İz Bırakan Anlar

Vaveyla Yazarı: Atik Stayl

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: İz Bırakan Anlar
  1. 1 Karakterler10 kelime
  2. 2 Zamanın Sessiz Dokunuşu1.483 kelime
  3. 3 Sessizce Daralan Mesafe1.557 kelime
  4. 4 Duvardan Taşan Gölge2.214 kelime
  5. 5 Sayfalar Arasında Mutluluk1.709 kelime
  6. 6 Kaybettiğin Halde Kazanmak3.116 kelime
  7. 7 Yanlış Zamanda Doğan Doğru His1.921 kelime
  8. 8 Bir Yudumluk Çocukluk2.143 kelime
  9. 9 Söylenmeyenlerin Gürültüsü2.559 kelime
  10. 10 Denize Düşen Yılana Sarılır2.525 kelime
  11. 11 Aynı Yaranın İki Tarafı; Biri Bedende, Biri Kalpte3.669 kelime
  12. 12 İz Bırakan Anlar2.576 kelime · Okuduğun bölüm
  13. 13 Yarım Kalmış Hisler1.700 kelime
  14. 14 Kapalı Kapılar Ardında2.339 kelime
  15. 15 İlk Düğümün Çözümü2.805 kelime
  16. 16 Ruhun Tanıdığı Yabancı3.668 kelime
  17. 17 Perde Kapanırken3.164 kelime
  18. 18 Kıskançlığın Gölgesinde Kalan Aşk3.277 kelime
  19. 19 En Çok Sevdiklerimiz Yaralar7.172 kelime
  20. 20 Duvarın Öteki Yüzü7.333 kelime
  21. 21 Sevmenin En Gürültülü Hâli: Susmak5.140 kelime
  22. 22 Yutulan Kelimelerin Ağırlığı4.071 kelime
  23. 23 Birinin Öfkesi, Diğerinin Freniydi5.677 kelime
  24. 24 Beyaza Karışan Kırmızı3.418 kelime
  25. 25 Ormanın Karanlığında Kaybolan Çığlık5.564 kelime
  26. 26 Derine Gömülenler4.159 kelime
  27. 27 Aşkın İçinde Bir Uyarı Çalıyor4.093 kelime
  28. 28 Kanayan Kabuk2.844 kelime
  29. 29 Kan Bağı Değil, Yara Bağı3.821 kelime
  30. 30 Can Kırıkları3.245 kelime
  31. 31 Kaçış: Değişim zamanı1.840 kelime
  32. 32 Vazgeçiş: Kuzeye Dönüş3.799 kelime
  33. 33 Sensizlikten Önce: Kaderin Mühürlendiği Gün3.417 kelime

Üzerimde bir hareketlilik hissettiğimde korkuyla gözlerimi açtım. "Korkma, sadece üstünü örtüyordum." bir adım geriye atıp kısık sesle konuştu Ali. Öylece sandalyede uyuya kalmıştım. Her yerim tutulmuştu. Kollarımı bir süre ağrıdan hareket ettiremedim.

"Teşekkürler." uyku sersemi bir sesle dedim. Geç saate kadar uykuya direnmiştim ama sabaha karşı gözlerimin kapanmasına engel olamamıştım. Camdan dışarı baktığımda hava aydınlanmıştı. "Saat kaç?"

"Sekiz gibi. Eve git, dinlen biraz. Ben buradayım... Zaten uyurum diye koltuğa da oturmadın. Rahatsız sandalyede geçirdin geceyi." şiş gözleri kıpkırmızıydı ama sesi sıcacıktı. Kendisi de geceyi, koridordaki sandalyede oturarak geçirmişti. İkimiz de gitmemiş, gece bir şeye ihtiyacı olursa yanında olmak istemiştik.

"Sinmez öyle içime. Bir çıksın şuradan, o zaman dinleniriz." nazik tavrına karşın tebessüm ettim.

"Peki. Gel, kantine inelim bari. Dünden beri boğazından lokma geçmedi." dostça omzuma dokundu.

