!” gereğin fazla coşkuyla söyledim.

“Günaydın, Karen Hanım. Bugün çok şıksınız!” Burak gözleriyle süzüp konuştu.

Canım yandığında dışarıya asla belli etmez, her zamankinden daha iyi görünmeye çalışırdım. Şimdi de okula gelmeden önce güzel bir makyaj yapıp, saçlarıma kırık fön çekmiştim. Perişan olabilirdim ama bunu, kimsenin bilmesine gerek yoktu.

“Her zamanki halim Burakçığım.” gülümsedim. Alp’e yanına geçiyordum ki bir el kolumdan tuttu.

“Konuşabilir miyiz biraz?” sesi çatallı, gözleri kan çanağına dönmüştü. Sakalları uzamış, saçı dağınıktı. Uykusuzdu da. Dudağında ve kaşında yara izi vardı. Kavga etmişti. Alp’in öldürücü bakışları, muhatabının kim olduğunu belli ediyordu. Ama bunların hiçbiri umurumda değildi.

“İşim var.” dedim kolumu çekerek. “Murat, bugün yer değiştirsek olur mu?”

Bakışlarının benden önce arkamdaki Akel’i buldu. Daha cevap veremeden kapı açıldı ve Aliye Hoca’nın sesi sınıfta duyuldu “Günaydın, çocuklar! Herkes yerlerine hadi!”

“Olur ama Ali, bugün yine yok. İstersen onun yerine de geçebilirsin.” Alp’in yanı boşsa asla başka yere oturmayacağımı bilirlerdi.

Başımı sallayıp Alp’in yanında oturdum. Belki burası da ona yakındı. Ama Alp’e ihtiyacım vardı. Konuşamasak bile sessizliğimizle iyi gelirdik.

Ders başlamıştı. Dinlemek yerine içindekileri susturmaya çalışıyordum. Onu görmek hiç iyi gelmemişti. İlk gördüğüm an burnumun direği sızlamış, ağlayacak gibi olmuştum. Ama engel olmuştum ya da artık akacak yaş kalmamıştı. Antalya’da her yalnız kaldığımda ağlamıştım.

Dersin yarısı bitmişti ki kapı çaldı. Nöbetçi öğrenci içeriye girdi “Merhaba, hocam. Orkun Hoca, Alp ve Karen’e tiyatro salonda yarım kalan işleri tamamlamasını söyledi.”

“Gidin, çocuklar. Ama sonra arkadaşlarınızdan ders notlarını almayı unutmayın.” onaylayınca ikimizde çıktık sınıftan.

“Karen, öncesinde Nermin Hoca bir yanıma uğrasın dedi. Tiyatroyla ilgili bir şey konuşacakmış sanırım. Geçen seneden kalma eşyaların olduğu odadaydı.” deyip gitti Emre.

“Sen git, ben de on dakikaya falan gelirim.” Alp’e deyip adımlarımı hızlandırdım.

“Geleyim mi ben de?” dönmeden başımı salladım. “Tamam, salondayım.”

Dediği sınıfa geldim ama kimse yoktu. Herhalde müdürün odasında işi uzun sürmüştü. Cam kenarına geçip, duvara yaslanarak dışarıyı seyrettim. Bir iki dakika sonra kapının sesini duydum. Kendime çeki düzen vererek arkamı döndüm.

“Git buradan! Şimdi Nermin Hoca gelecek!” bağırdım.

“Konuşmamız lazım. Günlerdir ulaşamıyorum sana, kafayı yiyeceğim! Beni anlamadan buradan hiçbir yere gitmiyorsun.” Akel, kapıyı kilitleyip anahtarı pantolonunun cebine koydu. Yine o yapmıştı, hoca falan çağırmamıştı. Aptal gibi inanmıştım.

“Konuşacak hiçbir şey yok! Aç şu kapıyı!” bağırdım. Onunla aynı ortamda olmak istemiyordum.

“Açmayacağım. Önce beni dinleyeceksin.” birkaç adımda azamızdaki mesafeyi kapattı. “Yalvarırım dinle beni! Görmüyor musun? Perişan haldeyim.” ona olan öfkemi daha da tetikliyordu.

“Beter ol!” bunu, o kıza onları yapmadan önce düşünecekti. Zavallı kendini kullanılmış hissetmiştir.

“Her şeyi baştan anlatmama izin ver.” kolumdan tuttu.

“Kaçtı o tren. Yalanlar ortaya çıktı, aşk bitti. Sen gram umurumda değilsin, benim tek üzüldüğüm şey, sana kanan aptal aklım. En büyük hatayı, beni hayal kırıklığına uğratacağını bile bile, senin gibi birine güvenmekle yaptım.” ona olan bakışlarım artık aşk değil, nefret barındırıyordu.

