Görünmezim -texting kitap kapağı

37. bölüm / 68

Görünmezim -texting

-37-

Vaveyla Yazarı: Çiğse Yağmur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 68Şu an: -37-

3 yıl önce

14 yaşındaki Ece, tatilde olmanın huzurla alarm sesi olmadan kendi kendine uyandı yatağında. Sınavı bitmiş, ders kitaplarında kurtulmuştu. Yerleşeceği lise dışında hiçbir sorunu yoktu şu anda ve sonuçların açıklanmasına çok vardı.

Gerinerek yatağından kalktı ve ayak ucunda uyuklayan kedisi Zuzu'yu sevip mutfağa annesinin yanına geçti. Tatilde pazar günü olduğu için üçü de evdeydi ve büyük kahvaltı yapacaklardı.

"Günaydın annemm." Annesi başını tezgahtan kaldirmadan gülümsedi. "Beni böyle tavlayamazsın küçük hanım. Gel yardım et." Arkadan ona sarılı yanağına öpücük koydu. "Ederimm." Tam o anda aklında bir şeyler belirmeye başladı. Dün geceden kendini ve babasını görmüştü. Ne oluyordu?

Annesini bıraktı ve birkaç adım geri çekildi. Zihninde hala benzer görüntüler gidip geliyordu. "Kızım? Yumurtaları çıkarsana hadi." Duyduğu sesle kendine gelip kafasını iki yana salladı ve gülümsedi. "Tabi."

Kahvaltı sırasında babası da yanağını sıkınca bu sefer annesini ve kendisini görmüştü dün gece beraber oturdukları anları.

İki kanıt görmüştü. Burada bir şeyler döndüğünden emindi ama reddetmek istiyordu. Böyle bir şey olamazdı ya normalde.

Sadece aklım karşıtı diye düşündü.
...

Sonraki gün ortaokuldan birkaç arkadaşıyla buluştu. Onlara sarıldığında yapmadığı şeyler aklını doldurdu. Tanımadığı insanları etrafında görmüş gibi hissetti. Hatta sesler bile geliyordu ve odaklanırsa duyabileceginden emindi ama duymak istemedi.

Afallasa da yüzünde belli etmedi ve arada sordu. "Dün ne yaptınız?" Az önce temas ettiği kız gözlerini devirdi. "Akrabalarımız ziyarete geldi. Çok yoruldum bu yüzden. Etraf karmaşa alanıydı ve küçük kuzenlerimij pek yardımcı olduğunu söylenemez." O konuşmaya devam ederken anlıyorum anlamında gülümsedi.

Demek olan buydu.

Onun anılarını görmüştü.
...

Ama durmadı. Her gün işe giden babası geri geldiğinde ona sarılmış ve gün içinde yaptığı şeyleri sormuştu. Annesi arkadaşlarıyla çıkıp geri geldiğinde neler konuştuklarını sordu. Her gün gücünü tekrar tekrar doğruladı ve kendine kanıtlar sundu bunu yapabildiğine dair.

Ama asla bunu sesli olarak kabul etmedi. Hatta kaçtı.

Görmezden geldi ve aklının en uç noktalarında düşünmemeye çalıştı kendisine ne

Ama bir gün gitmediği bir filme gittiğini ailesine söylediğinde onların sorgular bakışlarını görmüştü. "Son zamanlarda evden çıkmadın ki kızım? Ne ara gittin?" Her tarafı gerildi bir anda. Anlamıştı aklından.

Mükkemmel şekilde rol yaparak yalan uydurdu. "Bilgisayardan izlemiştim ya geçen gün. Ondan karıştırmışım." Sonra gözü saate kaydı. "Ben odama geçeyim. İyi geceler size."

Koşarcasına odasına gittiğine kendini yastığa bastırdı ve çığlık attı. Reddetme gücü kalmamıştı. O filme gitmemişti. Dün yanından geçerken rastgele birine çarpmış ve o gitmişti. Onun anılarını kendi anılarıyla karıştırmıştı.

Kalbi hissettiği korku ve gerginlikle hizlanirken gözlerini kapatıp kafasını iki yanından tuttu. "Git! Git artık aklımdan. Görmek istemiyorum!"

Ağlamaya başlarken kendini çok çaresiz hissetti.

Bu lanetten nasıl kurtulacaktı?
...