Başımla onaylayıp, beraber kantine indik. Atıştırmalık alıp bir masaya geçtik. Üşüdüğümden soğumasını beklemeden bir yudum aldım. Bir süre sessizlik içinde oturduktan sonra sessizliği bozan o oldu. "Alp taburcu olduktan sonra yarım kalan konuşmayı yapalım mı?"

"Olur... İstersen şimdi de konuşabiliriz." konuşmakta ısrarcı olduğu şeyi merak ediyordum.

"Bir çıksın sonra." cevaplayıp, kendi kendine mırıldandı "Toparlansın ki, beni toparlayabilsin."

"Nasıl? Ne toparlaması?" ya benim anlama problemin vardı ya da etrafımdaki insanlar konuyu en sondan anlatmaya başlıyordu.

"Hiç, boş ver. Sesli düşündüm sadece." gülerek ekledi. Keşke hep olsa da, biz de anlasak neler olduğunu. Bilmece çözmekten Sherlock'a döndüm.

"Beyinden umudu kesilince artık dil devreye giriyor bazı şeyleri anlatmak için." bize taraf gelen Akel, Ali'ye laf çarptı. Formundaydı yine.

"Açık konuşsan mı acaba artık? Yoksa senin de ona mı cesaretin yok?" onun gibi sordu Ali. Bakışlarının yaptığı kavgaların sayısını bir süre sonra kaybetmiştim. Hızlarına yetişmek imkânsızdı.

"Açık konuşuyorum aslında. Ama dediklerimi düşünmek yerine direkt rafa kaldıranlar var." sandalyesini çekip oturdu. Şimdi de bana bakıyordu. Birimizle uğraşmadan rahat duramıyordu.

"İnsanlar inanmadığı şeylere öyle yapar be, Akelciğim." dedim yapmacık tebessümle. "Sonunu bildiğin bir film misali... Sonda ayrılacaklarını bile bile izler misin? Ya da geçmeyeceğini bildiğin bir sınav?" amacım örneklerle anlatmaktı. Hislerinin geçici olduğunu, diğer beraberliklerindeki gibi olacağını göstermek istiyordum. Bir süre sonra yeni birisi ilgisini çekecekti.

"Sonu mutlu bitmemişse hâlâ yarım kalan şeyler var demektir. Mutlu olmak için bir ışık..." vazgeçmeyen Akel de bir örnekle geldi.

Telefonum çalınca "Annem. Müsaadenizle." diyerek yanlarında ayrıldım. Alp'i duymuşlardı. Alp'i evlatları gibi görüyordular. Saba Sultan'ın endişeli söylenmelerine maruz kalmıştım. Yarıda kesmeseydim, şu an onun düşüncelerindeki tüm gençlik, uyuşturucu tuzağına düşmüş ve kurtulmak isterken organ mafyası tarafından kaçırılmış, bir çöp konteynerinde can çekişiyordu. Üstelik hepsinin asıl hedefi bizdik. Aslında olansa ağaca tırmanmak isterken, dalın kırılması sonunu yere düşen Alp'ti.

Durumu toparlayıp biraz konuştuktan sonra masaya döndüm. Aralarında bir şeyler konuşuyorlardı ama tam duyamadım. Birbirlerine dik dik bakıyordular. Ali'nin elindeki karton bardağı sıkmasından, sinirinin boyutunun tahmin ediyordum. Akel ise sakin tavır takınsa da masanın altından bacağındaki yumruğunu sıkmıştı. Ruh hali ve bize gösterdiği kişiliği tam farklıydı.

"Adil olmayan bir mücadeledeyim ama asla pes etmeyeceğim!" dişlerini sıkarak fısıldadı Akel. Geldiğimi gördüklerinde ikisi de sustu. Bu duyduğum cümle de diğerlerini yanına gitti; düşünmem gerekenler klasörüne. Cesaretim ya da cevabım olmayan şeyleri sonra düşünürüm, diye ne var ne yok postalamıştım. Bu gidişle çığ olacak, ben de onun altında kalacaktım.

"Bir sorun yok, değil mi?" telefonu kastederek sordu Ali.

Başımı hayır anlamında salladım. "Alp'i merak etmişler... Ee siz ne konuşuyordunuz?"

"Okuldaki basketbol turnuvası." bunu bekliyormuş gibi hızlıca cevapladı Akel.