“Başta hiçbir şeyden haberim yoktu.” ayrı zırvalıkları duymak istemiyordum.

“Kızcağız almış ağzının payını, gizlemiş. Son aylara yaklaştıkça korkmuş belki de. Desteğini istemiş. Ama sen yine yüzüstü bırakmışsın. Ne biçim bir adamsın ya sen!” kolumu çekmek istedim ama diğerini de tuttu. Ona çekilmeyecektim. O, daha doğmamış çocuğa benimle aynı kaderi reva bilmişti.

“Yalan söylüyor lan! Yalan söylüyor! Elimi bile sürmedim ona!” sakin halinden uzaklaşıyordu. Ona inanmamam deli ediyordu.

“Kendin söyledin, sarhoştun. Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?” cevabını merak etmiyordum. Sadece yaptığı yanlışın farkına varmasını istiyordum.

“Ya sence hatırlamaz mıyım? Hem o kadar içmemiştim.”

“Hatırlıyor musun? Sarhoş olup bize geldiğinde de çok içmediğini söylemiştim. Ama bilinçsiz çok şey yaptın. Bazı şeyleri istemeden de yapabiliyorsun demek.” sakin kalma sırasını ben devralmıştım. Böyle daha kolay duygularımı saklayabiliyor ve umursamaz görünüyordum.

“Ama ne yaptığımı hatırlıyordum.” bir adım daha attı. Ayaklarımız birbirine değdiğinde geri adımladım. Ben gittikçe kolumu bırakmadan o da geldi.

“Bırak kolumu. Bana dokunmanı istemiyorum.” Sakinliğim beklediği şey değildi. Gözlerimin içine bakan grileri, her hücremde onu hissetmeme neden oluyordu.

“Bağır, çağır ama böyle davranma. Bir kere dinle, inanmazsan söz ispat etmek için elimden geleni yapacağım.” gözünden süzülen yaş sanki kor gibi benim yanağımdan aktı. Bu kadar nefret ederken nasıl hâlâ sevebiliyordum? Bir kalbe iki duygu fazlaydı.

“Anlatacakların gram umurumda değil. Ama bir an önce buradan gitmek istiyorum. O yüzden kısa kes.” asla vazgeçmeyecekti. Her an peşimde dolaşmasındansa bir kere bu işkenceyi çekip kurtulacaktım.

“Tamam, sevgilim.” elinin tersiyle gözlerini sildi. Kollarımdaki elleri gevşeyince hemen yanından çekildim. Ona uzaktaki sandalyeye oturdum. O da diğer ucunda oturup derin bir nefes aldı.

“Kaan’ın doğum gününe gitmiştik. Biraz alkol almıştım ama Asena benden çok içmişti. Durdurmak istesem de beni dinlemiyordu. Partiyi yarım bırakıp onu evine bıraktım. Gitmeme izin vermedi. Uyuyana kadar yanında durmamı istedi. Biraz kalırım, uyuyunca giderim, deyip kabul ettim. Ailesiyle yaşamıyordu, içki dokunursa yardım etmek istedim sadece.

Odasına götürdüm. Onu yatağına bırakıp koltuğa geçtim. Birkaç dakika geçmişti ki kâbus görmeye, annesini sayıklamaya başladı. Sakinleşmesi için yanına gittim. Sayıklayarak elimi tutup uyumaya devam etti. Sarhoş olduğum için ben de sızmıştım. Yani aramızda hiçbir şey olmadı.

Sonra işte bitirmek istedim. Takıntılı biriydi, nereye gitsem takip ediyordu. Son kez konuşmak istemiştim o gün de. Ne dediysem bir bahane buluyordu. Sonunda da hamile olduğunu söyledi. İlk duyduğumda direksiyonun hâkimiyetini kaybettim. Kontrolü elime alınca, bu sefer ona inanmadığım için sinirlendi. Bizi sevmiyorsan kimseyi sevemeyeceksin, deyip direksiyonu kırdı ve sonrasını biliyorsun.

Ambulansta çok az kendisine gelmiş. Hamile olduğunu ama kimseye bu konu hakkında bilgi vermemeleri için yalvarmış. Onun ve benim dışımda kimsenin haberi yoktu. Bana kaybettiğini söyletmiş. Geçenler de karşıma çıktı işte. Yemin ederim, elimi bile sürmedim.”

Uzun uzun anlatırken bir kere bile bölmedim. Anlattıkları haklı olduğunu kanıtlamazdı. Gerçi doğru söyleyip söylemediği konusu da şüpheliydi.

“Tek bir soru.” dedim sonunda. “Onun yatağında mı uyandın?” İnanmak için minicik bir umuda ihtiyacım vardı. Ama sessizliği her şeyi açıklıyordu. Buna rağmen yalan söylüyor diyebilecek kadar pislikti. “Ben de öyle düşünmüştüm. Şimdi kapıyı aç ve gitmeme izin ver.” kapının karşında dikildim.