Kendi ailesinden uzak durmak için türlü bahanelere sığındı, odasına kapandı. Dışarı çıkacağı zamanlarda en sıcak günlerde bile eldiven takmaya başladı.

"Kızım yine mi eldiven? Dışarısı 35 derece. Doktora mı götürelim seni?" Hafif gülümsedi. "İyiyim anne. Sadece biraz üşüyorum." Aslında yanıyordu ve elleri ter içindeydi ama bu eldivenler başka kimsenin anılarını girmesinin tek yoluydu.

Anıların beynini ele geçirmemesi engelleyemiyordu. Kaç defa denemişti belli değildi.

Birinin anılarına onların izni olmadan erişip her süslerini gormsk onun için rahatsız ediciydi. Dışarda buluştuğu arkadaşlarına yanlışlıkla olsa bile dokunduğunda gördüğü şeyler onların gizli hayatıydı ve bunları bir saniyede ufacık bir dokunuşla öğrendiği için vicdan azabı çekiyordu. Onlarla konuşmak, öğrendiklerini anlatmak istiyordu ama yapamayacağını biliyordu
Nasıl öğrendiklerini sorguladıklarında başına gelenlerden bahsetmek zorunda kalırdı.

Zaman geçerken gücünün varlığına alışmaya başladı. Bedeninin yavaş yavaş bu gücü kabullendiğinin o da farkındaydı.

Bu sürede kurallarını da çözmüştü tabi istemeden.

1) sadece ten tene temasta geçerliydi. El olmasına da gerek yoktu. Kol, alın ve yanaklarda da ise yariyordu gücü

2)O kişinin gözünden görüyordu anıları. Bu yüzden karıştırması kolay oluyordu. Beyni kendi anısı gibi algılıyordu. Yalnız olduğu vakitlerde arka plana şarkı açıp kendi kendine konuşup anıyla hafızasına kaydetmek kendi anılarını ayırt etmek için düzenli yaptığı bir şey olmuştu.

3)Bir saniye bir gune eşitti. O temasla aklına dolan anıların istediği kısma odaklanabiliyordu. Eninde sonunda siliniyordu anılar ama hafızasında ne kadar süre kaldığını çözememişti.

4)O kişinin hafızasından silinen şeyleri bilmiyordu. Ama onun aklına gelmeyen, yine de beyninde kayıtlı olan bilgileri görebiliyordu

Böyle durumlarda o tahmin yürütürmüş gibi söyledikten sonra hatırlıyorlardı.

5)Bir kişiye bilerek dokunduğunda o kişinin anılarını ayırt etmesi daha kolay oluyordu.

6) Kendisinde olan şey kesinlikle bir çeşit lanet veya büyü gucuydu ama neyden etkilendiğini dair en ufak fikri bile yoktu.
...

Eldivenle geçen 1 ay sonra bu durumdan sıkılmaya başladı. Alışkanlıkla müzik listesini rastgele şarkılar açarken masasına oturup ellerini incelemeye başladı. Hiçbir farkları yoktu öncesiyle. Kendisine ne olduğuna dair en ufak fikri bile yoktu ve birinden yardım alamayacagına da emindi. Ya delinoldugu dusunulurdu, kanıt gösterdiğinde ise bir yere kapatılıp üzerinde deney yapılırdı. Bunu asla istemiyordu.

"Bundan kurtulmanın bir yolunu bulmak zorundayım." İstemeden de olsa ekledi. "Ya da.. nasıl başa çıkmam gerektiğini." İlk hedefi bastırmak için bir yolunu bulmaktı. Olmazsa okulda nasıl başa çıkacağını düşünmek zorunda kalacaktı. Sonsuza kadar dışarı eldivenle çıkamazdı. Eldiven takmayı sevmiyordu bile normalde.

'Bir derdim var artık, tutamam içimde
Gitsem nereye kadar
Kalsam neye yarar
Hic anlatamadım
Hiç anlamadılar'

"Birde nasıl çözeceğimi söylesen keske Mor ve Ötesi."

Bir sonraki şarkıya geçti.

'biter mi sandın tüm dertlerin
Hemen ödenmez büyük borçlar
Bitip tükenmek çok kolay
Aslında bütün resim güzeldir
Sadece hatırlaman gerek
Gül kendine
Bak ne kadar güzelsin?'

Gülmesini engelleyemedi.

