66. bölüm / 68
Görünmezim -texting-66-
Bölümler 68Şu an: -66-
- 1 -1-727 kelime
- 2 -2-1.048 kelime
- 3 -3-1.077 kelime
- 4 -4-1.190 kelime
- 5 -5-1.060 kelime
- 6 -6-1.050 kelime
- 7 -7-964 kelime
- 8 -8-1.045 kelime
- 9 -9-1.099 kelime
- 10 -10-1.120 kelime
- 11 -11-856 kelime
- 12 -12-1.077 kelime
- 13 -13-1.045 kelime
- 14 -14-1.496 kelime
- 15 -15-948 kelime
- 16 -16-1.158 kelime
- 17 -17-1.082 kelime
- 18 -18-985 kelime
- 19 -19-935 kelime
- 20 -20-1.278 kelime
- 21 -21-926 kelime
- 22 -22-964 kelime
- 23 -23-1.183 kelime
- 24 -24-1.158 kelime
- 25 -25-1.546 kelime
- 26 -26-1.305 kelime
- 27 -27-1.174 kelime
- 28 -28-1.158 kelime
- 29 -29-853 kelime
- 30 -30-886 kelime
- 31 -31-1.063 kelime
- 32 -32-1.026 kelime
- 33 -33-1.068 kelime
- 34 -34-1.504 kelime
- 35 -35-1.848 kelime
- 36 -36-1.806 kelime
- 37 -37-2.644 kelime
- 38 -38-1.386 kelime
- 39 -39-1.403 kelime
- 40 -40-1.143 kelime
- 41 -41-983 kelime
- 42 -42-1.334 kelime
- 43 -43-1.209 kelime
- 44 -44-1.313 kelime
- 45 -45-1.593 kelime
- 46 -46-1.367 kelime
- 47 -47-1.238 kelime
- 48 -48-433 kelime
- 49 -49-993 kelime
- 50 -50-1.264 kelime
- 51 -51-1.106 kelime
- 52 -52-1.301 kelime
- 53 -53-1.129 kelime
- 54 -54-1.287 kelime
- 55 -55-1.257 kelime
- 56 -56-1.344 kelime
- 57 -57-1.457 kelime
- 58 -58-1.225 kelime
- 59 -59-1.523 kelime
- 60 -60-1.075 kelime
- 61 -61-1.345 kelime
- 62 -62-1.436 kelime
- 63 -63-1.104 kelime
- 64 -64-1.235 kelime
- 65 -65-1.206 kelime
- 66 -66-1.650 kelime · Okuduğun bölüm
- 67 -67-1.077 kelime
- 68 -68-1.656 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu işi ne kadar çabuk bitirirsem o kadar çabuk rahatlayacaktım.
Dün gece biraz aklım yerime geldiğinde verdiğim kararla bugün kendimi ateşe atacaktım. Yiğit ve Nehir'in kim olduğunu hala bulamadığı o kişiyi bulma görevi bana aitti ve bunu yapacaktım. Tek yapmam gereken göze çarpmayacağım bir kalabalık yaratıp aralarında dolaşmak ve bana çarpmalarına izin vermekti.
Yaşayacağım bilgi yoğunluğunun çoktan farkındaydım ama sahibinin kim olduğunu bilmediğim anıların yoğunluğu beynimde yeteri kadar fazlaydı. Şu ana kadar bir şey olmadıysa bundan sonra da bir şey olmazdı. Aradığım tek şey özel mavi bir iplikti.
Bu konuda ise Yiğit'ten yardım almıştım. Hem de kim olduğumun fark edilmesi riskiyle. Onun kendi öğrendiği sırları ve dedikodu isteyip gece ve sabah neredeyse her dokuzuncu sınıfa mesaj atmıştım. Belki bir kısmı ciddiye almayacaktı ama 2. teneffüste çoğu kişinin koridorda durmasını sağlayacaktım görünmez olarak. Çok dikkat çekecekti ama görünmez ne zaman mantıklı bir insan olmuştu ki?
İlk teneffüs ve iki ders boyunca neredeyse hiç konuşmadım ve arkadaşlarımın dikkatini çektim ama açıklama yapmadım. Sadece hasta olduğumu söyledim. Akın, hakan ve Azra ayrı ayrı seninle sonra konuşacağız bakışları atarken Burak sıcak çay getirmişti benim için. Teşekkür etmiştim. Gizlice içtiğim 2 ağrı kesici üzerine beni rahatlatmıştı gerçekten.
…
Yiğit:
Koridor aşırı kalabalık
Senin işin diye tahmin ediyorum?
Gorunmez_02:
Evet
Gözün açık olsun etrafta
Çünkü şu anda o kişiyi bulacağım
Yiğit:
Tamamdır
…
Geniş kapüşonumu kapadım ve son derin nefesle dokuzuncu sınıfların katına girdim.