“Karen, ba—”

“Dinle dedin, dinledim. Varlığın midemi bulandırıyor… Yapma, sen yanımdayken iyileşemiyorum.” deminden beri tuttuğum gözyaşlarım benden bağımsız aktı. Elini uzatırken geri çekilmek istedim ama yapamadım. Bir güç beni olduğum yere sabitlemiş, kıpırdamama engel olmuştu. Kalbim, aklımı çelmiş gibi görünse de vicdanım, suçsuz bir bebeğin gözyaşları üzerine kurulan bir mutluluğu asla kabul etmezdi.

“En kısa sürede kanıtlayacağım ve gözünden akan her damlanın hesabını soracağım, sevgilim.” gerçekten buna inanıyordu. Kararlıydı ama ispatlayacak bir şey yoktu.

“İstemiyorum. Sana beni bırakma diyordum ya hep. Ben senden vazgeçtim. Bırak artık, ben gittim senden. Her şey bitti, ayrıldık biz.” gözlerimi sertçe sildim.

Anahtarı cebinden çıkarıp kapıyı açtı. “Unutma! Sen, benim âşık olduğum tek kadınsın. Senden asla vazgeçmeyeceğim. Çok yakında her şeyi ispatlayacağım.” kapının önünden çekildi.

Koridorda yürürken yaklaşan Alp’i gördüm. “Kızım, neredesin sen? Ne söyledi hoca bu kadar?” bıkkınlıkla sordu. Beklemekten sıkılıp gelmişti. Daha konuşamadan hıçkırık kaçtı dudaklarımdan. Neye uğradığını şaşırarak birkaç saniye öylece bakakaldı. Sonra toparlanıp “Ne oldu lan? Ne dedim ben şimdi?” kendisinin ağlattığını düşünmüştü.

Ağlamamı düzene sokmaya çalışarak “Tamam, iyiyim. Duygu boşalması yaşadım sadece… Gidelim mi buradan?” kesik kesik dedim.

“Durduk yere ney—?” arkamda bir yere kilitlenip yürüdü. “Tabii ya. O şerefsizden başka kim ağlatabilir ki seni!”

Arkamı döndüğümde bize taraf gelen Akel’i gördüm. Hızlı adımlarla önüne geçip “Alp! Hadi, abi. Gidelim.” dedim telaşla. Okulda kavga ederse kimse kurtaramazdı. Kesin atılırdı.

“Benim küçük bir işim var. Sen git, ben halledip geleceğim.” bir an bile gözlerini ondan almıyordu.

“Kavga, dövüş istemiyorum. Lütfen!” sesim yine ağlamaklı çıktığı için bakışları beni bulmuştu.

“Seni ağlatacak, ben de eyvallah çekeceğim, öyle mi? En başında söylemiştim, seni üzerse belasını s— Daha akıllanmamış ki hâlâ peşinde koşabiliyor!” küçümseyen bakışları tekrar Akel’e buldu.

Akel, tek kelime etmeden sadece bana bakıyordu. Normalde bu laflar karşısında ortalığı ayağa kaldırırdı. Ya hak ettiğini düşünüyordu ya da içimin soğuyacağını. Ama ikisi de değildi. Ne benim içim soğurdu ne de o bir dayakla kapatılabilirdi. Eğer hallolsaydı bunu Alp’e bırakmazdım.

“Değmez… Hadi gidelim.” Akel’e dönüp “Defol git sen de!” diye bağırdım.

Grilerindeki hayal kırıklığı o kadar tanıdıktı ki. Birkaç gün önce ben de aynı durumdaydım. Başını öne eğip uzaklaştı. Suskunluğu, en yüksek bağrışlardan daha ağırdı.

Peşinden gitmek istese de izin vermedim. “Sana ihtiyacım var… Olmuyor, yapamıyorum. Toparlanamıyorum! Güçlüymüş gibi görünmek çok zor. Kendimi kandıramıyorum.” Hıçkırıklarımı durduramadım.

“Şşşt! Tamam, güzelim. Ben yanındayım. Biliyorum, canın yanıyor ama bu da geçecek. Birlikte atlatacağız.” sarılıp sakinleştirmeye çalıştı. “Gel, üste çıkalım biraz.”

Neredeyse kimsenin uğramadığı çatıya çıktık. Kim sessiz, sakin ortam isterse çıkıp kafa dinlerdi. Şimdi de sıra bizdeydi. Ama benim dinlemeye değil, içindekileri susturmaya ihtiyacım vardı.

“Anlat hadi. Senden de dinlemek istiyorum.” elini omzuma atıp sordu. Ona da söylemişti.

“Niye kavga ettiniz? Önce onu söyle.” Akel’in yüzündeki yaralar onun eseriydi.

