3. bölüm / 16
Dilsiz ÇığlıkÇATLAK SESLER VE İLK TENEFFÜS
Bölümler 16Şu an: ÇATLAK SESLER VE İLK TENEFFÜS
- 1 KELİMELERİN BOĞULDUĞU YER1.010 kelime
- 2 GÖRÜNMEZ ÇİZGİLER772 kelime
- 3 ÇATLAK SESLER VE İLK TENEFFÜS565 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 KANTİNDEKİ FIRTINA703 kelime
- 5 ÇİFT KİŞİLİK DÜNYA412 kelime
- 6 KAPALI KAPILAR ARDINDA638 kelime
- 7 GECENİN İTİRAFI700 kelime
- 8 ARKA BAHÇENİN GÖLGESİ834 kelime
- 9 AĞIR YEMİN658 kelime
- 10 PUSU467 kelime
- 11 GEÇMİŞİN GÖLGESİ606 kelime
- 12 EŞİKTEKİ NÖBET282 kelime
- 13 PARMAKLARIN DİLİ372 kelime
- 14 KORİDORDAKİ KIVILCIM522 kelime
- 15 KORİDORDA DEVRİM389 kelime
- 16 FIRTINANIN ARDINDAN477 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Masal’ın pervasız ve cesur çıkışı sınıfın ortasına adeta bir bomba gibi düştü.
Kemal Hoca kaşlarını çatıp gözlüklerinin üzerinden Masal’a baktı. Tam söze girip bu ani çıkışa bir karşılık verecekti ki masanın üzerinde duran telefonu kısa aralıklarla iki kez titredi. Hoca elini kaldırıp sınıfa "Bir saniye" işareti yaptı ve ekrana eğildi. Müdür Bey’den gelen acil bilgi notuydu bu; sabah idareye teslim edilen sağlık raporu ve Seren’in durumuyla ilgili resmi bilgilendirme ancak sisteme düşmüştü.
Hoca mesajı okurken geçen o birkaç saniyelik boşluk, sınıfın acımasız fısıltılarına zemin hazırlamaya yetti.
Ön sıradaki kızlardan biri yanındakine eğilip fısıldadı: "Dilsiz miymiş yani? Yanındaki kız da avukatı gibi hemen atladı."
"Ay şaka gibi... Bizim sınıfa nereden düştü bu şimdi?" diye homurdandı bir diğeri, kıkırtısını bastırmaya çalışarak.
Arka sıralardan başka bir ses yükseldi: "Sözlülerde ne yapacak acaba? Şiir falan okutursa hoca, işaret diliyle mi anlatacak?"
Duyduğum her bir fısıltı, tenime batan ince cam kırıkları gibiydi. Başımı iyice önüme eğdim. Tırnaklarımı avuç içlerime öyle bir bastırıyordum ki canımın acısı gözlerimin dolmasını engellesin istiyordum. Masal ise fısıltıların geldiği yöne doğru yumruklarını sıkarak döndü; gözleriyle sınıftakileri adeta biçiyordu. Eğer hoca orada olmasa o sıraları tek tek devirecek gibi bir öfke saçıyordu etrafına.
Kemal Hoca telefonunu cebine koyup başını kaldırdı. Bakışlarındaki o sert ifade tamamen silinmiş, yerini derin bir saygı ve anlayışa bırakmıştı. Sesini yükselterek sınıftaki uğultuyu tek kelimeyle kesti:
"Yeter. Herkes önüne dönsün."
Ardından doğrudan bana baktı, yüzünde yumuşak bir tebessüm belirdi. "Oturabilirsin Seren. Hoş geldin aramıza. Birbirimizin sözlerine olduğu kadar, sessizliğine de saygı duymayı öğreneceğiz bu sınıfta. Masal, sen de yerine geç kızım."
Masal yerine otururken bana dönüp göz kırptı ve masanın altından elimi hafifçe sıktı. "Takma kafana," diye fısıldadı sadece dudaklarını oynatarak. "Ben buradayım."
Aynı dakikalarda, iki kat yukarıdaki 12-A sınıfında ise bambaşka bir hava hakimdi.
Tahtada karmaşık türev formülleri yazan Matematik öğretmeni tebeşir tozları içinde ders anlatırken, arka sıranın kralları çoktan kendi eğlencesini kurmuştu. Arda’nın defteri önünde bomboş duruyordu; üzerinde sadece gelişigüzel karalanmış birkaç basketbol taktiği vardı. Sandalyesini iki ayağının üzerine devirmiş, bir eliyle sıranın kenarını tutarken diğer eliyle Kaan’a kağıttan yaptığı uçağı fırlatıyordu.
"Arda, oğlum hoca bakıyor, yakalanırsak ilk günden nöbetçi yapar," diye fısıldadı Kaan, önündeki test kitabını dik tutup kendini gizlemeye çalışarak.
"Bırak ya, ne yapacak?" dedi Arda pişkin bir sırıtışla. "İlk günden türev mi anlatılır? Adam yaz tatilini unutamamış, acısını bizden çıkarıyor."
Tam o sırada Arda parmaklarının ucuyla sıranın altından bir silgiyi fırlatıp en öndeki çalışkan çocuğun ensesine isabet ettirdi. Yanındaki Rüzgar kahkahasını tutamayıp öksürük krizine girmiş gibi yapınca sınıfta birkaç kişi daha kıkırdadı.
Hoca sinirle arkasını döndü: "Arda! Dersi kaynatacaksan kapı orada oğlum, son sınıf oldunuz hala aynı gevşeklik!"
Arda hiç istifini bozmadan ellerini teslim olur gibi kaldırdı, yüzündeki o büyüleyici, her kapıyı açan pişkin gülümsemesini takındı: "Aşk olsun hocam ya, formülü anlamaya çalışıyordum sadece. Arkadaşın dikkatini dağıtmayayım dedim."
Bütün sınıf, hocanın bile zorla bastırdığı bir tebessümle Arda'nın bu laf cambazlığına güldü. Arda arkasına yaslandı; her zamanki gibi kontrol ondaydı, ortamın parlayan yıldızıydı ve hiçbir şey umurunda değildi.
Tam o anda, uzun ve keskin okul zili çaldı.
İlk ders bitmişti. Koridorlar anında yüzlerce öğrencinin gürültülü adımlarıyla, kahkahalarla ve kapı çarpmalarıyla dolup taştı.
9-B sınıfında ise zil çalar çalmaz sınıfın kapısı aralandı; bazı meraklı gözler şimdiden kapıdan içeri bakıp "yeni gelen dilsiz kızı" görmek için fısıldaşıyordu. Masal ayağa kalkıp sıranın önünde adeta bir set gibi durdu, çantasını omzuna asarken bana döndü:
"Hadi Seren, kantine iniyoruz. Bakalım bu okulun kahvesi içilecek gibi mi, yoksa ilk günden kantinciyle de mi papaz olacağız?"
Bölüm etkileşimi
