11. bölüm · Hiç Kimse Konuşmadı

Part- 11

Elif Yyyl

Sabahın bu en narin anında, Rye’ın penceresinde duran iki beden sanki tüm kasabanın hikâyesini içinde taşıyor gibiydi. Thomas, Helen’ın her bir kelimesini dikkatle dinledi; yalnızca bir dedektifin dikkatli not tutuşuyla değil, aynı zamanda bir insanın, sessizce bir başkasını keşfetmesiyle. Onun sesinde, New York’un kalabalıklı koridorlarının değil, içsel bir yolculuğun yankısı vardı. Gözlerini kaçırmıyordu; dudaklarının hafif kıvrımı, ayna gibi parlak yüzeyinden sözler dökülüyordu.
Helen başını eğerek küçük bir ara verdi. Birkaç saniyelik sessizliğin içinde nefesler değişti. Sonra devam etti:

“Okulda… Tahta tahta bir tebeşir vardı. Öğretmenimiz, ruhların iç sesiyle konuşmayı öğrettiklerini söylerdi. Ama bazen, gerçek hayatta karşındakinin sessiz kalmış bir yarasını anlayamazsın…”

Bu cümle tamamlanmadan Thomas’ın aklına düşünceler süzüldü. Kimdi onun öğretmeni? Ne anlamıştı Helen? Fakat bunun üzerine konuşmadan önce, kendisiyle ilgili bir şey söylemek istedi.
Kitap raflarının olduğu köşeye baktı.

“Ben de… kitaplarla ilgilenirim,” dedi yavaşça. Kuru bir kahkaha gibi gelmedi; samimi, ama temkinli bir itiraf gibiydi. “Daha doğrusu… onlarla birlikte büyüdüm.”

Helen başını hafifçe çevirdi. Söylenmeyecek olan her şeyin söylendiği o bakışını ona çevirdiğinde, Thomas konuşmaya devam etti:

“İtalya’da… San Giovanni Rotondo’da bir dedektiflik akademisinde okudum. İtalyan Polizia’larının yetiştiği o taş duvarlı yer. Mezuniyetimde birincilikle bitirdim.”

Söylediğinde yüzünde hafif bir gurur parıltısı vardı. Gözleri kalın raflarda bir kitap üzerine takıldı. İçinde büyümüş saklı sırlar gibi.

“Orada bir öğretmenim vardı. Profesör Martino.

Uzun boyluydu, gri üniforması, yüreği şefkatli ama ses tonu keskindi.

Onun sınıfında… hafif parlayan gözlerle bakardık.
Bir öğrencimiz kayboldu bir gün.
Sadece kayboldu.
Ama o arkadaşımızı… bir hafta sonra bu akademinin bitişik köyünde bulduk.
Hepsi sessizdi. Toprak kokuyordu orada.
Bir karanfil vardı cebinde.
İşte Profesör Martino, bize yalnızca şunları öğretmişti o gün:

‘Sorgularken sessizliğe bakın. Sessizlik, en net yanılgının kaynağıdır.’
Öğrenci oradaydı ama sessizlik ona kök salmıştı.
İşte o an, dedektifliğin sadece delil toplamak olmadığını anladım.
Aksine, gerçeğe duyulan bir saygıydı.
Kitapların arasında saklı cümlelere dokunmak kadar hassas…”

Thomas, sessiz durdu. Helen, ağzı açık sanki tüm bu anlatılanları hissetmişti. Bir süre öylece birbirlerine baktılar. Sonra Thomas sessizce kalktı, Helen’ın fincanını yeniledi. O anda…Rafların arasından bir kitap yere düştü. Kalın, deri ciltli sayıları eski bir suç defteri gibiydi.
Ghost hafif bir iniltiyle kalktı ayağa. Ve ikisi birden kasabanın, akademinin, kitabın ve o kaybolan öğrencinin anlamsız sessizliğiyle kuşatıldı…