“Sana ulaşamadığı için bana geldi, nerede olduğunu sordu. Sonra olaylar gelişti, kavga ettik işte.”

Nasıl anlatacağımı bilmiyordum ki. Gökyüzüne baktım güç toplamak için. Derin nefes alıp her şeyi anlattım. Hiç bölmeden bir de benden dinlemişti. Sinirden çenesi gerilmiş, elleri çoktan yumruk olmuştu. Sessiz kalmıştı. Bu durumda nasıl teselli verilirdi ki?

“Özür dilerim, yanında olamadığım için özür dilerim… Gözünden akan yaşların hepsini ödeteceğim o şerefsize.” burun delikleri büyümüş, dişleri gıcırdıyordu.

“Hiçbir şey yapmıyorsun. Artık hayatımızda olmasını istemiyorum. Onu görmek kalbimi paramparça ediyor. Nefret ediyorum ondan… Ama bunca şeye rağmen…” getiremedim ardını.

“Hâlâ çok seviyorsun.” Hep beni benden daha iyi anlayandı. “Aşk iki günde geçecek bir his değil. Canın yansa da, ondan nefret etsen de aşkında gram azalma olmaz. Ama bazı şeyler de asla affedilmez.”

“Sevmiyordum ki onu. Niye alıştırdı kendine? Yanında huzur bulduğum kişi, şimdi huzurumu kaçırıyor. Bu sevgi artık zarar veriyor.” Konuşmak, derdimi anlatmak az da olsa hafifletmişti.

“Çünkü en çok istediğin şeye sahipti. Seni anlıyordu.” anlık duraksayıp devam etti. “Senin için en önemli olan şey hep anlayış olmuştu. Onu anlatırken asla öyle romantik, böyle yakışıklı demedin. Hep çok anlayışlı diye tanımladın. Hayatında büyük bir alanı kaplayan kişinin boşluğunu hissetmen ve bunun, seni paramparça etmesi çok doğal. Ama kimse vazgeçilmez değil. Her insan unutulur, herkes yeniden hayata tutunur. Başta geçmeyecek gibi gelse de her acı bir gün biter. Unutma. Güzel şeyler, kaldırımı delip filizlenen çiçek gibidir. Zor olsa da yeniden doğmayı başarır.” Yine her zamanki Alp’ten uzak, daha olgun davranıyordu. Konu aşk olunca içindeki filozof merhaba diyordu.

“Keşke sadece aşkta değil, diğer konularda da hep böyle olgun olsan.” burnumu çekip güldüm. Başa çıkamıyorsan dalga geç tekniğine başvurdum yine.

“O zaman tadı kalmaz hayatın. Akıllı olmak akıl işi değil.” o da eşlik etti bana.

“Hak vermem için ilk önce dediğin cümleyi idrak etmem gerekiyor.” ayağa kalkıp elimi uzattım. “Bu kadar ağlamak yeter. Biraz duvar boyayalım.” Karalar bağlayıp, kendimi daha kötü ruh haline itemezdim.

“İşte sahalarda görmek istediğimiz Karen Arsal!” elimi tutup ayağa kalktı. İkimiz de rol yaptığımı biliyorduk. “Bak ne diyorum? Huysuz cüceyi, Orkun Hoca’ya benzetelim. Ne diyorsun?” asla rahat durmayacaktı. Okuldan mezun olmadan atılmayı kafasına koymuştu.

“Yürü diyorum.” kolundan tutup çekiştirdim.

Tiyatro salonuna indiğimizde, bizimkiler de gelmişti. Yüzüme kocaman sahte bir gülümseme yerleştirdim. Provalar yavaştan başlamıştı. Rollerin hepsi geçen seneki öğrencilere verilmişti. Prens rolüyse Nermin Hoca’nın ricası üzerine gelen Kuzey’e verilmişti. Zaten tiyatro ve oyunculuk okuyordu, bu konuda hepimizden iyiydi. Geriye bir tek benim rolüm kalmıştı. Emin değildim. Kafamı dağıtmak için iyi bir kaçış olabilirdi ama kendimi tam verebileceğimi sanmıyordum.

“Karen. Verdin mi kararını, kızım?” sordu Nermin Hoca.

“Nasıl yani? Cevabın olumsuz olma ihtimali de mi var? Oynamazsan valla ben de olmam.” salona giriş yapan Kuzey, ünlü bir oyuncu edasıyla rest çekti. Çok özlemiştim onu. Hoca olmasaydı sarılırdım.

Uzun boylu, sarışın, sportif vücutlu biriydi. Tiyatro dönemlerinde birlikte epey vakit geçirmiş, sonraysa çok yakın arkadaş olmuştuk. Alp, ben ve Kuzey çok eğlenirdik. Oyunculuğa hep ilgisi olduğundan bizimle provalar yapardı.