"Katılacak mısınız peki? Malum, hoca basket takımını dağıtalı çok oldu. Yeni takım toplanıyordu." Sıradan bir gündem iyi gelmişti. En azından goygoy yapıp geçerdik. Okuldaki son senemiz olduğundan herkes, ne kadar iyi olurlarsa olsun, seçilmeyeceklerini biliyordu.

"Yarın kaptanlık seçmeleri var. Eğer seçilirsem oynarım, yoksa sanmam." o da seçilmeyeceğini bildiği halde dedi. Rüzgâr Hoca, birkaç ay sonra veda edecek öğrenciyi asla kaptan yapmazdı. Zaten katılmayacaktı. Sadece açtığım konuyu sürdürüyordu.

"Bilindik Akel Ateş hareketi. Hikâyenin başrolü değilse, orada işi olmaz." Onu çözmüştüm artık; asla azla yetinmiyordu.

"Exactly!" eliyle giydiği buz mavisi gömleğinin yakasını düzeltti.

"Sen peki? Katılacak mısın?" Ali'ye baktım bu sefer de.

"Sanmam. Kaptan olursam birilerinin elinden yine bir şeyleri almış olurum." tiyatroyu ima ediyordu. Soğuk savaşın ne vakit biteceği merak ediyordum. Sürekli birbirlerine laf atıyordular.

"Sen zaten sadece oyunda kazanabilirsin..." dudağının kenarı tehlikeli şekilde kıvrıldı. "Neyse. Benim şimdi gitmem gerek." ayaklanıp "Gelsene biraz." çenesiyle dışarıyı gösterdi.

Ali'ye bakıp geliyorum anlamında gözlerimi kapatıp açtım. Beraber kantinin dışına çıktığımızda içeride birikenleri döktüm. "Sen niye sürekli birinin üzerine oynuyorsun? Ben, Alp, Ali... Ne yaptık ya sana?"

"Bildiğin soruları değil, bilmediklerini sor?"

"Ne gibi mesela, imalar efendisi?" küçümseyerek sordum. Bize korkak diyordu ama kendisi de kartlarını kapalı oynuyordu.

"Kendine sormalısın aslında; mesela ertelendiğin şeyleri... Hiç fark mi etmiyor musun?" umut ve sitem karışımı bir bakışla sordu.

"Seni çözmeye çalışmaktan yoruldum. Ne demek istiyorsan söyle işte. İlla her seferinde mavi ekran mı verelim? Şu mala anlatır gibi video başlığını izlemeye gerek duymayalım artık." açık olmasını istedim.

"Tamam... Doktorla konuştum. Her şey yolunda giderse Alp'i birkaç güne taburcu edecekler. O gün benimle bir yere gelmeni isteyeceğim. Eğer gelirsen her şeyi anlatacağım. Neyi bilmek istiyorsan. Ama düşüneceksin sen de. Artık anlattıklarımı ertelemeyi, ezberden hareket etmeyi bırakacaksın." kısa bir an duraksadı "Haa... Niye Alp'i beklediğimi merak ediyorsan? O buradan çıkmadan konuşursam o da diğer cevapsız soruların yanına gidecek. Önemli kararlar verirken hep Alp'le dertleşirsin... Seni sandığından daha iyi tanıyorum, Karen!" Haklıydı. Sandığımdan fazlasını biliyordu. Bu, beni rahatsız ediyordu. Beni tanıması, zayıf noktalarımı bilmesi demekti.

"Bir şartla gelirim. Kimseyle imalı konuşmak, laf atmak yok artık." şartımı sundum.

"Tamam. Şimdi gitmem gerek. Biraz işim var. Arada uğrayacağım. Seni yalnız bırakmam, merak etme." göz kırpıp gitti. Bazen dersleri anlamak, onu anlamaktan kolay geliyordu. Aklımı sürekli kurcalıyordu. Dönüp dolaşıp onu düşünürken buluyordum kendimi...

