Can Kırıkları

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: Can Kırıkları
  1. 1 Karakterler10 kelime
  2. 2 Zamanın Sessiz Dokunuşu1.483 kelime
  3. 3 Sessizce Daralan Mesafe1.557 kelime
  4. 4 Duvardan Taşan Gölge2.214 kelime
  5. 5 Sayfalar Arasında Mutluluk1.709 kelime
  6. 6 Kaybettiğin Halde Kazanmak3.116 kelime
  7. 7 Yanlış Zamanda Doğan Doğru His1.921 kelime
  8. 8 Bir Yudumluk Çocukluk2.143 kelime
  9. 9 Söylenmeyenlerin Gürültüsü2.559 kelime
  10. 10 Denize Düşen Yılana Sarılır2.525 kelime
  11. 11 Aynı Yaranın İki Tarafı; Biri Bedende, Biri Kalpte3.669 kelime
  12. 12 İz Bırakan Anlar2.576 kelime
  13. 13 Yarım Kalmış Hisler1.700 kelime
  14. 14 Kapalı Kapılar Ardında2.339 kelime
  15. 15 İlk Düğümün Çözümü2.805 kelime
  16. 16 Ruhun Tanıdığı Yabancı3.668 kelime
  17. 17 Perde Kapanırken3.164 kelime
  18. 18 Kıskançlığın Gölgesinde Kalan Aşk3.277 kelime
  19. 19 En Çok Sevdiklerimiz Yaralar7.172 kelime
  20. 20 Duvarın Öteki Yüzü7.333 kelime
  21. 21 Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak5.140 kelime
  22. 22 Yutulan Kelimelerin Ağırlığı4.071 kelime
  23. 23 Birinin Öfkesi, Diğerinin Freniydi5.677 kelime
  24. 24 Beyaza Karışan Kırmızı3.418 kelime
  25. 25 Ormanın Karanlığında Kaybolan Çığlık5.564 kelime
  26. 26 Derine Gömülenler4.159 kelime
  27. 27 Aşkın İçinde Bir Uyarı Çalıyor4.093 kelime
  28. 28 Kanayan Kabuk2.844 kelime
  29. 29 Kan Bağı Değil, Yara Bağı3.821 kelime
  30. 30 Can Kırıkları3.245 kelime · Okuduğun bölüm
  31. 31 Kaçış: Değişim zamanı1.840 kelime
  32. 32 Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş3.799 kelime
  33. 33 Sensizlikten Önce: Kaderin Mühürlendiği Gün3.417 kelime

Hastaneye vardığımızda Akel’in sanki ayakları geri geri gidiyordu. Ali yüzünden olduğunu düşünüp ses etmedim. İçeri girdiğimizde etrafa bakındım. Yolda aradığımda ikinci katta olduklarını söylemişti. Merdivenlerdeyken koridorun solunda bekleyen gözü yaşlı Semiha Teyze’yi gördüm. Hemen yanına koştuk. Sandalyeye çökmüş, içli içli ağlıyordu.

Bizi görünce ayağa kalktı. Hızlı adımlarla aradaki mesafeyi kapatıp “Mehmet Amca nasıl? Bir şey dedi mi doktor?” sordum gözlerim dolarak.

“Kimse bir şey söylemiyor, kızım. Kalbinin ağrısı şiddetlenince doktoru aradık. Kalp krizinden şüpheleniyordu… Alp nerede? Seninle gelmedi mi?” gözleriyle etrafı aradı.

“Geliyor, yolda. Biz duyunca seni yalnız bırakmayalım, dedik.” açıklama yaparken Akel, “Merhaba, teyzecim. Geçmiş olsun.” birkaç adım yaklaşıp dedi.

“Sağ olasın, evladım. Sen de Alp’in arkadaşı mısın?”

“Evet, okuldan arkadaşıyım. Siz kendinizi daha fazla yormayın. Gelin, şöyle oturun.” kolundan tutup oturmasına yardımcı oldu. Semiha Teyze’yi en son Alp hastanedeyken böyle perişan görmüştüm. O zaman da ağlamaktan gözleri şişmiş, bakışları kederliydi.

Akel, “Siz oturun, ben su alıp geliyorum.” kulağıma fısıldayıp gitti.

“Üzülme sen. Mehmet Amca’m güçlüdür. Bir şey olmaz ona.” sarılıp teselli etmek istedim. Ama bugün yaşananlar yüzünden pek başarılı değildim. Neye üzüleceğimi şaşırdım valla. Ben de insanım ya!