Benden önce orta sıralarda oturan Akel’in sesi duyuldu. “Yavaşşş!” Hâlâ ayrıldığımızı anlamıyordu. Ki ayrılmasaydık bile eğer istediysem kabul ederdim.

“Verdim, hocam. Varım!” gözlerinin içine baka baka dedim. Kim oluyordu da bana karışma hakkını kendinde buluyordu.

“Şahane! Eski günleri çok özlemiştim.” geniş gülümsemesini yerleştirdi yüzüne. Yanıma gelip “Eski günlerdeki gibi benimle oyunları mahveder misin, Yeşil gözlü cadı?” sordu. İlk kez provada birebir tanışmıştık. İsmimi bilmediği için Yeşil gözlü diye seslenmişti, sonra öğrense bile çoğu zaman bunu kullanırdı. Cadı ise Senin gözlerin cadıya daha çok uyuyor, dediği içindi. Başta bunun hesabını sorsam da sonra kulağa eğlenceli geldiği için ses etmemiştim. Tabii ben de bir lakap bulmayı ihmal etmemiştim.

“Eğer seni oyunculuktan soğutmayacaksam neden olmasın?” gülümseyip teklifini kabul ettim. Bazı bakışlar benim ve Akel’in üzerinde gitti geldi. Çoğu kişi, ikinci Ali vakasının yaşanıp yaşanmayacağını düşünüyordu kesin.

“İstirham ederim, efendim.” deyip yaklaştı. “Çaktırma, bu sözü geçen hafta öğrendim.” küçük bir kahkaha attı.

“Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp, Kuzeyin Güneyi?” bu da benim ona taktığım lakaptı. İsminin aksine çok sıcakkanlı olduğu için böyle seslenirdim.

Arkam dönülü olsa da Akel’in gelişini sert adımlarından hissetmiştim. Tam yanımızda durup “Hoş geldin, birader. Hayırdır? Kulaklarla ilgili bir sorun mu var böyle kızın dibine girmişsin?” sinirini bastırmak isteyen gülüşüyle sordu. Ya sen kim oluyorsun be adam?

“İstediği yerde durur. Sana mı kaldı?”

“Bir sorun mu var, Karen?” bakışları, adının hakkını vererek buz kesti. Onun da Alp gibi korumacı yönü vardı.

“Eski ve bitmiş bir mesele.” Akel’in gözlerinin içine baktım. Artık karışmasını istemiyordum. Peşimi bıraksın. Bıraksın ki Asena’ya gitsin.

“Gelsene benimle biraz.” nazikçe koluma uzandı ama Kuzey araya girdi.

“Hayırdır, birader?” kaşlarını çattı. Bu ton onu daha da tetikledi.

“Asıl sana hayırdır? İzin verirsen sevgilimle konuşacağım.” dişlerinin arasından dedi. Kıskanınca nasıl birine dönüştüğüne ne yazık ki yakinen şahit olmuştum.

“Eski sevgili!” dedim net bir sesle. Konuşulacak her şeyi konuştuk.” kolumu çekip Kuzey’e döndüm. “Alp’in yanına gidelim mi?”

Alp, uzaktan izleyip durum analizi yapıyordu, daha doğrusu hasar tespiti. Müdahale etmemesinin esas nedeni Akel’e olan tavrıma bakmaktı. Aşk mı mantık mı kazanacaktı bilmiyordu. Şimdiye kadar asla bu ikilemde kalmamıştım. Cevap gayet netti. Aşkım, asla mantığımın ve nefretimin önüne geçmezdi.

“Karen!” seslenişi aldırmadan Alp’ın yanına gittim. Umursamaz rolünü iyi yapıyordum bence.

“Yarım kalmış bir şeyler var sanki?” eğilip kulağıma fısıldadı. Alp’e dönüp “Kardeşim? Görüyorum ki rahat batmış, aşk işlerine girmişsiniz.” gülerek takıldı. Geçen sene iki yıllık sevgilisi tarafından aldatıldığını öğrendiğinde darmadağın olmuştu. Hem de en yakın arkadaşıyla aldatmıştı. O zamandan beri tövbeliydi bu işlere.

“Hiç girme o konuya. Daha kabuk bağlamadı.” kaşlarını yukarı kaldırıp başını salladı. Tabii daha iki gün önce bittiğini bilmiyordu.

“Anladım. E anlatın bakalım neler yaptınız konuşmayalı?” konuyu değiştirmek istedi. Görüşemesek de sık sık konuşurduk ama bir aydır o bile yoktu.

“Ne yapalım? Seneye lise seçmeye çalışıyoruz.” dedi Alp.

“Lise değil, oğlum. Üniversite.” yanlış söylediğimi düşünüp, dalga geçerek düzeltti.