🌷

Alp, bugün taburcu olmuştu. Doktor tüm tahlillere kontrol edip eve çıkmasına izin vermişti. Birkaç güne toparlamış, yavaş yavaş eski sağlığına kavuşuyordu. Hatta okula gideceğim, diye ısrar ediyordu. Yatmaktan ne kadar gına geldiyse okul için can atıyordu. Babası Selim Amca, Amerika'da bir şirkette çalıştığı için uzun süre kalamıyordu. Ama annesi Şeyma Abla, kendi pastanesi olduğundan Alp iyileşene kadar kalmak istiyordu. Alp burada kaldığı için özleminden ara sıra kaçıp gelirdi.

Ben de anca okuldan sonra gelebiliyordum. Hastanedeyken Alp'i güldürüp, dikişlerini zorladığı için kaç kez hemşireler tarafından kovulmuştum. Ama bu bizim suçumuz değildi. Beraberken gülmek için göz göze gelmemiz bile yetiyordu. Aklımıza illaki saçma salak bir anı geliyordu.

Titreyen telefonu elime aldım. Akel'den mesaj gelmişti. "Alp hastaneden çıktı. Dediklerimi ertelemeden düşünecek cesaretin varsa attığım konuma gel."

Sözünü tutmuş, Alp hastaneden çıkana kadar tek kelime etmemişti. Hastanedeki ilk gün gitmemiş, o soğukta hastanenin bahçesinde banklardan birinde geçirmiş geceyi. O yüzden, iki dakikada yanında olacağım, demişti. Hiç gitmemişti... Ama bunu kendisinden öğrenmemiştim. Bir hemşirenin, yardımcı asistana Akel'i gösterip 'Kim bilir kimin için o soğukta bekledi. Gece yarısı içeri gelmesini söyledim ama kabul etmedi. Ben de bir battaniye vermiştim, gerçi o da vücudunun yarısını anca sarmıştı.' diye dediğini duymuştum. Yani sana ne vücudundan dememek için zor tutmuştum. Asıl bana neydi? Onu düşünmüştüm sonra. Ona ihtiyacım olursa diye o soğukta beklemişti, benim için beklemişti...

Gidecek miydim peki? Var mıydı cesaretim? Kafam iyice karışmıştı. Kendime sorular sormamı istiyordu ama ben hangi sorular olduğunu bile bilmiyordum. Öğrenmenin tek yoluysa konuşmaktı.

Salonda uzanan Alp'in haber verip çıktım evden. Taksiyle attığı konuma gittim. Yol boyunca kaç kere geri dönmek isteyip de vazgeçmiştim. Attığı konum bir parktı. Ağaçlar ve yeni çıkmaya başlamış taze çimenler çok güzeldi. Ama biraz ötesinde bir bina inşa ediliyordu. Kuşların sesini duymak yerine, oldukça gürültülü makine sesleri geliyordu.

'Binaya taraf dön ve ilerle.' gelen mesajla dediğini yaptım. Elinde bir kutuyla binanın yanındaydı. Havanın serin olmasına karşın üzerinde ince bir tişört vardı. Bu havada üşümüyor muydu?

"Hoş geldin." yeşili andıran gözleri gülüyordu. Gülüşü sanki küçük bir çocuğu anımsatıyordu. Aklıma bir dizeyi getirmişti.

Gülüşün büyümüyor, gülüşün çocuk,
Seninle beş yaşında olmak isterim...

"Neden geldik buraya? Anlat hadi dinliyorum." bu konuşma bir an önce bitsin istiyordum.

"Kızım, bir dur ya! Atlı mı kovalıyor? Gel, şu banka geçelim." ilerideki bankı gösterdi. Sesinde daha önce duymadığım, yabancısı olduğum heyecan vardı. Sesi genelde kendinden emin ve özgüvenli çıkardı.

Banka oturduğumuzda kutudan birkaç dalga ve makas çıkardı. Makasla ucunu kesip birini bana uzattı. "Seni mutlu ettiğim tek şey, değil mi?" öğretmen edasıyla devam etti. "Neyi bilmek istiyorsun. İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz."

"Neden sülük gibi yapıştın mesela? Ya da Ali ve Alp'le neden uğraşıyorsun? Okuldaki herkesle iyi anlaşmana rağmen onlara niye gıcıksın?" ilk kolaydan başlamak istemiştim.