“Ona bir şey olursa ben ne yaparım, kızım? Elli yıldır her anımız birlikte geçti. O giderse ben nasıl dayanırım?” bir hıçkırık koptu dudaklarından. Birbirlerine çok düşündüler. Bunca yıla rağmen ilk günkü gibi severlerdi. Her şeyi unutan Mehmet Amca, tek bir özel günü unutmazdı. Hediyesini, çiçeğini alıp karısının yanına gelirdi. Aşka olan umudumu biraz da onlara borçluydum.

“Karen!” gür bir ses yankılandı koridorda. Alp’in sesiydi bu. Koşarak gelip “Ne oldu? Nesi var? Niye ağlıyorsun, babaanne?” korkuyla peş peşe sordu.

“Sakin ol! Daha bir şey söylemediler. Kalbinin ağrısı şiddetlenmiş. Hastaneye gelin, demiş doktor. İyi olacak, merak etme.” kalp krizini söyleyemedim. Perişan haldeyken yapamadım.

Girilmez yazan kapıyı yumrukladı. “Birileri haber versin lan! Durumu nasıl dedemin?”

Kolundan tutup uzaklaştırdım. “Senin güçlü olman lazım! Babaannenin halini görmüyor musun? Onun yanında güçlü olmalısın. Eğer kızıp bağıracaksan da burada değil!” sevdiklerine bir şey olduğunda ağlayan tiplerden değildi. Öfkesi kabarır, her şeyi kırıp dökerdi. Ama bu sefer olmazdı. Önce toparlaması gereken biri vardı. Ona, hiçbirimiz Alp kadar iyi gelemezdi.

“Bilmiyorsun lan, bilmiyorsun! Benim yüzümden…” sesi çatallandı. “Kadını belki tanıyordur diye onunla konuşmaya gitmiştim. Babamı, onu suçladım. Benim yüzümde can çekişiyor.” gözünden bir damla yaş süzüldü.

“Senin bir suçun yok. Asıl suçlu benim. Onu bulmanı istemeseydim dedenle konuşmazdın.” tüm olaylarda olduğu gibi yine kendimi öne atıyordum. Artık gerçekten mi suçluyum yoksa kendimi günah keçisi çıkarmaya alıştım mı bilemiyordum. Kendimi suçlamak kolay ama bedelleri ağırdı. Her olayda kendimden biraz daha uzaklaşıyordum.

“Sen bu hikâyenin suçlusu değil, mağdurusun.” canı yanarken bile beni kendimden koruyordu.

“Biraz bahçeye çıkmak ister misin?” hastanede duramazdı, duvarlar üstüne üstüne gelirdi.

“Babaannemi yalnız bırakamam, perişan halde.” Ağır adımlarla gidip Semiha Teyze’nin yanına oturdu. Dudaklarından hiçbir kelime dökülmedi ama gözleri de susmuyordu. Çoğu kişi ne dediğini anlamazdı belki. Ama bizim için tek bir bakış bile yeterliydi. İçinden kendisine belalar okuduğunu görüyordum. Babaannesi, onu şefkat dolu kollarının altına alınca, küçük bir çocuk gibi başını dizine koydu.

“Merhaba… İyi misin?” sordu Ali çekinerek. “Gözlerin yine kıpkırmızı.”

Okulda aramızda birkaç santim vardı ama sanki kilometrelerce uzaktaydık. Böyle olmak canımı sıkıyordu. Bazen arkadaşlığını özlüyordum. Ama artık imkânsızdı.

“İyi olmak bu günlerde zor. Sen nasılsın?” duvara yaslandım.

“İyi olmaya çalışıyorum.” Onun da canı sıkkındı. Hepimizin aklı Mehmet Amca’daydı.

Akel’in gerilmiş çene kaslarıyla bize doğru geldiğini görünce, olası bir patlamayı önlemek için yanına gittim. Poşetten bir su alıp, Semiha teyzeye verdi. Elleri titreyerek birkaç yudum içti.

“Eğer kalmak istemezsen anlarım.” kulağına fısıldadım.

“Sorun çıkarmak gibi bir niyetim yok, merak etme.” elini omzuma attı. Bu hallerini çok seviyordum. Kıskançlığına rağmen kendini tutuyordu. Tiyatro olayı yaşanmasaydı ona karşı tutumu bu kadar sert olmayacaktı. Birlikte konuştuğumuzu gördüğünde bile anlayışla karşılamıştı. Ama o olay ipleri iyice germişti.

“Buradan çıktığımızda anlatmaya devam edeceksin.” Bir sürü şey yaşanmıştık ama hâlâ aklımın bir köşesini kurcalıyordu. “Ben bir elimi, üzümü yıkayıp geleceğim.” bir iki adım atmıştım ki peşimden geldi.