“Yok, abi. Bu puanla ben anca liseyi kazanabilirim. İşte bizim liseyi mi yoksa başka liseyi mi seçsem ona karar veremiyorum.” ağlanacak halimize güldüm. Acilen toparlanmam gerekliydi.

“Hileye hurdaya çalışan aklını azıcık derslerine kullansan şimdiye okul birincisiydin.” başını iki yana sallayıp güldü.

“Asıl sen anlat. Alışabildin mi oraya?” biz onsuzluğa hiç alışamamıştık, gözüm hep onun arardı.

“Başta zorlanıyordum ama sonra alıştım.” Onun da notları pek iç açıcı değildi. Sola dönüp “Şu arkadaş bakışlarını üzerimden çekmezse maraz çıkar.” homurdandı.

Arkaya dönünce marazın ta kendisiyle karşılaştım. Kuzey’i kıskanıyordu. Yakışıklı, karizmatik, zeki biriydi. Kıskançlığıyla okula nam salmış birinin normal karşılamasını beklemek aptallık olurdu.

“Görmezden gelsen olmaz mı? Valla olay kotamı doldurdum. Almıyor artık kafam.”

Kavga etmeye kalksalar çoğu kişi karışacaktı bu meseleye. En çok da ben… Zaten okulda görmeye bile dayamazken bir de kavgasını ayıramazdım.

“Senin için bir seferlik. Ama devam ederse söz veremiyorum.” sakin görünümün altında öfkeli bir adam vardı. Alp’le karıştığımız kavgalarda sayının eşit olmamasına rağmen dalmış, birkaç kişiyi haşat etmişti. Kavga etmeyi sevmezdi ama sinirlendi mi de gözü bir şey görmüyordu.

“Sonra özel olarak ilgileneceğiz, merak etme.”

Al birini vur ötekine. Hangisi lafımı dinlerdi ki? Sadece o dinlerdi beni. Bu iki keçiye karşı bari Akel sakin kalsaydı.

“Bugün boyaydı, provaydı derken ders olmayacak gibi görünüyor. Siz sohbet ededurun, geliyorum ben.” gitmeye yeltenirken Alp durdurdu.

“Gerek yok, ben hallederim.” nereye gittiğimi anlamıştı bile.

“Sen onu durduramazsın. Geçen oyundaki gibi bir şey olsun istemiyorum.” deyip yanlarından ayrıldım. Kapıya doğru ilerlerken, bakışlarıyla bir an peşimi bırakmayan Akel’e bakıp başımla gel dedim.

Yanımda yürümüyordu, birkaç adım gerimdeydi. Kimsenin olmadığı bir sınıf arıyordum. İlerdeki laboratuara girdim. Kapıyı açıp bırakıp gelmesini bekledim.

“Karen, ben—” elimi kaldırıp durdurdum. O değil ben konuşacaktım.

“Hayatıma ve arkadaşlarıma karışma! Kiminle istersem konuşurum. İnsanlara tip tip bakmayı kes!” ben hayatımdan çıkarmak isterken o, daha da dâhil olmanın peşindeydi.

“ Sana olan bakışlarını beğenmedim.” kendini savunmaya geçti.

“Fikirlerin zerre umurumda değil! Düşüncelerini kendine sakla. Kuzey dâhil kimseye karışma hakkını kendinde bulma.” konuşma benim için bitmişti. Söyleyeceklerimi söyleyip, uyarımı yapmıştım.

“Güzelim, yalvarırım yapma böyle. Sana ispatlama izin ver. Sadece biraz zamana ihtiyacım var. Lütfen!” birkaç adımda aradaki mesafeyi kapattı. Eskiden huzur bulduğum kokusu artık burnumu yakıyordu.

“Daha fazla gözümde küçülme. Bana yalanlar söyleyeceğine, git kızına sahip çık. Bir bebek daha sevgisiz büyümesin.” belki de o şeyleri yaşamasaydım bu kadar tepki vermezdim. O çocuğun nasıl büyüyeceğini tahmin edebiliyordum. Benim yine belirli bir yaşa kadar hiçbir şeyden haberim olmadı. Ama o çocuk baba sevgisi nedir bilmeyecekti. Babasına nefret eden yarım bir kız olacaktı…

“Sence ben böyle bir adam mıyım? Ben sana evlenelim derken, başka bir çocuğu yüzüstü bırakabilir miyim? Böyle aşağılık bir adam mıyım gerçekten?” öyle bir baktı ki kalbim sızladı. Keşke haklı olsaydın. O kadar çok isterdim ki sana inanmayı.

“Neyse ne. Ben diyeceğimi dedim. Seni ne yanımda ne de çevremde istiyorum.” yanından uzaklaştım. Niye ağrıyordu kalbim? Doğru olanı yaparsam içimin rahatlatması gerekmiyor muydu? Günlerdir bu yaş niye dinmiyordu? Bu son dedikçe daha da şiddetleniyordu.

