24. bölüm · Hiç Kimse Konuşmadı
Part-24
Gece- 00:12
“Helen… Lütfen, bir dakika. Sadece bir dakika. Şu an seni görmem lazım. Her şeyi anlatacağım. Her şey sandığın gibi değil. O kadının gelişiyle hiçbir ilgim yok. Seni burada, bu evde, bu şehirde beklediğim her gün… her şey gerçekti. Lütfen, inat etme. Camından bakmanı istiyorum. Sadece bak.”
Mesajı gönderdi. Kalbi hızlı atıyordu. Bu yaşta bile… hâlâ delicesine. Elini göğsüne götürdü, sanki orada kaçmaya çalışan bir kuş vardı. İçeri dışarı, dar bir kafeste çırpınıyor gibi.
Ve sonra… Helen’in perdeleri aralandı.
Aralandı mı, yoksa göz mü gördü? Thomas tam karar veremedi ama birkaç saniye içinde… Helen’in kapısı açıldı. Üzerinde sade, koyu lacivert bir gecelik vardı, üstündeki inci işlemeleri göğüslerinin tazeliğini ortaya çıkarıyordu adeta. Saçları dağınık, ama gözleri ayık. Uykusuz ya da belki de hiç uyuyamamıştı. Kapının önünde durdu, ama tek bir kelime etmedi.
Thomas ayakkabılarını hızla geçirdi. Kapısını açtı. Sokak boyunca sadece Ghost’un homurtusu duyuluyordu. Köpek bir yere yatmış, ama başını kaldırmamıştı, olanları gözleriyle izliyordu.
Adımlar sessizdi, ama Thomas’ın içindeki kelimeler boğazına kadar yükselmişti.
Helen’in karşısına geldiğinde durdu. Nefes nefese gibiydi.
“Bir şey söylemeden gidersen… ben bu gece nefes alamam, Helen.”
Helen gözlerini kaçırmadı.
“O kadını tanımıyorsan neden evindeydi?”
“Çünkü oğlunu arıyorum. Çünkü Harold bana güveniyor. Çünkü bu şehirde kaybolan herkes, bir şekilde, birilerinin umudu oluyor. Ama sen… sen benim umudumsun.”
Helen başını eğdi. O an, Thomas ellerini cebinden çıkardı. Ellerini kadının yüzünün iki yanına koydu. Dudakları titriyordu, ama konuşmayı sürdürdü.
“Sana dokunmak bile yetti bana. Birlikte geçirdiğimiz gecede ben o çarşafları değiştirtemedim Helen. Orada kaldı kokun. Seni tanımadan önce, bir kadına özlemeyi bu kadar bilmiyordum.”
Helen gözlerini kaçırdı. Ama ağlamadı. Yalnızca şöyle dedi:
“Beni bir daha yarı yolda bırakırsan, Thomas… geri dönmem.”
Thomas’ın gözleri yandı. Ama içinde bir ışık da doğdu. O an, ilk kez, gerçekten anlaşıldığını hissetti. Kadının elini tuttu.
“Bu sefer birlikte çözeceğiz Helen. Hem Giovanni’yi… hem kendi hikâyemizi.”
Ve o gece… birlikte içeri girdiler. Bu sefer açıklamalar için, gözyaşı dökmek için değil; umutlanmak için.
İlerleyen saatlerde..
Evin kapısı arkalarından yavaşça kapandı. Sessizlik, bir örtü gibi üzerlerine serildi. Ne Helen konuştu, ne Thomas bir şey sordu. Yalnızca göz göze, kalp kalbe…
Thomas usulca adım attı; Helen’in omuzlarına dokundu. Onun teni serin, ama içi sıcaktı. Birbirlerini özlemenin, sabırla beklemenin tüm yükü omuzlarından bir anda indi sanki. Kadın, Thomas’ın göğsüne yaslandı. O koku… tanıdıktı. Yastığında kalan, rüyalarına sinen, parmak uçlarında kalan…
Thomas, Helen’in yüzünü ellerinin arasına aldı. Parmaklarının arasında usulca akan bir akşam gibi kadının saçlarına dokundu. Öptü sonra öyle dikkatli, öyle sabırla sanki yıllarca susmuş da şimdi ilk kez konuşuyordu.
Yavaşça yukarı çıktılar. Her adım, her bakış birer hatıra gibi. Helen başını onun omzuna yaslamıştı, Thomas gözlerini kapattı; ilk defa, gerçekten güvende hissettiği andı bu. Sessizdi, ama içi çığlıklarla doluydu.
Yatak odasına girdiklerinde, gece loştu. Abajurun altında kadının teni fildişi gibi parlıyordu. Thomas gömleğini çıkardı, Helen’in geceliğini çıkardı ve usulca bıraktı yere. İki bedenden ziyade iki yalnız ruh vardı şimdi odada; ayrılığın açtığı boşluğu ancak tenle değil, kalple doldurabilirlerdi.
Thomas, Helen’in sırtına dokunduğunda, kadın gözlerini kapadı. Her dokunuş, bir nefesten ibaretti. Helen dudaklarını adamın boynuna götürdü, Thomas onun saçlarına gömüldü. Tenin sıcaklığı, iç çekişlerin ritmi, kalplerin aynı anda hızlanışı… hepsi birlikte, geceyi örten bir melodiydi.
İlk sözcük “özledim”di. Diğeri ise “kal”…
O gece, yalnızca bir buluşma değildi. Bir kavuşmaydı. Kaybedilen zamana karşı açılmış bir parantez. Sessiz, derin, doyumsuz bir hatırlayış.
Sabaha doğru, ikisi de aynı yastığı paylaşmış haldeydiler. Thomas’ın kolu Helen’in belindeydi, Helen’in yüzünde hafif bir gülümseme…