“Ben de geleyim seninle.” Sesi fazla çıkmıştı. Telaşlı görünüyordu.

“Gerek yok, kendim giderim.”

Bu katın lavabosu arızalıymış. Üst kata çıkmak zorunda kalmıştım. Lavaboya girdiğim hastane önlüğüyle ağlayan genç bir kadın vardı. Benden birkaç yaş büyüktü ama hamileydi.

Yanına gidip “İyi misiniz?” diye sorunca birden yerinden sıçradı.

Birkaç saniye şaşkınlık ve korkuyla yüzüme baktı. “Kusura bakma. Girdiğini fark etmedim.”

“Önemli değil. İyi misin?” Derin bir nefes alıp ağlamasını düzene soktu.

“İyiyim, teşekkür ederim. Hormonlar insanı biraz fazla duygusallaştırıyor.” güçlülükle gülmeye çalıştı. Hastanede kalan biri için fazla bakımlıydı. Ağlarken göz makyajı biraz aksa da genel durumu fena değildi. Saçlarıysa şimdi fönlenmiş gibi dümdüzdü.

“İstersen odana kadar yardım edeyim.” yalnız bırakmak istememiştim.

“Çok iyi olur aslında.” elini karnının üstüne koyup “Biraz kritik bir dönemden geçiyoruz. Sancılar çok sık oluyor.” paytak birkaç adım attı. Koluna girip koridorda ilerledik.
“Kaç aylık?”

“Bu hafta sekize gireceğiz.” biraz soluklanmak için durdu. Sanırım yine sancısı tutmuştu.

“Allah analı babalı büyütsün.” tebessüm ettim.

“Ana kısmı doğru ama baba kısmı muamma…”

İstemsizce “Nasıl yani?” diye sormuş bulumdum. Sana ne kızım? Niye soruyorsun?

“Babası bebeği istemiyor.” deyip ağlamaya başladı. “Sancılarımın artmasının sebebi de o. Onun yüzünden ailem de bana sırt çevirdi.” hıçkırarak ağladı.

Elini tutup “Tamam, sakin ol. Bak, bebeğini düşün. Sen ağladıkça o da üzülüyor. Bebeğin için güçlü olmalısın.” sakinleştirmeye çalıştım. Zavallı kızcağız, hem bebeğinin babası hem de ailesi tarafından yalnız bırakılmıştı. Belki de konuşacak kimsesi olmadığından hiç tanımadığı birine, bana kendisini açmıştı.

“Ya yapamazsam? Ya iyi bir anne olamazsam?” ağlaması şiddetlenince ilerideki sandalyeye oturması için yardım ettim.

“Elinden geleni yapacağına eminim. Kötü şeylerle zihnini bulandırma. Hem babasının da hatasını anlayacağına eminim.” kötü bir günün ardında teselli vermek, daha doğrusu verememek çok zordu. Bugün niye sürekli teselli veriyordum. Asıl ihtiyacı olan bendim. Ama kimse görmüyordu.

“Gelmez. Evli değiliz biz. Başkasına âşık, kız bırakmadığı sürece asla gelmez. Bebeğimi babasız büyütmek istemiyorum. Diğer çocuklar babalarına koşarken benim kızım, baba sevgisinden mahrum olsum istemiyorum.” Gerçekten durumu kötüydü. Anlıyordum onu, daha doğrusu çocuğunu. Nasıl sorunlar yaşayacağını tahmin edebiliyordum. Sevilmeye layık olmadığını düşünecek ve içinde nefretle büyüyecekti.

“Çok üzgünüm. Ama bence kızına sahip çıkacak. İnsan çocuğunu görmeden duramaz ki.” dediğime inanmasam da onu rahatlatmaya çalıştım. Çünkü gelmiyordular, umularında bile olmuyordun.

“Keşke… Benim de babamla aram iyi değildi pek. Kendisini çok az gördüm. Aynı şeyi kızımın da yaşamasını istemiyorum.” dolmuş gözlerinden yaşlar süzüldü. Düşünmek istemesem de aklıma bir soruyu getirtmişti. Acaba o da beni bırakmak istememiş olabilir miydi? Kafamı iki yana sallayıp def ettim bu düşünceleri. İstemeyen bırakmazdı. Bu kadar basit.

“Düşünme şimdi bunları. Sen bebeğinle ilgilen. Anne karnında o da hissediyor, ağladığını anlıyor.”