“Karen…” sesi titremişti seslenirken. Niye yapıyordu bunu bize? İkimize de acı çektirmekten başka bir şey yapmıyordu. Dönme! Sakın dönme! Artık arkana değil, önüne bak!

Dönmemek için kendimle savaş verdim ancak yine ona kaybetmiştim. Kafamı çevirip gözlerine baktım. Bu hikâyenin başından beri kaybeden tarafı bendim. Ona, aşka teslim olmuştum.

“Gitme…” elini uzattı tutmam için. Yapmadım, benden uzaklaşırsa ona dönecekti. Eninde sonunda kabullenecekti. Ama ben yanında olur, elini tutarsam beni kaybetmemek için asla Asena’yı görmeyecekti.

“Ben senden çoktan gittim.” hızlı adımlarla uzaklaştım.

“Bok vardı âşık olacak! Senin neyine âşık olmak? Müstahak sana, aptal Karen!” kendime homurdanarak koridorda yürüdüm.

“İnanır mısın ben de aynısını söylemiştim? Tek fark, benimkiler artı on sekizdi.” arkadan ses gelince irkildim birden.

Gözyaşlarımı silip, derin bir nefes aldım. “İnanırım… Peki sen nasıl unuttun? Benim canım çok yanıyor, oğlum.” Kuzey’den çekinmezdim. Aile dışında her şeyimi bilirdi.

Kısa bir süreliğine uzaklara daldı. “Unutmadım. Sadece kendi içimde affettim. Onlara olan nefretimin içine hapsolduğumu anladığım an azat ettim kendimi. Onların yükünü daha fazla taşıyamazdım. Zamanla nefretim, aşkım gibi yanıp kül oldu. Tek iyi tarafı artık aşka karşı körleşiyorsun. Kimse kolay kolay canını yakamıyor.”

“Sütten ağzı yanan, yoğurda tövbe edermiş, diyorsun yani.” burnumu çekip gülmeye başladım.

“Aynen öyle, Yeşil gözlü cadı. Şimdi kalbin, onu affetmek için bahaneler türetiyor. Ama zamanla geçecek, daha doğrusu onsuzluğa alışacaksın.” Elini omzuma atıp “O yüzden gelip provalara katılıyorsun. Bizim sahnemiz az olabilir ama herkesin beklediği sahne olduğunu unutma. Şu okulda kaç kişi onu öpmem için gönüllü olarak elmayı yer bir düşün bence.” özgüven abidesi pis pis sırıttı. Tamam, yakışıklı olabilirdi ama artık gözümüze de sokamazdı!

“O elmayı kafana yemek istemiyorsan yürü, Kuzey!” gülüp salona doğru yürüdüm.

“Emredersiniz, Elmacı güzeli.” deliydi bu çocuk. İlginç bir şekilde ağlayan yüzümde gülümseme olmuştu. Bu huyunu çok seviyordum.

Salona girdiğimizde “Burak hâlâ takık mı bana?” gülerek sordu. Burak’ın yürüdüğü kızların çoğu Kuzey’den hoşlanıyordu. Bu da tabii beyefendinin işine gelmiyor, içten içe kuruluyordu çocuğa.

Senden sonra rekor denemesini bozacak biri geldi, diyemediğim için “Eskisi kadar değil. İşleri büyüttü artık okul dışına çalışıyor.” dedim. Bu huyunu hiç sevmiyordum. Günün birinde gerçekten âşık olduğunda, şimdiki yanlışları ayağına dolanacaktı. Bu işleri bıraksa bile geçmişi onun peşini bırakmayacaktı.

“Alt sınıf konuşurken duydum. Seninkiyle Ali birbirine girmiş. Sıradaki de benmişim.” ciddi başlayıp sonra küçük bir kahkaha attı. Vücut olarak Akel daha hacimli olabilirdi. Ama Kuzey uzundu. Akel’den daha uzun nadir insanlardandı. Yanında prenses değil de cücelerden biri gibi duruyordum.

“Kıskaçlığından delirse bile bir şey yapmaz artık. Artık hiçbir şeyim değil.” benim lafımı dinlerdi. Hiçbir zaman karşı gelmemişti.

“O da mı aldattı?” onun da yarası aynı yerdendi.

“Dolaylı yoldan evet… Bence kandırmak da aldatmaktır.” Nadiren doğrudan soru sorardı ama asla devamını getirmezdi. Anlatıp anlatmamayı sana bırakırdı.

“Her yalan söyleyen aldatmaz. Bazen kaybetmemek için susar insan.”

“Bazı yalanlar sadece iki kişiyi etkilemez. Çok istesen de affedemezsin.” onu affetmek için binlerce bahane uydurmuştum. Ama beynim hepsini çürütmüştü. Kalbim kabul edemese de kazanan aklımdı.

