34. bölüm · Hiç Kimse Konuşmadı
Part-34
ŞEHVETİN DORUĞUNDA
Magnus Whitlock, Serafina’yı kendine daha da çekti. Kadının ince bedeni, adamın geniş gövdesine yaslanmıştı. Deri koltuğun koyu rengi altında, ikisi de adeta gölgelerle sarılmış gibiydi.
Alkolün ekşi kokusu Magnus’un nefesinden taşarak Serafina’nın yüzüne vurdu. Kadın, nefes almak için başını çevirdiğinde Magnus’un elleri beline daha da sıkı dolandı.
“Kaçma,” dedi adam, sesi tok ve karanlıktı. “Burası senin için tek güvenli yer.”
Serafina, dudaklarının kenarında ince bir tebessümle fısıldadı:
“Güvenlik… bana şehvetle satılacak bir şey değil, Magnus. Senin kucağında olmak güven mi sanıyorsun?”
Magnus’un dudakları onun boynuna değdiğinde, kadın istemsizce irkildi. Adamın sert bakışları, ona meydan okumaya çalışan gözlerle buluştu.
“Sen bana karşı çıktıkça daha çok benim oluyorsun, Serafina.”
Kadının bacakları sıkı bir şekilde adamın beline dolanmıştı artık. Ellerini Magnus’un göğsünde kenetledi; ne itiyordu, ne de çekiyordu. O ikilemin içinde, ikisinin de nefesi giderek ağırlaşıyordu.
“Benim oyuncağım değilsin diyorsun,” diye fısıldadı Magnus, parmaklarını onun saçlarının arasına geçirirken. “Ama bak… nefesin bile benim ritmime göre hızlanıyor.”
Serafina gözlerini yumdu. Dudakları açıldı, ama söz yerine boğuk bir nefes çıktı. Sonra gözlerini açarak diklendi:
“Ben sadece oyun oynuyorum. Senin şehvetini, kudretini, her şeyini aleyhine çevirebilirim.”
Adam hafifçe güldü. Elleri kadının kalçalarına kayarken, sesi boğuk bir tehdit gibi yankılandı:
“Çevirebilir misin, gerçekten? Yoksa senin de istediğin bu muydu, Serafina? Boyun eğmekle hükmetmek arasındaki ince çizgide yanmak?”
Kadının omzundan kayan saçları Magnus’un göğsüne düşmüştü. Serafina, dudaklarını onun kulak hizasına götürüp usulca fısıldadı:
“Benim istediğim… senin kendini kaybetmen. Çünkü ancak o zaman kazanırım.”
Adam bir an sustu. Dudaklarını onun saçlarının arasına bastırdı. Derin bir nefes aldı.
“Kaybetmek…” dedi kısık sesle. “Senin uğruna kaybetmek bile bana zevk veriyor.”
O anda, aralarındaki gerilim artık sözcüklerle değil, nefeslerle konuşuyordu. Dudaklar birbirini buldu, fakat öpücük bir şefkat değil, meydan okumaydı; bir zafer çığlığı gibi acımasız, dişlerin kenarında duran bir çatışma gibi sert.
Serafina’nın parmakları Magnus’un ensesine dolanırken, dudaklarının arasından şu cümle döküldü:
“Bir gün… bu şehvet, ikimizin de sonu olacak.”
Magnus, gözlerini kıstı. Dudaklarının kenarında karanlık bir tebessüm belirdi.
“Olsun,” dedi. “Seninle yanmak, yalnız kalmaktan iyidir.”
Tam o sırada, salonun ağır kapısı gıcırdadı. Gölgelerden bir siluet belirdi. İnce yapılı, ürkek bakışlı bir genç.
Serafina’nın kalbi göğsünde bir tokmak gibi vurdu. Bacakları hâlâ Magnus’un belinde kenetliyken, gözleri bir anda kapının eşiğindeki delikanlıya dikildi.
Giovanni.
Çocuğun dudakları titredi, gözleri dehşetle açılmıştı. Boğuk, fısıltıya yakın alaycı bir sesle kelimeyi döktü:
“Anne…”
O tek kelime, Serafina’nın içini buz gibi bir sessizlikle doldurdu. Şehvetin ateşiyle yanarken, kapıdan içeri süzülen o bakış, tüm dengeleri paramparça etti.
Giovanni’nin gözleri öfkeyle yanıyordu. Tüm gerçekler artık önündeydi; Serafina, yıllarca onu manipüle eden, kadın kılığına girmiş bir erkekti.
Bu gerçekle yüzleşmek, midesini bulandırmak ve ruhunu sarsmaktan başka bir işe yaramıyordu.
Yıllar önce Norveçli bir köylü ailesi tarafından, para karşılığı Serafina’ya satılmıştı. Giovanni, nedenini anlamak için iki ayını harcamış, her detayı araştırmıştı. Artık hiçbir şey gizli değildi; geçmişin karanlık ipleri, gözlerinin önünde titriyordu.
Magnus Whitlock ise, tüm bu olan bitenden habersiz, onu bir oğul gibi sevmiş ve dünyayı önüne sermişti. Giovanni için Magnus, hem baba hem de koruyucuydu. Ama Serafina… artık onun için tamamen bitmişti.
Giovanni’nin zihninde bir şüphe dönüp duruyordu:
Acaba Magnus gerçeği biliyor muydu? Bu olasılık elbette vardı. Aynı yatağı yıllarca paylaştığın bir adamın böyle bir gerçeği anlamaması imkânsızdı.
Serafina, kadın kılığına girip Magnus’u kendine aşık etmiş, sonra gerçeği itiraf etmiş olmalıydı.
Giovanni içinden sessizce geçirdi:
“Zavallılar…”
O an, öfke, hayal kırıklığı ve kin bir arada yükseldi. Tüm geçmiş, tüm yıllar ve tüm yalanlar bir ağırlık gibi omuzlarına çökmüştü. Serafina’nın gücü, Magnus’un kör sevgisi ve kendi kaybolmuş yılları… Hepsi iç içe geçmiş, karmaşık ve acımasız bir örüntü oluşturmuştu.
Giovanni’nin bakışları Serafina’ya dikildi; artık gözlerinde merhamet veya çocukluk sevgisi yoktu, yalnızca buz gibi bir yargı ve soğuk bir karar vardı. Bir zamanlar annesi sandığı bu varlık, artık sadece geçmişin karanlık bir gölgesiydi.
Magnus ise, odaya sessizce girdiğinde, Giovanni’nin bakışlarındaki fırtınayı fark etti. Ama hâlâ bilmediği bir şey vardı; her şeyi anladığında, ne yapacağı belli değildi. Giovanni’nin sessiz ama yıkıcı öfkesi, hem Serafina’yı hem de Magnus’u sarsacak bir dönüm noktasına doğru sürüklüyordu.