Bu işin kolay çözülemeyeceğini biliyordu.
Bu güç veya lanet şu anda onu tükenmişti
Ama..

Gardroptaki aynadan masada oturan yansımasına baktı.

Gülen yüz ifadesi, toplu saçları, pijamaları ve bilmediği bir güçle kuşanmış elleri..

O hala oydu. Bunu unutmamalıydı

'Sana imkansız görünse de
Bütün çözümler ellerinde'

Bakışlarını aynadan çekti. Çekiniyordu, korkuyordu ama kararlıydı. Bu güce telim olmayacaktı ve çözüm arayacaktı.

Ellerini yumruk yapıp derin bir nefes alıp interneti açtı.

İyi de ne araştıracaktı?
Süper güçle baş etme yollarını mı?

Düşüncesine göz devirdi ve o anda aklına gelen en mantıklı aramayı yaptı.

'Süper güçlerle ilgili filmler.'

Bir ay boyunca olağanüstü güç içeren her türlü dizi veya filmi izlemişti. Marvel evreninden kurt adam ve vampirlerin olduğu dizilere kadar inmiş ve kendininkine benzer bir şey, veya okul açıldığında bununla nasıl baş edeceğine dair ipuçları aramıştı.

Tabi bu sürede gücü üzerine düşünüp ne hissettiğini anlamaya çalışmıştı. Bir açıdan yararları olacağını kabul ettiği bu güçler kendi mahremiyet sınırlarına aykırıydı. Bu da zaten onun en büyük çekingesiydi.

Hem ayrıca insanların anılarını okuyup ne elde edebilirdi?

Ya da ne yaparsa bu gücü en yüksek yararsa kullanabilirdi?

Ve en büyük soru, bunları yaparken gücünü saklamanın bir yolu var mıydı?
...

"Burada beklemem cidden zorunlu mu?" Babası saçlarını okşadı polis merkezinin girişinde. "Zorunda olduğun zamanlar harici içeri girmeni sevmediğimi biliyorsun." Market alışverişi için beraber dışarı çıkmışlardı ama ufak bir sorundan kaynaklı onu çağırdıkları için çalıştığı karakola uğramak zorunda kalmışlardı.

"Liseye geçince daha çok girebileceğim?" inatçılığını ve polis olma isteğini bilen babası bunu kabul etmişti ama yine de o an ona cevap vermeden içeri girmişti.

Kendisi bahçede otururken güneşten kaynaklı olarak şapkasını takip biraz aşağı kaydırdı ve beklemeye başladı.

O anda girişten gelen gürültülü seslerle bakışları kapıyı buldu. 4 yetişkin, biri daha büyük olan iki çocuk. İçeri girmisti. Çocuklardan büyük olanı biraz hırpalanmış gözükse de ikinisinin gözlerinde de aynı gergin ve korku ifadesi vardı.

Bir çocuk kavgası ne kadar büyük olabilir diye düşünerek telefonuna geri baktı.

Aynı kalabalık yanından geçerken ister istemez konuşmalarını duydu.

"Bu çocuğun orada ne işi vardı?"
"Kes sesini. O artık bizim çocuğumuz! Hakaret edemezsin!"
"Sanki çok meraklıyız ona! Bizim çocuğumuzun yanına gelen o be!"

Duydukları genelde anlam ifade etmiyordu ama ister istemez gerilmişti.

Yanında bir beden hissettiğinde bakışları o tarafa kaydı.

Dağılmış kumral dağınık saçları, daha yeni oturmaya başlamış yüzüyle ona yaşıt görünen ve çok yorgun gözüken derin mavi gözleri vardı.

"Hey."

Çocuk hafif titreyip ona döndü ve yine yorgun gülümsemeyle elini alnına koydu ve saçlarını düzeltti. "Seni fark etmemişim bile. Görünmez misin yoksa benim mi kafam çok dolu?"

Hafif gülümsedi. "Maalesef öyle bir gücüm yok. Ama istersen görünmez destek sağlayabilirim?" Yandan bir bakış attı. "Nasıl olacak o?"

"Eğer istersen az önceki kavgayı anlatıp içini boşaltabilirsin? İstemediğin sürece yorum yapmam. Hem şu ana bak. Ne ben seni bir daha göreceğim ne de ben seni."

