3. bölüm · Hiç Kimse Konuşmadı
Part-3
Mektup- Oda
Oda yavaşça boşaldı. Mrs. Vale son çıkan oldu; kapı kapanırken atkısının ucunu arkasından sürükledi, sanki hâlâ bir parçayı içeride bırakmak ister gibiydi. Thomas, oturduğu yerden kıpırdamadı.
Bir an ellerine baktı. Kızıl çatlaklar, yol boyunca dokunduğu her şeyi kaydeden ince izler… Sonra mektuba döndü.
Zarfı avuçladığında fark etti:
Eleanor’un yazısı ne kadar tanıdıktı. Harfler eğilmemişti, sesini neredeyse duyabiliyordu:
“Abi,”
“Biliyorum, bu mektup eline geçtiğinde ya ben olmayacağım ya da kimse bana inanmayacak. Ama ne olur, bu kasabaya son kez bak. Herkes konuşmaktan korkuyor ama herkes bir şey biliyor…”
Gözleri satırlarda kayarken, Eleanor’un sesi kulaklarının içinde değil, göğsünün tam ortasında yankılandı.
“O gece… kilisenin arkasındaki kulübedeydim. Neyi gördüğümü söylememe izin verilmedi. Sonra sustum. Ama sustuğum her şey şimdi senin omzunda, farkındasın değil mi?”
Thomas yutkundu. Mektubun ortasına bir yerlerde kurumuş bir damla vardı mürekkep değil, yaş gibi. Eleanor’un mektubu artık bir ip değil, kordondu: onu doğrudan geçmişe bağlayan.
Ve sonra…
“Eğer bu satırları okuyorsan, biri hâlâ beni izliyor demektir. Sakın güvenme, özellikle o adama. Seni karşılayan ilk üç kişiden biri…”
Thomas satırı okuyup bitiremeden, odanın içinden tiz bir gıcırtı geldi. Çekmecelerden biri… açılmıştı. Oysa Thomas dokunmamıştı.
Kalbi bir an durur gibi oldu.Elini ağır ağır masanın çekmecesine uzattı. İçinde küçük bir not defteri ve birkaç çivi vardı. Ama en altında, ince bir kumaşa sarılmış bir şey daha…
Eleanor’un kolyesi. Ucu yanmış, zinciri paslı, ama kesinlikle onundu.
“Ben asla kendimi yakmadım.”
Son satır, zarfın iç kapağına kurşun kalemle yazılmıştı. Bu cümleye kadar ağlamamıştı
