25. bölüm · Hiç Kimse Konuşmadı

Part-25

Elif Yyyl

Kahvaltı Ve Konuşmalar

Güneş yavaşça salonun büyük penceresinden içeri süzülüyordu. Keten perdelerin arasından geçen ışık, açık renkli ahşap zemine inci gibi dökülüyor, duvarlardaki eski yağlı boya tablolarına hayat veriyordu. Thomas’ın mutfağından yayılan taze kahve kokusu, Helen’in saçlarına sinmiş yasemin kokusuyla birbirine karışıyordu.
Mutfak masasında zarif bir kahvaltı hazırdı. Helen sabahın serinliğini Thomas’ın bol beyaz gömleği ve kendi bedenine hafif büyük gelen bir boxeriyle karşılamıştı. Saçları gevşek bir topuzdaydı ama ensesinden dökülen birkaç tel boynunu nazlı nazlı çerçeveliyordu. Ayakları çıplaktı. Thomas’ın eski, yumuşamış terliklerinden birine girmeyi aklına bile getirmemişti. Yer yer çıtırdayan parke taşlarında yürürken çıkardığı ses Thomas’ın hoşuna gidiyordu. Onun varlığı hâlâ gerçek değilmiş gibi…

Masanın üzerinde ince kesilmiş Manchego peyniri, kırmızı biberli patatas bravas, kızarmış chorizo dilimleri, tereyağında sotelenmiş mantarlar ve sarımsaklı domates ezmesiyle hazırlanmış tost dilimleri vardı. Helen’in siparişiyle Rye yakınlarındaki The Fig adlı restoranın özel İspanyol kahvaltısı setinden alınmıştı. Şarap değil bu kez, taze sıkılmış nar suyu ve koyu filtre kahve eşlik ediyordu bu sabaha.

Thomas, tabaktan bir zeytin alırken gözlerini Helen’e çevirdi. Gülümsedi ama gözlerinin kıyısında asılı duran o gerginlik hâlâ oradaydı.

“Dün… bir kadın geldi gördüğün o kadın,”
dedi. Gözlerini kahvesine çevirdi.

“Serafina Lucenti. Vatikan arşivlerinde çalışmış. Oğlunu arıyor.”

Helen çatalını yavaşça tabağına bıraktı. Bakışı, Thomas’ın ses tonuna odaklanmıştı.

“Vatikan mı dedin?”
“Evet.”
Derin bir iç çekti Thomas.

“Oğlunun adı Giovanni. Eroin bağımlısı. Aylardır kayıp. Black Hollow yakınlarında görüldüğüne dair bir bilgi almış.”

Bir sessizlik çöktü mutfağa. Saatin tik takları ve dışarıdan gelen serçelerin cıvıltısı dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Helen, dudaklarını ıslattı, sonra kahvesinden bir yudum aldı. Ama bu, kıskançlık değildi daha çok merak ve endişeydi. Helen, Thomas’a güvenirdi ama bu kadın… farklı bir tür karanlık taşıyor gibiydi.
Tam o sırada, masanın kenarında duran Thomas’ın telefonu çaldı. Cihazı eline aldığında ekranda
“Inspector Harold Greystone” yazıyordu. Thomas birkaç saniye bekledi, sonra açtı.
“Greystone,” dedi kısa ve sert bir tonla. “Whittekâr. Acil bir gelişme var,” dedi müfettişin boğuk sesi. “Serafina Lucenti doğru söylemiş olabilir. Giovanni’nin adı bu sabah Black Hollow’un güneyindeki terkedilmiş bir depo çevresinde geçen bazı görgü tanıkları tarafından verildi.”

Thomas ayağa kalktı. Gömleğinin bir kısmı pantolonun dışında kalmıştı. Gözleri pencereden dışarıya odaklandı, çenesindeki çizgiler gerildi.

“Ne kadar güvenilir bu tanık?”
“Yüzde yüz diyemem. Ama kadın haklıysa, bu sadece bir kayıp vakası değil. Giovanni’nin adı geçen başka bir dosyada da var: sahte pasaport, yasa dışı ilaç dağıtımı, bir kayıp daha.”

Helen, sandalyeden yavaşça kalktı. Thomas’ın göğsüne dokundu, “Gitmelisin,” dedi usulca. “Bunu yapmadan huzur bulamazsın.”
Thomas ona baktı. Gözleriyle teşekkür etti ama hiçbir şey demedi. Sonra çabucak ceketini aldı ve kapıya yöneldi.

Kapıyı açtığında Ghost karşı kaldırımdan hırlamaya başladı. Küçük tüy yumağı, Thomas’ın evi ile Helen’in evinin tam ortasında duruyor, ama sadece Helen’e havlıyordu. Helen ise gülümseyerek, kollarını göğsünde kavuşturdu. “Beni hâlâ kıskanıyor,” dedi fısıltıyla.

Thomas arabanın anahtarını çevirdiğinde, arkasına bir kez daha baktı. Helen, mutfağın kapısında durmuş, gözlerinde kırık ama yumuşak bir ifade ile ona bakıyordu.