“Kusura bakma, dertlerimle senin de başını ağrıttım. Hormonlar yüzünden sürekli ağlıyorum. Konuşacak kimsem olmadığı için birden dilim çözüldü.” ağaya kalkıp mahcubiyetini belirtti.

“Özür dilemene gerek yok. İnsan, tanımadığı biriyle daha rahat konuşur.” ben de kalkıp gülümsedim.

“Şimdi daha iyiyim, kendim gidebilirim. Çok teşekkür ederim.”

“Rica ederim. Kendine ve bebeğine iyi bak.” Gülümseyip yavaş adımlarla ilerideki odaya girdi.

Bazen isyan ettiğimde, karşıma öyle hayatlar çıkıyor ki yeniden hayatımda olan insanlar için şükrediyordum. Kim bilir kızcağız ne umutlarla başlamıştı ilişkisine, hamile olduğunda ne kadar sevinmişti. Ama şimdi terk edilmiş ve sevdiği adam, bir başka kadına gitmişti. Acaba sevgilisinin, bir kadını hamile bir halde yüzüstü bıraktığını biliyor muydu? Gitmesi için terk eder miydi?

“Zaten düşünecek yeteri kadar derdim vardı, bu da diğer yandan geldi.” elimi yüzümü yıkayıp alt kata indim. Alp, duvarın dibinde yere çöküp dizlerini kendisine çekmişti. Ağlamıyordu ama gözleri günlerce uykusuz kalmış gibi kıpkırmızıydı.

Akel ve Ali’yse birbirlerine en uzak mesafede durmuş, delici bakışlar gönderiyordu. En ufak bir şey yaparsa ona olan tavrımın ne denli değişeceğinden haberdardı.

İlk Akel’in yanına gittim. Beni gördüğünde kaşlarını çattı. “Niye geciktin? Bir sorun yok, değil mi?”

“Sonra anlatırım. Ben bir Alp’e bakayım.” Alp’in yanında gidip oturdum.

“Bir haber yok mu hâlâ?”

“Bir hemşire çıktı. Birazdan doktor bey bilgilendirecek, dedi gitti. Düşünen yok, dışarıdakiler perişan durumdalar. Canımdan can gidiyor sanki. Yapamıyorum.” Ailesinden çok babaannesi ve dedesiyle vakit geçirmişti. Dedesineyse çok düşkündü. Asla Alp’e kızmaz, ne istediyse yapardı.

“İyi olacak. Yine iyileşip Semiha Sultan’dan izin koparman için sana yardım edecek.” güçle gülmeye çalıştım. Bir şey yapmak istediğimizde dedesi tam destekçimizdi. Ama babaannesi her şeye evhamlanırdı.

“İnşallah… Sen Akel’i buradan götür. Ali’yle deminden beri birbirlerini dövecekmiş gibi bakıyorlar. Geldiği için de benim adımdan teşekkür et.” Dışarıdan bakıldığında hiç iç açıcı bir manzara değildi.

“Boş ver şimdi bunları. Akel, yanlış bir şey yapmaz.” bana söz vermişti ve o sözlerini hep tutmuştu.

“Yine de gözün üstünde olsun.” kafasını geriye yasladı. Yavaş bir ritimle başını ileri geri hareket ettirerek, duvara değdirip çekiyordu.

Yarım saat sonra orta yaşlı kadın bir doktor çıktı. Hemen ayaklanıp, hepimiz doktorun önüne dikildik? “Durumu nasıl, kızım? İyi mi?” sordu cılız sesiyle Semiha Teyze.

“Dedem nasıl? Görebilir miyiz?” heyecanı sesine yansıyordu.

“Merak etmeyin, hastamızın durumu gayet iyi. Ağrısı yüzünde krizden şüphelenmiştik ama belirtiler bizi kandırmış. Strese dayalı spazm, kalbinde sorun yok.” gülümseyerek iyi haberi verip gitti.

Hepimiz koca bir oh çektik. Bugün nihayet güzel bir haber alabilmiştik. Semiha Teyze Allah’a şükranlarını sunarken, Alp’e sıkıca sarıldım. “Gördün mü? Ne dedim sana? İyi olacak demedim mi?” sevinçle bağırdım. “Mehmet Amca’m güçlüdür.”

“Çok korktum lan!” gözlerinin içi parlıyordu. Uzun zamandır bu kadar sevindiğini görmemiştim. Solundaki Akel’e dönüp “Teşekkür ederim geldiğin, beklediğin için.” elini uzattı. Başta Ali’nin burada olduğu için beklediğini düşünmüştüm. Ama gerçekten Alp’i önemsiyordu.