Eliyle hayali bir tırnak açıp gülümsedi. "Sülük gibiden başlayalım." Sanırım sülük kelimesi biraz ağır olmuştu. Ama ne yapayım? Ben de gergindim. "Çok fena tutuldum sana. Geçer sandım; diğer kızlardaki gibi. Birkaç güne unutur, başka bir kızdan hoşlanırım, dedim... Sana dürüst olacağım. Bildiğin üzeri önceden çok kızla sevgili oldum. Hepsi çok kısa süreliydi. Kendileri de farkındaydı bunun..." bu konu beni geriyordu. Daha fazla uzatmayıp esas konuya girdi.

"Hiçbiri buraya dokunamadı." eliyle kalbini gösterdi. Sesi titremişti. "Sadece tek bir kişi... Daha birinci dönemde, bu parkta bir kız gördüm. Nutkum tutuldu. Kahverengi saçları sırtına dökülüyordu. Aralarına hafif sarı tutamlar attırmıştı. Saatlerce izleyebilirdim. Elinde bir sürü sprey boya dolu kutu vardı." kutudan sprey boya çıkarıp aramıza koydu. "Taksiye binip gitti. Ne yaptığımdan habersiz ben de bir taksiye atladım. Taksi bir okulun önünde durdu. Üzerindeki formadan anladığım kadarıyla orada okuyordu. Taksiden inerken, bu da bileğinden düşmüştü." bileklik çıkardı bu sefer de.

Kaybolan bilekliğim... "Bu bilek-" yarıda kesti.

"Var daha, bitmedi. İşte okula girdiğini gördüm. Şimdiye kadar kimseden utanıp, çekinmeyen Akel Ateş ne diyeceğini bilemedi. Kızlarla konuşmak çocuk oyuncağıydı benim için. Ama onun karşısında tüm kelimeler bile uçup gitmişti.

"Çıkışa kadar sabırsızlıkla bekledim. Yanında bir çocukla bayağı bir samimi halde görünce sevgilisi sandım. Vazgeçip gidecektim ki şans seri bir arkadaşımı gördüm. Belki tanır umuduyla ona sordum Arkadaş olduklarını söyledi ama okulda bazılarına göre sevgililermiş.

"Bir süre uzaktan takip ettim, her anını fark ettirmeden izledim. Gün geçtikçe daha çok âşık oldum. Duygularımın geçici olmadığı fark edince, naklimi okuluna aldırdım. Şansımın çok azdı ama senden vazgeçemedim... İşte benim hikâyem, Hayaller kızı." gözlerimi içene bakarak uzunca anlattı. Hayaller kızı benzetmesi hoşuma gitmişti. Genelde bana taktığı lakaplar yabani, insan düşmanı falan olurdu. Ne tepki vereceğimi bilemediğim için ağır saçmaladım.

"Sınavda yazılılara da bir soruya böyle uzun cevap verirsen, hoca kâğıdı okumadan düşük notu basar, haberin olsun." Aferin kızım! Adam, sana içini döküyor. Senin cevabına bak. Bravo! Allah'ın öküzü, iyi bir şey söyleyemiyorsun madem, sus bari!

Bu hallerime alışıktı. Dudağın kenarında belli belirsiz bir tebessüm belirdi. "Senin sorularından geçerli not aldıktan sonra gerisi yalan... Diğer sorunun cevabı: Alp'le olan yakınlığını çok kıskanıyordum. Aslında senden hoşlandığını düşünüyordum. Bana atarlanmasının başka açıklaması yoktu çünkü. Sonra biraz kurcalayınca, senden hoşlanan herkese bunu yaptığını gördüm. Ta ki senin de bir şeyler hissettiğini anlayana kadar. Mesela bana karşı tutumunun, Ali'ye karşı tavrıyla tam tersi olması gibi ve ya ondan hoşlandığını anladığında karışmaması gibi."

Kaşlarımı çattım. "Ne saçmalıyorsun? Kimseden hoşlanmıyorum ben!" paso inkâr moduna geçtim. Kendisinin bile haberi yokken, herkesin öğrenmesini istemiyordum.

