9. bölüm / 28
BAYAN KİBİRLİ9.Bölüm
Bölümler 28Şu an: 9.Bölüm
- 1 1.Bölüm/ Düzen1.383 kelime
- 2 2.Bölüm/ İz1.538 kelime
- 3 3.Bölüm/ Zarf990 kelime
- 4 4.Bölüm1.637 kelime
- 5 5.Bölüm/ Haberler1.218 kelime
- 6 6.Bölüm1.052 kelime
- 7 7.Bölüm/ Akşam Yemeği963 kelime
- 8 Bölüm 81.222 kelime
- 9 9.Bölüm919 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10. Bölüm1.449 kelime
- 11 11.Bölüm865 kelime
- 12 12.Bölüm1.251 kelime
- 13 13.Bölüm1.046 kelime
- 14 14.Bölüm1.342 kelime
- 15 15.Bölüm1.175 kelime
- 16 16.Bölüm1.588 kelime
- 17 17.Bölüm1.252 kelime
- 18 18.Bölüm990 kelime
- 19 19.Bölüm1.251 kelime
- 20 20.Bölüm1.102 kelime
- 21 21.Bölüm2.035 kelime
- 22 22.Bölüm1.061 kelime
- 23 23.Bölüm1.217 kelime
- 24 24.Bölüm937 kelime
- 25 25.Bölüm1.077 kelime
- 26 26.Bölüm1.355 kelime
- 27 27.Bölüm1.284 kelime
- 28 28.Bölüm1.117 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Aptal, gerçekten aptal. Evlilik teklifini nereden çıkardı başımıza. Şimdi nasıl ben istemiyorum diyecek? Yüzüme yalandan bir gülümseme takındım. İçimde kötü bir his var.
İçeceklerimiz bittiğinde kalkmaya hazırlanırken karşımdaki diğer sandalye çekildi. Cahit yüzünde büyük bir gülümsemeyle babasına bakıyordu.
"Geç kaldın oğlum."
Göz ucuyla bana bakıp babasına döndü.
"İşim anca bitti. Size yetişmek için yemek bile yemeden çalıştım."
Nedense içimden ona inanmak gelmedi. Yüzümü buruşturduğumu fark edince hemen kendime çeki düzen verdim.
"Acele etmene gerek yoktu, ben seni beklerdim zaten." Sesimdeki kinayeyi yalnız o anlamıştı. Yüzüne her zamanki ukala gülümsemesini takındı.
"Bekleyeceğini biliyorum."
Sesi oldukça romantik çıkmıştı. Ben şaşkınca bakarken babası kahkaha atmıştı.
"Ben eve geçeyim. Siz sohbet etmeye devam edin."
Babası gidene kadar ikimizde konuşmadık.
"Neden geldin?"
Gözüyle garsonu arıyordu.
"Babam çağırdı."
Masadan kalkmak için hareketlenince kaşlarını çattı.
"Nereye?"
"Gidiyorum."
"Hemen çıkma, babam hâlâ gitmemiş olabilir."
Oturup arkama yaslandım. O da garsona şiparişini verdi.
"Neden çağırmış?"
"Kim?"
İçimden sabır çekip devam ettim.
"Baban seni buraya neden çağırdı?"
"Haa. Görüşelim diye."
Daha fazla konuşmayıp dışarıyı izlemeye başladım.
"Sare.."
Yüzümü çevirmeden cevap verdim, "Efendim?"
"Ne yapacağız?"
Evlilikten bahsettiğini biliyordum. İçime derin bir nefes çekerken Cahit'e döndüm.
"Ben değil. Sen ne yapacaksın?"
"Evlenelim."
Kaşlarımın çatılmasına mâni olamadım.
"Ne?"
"Evlenelim. Sonra ayrılırız."
"Dalga mı geçiyorsun benimle?"
Omuzlarını dikleştirip başını iki yana salladı.
"Hayır, ciddiyim."
Kendimi tutamayıp kahkaha attım. Karşımdaki adamın şaşkın suratını gördükçe gülmem daha da uzadı.
"Neye gülüyorsun?"
Parmaklarımın ucuyla dudaklarımı kapattım. Gözlerimi kapatıp sakince bir nefes aldıktan sonra gözlerimi açıp Cahit'e döndüm.
"Sen kimsin ki seninle evleneyim?"
"Ne?"
"Sen gerçekten de kendini benim yanıma yakıştırıyor musun?"
Gözlerindeki anlamsız ifadeyle dudağımın kenarı kıvrıldı.
"Benim gözümde şımarık bir çocuktan farkın yok. Bir de geçmişsin karşıma evlenelim sonra ayrılalım diyorsun. Allah aşkına bu ne cürret!?"
Eşyalarımı toparlayıp sandalyeden kalktım. Gözleri hâlâ üzerimdeydi.
"Bu mevzu fazla uzadı. Akşam babamla konuşup artık görüşmeyeceğimizi söyleyeceğim. Senin halledebileceğin yok."
Restorandan çıkıp arabaya ilerledim. Sedat arabaya yaslanmış beni bekliyordu. Beni görünce arka kapıyı açtı.
"Hemen eve gitmeyelim." Ben arabaya binerken o sadece başını sallamakla yetindi.
Parmaklarımı çiçeğin yapraklarından çekip eğildiğim yerden kalktım.
"N'oldu?"
Sedat az ötede sigarasını içiyordu. Dumanı bana gelmesin diye yanıma yaklaşmıyordu.
"Evlenelim dedi." Diğer çiçeklerin yanına adımlayıp eğildim.
"Ne dedi?"
"Evlenelip sonra da ayrılacakmışız." Dedim umursamazca.
Bir süre Sedattan ses çıkmayınca omzumun üzerinden Sedat'a döndüm. Çatık kaşlarıyla gözlerini yere dikmişti.