"Aslında şu anda da tam gördüğüm söylenemez. Yüzünü göremedim." Gülerek gizemli hava katmak için biraz daha eğdi şapkayı. "Daha iyi ya işte. Kime anlattığını da bilmeyeceksin."

Çocuk biraz kafasında tarttıktan sonra konuşmaya başladı. "Kaybedecek bir şeyim yok sonuçta. Haklısın. Başlıyorum o halde." Derin bir nefes cekkti içine.

"Ben... evlatlığım. Utandığım bir şey değil ama bilinmesini fazla tercih etmiyorum. 6 yaşında şu anki ailem tarafından yetimhaneden alınmadan öncesiyle alakalı pek bir anım da yok zaten."

Durunca devam etmesi için cesaretlendirme amacı ile elini omzuna koydu bir anlığına. "Bugün parkta benden 3 yaş küçük biriyle tanıştım. Konuştuk,oyun oynadık ve iyi anlaştık ama babası onu almaya geldiğinde.. O beni tanıdı. Benim tam net değil ama anlamıştım. O benim biylojik babammış."

Az önce konuşmanın yeniden aklında canlanmasıyla hafif titredi. "Onlar beni 4 yaşında yetimhaneye bırakırken o zamanlar 1 yaşında olan biyolojik küçük kardeşime bakmışlar. Kardeşim olduğunu bile ben hatırlamıyorum ama. O da beni hatırlamıyor tabi. Ailelerimiz kendi kavgadan bizi bile unuttu şu anda. Baksana, yokluğumun farkında bile değiller." Çaresiz ve yorgun çıkıyordu sesi.

Kız sessiz kalmayı tercih etti ama içinde bir his vardı. Ona yardım edebilecek bir şeyler söylemeliydi. Olayı tamamen öğrenmek zorundaydı.

Destek için elini elinin üzerine koydu. Bu sırada anılar belirirken birkaç saat öncesini hızlıca aklından izledi.

Sonra da yavaşça geri çekti. "Dürüst olmak gerekirse ne denir pek emin değilim. Seni seven bir aileye sahipsin ve bu çok güzel. Sözde 'gerçek' olan biyolojik ailen seni kabullenmiyorsa seninde onları kabullenmene gerek yok."

Söylediği kadar kolay olmadığını o da biliyordu. Bu yüzden ekledi. "Bazen ruhumuz dünyamızı kabullenmiyor maalesef. Bende.. gerçekten görünmez olabilmek ve buradan kaçmak isterdim. Senin kadar olmasa da uğraşmak zorunda olduğum şeyler var. Ama buna cevap veren bir şarkım da var."

"Merak ettim." Telefonunu açtı. Mor ve ötesinden Durma öyle isimli şarkıyı buldu ve başlattı.

'Durmadan sürer giden oyun
Kalbin dursa bile, çarpıp çıksa bile
Bir çocuk hayallerin gidiyor
Binmiş bi sandala, sonra
Başka bir uyuma dönüyor her şey
İnsan kaybettiğini buluyor.'

İlk nakarattan sonda durdurdu.

"Ne olursa olsun, hayatına ne değişirse değişsin, hayat kendini düzeltiyor."

"Burak! Tanrım çok korktum. Hadi içeri gel." Bakışları son kez ona kaydı ve gülümsedi. "Teşekkür ederim." Başını salladı. "Önemli değil."

"Görüşür müyüz sence?"
"Muhtemelen hayır."
"O halde iyi günler sana."

O yanından kalkıp giderken babası geri geldi yanına. "Seni eve bırakıp geri gelmem lazım. Biraz karmaşık bir dava geldi." Az önce duyduklarını hatırladı. Babası polis olarak ona yardım edebilirdi. Ama.. "Bana az önce biraz açıldı da, bunu söylemek galiba haksızlık olur. Sadece şunu söyleyim baba. Hiçbir şeyden haberi yok çocukların."

Kafasını salladı. "Sorguda tekrar dinleyeceğim ama aklımda tutarım."
...

Eve gittiğinde ise az önce olanlar kafasında yeniden canlandı.

Sadece içini dökmesini sağlayarak bile ona yardım etmişti

Anılarını okuyarak belki daha ciddi bir durumda polise yararı olabilirdi

Kendine en yakın hissettiği kahramanın sözlerini hatırladı. Büyük güç, büyük sorumluluk getirirdi.

Yararlı olacak bir şey yapmak zorundaydı.