Gürültü, konuşmalar, belirsizlik ve kalabalık.
Etrafta kaybolmak için mükemmel.
Aralarına karışıp ilerledim ve anıların beynime akmasını izin verdim.
Omzunda, kollarımdan, ellerimden ve hatta ayaklarımın ucundan.
1 saniyede 5 farklı insanın 1 günlük anıları beynimde birbirine karışırken beynime ağrı kendini göstermeye başladı ama pes etmedim ve koridor boyunca yavaş ve belirsiz adımlarla ilerlemeye devam ettim
10 kişi
30 kişi
50 kişi
70 kişi
100 kişi belki de
Koridor sonuna gelince derin nefesler alıp etrafa odaklanmaya çalıştım. Hala görmemiştim. Hala mavi bir bağ yoktu. Beynime akan anılar birbiri üzerine binip ağrı oluştururken onlarca anının içinde birbirlerine benzeyen anlar gözüme çarpmaya başladı.
O anda fark ettim.
Beynim fark ettirdi.
Belki de bizi bağlayan mavi bağ gösterdi.
Aylin.
Farklı gözlerde onunla göz göze olan kimse yoktu.
Ama uzaktan onun biriyle konuşurken gören insanlar vardı. Onu yakından gören herhangi bir anının olmaması imkansızdı. Burada bir şeyler yanlıştı. Aldığım anılar yükünden sadece onu aradım. Uzaktan onun gözüktüğü anıları inceledim ve ortak noktalarını buldum. Biri tek kelime ediyor, ardından hipnoz olmuş şekilde gidiyordu.
Mavi bağ değildi ama burada bir şeyler döndüğünü anlamak için ona ihtiyacım yoktu.
bulmuştum
Koridor sonunda durduğum yerden ayrılıp yine aynı kalabalığın içine karıştım. Ağrı daha kötü şekilde çarptı. Dengemi kaybetmeye başlayınca olduğum yerde durmak zorunda kaldım. Daha çok insan bana temas etti ve anlar beynime dolarken nefeslerim ağırlaştı
Çok fazlaydı
Çok fazla anı
Çok fazla insan
Hangi anılar benimdi ki?
Ben kimdim ki?
'Görünmez.'
Beynimde yankılanan kime ait olduklarını bildiğim kişinin sesiyle başımı toplamaya çalıştım. Onlara güvenebilirdim. Ben kim olduğumu unutsam bile onlar unutmazdı.
Nehir'e söylemem lazımdı gördüklerimi. Hala unutmamışken, hala anılar karışmamışken. Adım atmaya kendimi zorladım ve her saniyelik dokunuşta kime ait olduğunu bile bilmediğim anılar beynime akmaya devam etti. Neredeyse donuk şekilde ilerlerken elimde oluşan bağı fark ettim. Tehlike işaretiydi ama kalabalıkta ucunun bağlandığı iki kişiyi gördüm koridordan çıkarken.
Yiğit ve Aylin.
Artık kesinleşmişti.
Anlık vuran sakinlik ve başarıyla her şeyi unuttum ve bağ silikleşti ama hala oradaydı. Dokuzuncu sınıfların kalabalık bölgesinden çıktığımda riskli bölgeyi tamamen atlatmıştım ama beynim patlamaya hazır bir bomba gibiydi.
Tek hedefim merdivenlerden yukarı çıkıp bulduğum şeyi Nehir'e söylemekti. Beni ayakta tutan tek şey buydu. İnsanlar bana ya da ben insanlara vurmaya devam ettim ezberlediğim yolla 11 sınıf koridoruna giderken Vücudumun her bir kısmı anıları çeken bir süpürge gibi davranıyordu.
Daha çok anı geldi. Hem de hiç olmayan bir hızla ve daha fazla insandan. Ağrı gözlerimi karartmaya başladı. Kendime ait anılarımın beynimden silindiğini hissediyordum. Duygularım, kişiliğim, yeni gelen anılar yüzünden bastırılıyor, kendi sahip olduğum hayattan soyutluyordu.
Yolda, tanıdık 4 kişi beni görüp yanıma ilerlerken bir adım geri çekildim içgüdüsel olarak. Onları gerçekten tanıyor muydum ki? Bana ait anılardan insanlar mıydı? Yoksa beynimde olan belki de bin günlük anı karmaşasında beynimin bana oyunuydu. Daha fazla olmazdı. Risk alamazdım. Kendimi kaybedecektim.
Yanıma geldiklerinde endişeli yüzlerini fark ettim. Ama bana dokunan ellerden geri çekildim. Konuşmalar duydum arka plandan gelen ama ben o anda yaşamıyordum. Bulanık yüzler ve sesler vardı sadece.