"Anlamamak çok zor değil ya. Her gün okul bahçesinden girdiğinde, gözlerin onu arıyor. Sınıfa geldiğinde ilk iş gelmiş mi, diye sırasına bakman, teneffüslerde sürekli ama belli etmeyerek izlemen, konuşup gittiğinde ardından öylece bakman, Ali'den bahsedince iki kelimeyi bir araya getirememen..." bunları anlatırken canı yanmış gibiydi. Gözlerinde acı ve öfke vardı.

"Ama bu davranışlar zamanla değişti. Bakışların başkasını aradığını fark ettim. Mesela tiyatroda salonunda olmaması gereken biri ya da derse geç girdiğinde, yerine bakarken yakaladığım biri." öfke yerine umut bırakmıştı. Ama hiçbiri doğru değildi. Aklımı bulandırmasına izin vermeyecektim.

"Oturmuş salak gibi dinliyorum. Saçmalık hepsi!" celallendim. Bilerek yapıyordu.

"Peki, bunlar saçmalık diyelim. Nehirde yaşadığın neydi? Kalbinin sesini ben bile duyabiliyordum."

"Korktuğum için olabilir mi, akıl küpü? Tabii hızlanacak." bence gayet mantıklı bir açıklamaydı. Her şeyi kendisine bağlıyordu. İnsan, kime karşı duygularının olduğunu anlamaz mı, canım?

"Ama benimki korkudan değil." elimi göğsünün üstüne koydu. Çok hızlıydı. Nefes alışları da hızlanmıştı.

"Evet. Birkaç günlük duyguların..." inanmadığı belirttiğimde, haklı olarak sinirlenmişti.

"Deminden beri ben ne anlatıyorum, sen ne diyorsun? O kadar mı kötüyüm senin gözümde? Tek bir an bile düşünmeden sürekli tersleyip, kendine düşünme şansı bile vermiyorsun. Abi, Alp bile fark ederken senin anlamam... İşte bu canımı yakıyor. O kadar umutsuz vakayım ki ihtimal bile vermek istemiyorsun." Ellerini saçlarının arasına geçirip, derisinden koparmak istercesine çekti saçlarını.

Ne demem gerektiğini bilemiyordum. Üzüntüsü, canımı o kadar can yakıyordu ki kelimeleri bir araya getiremiyordum. Sinirini atmak için hızlı ve derin nefesler alıyordu. Öfkesinin hedefinin ben değildim; içinde bulunduğumuz durumaydı isyanı.

"Özür dilerim. Bir an çıkıştım." kendince haklı olmasına rağmen, yine özür dileyen oydu.

"Özür dilemesi gereken sen değilsin ki... Çok özür dilerim ama ben yapamam. Bir kez daha olmaz..." söylemem gereken şeyleri istemsizce dile getirmiştim. Bile bile canımı yakması için ona fırsat sunamazdım. Onun da bırakıp gideceğinden eminken olmazdı.

"Ne bir kez daha olmaz?" birkaç saniyeliğine sessizlik oldu aramızda. Bu konuyu bir an önce kapatmasını istiyordum. "Tamam." Ciğerlerini oksijenle doldurdu. "Gel. Şurada seveceğini düşündüğüm bir şey var." tebessüm konuyu ederek değiştirdi.

Ayaklanıp, elini uzattı. İstediğin yaptım. Biraz ileride bisikletler ve yanında orta yaşlı bir adam vardı. Belli ki kiralıyordu. Adamın yanına gidip "Hazır mı bizim bisikletler, abi?" sordu.

"Hazır, yeğenim." eliyle öndeki bisikletleri gösterdi.

"Benimle yarışır mısın, Umutlarımı yerle yeksan eden kız?" demagoji yapıyordu pislik. "Sen kazanırsan bu konu hakkında sen konuşmak isteyene kadar ağzımı açmam. Provaları da yapmayız." Kaybettiğim iddiayı sıfırlamak için yeni bir iddia sunmuştu.

"Peki, sen kazanırsan?" yine zararlı çıkmak istemiyordum.

"Kabul edersen zaten kazanmışımdır. İçinde senin olduğun bir anı kâfi bana." ondan beklenmedik hareketti. Bu, benim tanıdığım Akel değildi.