“Karen, gelsenize buraya! Kıyafetlere bakacağız.” salonun diğer ucundan bağırdı Asi.

“Hadi, Kuzeyin Güneyi. Okul sahneleri seni özledi.” koluna girip çocukların yanına gittik.

Nefretimle sevgim harp halindeydi, ezilense ben oluyordum. Ne yapacaktım? Birkaç aya yüzünü bile görmeyecektim. Nasıl dayanacaktım? Unutmak niye zordu? Onu her gün görmeye dayanamazdım ki görmesem de özlerdim. Aklımsa Asena’daydı. Hastaneden çıkmıştır belki de. Nasıldı acaba şimdi? Ağlıyor muydu yine ya da beni daha tanımadan nefret ediyor muydu?

Asi’nin yanına gidip “Kraliçem? Bir anlaşma yapabiliriz bence. Elmaya falan hiç gerek yok. Kim uğraşacak prensle falan. Trafiğe falan takılır şimdi, boşa zaman gitmesin.” anlaşma teklif ettim. Prens ve prensesleri çocukluktan beri hiç sevmezdim. Kadınlar, hep kurtarılmaya ihtiyaç duyan zavallılar gibi gösteriliyordu. Neymiş, efendim? Prens gelip güya kahramanlıklar yaparak kurtaracaktı. Pabucumun prensi!

“Maalesef, hayatım. O zaman hayatının aşkıyla karşılaşamazsın.” bilge bir tavırla cevapladı. Aşkla tanışmak isteyen kimdi acaba? Tanıştık da başımız göğe mi erdi? Acı içindi kıvranıyoruz.

“Kötülük içinize işlemiş, kraliçem. Yazık!” gülüp minik dekor eve taraf bir adım attım. Beyaz ve kırmızıdan oluşan ev, huzuru anımsatıyordu.

“Hiç yakıştıramadım, Pamukçuğum. İnsan hiç üvey annesine öyle der mi?”

“Kızlar, ne yapıyorsunuz?” yanımıza gelen Burak sordu.

“Üvey anneciğimi ikna etmeye çalışıyorum.” gülerek cevapladım. Bu zamanlarda her şeye gülerdim. Kimseye belli etmemek için duygularımı kendime bile itiraf edemezdim.

“Bana da taktik versene. C sınıfındaki Suna’yı tavlayamıyorum. Ne yaptıysam pas vermiyor.”

Dekor elmalardan birini alıp kafasına attım. “Lan tavlamak ne hayvan? Oyuncağın mı kızlar senin? Öküz herif!” hiç bu tarz tepkiler vermezdim. Akel’in yaptıklarından sonra artık eskisi kadar anlayışlı değildim. Kimsenin duygularıyla oynanılmasını kabul etmiyordum.

“Ne yaptım ya ben? Böyle tepki vermezdin ki sen?” afallamıştı.

“Kimsenin duygularıyla oynama, oğlum işte. Yazık.” burnum sızlamış, gözyaşlarıma ramak kalmıştı.

İç çekip “İnanmayacaksın ama bu sefer diğerleri gibi değil. Âşık oldum galiba. Hem aylardır yanımda birini gördün mü?” savundu kendisini. Bir konuda haklıydı. Yanında kimseyi görmüyorduk. Birini etkilemek isterken bile başkasıyla takılırdı.

“Ben bu müesseseye olan inancımı kaybettim.” aklıma meşhur olan o replik gelmişti. Eski sevgili derken ayrıldığımızı duymuştular. Asi’nin sormak istediğini hissediyordum ama doğru zamanı bekliyordu.

“Hadi be, Karen! Senin aran iyi onunla. Yap bir kıyak.” yavru köpek bakışlarının gönderdi.

“İşim olmaz… Bahçedeyim, biraz hava alacağım.” yanlarından ayrılıp bahçeye çıktım.

Hava bozmuş, simsiyah bulutlar her yeri sarmıştı. Basket sahasının önündeki banka oturup bulutları seyrettim. Hafiften çiseliyordu. Evine gittiğim gün gelmişti aklıma. Ne çok şey yaşamıştık o gün? Beraber yağmurun altında ıslanmış, film seyretmiş, ailelerimizin bir kısmına yakalanmış ve geceyi aynı odada geçirmiştik. Asena’yı suçlu bulmuştum o gün, kendi lehine olan şeyleri anlatmıştı. Belki o gün gerçeği söyleseydi şimdiki kadar yakmazdı içimi. Gün geçtikçe daha da bağlanmazdım ona. Ama o, kendi mutluluğu için bencil olmayı seçti. Beni sevdiğini söylerken, aslında kendini düşünüp her şeyi gizlemişti. Ben şimdi, sevdiğim adamın yokluğuyla değil, yalanlarıyla üşüyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

229okunma 107beğeni 9yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18