Ellerimi kendime sarınca daha önce hiç görmediğim çok koyu bir mavi iplik serçe parmağımda belirdi. Ama anlamını bile bilip bilmediğimden emin değildim artık.
Sırtımı duvara yasladım ve seslerden kaçmaya çalıştım. Gözlerimi ve kulalarımı tıkadım.
Kaybolmak istiyorum..
…
"Ece? Sesime odaklan. Sadece ben varım. Beni dinle."
Gözlerimi açınca karşımda ilk endişeli mavileri gördüm. İçimi ısıtan gözler, hafif dağılmış kumral saçlar, genelde sakin olarak görünen tüm yüzünde ilk defa korkunun olduğunu fark ettiğim yüz çok tanıdık geldi ve içgüdüsel bir rahatlığın vücuduma yayıldığını hissettim.
Bir isim kalbimde yankılandı: Burak.
"Bahçeye çıkartacağım seni. Tamam mı? beni takip etmelisin. Bana güven."
Beynim bu kadar karmaşa içindeyken kalbimde yankılanan isme güvenmekten başka ne yapabilirdim ki? Beni ben olduğum gibi gören ve kim olduğumu hatırlatacak başka kime güvenebilirdim?
Belli belirsiz kafamı salladığında uzanıp omuzlarımı tuttu. Beni yönlendirirken ona yakın durdum ve ondan başka kimsenin bana dokunmasına izin vermedim. Sadece bir kişinin anılarını beni çevrelemesine izin verdim. Onun anılarında kendimi aradım, kendi anılarımı görmeye ve bulmaya çalıştım. Onun dışında kimse beni bu karmaşadan kurtaramazdı.
Okul bahçesinin yan tarafına geçtiğimizde beni bırakmaya çalıştı ama ona sıkı sıkı tutundum ve ellerimi beline sarıp kafamı göğsüne koydum. Korku tınısının her bir kelimede yankılandığı bir sesle konuştum. "Hayır. Bırakma beni Burak. Böyle dur biraz lütfen. Ben.. Kim olduğumu bile bilmiyorum. Öğrenmem lazım. Görmem lazım. Lütfen."
Elleriyle yanaklarımı tuttu ve alnını alnıma dayayıp gözlerime baktı. "Her zaman yanında olacağımı söylemiştim Ece. Buradayım. Sen kendini görünmez sansan da ben hep seni izledim. İstediğin kadar bak. Tüm anılarım senin." Sözleri kalbimi rahatlatırken bildiğim kelimeler beynimde yankılandı.
Gözlerimi kapadım ve anılarının beynimi ele geçirmesine izin verdim. 5 kişilik bir arkadaş grubu ve gizli mesajlar, konuşmalar, değerli anlar, bağlar, şakalar, üzüntüler, mutluluklar, tüm anılar; derinlere gömülmüş kendi anılarımla karıştı ve bir oldu. Kendimi buldum tekrardan onun anılarında.
Mesajlarımız, arkadaşlarımız, anılarımız, düşüncelerimiz, duygularımız aynıydı.
"Kim olduğunu biliyorum Ece. Görünmezsin. Okulun gizli anonimi, Azra'nın dostu, Akın'ın ortağı, Hakan'ın arkadaşı ve benim görünmezimsin Ece. En başında beri öyleydin."
3 yıl, 1085 gün, benim için 18 dakika.
Başlangıç noktamı tekrar bulana kadar geriye gittim ve bekledim tekrardan görene kadar. Bana ilk defa görünmez dediği anıyı buldum. Her şeyi başlatan, sonradan arka planda kalan, son zamanlarda zamanımın çoğunu geçirdiğim ve sürekli konuştuğum kişi oydu. Her zaman yanımda olacağına en çok güvendiğim ve adını kalbimde sakladığım en önemli insan. Burak.
Kim olduğumu bilmenin sakinliği, kendi anılarımı en sonunda bulmanın rahatlığıyla yavaş yavaş kendime gelmeye başladım. Fazlalık ve bana ait olmayan anılar gitmişti. Geriye sadece Ece ve görünmez kalmıştı. Kendi benliğimi tanımlayan iki isim. Ve onların kesişme noktası olan arkadaşlarım, en değerlilerim.
Gözlerimi açtım ve Burak'a baktım. "Teşekkür ederim." Burak'ın yüzünde bir rahatlama yayıldı ve yanağımı okşadı yavaş yavaş. "Daha iyi misin?" Başımı salladım. "Evet. Ben.. Kendini kaybetmiştim. Anılar.."