Kazanırsam işime gelirdi. Bu konu hakkında konuşmak istemiyordum artık. Eskiden öylesine konuşur geçiyordu. Ama üzüldüğünü artık saklayamıyor, kartlarını açık oynuyordu. Bu da suçlu hissettiriyor. "Kabul. Şu inşaatın etrafında iki tur atalım. Erken gelen kazansın."

Bisikletleri alıp başlangıç noktasına geldik. Tahmin ettiğim gibi ilk turu ben kazanmış, ikinci turda ise az farkla önde gidiyordum. Uzun zamandır bisiklet sürmediğim için biraz paslanmıştın. Ayaklarım yorulmaya başlamıştı. Birden Akel hızlandı. Yenilmemek için her şeyi yapıyordu. Asfalt yolla gitmek yerine, daha kestirmeden gidiyordu. İnşaatın atıklarının olduğu yolu seçmişti.

"Tehlikeli orası!" bağırdım arkasından. O yol sayesinde geçmişti beni.

Arkasını dönüp zafer gülüşüyle bağırdı. "Değer bence!" Hafif esen rüzgâr, saçlarını dağılmıştı. Beyaz tenine zıt siyah saçları bana bizi hatırlatıyordu. Çok zıt karakterlerdik. Benim en nefret ettiğim şey, onun kişiliğinin bir parçasıydı. Bana istemediğim şeyleri hatırlatıyordu.

Yine bana döndüğü sırada, bisiklet kocaman bir taşın üzerine çıktı ve kontrolü kaybetti. Hâkimiyeti ele almak istedi ama toparlamayıp devrildi ve demirlere doğru sürüklendi. Hızla yanına koşup dizlerimin üstüne çöktüm. Hareket etmeden öylece yatıyordu. Yerde kırmızı bir sıvı görünce başının kanadığını düşünüp telaşla "Akel! Aç gözünü!" diye bağırdım. Hiçbir cevap yoktu ama. Başına yavaşça dizime aldım. "Sen de gitme!" ona bir şey olma düşüncesi, sandığımdan daha fazla canımı yakmıştı. Varlığına alışmıştım.

"Merak etme, gitmem." tek gözünü açıldı. Pislik numara yapmıştı. Ben de salak gibi yemiştim!

"Manyak mısın sen? Ödüm koptu!" korkuyla bağırdım. Geri zekâlı!

"Benim için endişelenmem hoşuma gitti." pişkin pişkin sırıttı. Bizim nokta noktamızda ayı bağırıyor adamdaki rahatlığa bak! Bir an içimde kendimi sansürlediğimi gördüm. Alp yanımda küfür kullanmadığından sürekli kendisini sansürlerdi. Bu da ondan bulaşmıştı.

Yerdeki kana baktım. Boyaydı. Öfkeyle kafasını dizimden ittim. İnşaattan bulaşmış olmalıydı.

"Keşke hafıza kaybı numarası yapsaydım ya." sanki doğru bir şey yapacakmış ama unutmuş gibi üzüldü bir de.

"Hata bende! Bırak ne hali varsa görsün!" kendi kendime homurdandım.

"Bence kıyamadın... Ee kim kazandı?" adam hâlâ iddia derdindeydi.

"Küfürbaz yanım kazandı, ramak kaldı. Zincirleme küfürler gelecek birazdan." Bu, onu güldürmüştü.

"Seni benden daha çok kızdıran var mı acaba?"

"Daha başarılıları oldu." küçümseyici bakışlarıma mani olamadım. Kapatılması güç yaralarla...

"Gözlerindeki bu nefret bana değildir diye umuyorum." şakayla karışık ağızdan laf almaya çalıştı. Ne zaman onları düşünsem gözlerimde bu ifade hüküm sürüyordu.

"Sana karşı olsaydı şu an yanımda olamazdın."

"Anlatmak istersen dinlerim. İyi bir dinleyici ve akıl vericiyimdir... Ama konu kendime gelince elimde kibrit gaza daldığım doğrudur." güldürmek için kendiyle dalga geçti.

"Benim gibi yani." aynı şekilde yanıt verdim. "Biraz daha burada kalırsak soğuktan kalorifere yapışmak zorunda kalacağız." ellerimden destek alarak kalktım.

Yorumlarınızı merakla bekliyorum💚

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

286okunma 155beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18