“Teşekküre gerek yok, önemli olan dedenin sağlığı.” uzattığı elini sıkıp başını eğdi.

“Eyvallah.” biraz uzakta duran Ali’nin yanına gidip sarıldı. “Dedem iyiymiş, oğlum!” En yakın erkek arkadaşı Ali ve Kuzey’di. Benden kalan zamanlarda sürekli Ali’yle takılırdı. Belki her şeyi paylaşmaz ama kardeşi gibi görürdü. Kuzey, şehir dışında üniversite kazandığı için çok sık görüşemezdik. Her fırsat bulduğumuzda telefonla haberleşirdik. Acaba Akel onu da kıskanır mıydı? Araları nasıl olurdu?

“İstersen sen git. İyiymiş durumu çok şükür.”

“Birlikte çıkarız. Hem zaten konuşacaklarımız var.” Ben de konuşmak istiyordum. Ama burası ne yeri ne de zamanıydı.

“Hastaneden çıkınca konuşuruz. Şimdi bir üst kata çıkmam gerek.” az önceki genç kadın gözümün önünden gitmiyordu. Nasıldı acaba şimdi? Yaşadığın zorluğun üstesinde gelebilecek miydi? Adını bile sormayı unutmuştum. Gözlerinde korku aklımda kalmıştı sadece.

Deminki rahat tavrı yerini huzursuz bir gerginliğe bırakmıştı. Elini nereye koyacağını bilmeyerek “Ne işin var ki üstte?” sordu.

“Genç hamile bir kadın ağlıyordu. Nasıl olduğunu merak ettim.” gitmek isterken kolumdan tuttu.

“Ta-tanıyor musun? Yani… niye ağlıyormuş? Bir şey dedi mi?” bir şeyler anlamak ister gibi başını yana eğdi. Rahat görünmeye çalışsa da hareketleri onu ele veriyordu.

“Tanımıyorum. Ama izin verirsen gitmek istiyorum.” kolumu çektiğim an yeniden yakaladı.

“Kantin de biraz konuşalım mı? Gerçekleri anlatmak istiyorum. Benden duy.” Gerçekler. Kelimenin ağırlığı altında ezildim.

“Tamam, nasıl olduğunu öğrendikten sonra konuşuruz.” yanından geçip gittim.

Günlerdir duymak için can atarken şu an biraz zaman kazanmak için üst kata çıkıyordum. Yaşanan şeyler çok ağırdı. Bitti demeden yeni bir şey oluyordu.

Merdivenlere benden önce ulaşıp “Gitme! Önce beni dinle.” dedi. Sesi çaresiz, gözleriyse yalvarırcasına bakıyordu. Anlaşılan konuşmadan çıkamayacaktım.

“Tamam. Sen kantine in, ben de Alp’e haber verip geliyorum.” pes edip dediğini yaptım.

Alp’e doğru adımlarken daha ben çağırmadan geldi. “Şu ikisi ayrı tutmak için Akel’i kantine götürüyorum. Gitsin yanına geleceğim. Bir haber falan verirlerse ara beni.”

“Bekleme sen de, git. Herkes için çok zor bir gündü. Hem iyiymiş dedem. Birazdan gitmek istiyorum diye tutturur.” elini omzuma koydu. “Bu arada sizde söyleyemedim ama bana sırt çevirmediğin için teşekkür ederim.” buruk tebessüm sardı yüzünü. Bana anlatmadığı için ondan vazgeçeceğimi düşünmüştü.

“Başta çok öfkelendim, kabul ediyorum. Ama ben de senin yerinde olsam aynı şeyi yapardım. Ayrıca ben, kimse için sana yüz çevirmem. Yazanın da amacı buydu zaten. Üzülmemi istiyor… Kardeşimsin sen benim, kimse aramıza giremez.” Kardeş… bugün o kelime hiç hoşuma gitmiyordu. Ne düşüneceğimi şaşırtıyordu. Kardeş olmamız iyi miydi yoksa kötü müydü bilemiyordum.

“Salaklar ittifakını kimse bozamaz!” güçlükle tebessüm ederek sloganımızı söyledi.

“Aynen öyle! Şimdi Ali’yi yalnız bırakma, ayıp oluyor çocuğa. Geleceğim ben de birazdan.”

Yanından ayrılıp kantine gittim. Ayaklarım geri geri gidiyordu. En baştaki masada oturmuş, bacağını kontrolsüzce sallıyor, ellerini birbirine kenetlemiş, tırnaklarını etine batırıyordu. Gergindi.

