Dilsiz Çığlık kitap kapağı

11. bölüm / 16

Dilsiz Çığlık

GEÇMİŞİN GÖLGESİ

Vaveyla Yazarı: Lu Lu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: GEÇMİŞİN GÖLGESİ

Geriye doğru bir adım attım ama sırtım eski bir apartmanın buz gibi bahçe duvarına çarptı. Kaçacak yerim yoktu. Kalbimin çarpıntısı boğazımda bir davul gibi vuruyor, nefes almamı zorlaştırıyordu.
Rüzgar üzerime doğru bir adım daha attı. Gözlerindeki o çiğ kibir ve öfke, sokak lambasının cılız sarı ışığında daha da tekinsiz görünüyordu.
"Melis'i ağlatmak kolaydı, değil mi?" dedi alçak, tıslayan bir sesle. Elini cebinden çıkarıp tam başımın yanındaki duvara yasladı, beni araya sıkıştırdı. "Okulda arkana o kızı alıp havalara girmeyi biliyorsun. Bak bakalım şimdi kim kurtaracak seni? Tek bir kelime bile edemiyorsun, değil mi? Bağırsana! Yardım istesene! Hadi, sesini duyalım biraz!"
Dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırdım. Boğazımdan sadece titrek, boğuk bir nefes çıktı. Gözlerimin dolmaması için tırnaklarımı avuç içlerime öyle bir geçirdim ki etim ezildi. Korkuyordum ama ona o zevki vermeyecektim; başımı eğmedim, gözlerimi gözlerine diktim.
Rüzgar bu meydan okuyan bakıştan iyice çileden çıktı. Boşta kalan elini omzuma doğru savurdu: "Bana öyle bakma dilsiz—"
"Elini o kızdan çek. Hemen."
Sokağın başından gelen ses, ne bağırıyordu ne de panik içindeydi; ama o kadar sert, net ve tavizsizdi ki Rüzgar’ın eli havada asılı kaldı.
İkimiz de aynı anda sokağın girişine baktık.
Loş ışığın altında, sırt çantasını tek omzuna asmış, elleri montunun cebinde uzun boylu bir genç duruyordu. Koyu renk saçları alnına dökülmüştü, dik duruşunda en ufak bir tereddüt yoktu. Ağır ve kendinden emin adımlarla doğrudan bize doğru yürüdü.
Gözlerim onun yüzüne kilitlendiğinde içimde bir yer sarsıldı.
Kaan.
Ortaokulun o aydınlık sınıfları, münazara kulübünün tahta masaları bir saniyede gözümün önünden geçti. O dönem kürsüye her çıktığımda arka sıralardan beni pürüzsüz bir hayranlıkla, gözlerini kırpmadan dinleyen o çocuktu bu. İki yıldır neredeyse unuttuğum o eski, sesimin olduğu hayatın en saf parçası tam karşımdaydı.
Rüzgar arkasını döndü, karşısındakini süzüp kaşlarını çattı. "Sen de kimsin be? Sanane birader, yoluna baksana sen!"
Kaan, Rüzgar’ın tehditkar tonunu zerre umursamadı. Aramızda bir adım kala durdu. Boyu Rüzgar’dan biraz daha uzundu ve bakışlarındaki soğukkanlılık, Rüzgar’ın öfkesini bir anda havada bıraktı. Kaan’ın gözleri bir anlığına bana kaydı.
O an... Kaan beni tanıdı.
Bakışlarında şimşek çakar gibi bir anlık şaşkınlık belirdi; iki yıldır kayıp olan, izini bulamadığı o kızı görmenin afallamasıydı bu. Ama gözlerindeki o derin saygı ve asalet kırıntısı hemen yerine oturdu. Bakışlarını tekrar Rüzgar’a çevirdi, sesi bir fısıltı kadar sakin ama buz gibi keskindi:
"İkinci kez söylemeyeceğim. Çekil o kızın önünden."
Rüzgar etrafına baktı, sokağın tenha olduğunu ve teke tek kaldığını fark etti. Kaan’ın o gözünü bile kırpmayan kararlı duruşu, kantindeki gibi arkasında bir çete olmayan Rüzgar’ı geri püskürtmeye yetti. Birkaç saniye diklenmeye çalıştı, ardından burnundan soluyarak bir adım geri çekildi.
"Dua et bu seferlik ucuz yırttın ufaklık," dedi bana dönerek. Sonra Kaan’a ters bir omuz atıp hızlı adımlarla sokağın diğer ucuna doğru uzaklaştı.
Sokakta sadece yaprakların hışırtısı ve benim düzensiz, kesik nefesim kaldı.
Duvara yaslanmış halde duruyordum, dizlerim hafifçe titriyordu. Kaan bana doğru bir adım attı ama beni ürkütmemek için mesafesini korudu. Gözleri yüzümde, üniformamda, titreyen ellerimde dolaştı. Yüzündeki o sert ifade bir anda çözüldü, yerini derin bir merak ve şefkate bıraktı.
"Seren..." dedi fısıltıyla, adıma dokunur gibi. "Gerçekten sensin."
Boğazım yine kilitlendi. Dudaklarımı hafifçe araladım ama iki koca yıldır olduğu gibi tek bir harf bile çıkmadı. Başımı önüme eğdim; iki yıl önceki o parlak, sahnelerde konuşan kızı hatırlayan birinin karşısında böyle zavallı, dilsiz bir halde durmak canımı her şeyden çok yaktı.
Gözümden bir damla yaş süzülürken titreyen elimi çantama atıp defterimi çıkarmaya çalıştım.
Ama Kaan durdurdu beni.
Yavaşça yaklaştı, deftere uzanan elimin üzerine kendi elini nazikçe, neredeyse dokunmaya kıyamaz gibi koydu. Başını eğip gözlerimin içine baktı; bakışlarında ne acıma vardı ne de küçümseme. Sadece hafızasındaki o asil kıza duyduğu saygı vardı.
"Yazmak zorunda değilsin," dedi sesi yumuşacık bir güven vererek. "Konuşmana gerek yok Seren. Ben seni tanıyorum."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.