"Ne oldu?"
Gözlerini bana çevirdi, "Sen ne dedin?"
"Sence?"
"Söylediği şey çok mantıksız değil. Bir süreliğine idare ederdiniz."
Tekrar önümdeki çiçeğe döndüm.
"Babam bu evliliği kendi ailem olsun diye istiyor, gerçek bir aile. Böyle aşağılık bir işe girişip babamı üzme hakkını kendimde görmüyorum."
Çiçeğin etrafına dolanmış yabani otu kökünden tutup çektim. Kenara bırakırken çiçeğin köküne zarar verdiğimi sonradan fark ettim. Sıkıntıyla ayağa kalkıp bahçeden çıktım.
"Eve gidelim. Babam yakında işten çıkar."
Yemek için babamı bekliyorduk. Normalde geç kalmazdı, gelemeyecek olunca da mutlaka haber ederdi. Telaşlı değildim ama merak ediyordum. Kapı çaldığında ayaklandım. Babam peşinden de Cahit salona girdi. Babamın yüzüne bakınca bir şeyler olduğunu anladım. Sanırım artık her şeyi öğrenmişti. Babam için sıkıntı olsa bile ben şimdiden rahatlamış hissediyordum çünkü Cahit söylememiş olsaydı ben bugün her şeyi anlatacaktım.
"Çocuklar siz biraz odanıza gidin bakayım."
Arif ve Leyla ayaklanırken babam yerine oturup Cahit'e de başıyla oturmasını işaret etti. Annemin bakışları babamdaydı.
"Cahit bana her şeyi anlattı kızım."
Bakışlarımı Cahit'e çevirdim. Başını yere eğmişti.
"Elbette kimse sizin isteklerinizi yok sayamaz ama bu kararın biraz erken olduğunu düşünüyorum. Belki de birbirinizi daha iyi tanımak için zamana ihtiyacınız vardır..."
Babamın bakışları bendeydi bazen gözlerini Cahit'e çevirse de bunlar birkaç saniye sürüyordu.
"Baba, yeterince zaman geçirdik. Ben bu karara saygı duymanızı rica ediyorum."
Gözlerimin içine uzun uzun bakıp gülümsedi.
"Mâdem kararınız kesin. Diyecek bir şey yok."
Rahat bir nefes alıp arkama yaslandım.
"O zaman.."
Bu kez Cahit'e döndü.
"...bu hafta sonu aileni de al gel. Yüzüklerinizi takalım."
Kalp atışlarımın hızlandığını hissetmeye başladım. Saç diplerim uyuştuğunu, dilimin kuruduğunu, ensemdeki sıcaklığı, avuç içlerimin terlediğini.. vücudum bana ait değil gibiydi.
Gözlerimi karşıya çevirdim. Cahit babama bakarken gülümsüyordu. Gözlerini bana çevirirken gülümsemesi daha da genişledi.
"Tekrardan çok sağ olun. Bizi çok mutlu ettiniz."
Yüzümdeki aptal sırıtışı sinirimi alt üst etmeye yetmişti.
Sinirle ayağa kalktım.
"Baba konuşmamız gerekiyor."
Cahit de ayağa kalktı.
"Önce biz biraz konuşsak Sare. Tekrar işe dönmem gerekiyor da fazla vaktim yok."
"Hayır." Keskin bir dille karşı çıktım.
Babam araya girince ikimiz de sustuk.
"Çıkın dışarıda konuşun. Kızım önce misafirimizi uğurla sonra konuşuruz."
Yumruk yaptığım elimi gevşettim.
"Peki babacım."
Önden yürüyüp bahçeye çıktım. Arka tarafa doğru ilerleyip en karanlık yerde durdum. Kendimi sakinleştirmeye çalışsam da başaramadım. Sinirle arkama döndüm.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?"
Ellerini cebine atmış yarım ağız sırıtıyordu.
"Hazırlan evleniyoruz."
Üst dudağımı ısırarak aramızdaki mesafe kapanana kadar ilerledim.
"Öyle mi?"
Başını aşağı yukarı salladı, "Öyle."
Ayağımdaki topuklunun topuğunu ayağının üzerine götürüp olanca gücümle bastırdım. Bağıracağı sırada da elimle ağzını kapattım. Gözlerinin dolduğunu görünce dudaklarım yukarı kıvrıldı. Canın acısıyla beni geriye doğru itip iki büklüm oldu.
"Manyak mısın lan sen!"
"Ne söyledin babama?"
Cevap vermeyince ayağımı diğer ayağına uzatacağım sırada kendini geriye çekti.
"Birbirimizi çok sevdiğimizi ve hemen evlenmek istediğimizi söyledim."
Yüzüne tiksintiyle baktım.
"Söylediklerimi hazmedemedin değil mi? O yüzden böyle davrandın?"
"Senden kötü bir şey istemedim. Bir süre evliymiş gibi davranacağız, bu kadar. Ayrılınca ikimizin ailesi de evlilik konusunu bir daha açmaz."
"Babam gerçek bir evlilik yapmamı istiyor. Çocuk oyunu oynamamı değil."
"Ne yani aramızdaki evlilik gerçek mi olsun?"
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Sen gerçekten aptalsın."
"Evleniyoruz o zaman."
Sıkıntıyla ofladım. O ayağının acısıyla uğraşırken kafamdan bin bir düşünce geçiyordu. Gerçekten de bir süre idare edebilir miydik? Ya babam gerçeği öğrenirse bir daha yüzüne nasıl bakarım? Ama kimden öğrenebilir ki, hiç kimse. İşler daha da çıkmaza giriyordu.
"Yarın buluşup, konuşalım."
"Neyi?"
"Anlaşmanın şartlarını."
Bölüm etkileşimi