Sandalyeyi çekip oturdum. “Anlatmakta zorlandığın şey, senden ayıracak kadar büyük bir şey mi? O yüzden mi çekiniyorsun?” hayır cevabını bekledim. Ama cevaptan daha ağır sessizle karşılık verdi.

“Sonuna kadar dinleyeceğine söz veriyor musun?” bu duymayı istediğim şey değildi. Başımı sallayınca derin bir nefes aldı. “O gün sadece bana âşık olduğunu değil… hamile olduğunu da söylemişti. Hatırlamıyor olabilirim ama yemin ederim aramızda hiçbir olmadı.”

Zaman durdu. Yanlış duymuştum, değil mi? Hamile dememişti. Olamazdı, yapmazdı ki… İnsan sevdiği adamın ağzından böyle bir kelimeyi kabul edemiyor, beyin reddediyordu.

Sırtındaki yük kaza değildi, bir çocuktu. Peki ya ne olmuştu? Kazadan kurtulmayı başarmış mıydı? Tepki veremiyordum. Gitmek istiyordum ama yapamıyordum. Konuşmayı bile unutmuş gibiydim.

“Kazada kaybettiğini duydum. Ailesiyle arası iyi değildi pek. Hastaneye de gelmemişlerdi. Hiçbir şeyden haberleri yoktu. Herkesten uzaklaşıp İzmir’e gitmişti. Aylardır oradaydı. Kimseyle görüşmüyordu.

Geçenlerde birden karşıma çıktı. Yalan söyledim, çocuğa bir şey olmadı, dedi. Ona mani olurum, diye gizlemiş… Benden değil! Yemin ederim aramız hiçbir şey geçmedi. Sarhoş olabilirdim ama öyle bir şeyi unutacak kadar değildim.”

Tek kelime edemeden ayağa kalkıp gitmek istedim. Ama bacaklarım beni dinlemiyordu. Hayal kırıklığındandı bu sessizliğim. Bağırıp öfkemi kusmak istedim ama her şey boğazıma düğümlendi. Sendeleyerek birkaç adım atmıştım ki kolumdan tuttu.

“Karen, dinle beni! Lütfen!” panikle dedi.

Niye konuşamıyordum? Kelimeler boğazımdan çıkmıyordu. Bağırmak istedim ama bulamadım. Kolumu ondan kurtarıp tüm gücümle koştum. Nefes alamıyor gibiydim. Temiz havaya ihtiyacım vardı.

Belki de ne diyeceğimi bilmemiştim. Ya da artık hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini fark etmiştim. Canım çok acıyordu. Yaşadığım şeyleri hak etmiyordum.

Ardımdan seslenerek koşturdu. Hastanenin dışına çıktığımda ciğerlerimi yanıyordu. Derin bir nefes aldım. Sanki içime hava değil de can kırıkları doluyordu. Olmuyordu, aklımı toparlayamıyordum. Göğsüm sıkışırken yine kolumu yakalamıştı.

“Bağır, çağır ama kurban olayım susma!”

Şoku atlatamıyordum. Kendimi zorlayarak tek bir kelime edebildim. “Bırak!” Bağırmamıştım ama boğazım yanıyordu. Tepedeyken de böyle bakmıştı, kaybetmekten korkuyordu.

“Sessiz kalma! Bir şey söyle!” yalvarırcasına gözlerime baktı.

Var gücümle göğsünden ittim. “Ne söyleyeceğim ya! Ne dememi bekliyorsun? Kız hamile. Hamile! Nasıl tepki vermemi bekliyorsun?” ilk şoku atlatıp konuşabilmiştim sonunda.

“Yalan söylüyor. Takıntılı o kız.” Bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrar ediyordu. “Dün de rahatsızlanan oydu. Bizimkileri de sen çağırdın hatta. İnanmıyorsan onlara sor Asena’yı.”

“Kız kim bilir kaç aylık hamile, Allah’ın cezası! Neyin yalanı? Ben üst kattaki kıza üzülüp yanında olmak isterken, benim sevgilim o şerefsizin yaptığını yapmış. Hamile bırakıp inkâr etmi—” bir dakika. Dün hastaneye gitmesi, bugün buraya geldiğindeki davranışı, hamile kızdan bahsedince gerilip birden anlatmak istemesi… Asena’ydı değil mi? Üzüldüğüm, sevgilisine belalar okuduğum kadın Asena’ydı.