İnsanların sırrını bilip içlerini açmalarını sağlamak ve onları yardım etmek

Kimliği belli olmadan

Görünmez olarak

Sahte hesaplar ve gizli kimliği ile

Ama onun gücünü sorgulamamaları gerek

Bazı şeyleri yayardı

Güven kazanırdı

Nefret kazanırdı

Yakın olmazdı kimseye

Şu anda sadece temel olan, düşüncesi bile içine şu ana kadar en çok sinen şey olmuştu.

Ellerine baktı. Galiba lisede ne yapacağını biliyordu artık.

Gücünü sonuna kadar kullanacak ve görünmez olacaktı.
...

Tüm planı hazır şekilde okula ilk adımını attığında gerginliğine engel olamamıştı. Öncekilerden çok farklı olacak bir yıla giriş yapmıştı.

Kendi sınıfı 9/B'ye giriş yaptı. Önceden de düşündüğü üzere kapıdan sonra 3. siradan geriye doğru 4 tane saymış ve normalden biraz daha geriye oturmuştu.

İlk ders tanışma ile geçmiş ve herkesin ismini aklında tutmaya çalışmıstı şimdiden. Görünmez gibi bir kimliği alacaksa bu kadarını yapmak zorundaydı.

"Azra Sayar. ** Ortaokulundan geldim. Tenis oynuyorum arada." Önündeki ismini söylediğinde devam etti. "Ece Yıldırım. ** Ortaokulundan geldim. Sporla aram pek iyi değildir ve ister inanın ister inanmayın tanıyacağınız en sakar insanım." Bu hocanın ilgisini çekmişti. "Ne demek istedin Ece?"

Omuz silkti. "Çok düşüyorum. Ama herhangi bir rahatsızlığım yok. Sadece şanssızım. Zamanla fark edersiniz zaten."

Sıra onu geçip devam etmişti. Böylece buradaki Ece içinde kişiliğinin ilk adımını atmıştı.
...

İlk tenefüste koridora çıkıp sınıfları ve koridoru inceleyip yüzleri aklında tutma ve göz önünde olmak planının bir parçasıydı.

Ama planlamadığı şey, polis merkezinde ilk defa kendisine görünmez diyen ve sırrını açan ilk çocuğu görmesiydi. Şaşkınlıkla ona biraz uzun süre baktığında göz göze gelmişlerdi. Yaptığını fark edip bir saniye sonra sakince bakışlarını başka yere çevirdi.

İsminin Burak olduğunu hatırlıyordu. Şanslıydı ki o kendi ismini söylememişti ve görünmez ismini hatırlamadığını ummaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Ama sanmıyordu. O gün olan onca şey arasında söylediği bir kelimeyi hatırlıyor olamazdı.
...

Birkaç günün ardından düşme olaylarına başlamıştı sınıfta ve herkesle azar azar konuşup tanışmıştı. Kendi sınıfı tamam olduğu için haftanın geri kalanında koridorda durup diğer sınıflardan insanlarla tanışmaya ve yere düşme seansını okula yaymaya başlayacaktı.

Koridorda sınıfındaki Ece'nin ortaokulda tanıştıklarını öğrendiği arkadaşı Akın ile beraber konuştuklarını gördü. Onlardan bir sonraki oturma yerinde ise Burak ve sadece görünüş olarak bildiği bir çocuk vardı. Yeni tanışmış gibiydiler.

Bir an sonra Akın'ın Burakların yanına ilerleyip bir şeyler anlattığını ve diğer çocuğu çekip ayağa kaldırdığını gördü. Ama saniye sonra yere yapışmışlardı ikisi beraber.

Gülmesini bastırmak için bakışlarını eğip dudaklarını bastırmak zorunda kalmıştı.

Akın bir an sonra bağırmaya başlayınca koridorda olan herkes onlara bakmaya başlamıştı. "Senin derdin ne de bana çelme takıyorsun?" Burak da cevapladı. "Kendi dengeni kaybettiğinin farkındasın değil mi? Ben hiçbir şey yapmadım."

Azra gözlerini devirerek yanlarına geldi. "Bir kere de şöyle delice bir şey yapma Akın. Kusura bakmayın. O hep boyledi." Yerdeki çocuk gözlerini devirdi yerden kalkarken. "Tahmin edilebilir." Akın kaşlarını çattı. "Hey, hadi ama seni cidden tanıyorum bence. Hakan değil mi? Soaydin beyaz kartal filan mı?"

