Dilsiz Çığlık kitap kapağı

4. bölüm / 16

Dilsiz Çığlık

KANTİNDEKİ FIRTINA

Vaveyla Yazarı: Lu Lu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: KANTİNDEKİ FIRTINA

Masal koluma sımsıkı girmişti. Koridordaki o boğucu kalabalığı bir zırh gibi yararak merdivenlerden aşağı iniyorduk. Yanımızdan geçenlerin kaçamak bakışlarını, arkamızdan gelen birkaç mırıltıyı hissedebiliyordum ama Masal başını öyle dik tutuyordu ki, o yürürken etrafındaki herkes ister istemez kenara çekilmek zorunda kalıyordu.
"Bak, sana kural bir," dedi merdivenleri inerken kulağıma eğilip. "Bu koridorlarda gözlerini yerden kaldırmazsan üstüne basıp geçerler. Başını hep dik tutacaksın Seren. Bırak onlar senden çekinsin."
Hafifçe gülümsedim. Küçük not defterim cebimdeydi, parmaklarımı kapağına sürtüp derin bir nefes aldım.
Kantin katına ulaştığımızda içerisi tam bir mahşer yeri gibiydi. Tost makinelerinin cızırtısı, bozuk para şıngırtıları ve onlarca gencin bağırış çağırışı birbirine karışıyordu. Tam o anda, merdivenlerden kahkahalar atarak inen dörtlü dikkatimi çekti. Arda, Kaan ve Rüzgar basamakları ikişer üçer atlayarak içeri daldılar.
"Köşe masa bizim!" diye bağırdı Kaan. Arda gülerek ceketini çıkardı, kantinin en ferah, bahçeyi gören cam kenarındaki masasının üzerine fırlatarak adeta kendi krallık bölgesini ilan etti. Arkasından Melis ve grubun diğer üyeleri de masaya yerleşti. Arda sırtını duvara verip bacak bacak üstüne attı, yüzünde o her şeye tepeden bakan rahat ifade vardı. Gözleri bir anlığına kantin kapısında duran bana değdi; ama saniyeler içinde sanki önemsiz bir duvara bakmış gibi kayıtsızca arkadaşlarının arasına döndü. Kalbimin ortasına yine ince, sivri bir iğne battı.
"Sen burada dur, ben kahveleri alıp geliyorum," dedi Masal.
Başımı iki yana salladım, cebimden cüzdanımı çıkarıp onun koluna hafifçe dokundum. Beraber gitmek istediğimi belirttim. Masal gülümsedi: "Tamam, madem öyle, operasyonu birlikte yürütüyoruz."
Kantinin önünde uzun, düzensiz bir kuyruk vardı. Sıranın en önüne doğru yaklaşmıştık ki, Arda’nın masasından kalkan Rüzgar elini cebine sokmuş, gevşek adımlarla doğrudan önümüze doğru yöneldi. Sırayı tamamen hiçe sayarak omzunu hızla araya soktu ve beni sertçe kenara itip tam önüme geçti.
Çarpmanın etkisiyle bir adım geriledim, dengemi zor toparladım. Masal’ın gözleri bir anda alev aldı:
"Hop! Yavaş ol bakalım şampiyon. Sıra diye bir şey duydun mu sen hiç, yoksa beyin kıvrımların oraya kadar yetmedi mi?"
Rüzgar arkasını döndü. Yüzünde Arda'nın grubuna dahil olmanın verdiği o vurdumduymaz, şımarık sırıtış vardı. Masal’ı baştan aşağı süzdü, ardından hemen arkasında duran bana baktı.
"Pardon ufaklıklar," dedi küçümser bir sesle. "Biz sıra beklemeyiz, acil sipariş var masaya."
Gözlerimi kısıp cebimdeki not defterine uzanmak istedim ama Rüzgar çoktan bana doğru bir adım atmıştı. "Ne o, önüne geçtik diye küstün mü? Bir şey diyeceksen de, öyle melül melül bakma suratıma."
Dudaklarımı sımsıkı birbirine kenetledim. Boğazım yine düğüm düğümdü. Tek bir kelime bile edemeden sadece gözlerinin içine baktım; öfkeyle ama çaresizce.
Rüzgar kaşlarını kaldırdı, dudaklarını büzüp garip bir ses çıkardı: "Eee? Dilini mi yuttun kızım sen? Ses versene."
Saniyeler süren sessizlikte Rüzgar’ın gözlerinde o acımasız ampul yandı. Sabah sınıflarda dolaşan fısıltılar çoktan onun kulağına da gitmişti. Ağzı alaycı bir sırıtışla iki yana açıldı. Masaya, Arda’nın olduğu tarafa doğru sesini bilerek yükselterek bağırdı:
"Aaa, durun bir dakika! Bizim çömez konuşamıyor beyler! Sabah sınıfta anlatılan dilsiz kız buymuş meğer!"
Kantin bir anda garip bir sessizliğe gömüldü. Arda’nın masasındaki Kaan ve Melis dönüp bize baktı, Rüzgar’ın bu lafına kıkırdayan birkaç kişi oldu. Rüzgar bana doğru eğilip ellerini havada sallayarak alaycı hareketler yapmaya başladı: "Ne haber dilsiz? Acıktın mı? Bak tost istiyorsan parmaklarınla göster de abin sana ısmarlasın, ha?"
Köşedeki masada oturan Arda’nın bakışları bir anda dondu. Gülüşü yüzünde asılı kaldı. Dudakları aralandı ama yerinden kımıldamadı; sadece gözleri büyümüş bir halde sıradaki sahneyi izliyordu.
Tam o anda Masal adeta bir kaplan gibi öne atıldı.
Rüzgar’ın göğsüne iki eliyle öyle sert bir darbe indirdi ki, çocuk dengesini kaybedip kantin tezgahına çarptı.
"Kapa o pis çeneni!" diye gürledi Masal. Sesi tüm kantinde çınladı, tost makinelerinin sesi bile kesildi. Masal, Rüzgar’ın boyunun uzunluğuna aldırmadan tam karşısına dikildi, işaret parmağını çocuğun burnunun ucuna kadar uzattı: "O aklını da, alay ettiğin o pis dilini de koparırım senin! Zeka seviyen konuşmaya yetmediği için laf soktuğunu sanıyorsun ama acınacak haldesin! Bir daha onun hakkında tek bir kelime edersen, seni o arkana aldığın popüler masanla beraber bu kantinin zeminine gömerim, anladın mı beni?!"
Rüzgar afallamıştı. Böyle bir tepkiyi, hele ki yeni gelen bir kızdan hiç beklemiyordu. Yüzü kıpkırmızı oldu, etraftaki onlarca gözün kendine baktığını fark edince toparlanmaya çalıştı ama Masal’ın gözlerindeki saf öfke onu bir adım geri püskürtmeye yetti.
Bütün kantin donmuştu. Masanın başındaki Arda’nın ise yumruklarını sıktığını, bakışlarının Masal ile benim aramda gidip geldiğini görebiliyordum; yüzünde hem şaşkınlık hem de tarif edemediği tuhaf bir gerginlik vardı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.