Aklıma gelen gerçeklikle ona baktım. "Her şeyi biliyorsun." Şaşkınlık ve aydınlanma ile mırıldandım. Bildiğim gerçekliği onayladı. "Ama.. Nasıl? Yani..." Kıkırdadı. "Fark ederdin elbette. Ama bir kere bile sesli dile getirmedim Ece. Kendimden bile sakladığım gerçekler oldu sırların. Sen isteyene kadar dile getirmeyeceğime söz vermiştim." Burak.. Dünyamda senden daha düşünceli başka bir insan yoktu.
"Ne zamandan beri?" Gözlerini hafif kısarak düşündü. "Tam olarak emin değilim. Uzun süredir biliyorum ama hangi noktada keşfettim fark etmedim. Bilgiler kafamda kendi kendine birleşti." Tekrardan bana odaklandı ve az önceki endişe geri geldi. "Seni az önce öyle görünce herkes endişelendi. Hayalete benziyordun ve bizden kaçtın."
Sorgular bir şekilde baktı. "Sana ne oldu? Bu kadar uğraştığın ve herkesten sakladığın şey tam olarak ne? Seni bu kadar kötü dağıtan şey ne?" Bu konuma tam olarak neden geldiğimi hatırladım.
Nehir, Yiğit ve Aylin.
Tüm o karmaşada gördüklerimi unutmamak bir mucizeydi şu anda.
"Anlatacağım Burak. Her şeyi anlatacağım. Artık sır yok ama.." Nefesimi verdim. "Sonra. Yarın hatta. Ama şimdi.." Tekrar ona yaklaşıp sarıldım. "Biraz daha burada kalayım. Utanç dalgası vurmadan tadını çıkarayım."
Kısık kahkahası kulaklarımda yankılandı ve ellerini sardı bana. "İstediğin kadar görünmezim."
Bir kelime kulağa bu kadar özel ve doğru gelebilirdi.
…
3. kişi
Nehir ve Yiğit okul köşesinin kenarından uzaktan ikiliyi neredeyse en başından beri izlemiş ve duymuşlardı. Onları buraya çeken mavi ip zamanla silikleşmiş ve yok olmuştu.
İkisi de şaşkındı en basit ifade ile. Ece -ya da Görünmez-, tahmin ettiklerinden daha zeki, daha cesur ve daha deli çıkmıştı. Ona yardım etmeleri gereken ikisiyken yardım alan taraf olmuştular. Yaptığı şeyin onu ne kadar zorladığını hissetmiştiler. Kız her şeyi kendi başına üstlenmişti ve kırılmıştı en sonunda. Tüm bunların üzerine şu anda Ece'nin yanında kendilerinden daha iyi şekilde sakinleştiren Burak'ı izlemişlerdi. Kendilerinin yapacağından daha etkili ve zararsız şekilde Ece'yi muhtemel krizin ortasından çekip almıştı.
İkili anlaşmış şekilde birlikte oradan uzaklaştılar ve farklı bir köşeye geçtiler. Söylenmesi gereken sözlerin ağırlığı ikisi arasında asılı kalmıştı.
"Ece, görünmezmiş ve gücü anıları okumakmış, çok akıllıca."
"Sana her dokunduğunda gücünü kullanmış ve her şeyi öğrenmiş."
"Sen de aynı şekilde Yiğit. İkimizi de parmağında oynatmış. Tahmin ettiğimizden daha uzun süredir her şeyi biliyordu muhtemelen."
"Şimdi ne halt edeceğiz peki? Öylece bırakamayız bu durumu."
"Biliyorum, ama.. Sadece gözlemleyelim. Burak bizden daha iş çıkardı. Ece de ona güveniyor. En azından kısa süre izin verelim."
Yiğit sırıttı. "Yakalanırsak, bu senin fikrindi. Duygulara karşı hassaslığın olduğunu unutmuşum." Nehir gözlerini devirdi. "Tamam, tüm suçlu benim. Umalım da okulda oluşan tüm bu karmaşaya değer bir bilgi edinmiş olsun."
"Koridordan çıkmadan son anda geri baktı. Bağı gördüğüne eminim. Yani bulmuştur bence." Nehir içini çekti. "Pekala, ondan haber bekleyelim o zaman. Sonra gizemli dokuzuncu sınıfı öğrenir ve dördümüz beraber konuşuruz. Bunu vakti geldi de geçiyor bile."
Yiğit onu onayladı ve ikisi beraber okulun içine girerken tekrar konuştu.
"Bir soru?"
"Evet?"
"Bunlarla uğraştığın için mutlu musun?"
"Kesinlikle evet."
…
EN SONUNDA BEKLEDİĞİM BÖLÜMMM
İkilimiz en sonunda kavuştu ve sırlar ortadan kalktı :')
Bölümü beğenmeyi lütfen unutmayın 10-15 beğeni yakışır bu bölüme ❤️
Not: Sona yaklaşıyoruz ama gidecek biraz daha yolumuz var
Bölüm etkileşimi