Gözlerindeki belirsiz bakışı gördü. "Hakan Akdoğan da sen nerden biliyorsun?" Azra'ya döndü. "Bak demiştim. Aynı ilkokul farklı sınıf. Adım Akın Kılıç. ** İlkokulu 4/C ınıfı. Senin de A. Ortak turnuvada takımlarımız karışmıştı."

Yüzünde oluşan sorgulayıcı ifade giderek zayıfladı ve eli gözlerine gitti. "Tamam hatırladım şimdi. Ortalığı o zaman da birbirine katmıştın."

Burak ekledi. "Pek değişen bir şey göremedim ben şu anda. Ortaokulda da böyle miydi?" Azra hafif bıkkınlık rolü yaparak ellerini önünde birleştirdi. "Böyleydi."

"Ben yanınızdayım farkındaysanız." Birkaç saniye bakıştıktan sonra hepsi birden gülmeye başladığında Ece köşeden onları izlerken gülümsemesine engel olamadı.

Bir anda kaynaşan bu çocukları çok sevmişti ve az önceki komik sahne görünmezin ilk haberlerinden biri olmaya layıktı.

Onlarla muhtemelen yakın arkadaş olamayacaktı ama onları uzaktsn izleyecek ve eğer şansı olursa görünmez olarak konuşacaktı.
...

Gorunmez_00

Günlük güncelleme:

Sevgili hanımefendi ve beyfendiler! bendeniz görünmez

Bu okulda okuyan 9. sınıflardan biriyim ve önümüzdeki dört yıl boyunca benden her an mesaj almaya hazır olun çünkü her bir sırrınız, utanç verici anınız, kötü yanınız ve başarılarınız benim gözetimimde olacak :)))

Nasıl mı öğreniyorum? Çünkü görünmezim ben 😉

Anladınız değil mi?

İnanması zor farkındayım bu yüzden ilk haberimi sizlerle paylaşarak bu düşüncenizi kırmak istiyorum

1) Okul hocalarının şimdiden dedikodusunu yaparken yakalanan 9/A sınıfından yeni oluşan arkadaş gruplarının ilki Pelin, Arya ve Zeynep. Biraz okula alıdaydık dedikodu sonra da yapılır. Ben zaten bu yüzden buradayım.

2) İlk tanışmada sakarım diyen ve bunu hafta içinde 15 kez düşerek kanıtlayan 9/B'den Ece. Umarım bir yerlerini kırmazsın.

3) Okulun 3. günü ilkokuldan tanıdığı arkadaşına kendini hatırlatmak için onu yere düşürmeyi tercih eden ve bunun için başkasını suçlayıp ardından arkadaş olan Akın, Azra, Burak ve Hakan. O tneefuste dışarda olan herkes sizi izledi tebrikler. Ayrıca bu garip ilk tanışma anına rağmen iyi anlaşmış gibisiniz.

4) 9/C'de ilk fizik dersinde sadece fiziksel şeylere mi odaklanacağız diye espri yapmaya çalışıp yapamayan Emir. Komik olmak istiyorsan önünde gideceğin çok yol var.

5) Voleybol takımı seçmelerinde hocanın kafasına topu geçiren 9/C'den Deniz. Bence hoca gücünden etkilendi takıma alınırsın endişe etme.

Şimdilik bu kadarrr

Bana yazmak, konuşmak ve sövmek isterseniz gorunmez_01 hesabımda sizi beklerim :)

Bu hesabımda sadece haber paylaşacağım dm'lere bakmayacağım

İyi günler dilerim herkese
...

Akın:
Öncelikle Burak'ın hala bana çelme taktığını düşünüyorum

İkincilikle sen kimsin be

Gorunmez_01:
/Ndndndnkdkxkzk/

Adım görünmez ve memnun oldum olmayan şeyleri uyduran çocuk

-engel-

Gorunmez_01:
İlk engelimi bu kadar çabuk yiyeceğimi tahmin etmiyordum ben😅😅

20 hesap yeterli olmayacak mı ya

___________

Böylece görünmezimiz doğar :')

En uzun bölümlerinden biriydi. Her şey hakkındaki düşüncelerinizi bekliyorumm ❤️

Bölümü beğendiyseniz beğenmeyi unutmayın canlarım ❤️

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

551okunma 6beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.