Dilsiz Çığlık kitap kapağı

7. bölüm / 16

Dilsiz Çığlık

GECENİN İTİRAFI

Vaveyla Yazarı: Lu Lu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: GECENİN İTİRAFI

Akşam saatleri hızla akıp geçtiğinde Masal için kalkma vakti gelmişti. Annemle babama teşekkür edip vedalaşırken yüzündeki o samimi tebessümü korumayı başardı. Beni kapının önüne kadar geçirirken kolumu sıkıca tuttu, gözlerime baktı ama Arda hakkında tek bir kelime etmedi. Sadece "Yarın mesaj atarım, dikkat et kendine," dedi fısıltıyla.
Dışarı çıktığında sonbaharın serin rüzgarı Masal’ın yüzünü yaladı. Otobüs durağına doğru yürürken adımları öfkeyle sertleşiyordu. Zihninde sadece Arda’nın o kibirli, kayıtsız yüzü ve merdivenleri çıkarken kardeşini yok sayan o buz gibi hali dönüp duruyordu.
Nasıl bir insan öz kardeşine bunu yapabilir? diye düşündü durakta beklerken. Kantinde kendi arkadaşı Rüzgar o lafları sayarken bir metre ötede oturup hiçbir şey olmamış gibi çayını yudumlayan çocukla, bu evde kardeşini bir gölge gibi gören çocuk aynı kişiydi. Eve gidip odasına geçtiğinde bile o öfke dinmedi; yatağına uzanıp tavana bakarken dişlerini sıkıyordu. Arda’nın o umursamazlığı Masal'ın içine oturmuştu.
Masal gittikten sonra ben de yukarı, odama çekilmiştim. Masamın başına geçip defterlerimi açtım; kafamın içindeki gürültüyü susturmanın en iyi yolu her zaman bu kurallı, düzenli sayfalara sığınmaktı.
Saat on bire yaklaşırken boğazımın kuruduğunu fark ettim. Kalemimi hizalayıp bıraktım, su içmek için odamdan çıktım. Merdivenlerin trabzanlarına tutunarak çıplak ayaklarımla aşağı inerken alt kattan gelen kısık konuşmaları duydum.
Mutfak kapısı aralıktı, içeride cılız bir sarı ışık yanıyordu. Annem ve babam masada karşılıklı oturuyordu.
"Gördün değil mi Selim?" diyordu annem, sesi titriyordu. "İki koca yıldır ilk defa bir arkadaşı geldi eve. Masal o kadar iyi bir çocuk ki... Seren'in yüzü güldü, fark ettin mi? Gözlerinin içi parladı."
Babamın derin, yorgun iç çekişi duyuldu. "Fark etmez miyim Meryem... Dünyalar benim oldu sanki."
"Ama sonra..." Annemin sesi bir anda boğuldu, hıçkırığını bastırmaya çalıştı. "Sonra Arda girdi içeri. Seren’in o an nasıl küçüldüğünü, nasıl ezildiğini gördün mü? Kızım iki yıldır tek bir kelime edemiyor. Bazen geceleri uyanıp odasına bakıyorum, nefes alıyor mu diye dinliyorum. Çocuğumun sesi gitti Selim... Ne oldu da bu hale geldi, aklım almıyor. Doktorlar 'büyük bir travma, ciğerlerindeki suyun yarattığı oksijensizlik ve ölüm korkusu' diyor ama Arda bile bilmiyor kızın ne ara o suya girdiğini, neden bu hale geldiğini! Kimse bir şey anlatmıyor bana! İçim yanıyor, dayanamıyorum artık."
Merdiven basamağında donakaldım.
Annemin o çaresiz hıçkırıkları içimi parçaladı. Arda hiçbir zaman bilmemişti; o beni sadece bir gün tatilde birdenbire susmuş, aileye yük olmuş, tuhaf bir yabancı sanıyordu. Annem de gerçeğin karanlığından habersizce iki yıldır kahroluyordu.
Daha fazla dayanamadım. Küçük spiral not defterimi ve kalemimi alıp mutfak kapısını araladım.
Beni gördüklerinde ikisi de toparlanmaya çalıştı. Annem hızla gözlerini sildi. Boş sandalyeye oturdum, defteri masanın ortasına çekip hızlıca yazmaya başladım:
«İki yıl önce... Yazlıkta, kayalıkların olduğu o yasak koyda...»
Annemin nefesi kesildi. Şaşkınlıkla bana baktı.
«Arda arkadaşlarına hava atmak için akıntının en güçlü olduğu yerden denize atlamıştı. Ama bir anda bacağına kramp girdi. Çırpınmaya başladı, kimse yardımına gitmedi; arkadaşları korkudan kaçıştı. Arda suyun altına batıp çıkıyordu, nefesi tükeniyordu. Hiç düşünmeden suya atladım. Akıntı delice çekiyordu ama Arda'ya ulaştım. Bütün gücümle onu ittim, başını suyun üstünde tutarak kayalıklara doğru sürükledim. Onu sığ bir kayanın üstüne çıkarmayı başardım ama o çoktan bayılmıştı. Sonra... Geriye dönen dev bir dalga beni aldı. Suyun dibine çekildim. Zifiri karanlıktı, soğuktu. Nefes almaya çalıştıkça ciğerlerime tuzlu su doldu. Çığlık atmak istedim ama su boğazımı tıkadı. O karanlıkta ölümü gördüm anne. Arda gözlerini hastanede açtığında onu oradan Seren’in çıkardığını hiç bilmedi. Sesim o akıntının dibinde boğuldu.»
Defteri anneme doğru çevirdim.
Annem okurken eli titredi, gözyaşları sayfadaki mürekkebi dağıttı. "Aman Allah'ım..." diye fısıldadı dehşet içinde elleriyle yüzünü kapatarak. "Arda sadece 'kendi başıa yüzüp kayaya çıktı' sanıyordu... Seren, sen onun için hayatını verdin..."
Tam o sırada masanın başındaki babamın derin, çatallı sesi duyuldu:
"Biliyorum."
Annem irkilerek başını kaldırdı: "Ne? Selim, sen biliyor muydun?"
Babamın gözleri nemliydi ama bakışları iki yıllık bir sırrın ağırlığını taşıyordu. Yavaşça başını salladı:
"O gün koydaki güvenlik kamerasını inceleyen bendim Meryem. Kıyı emniyetinden Seren'in dalgaların arasından çıkarıldığı ilk anı gören de bendim. Hastanede günlerce başında bekledim. Seren yoğun bakımdan çıkıp ilk kez elime bir kağıt tutuşturduğunda bana yalvardı; 'Arda bilmesin baba, kendini suçlu hisseder, vicdan azabından mahvolur' dedi. Kızım kendi canını, sesini hiçe sayıp yine abisini korudu. Arda hiçbir zaman bilmedi hayatının kardeşinin sessizliğiyle takas edildiğini... Bunu iki yıldır sadece ikimiz biliyorduk."
Mutfakta çıt çıkmıyordu; annemin sessiz hıçkırıkları ve babamın kederi, suyun altındaki o iki yıllık suskunluğumun üstüne bir mühür gibi indi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.