“Allah belanı versin. Kızcağızı nasıl orada perişan halde bırakabiliyorsun? Ya o bebeğin geleceğini görmüyor musun? Benim halimi görmüyor musun? Ömrüm boyunca kimsenin sevgisine layık görmedim kendimi. Anne babasının sevmediği kızı kimse sevmez, dedim hep! Nefret ettim onlardan. Şimdi sen de onlar gibi yapıyorsun!” yine gözyaşlarımı tutamamıştım. Ağlayarak bağırıyordum. Bir çocuk daha bu karanlığın içine atılıyordu ve bunu sevdiğim adam yapıyordu.

“Sen dünyanın en saf sevgisine layıksın. Onların yaptığı şeylerden kendini sorumlu tutmayı bırak!” ben ne diyordum o ne diyor?

“Sence şu an sorun bu mu? Onlardan bir farkın yok! Anlamıyor musun? O kız, hastanede yalnız başına bir köşede ağlarken, sen benim yanımda gülemezsen! Beni salak yerine koyamazsın!” ellerimi saçlarıma geçirip çektim. Ondan nefret ediyordum.

“Yalan söylüyor. Ona elimi bile sürmedim. Değil onunla, kimseyle aramda o tarz bir şey olmadı.” ona inanmam için çırpınıyordu.

“Senden nefret ediyorum! Senin gibi birine âşık olduğum için kendimden de nefret ediyorum. Bir daha sakın karşıma çıkma! Bitti! Az da olsa adamsan git, sahip çık. Kızı olacakmış, yüz üstü bırakma onu.” arkamı döndüğümde önüme geçti. Artık çok geçti. Benim için bu defter hiç açılmamak üzere kapatılmıştı.

“Gitme! Beni bırakma! Yalvarırım inan bana. Bağır, çağır gerekirse ağzımı burnumu kır ama yalvarırım beni kendinle cezalandırma.” gözünden akan yaş canımı yakmamıştı. Ben, bu yaşları tüm gün dökmüştüm. Öfkem gözümü kör ediyordu. Ondan, onunla olan her anımdan nefret ediyordum.

“Defol git hayatımdan!” göğsümden ittim, bırakmadı ama ben onu çoktan bırakmıştım.

“Keşke hiç karşıma çıkmasaydın, hiç tanımasaydım seni…” güçsüz sesimle söyledim. Ona kendimden bile çok güvenmiştim ben. Bağlanmaktan, beni bırakmasından korksam da yine kapılmıştım. Ama onu bırakan bendim. En çok korktuğum şeyi, bana yaptırmak zorunda bırakmıştı.

“Sevgilim… Ne olur anlatmama izin ver. İspatlayabilirim.” göğsüne aldığı yumrukları önemsemeden konuşmaya devam ediyordu.

Sertçe kolumu kurtarıp “Bir daha sakın karşıma çıkma!” yolcu bırakmak için hastanenin önünde yanaşan taksiye koştum. Arkamdan seslenmelerine aldırış etmeden, hızlıca binip kapıyı kilitledim.

“Hemen gidelim lütfen.” hıçkırıklarım arasından dedim. Kapıyı açmam için camı yumrukluyordu.

“Bir sorun mu var, hanımefendi?” arkaya dönüp Akel’e baktı.

“Sorun yok. Sadece hemen buradan gitmek istiyorum.” Beni bulamayacağı bir yere gitmeliydim. Aklıma sadece tek bir yer geliyordu.

Taksiden indiğimde saat on ikiye geliyordu. İnatla aradığı için telefonumu kapatmıştım. Ağır adımlarla yürüdüm. Deponun her yeri karanlıktı. Kendisinin cılız aydınlatması vardı ama genelde lambalarla desteklerdik. Bu sefer sadece kendi ışığı vardı.

Buraya, genelde mutlu olduğumuzda gelirdik. Bu ruh halindeyken sığınağımız hep tepe olurdu. Alp yanımda olur, sessizliğiyle destek olurdu. Bu sefer onu arayamazdım. Dedesinin ona, onun dedesine ihtiyacı vardı. Şimdiye kadar en çok hep benim problemlerime koştururdu. En ufak üzüntümde yanımda olurdu. Ama ben yanında olamadım. Hastanede olmam gerekirdi, kardeşimi yalnız bırakmamalıydım. Ama kendi dertlerimle ilgilenmekten beni buraya sürüklemişti. Onun da arkadaşlığını hak etmiyordum.

Bir köşeye geçip oturdum. Burası da bana onu hatırlatıyordu. Işıklar, sürprizler, kahkahalar… Yerimden fırlayıp, boyaları zulaladığımız yerden beyaz spreyi aldım. Yarı böldüğümüz duvara baktım. Alp haklıydı. Eğer ki fikrin değişirse beyaza boyarız, demişti. Onun, benim hayallerimde işi yoktu.

Boyumun yettiği yerden boyamaya başladım. Her fıs, bir anıyı silmeye çalışıyordu. Duvar temizlenirken kalbim kirleniyordu. Gözyaşlarım da benden bıkmıştı. Hıçkırıyorum ama yaş akmıyordu.

Ayak sesleri duyunca Akel sandım. “Defol git buradan, Akel!” bağırdım öfkeyle. Sesleri yaklaşmaya devam ediyordu. Arkamı dönüp “Karşıma çık—” bağırdığımda onu beklemiyordum. “A-Ali?”

“Buraya gelmiştim. Seni yalnız görünce, iyi olup olmadığını sormak istedim. Eğer rahatsız ediyorsam gidebilirim?” çekingen adımlarla yaklaştı.

“İyiyim, sadece biraz rahatlamak istiyordum. Biliyorsun bugün yorucu bir gündü.” gözlerim kum dolmuş gibi yanarken tebessüm etmeye çalıştım.

“Kavga mı ettiniz?” keşke sadece kavga edecek bir durum olsaydı.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Ayrıldık desem ümitlenebilirdi. “Boş ver. Konuşmak istemiyorum.” omuz silktim. Verebileceğim en iyi cevap buydu.

“Nasıl istersen. Ama hâlâ arkadaşın olduğumu unutma. Ne zaman konuşmak istersen yanımda olduğumu bil.” bu durum hoşuna gitmemişti. Aksine ağladığım için o da üzülmüştü.

“Teşekkür ederim… Mehmet Amca nasıl oldu?”

“Eve gideceğim tutturunca kimse engel olamadı. Evde gözetim altında tutmak şartıyla taburcu edildi. Biz de dağıldık. O tepeye gitti, ben de buraya. Seni orada bulacağını söylemişti.”

Alp oraya gittiyse Akel’le karşılaşabilir. Kesin kavga çıkardı. “Bir şey rica edebilir miyim senden?”

“ Ne istersen.”

“Alp’i arayıp evde olduğumu ve bu gece oraya gitmemesini söylesen? Ben arasam ağladığımı sesimden anlar.” ve de sorguya çekerdi.

“Tamam.” niye diye sormadı. Telefonunu cebinden çıkarıp aradı. Beni eve doğru yürürken gördüğünü ve tepeye gitmesine gerek kalmadığını söylemişti. Dedesinin yanında olmak için evine gitmişti. Neyse ki karşılaşma olasılıkları artık yoktu. Onun için değildi endişem. Alp’e hâlâ kavga gibi, ani hareket yapabileceği şeyler yasaktı. Vücudu daha tam iyileşmemişti. Omurgasında hâlâ ağrılar oluyordu.

“Teşekkür ederim.”

“Rica ederim. İstersen boyamana da yardım edebilirim… Çok güzel çizmişsin ama belli ki içine sinmeyen bir şeyler var.” içime sinmeyen duvardaki değildi, kalbimdekiydi. Doğru kişi olduğunu düşünmek gibi bir aptallık yapmıştım.

“Boyalar orada, istersen yap.” burnumu çeke çeke boyamaya devam ettim.

Birkaç saniye sonra elinde spreyle boyamaya başladı. Akel’le çizdiğim hayali, Ali’yle siliyordum. Hayat, yine biz planlar yaparken, o bir tarafıyla gülüyordu. Her boyalı kısım silindikçe daha fazla canım yanıyordu. Duvarı beyazla örtüyor olabilirdim ama ben beyaz sayfa açamazdım. Bunu nasıl yapabilirdi? O kızı ortada bırakıp, istemediğini söyleyip, nasıl benimle mutlu olmayı düşünebilirdi?

“Karma…” diye fısıldadım sessizce. Babası tarafından istenmeyen, annesinin herkesten gizli doğurmaya karar verdiği kız çocuğu ve babası, hayatındaki kadın yüzünden ondan vazgeçiyor. Aynı hikâyeyi bugün iki farklı şekilde dinledim. Kabul etmek istemesem de küçücük bir anlığına, hiçbir şeyden haberi olmayan Şeyma Abla’yı suçlamıştım. Belki kabul etseydi, dedim. Ne bileyim işte? Şimdi tam olarak onun konumundaydım. Sevgilim, bana bir kızın kendisinden hamile olduğunu söylüyordu.

Evlenelim, diyordu hep. Neyse ki fevri bir hareket yapmamış, çıkılmaz bir yola girmemiştim. Belki de bu yüzden acele ediyordu. Evlenip Amerika’ya gidersek öğrenemezdim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

203okunma 112beğeni 7yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18